Seferberlik Gruplarına katılmak için TIKLAYIN !

Kur'ân'la olan beraberliğimizi, anlayışımızı, sevgimizi arttırmak ve bu konuda birbirimize destek olabilmek için bir yolculuğa çıktık. Bu yolculuğa sizleri de davet ediyoruz. Devamını Oku...


Seferberlikte Bugün     16 Nisan 2024
Bakara Sûresi 234-237 (37. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Bakara Sûresi 234. Ayet

وَالَّذ۪ينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ اَزْوَاجاً يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَعَشْراًۚ فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا فَعَلْنَ ف۪ٓي اَنْفُسِهِنَّ بِالْمَعْرُوفِۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ  ...


İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için meşru olanı yapmalarında size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَالَّذِينَ kimselerin
2 يُتَوَفَّوْنَ ölen(ler) و ف ي
3 مِنْكُمْ içinizden
4 وَيَذَرُونَ geriye bıraktıkları و ذ ر
5 أَزْوَاجًا eşleri ز و ج
6 يَتَرَبَّصْنَ (bekleyip) gözetlerler ر ب ص
7 بِأَنْفُسِهِنَّ kendilerini ن ف س
8 أَرْبَعَةَ dört ر ب ع
9 أَشْهُرٍ ay ش ه ر
10 وَعَشْرًا ve on (gün) ع ش ر
11 فَإِذَا zaman
12 بَلَغْنَ bitirdiği ب ل غ
13 أَجَلَهُنَّ sürelerini ا ج ل
14 فَلَا yoktur
15 جُنَاحَ bir günah ج ن ح
16 عَلَيْكُمْ size
17 فِيمَا
18 فَعَلْنَ yapmalarında ف ع ل
19 فِي için
20 أَنْفُسِهِنَّ kendileri ن ف س
21 بِالْمَعْرُوفِ uygun olanı ع ر ف
22 وَاللَّهُ Allah
23 بِمَا -dan
24 تَعْمَلُونَ yaptıklarınız- ع م ل
25 خَبِيرٌ haberdardır خ ب ر

Bu ayet bir cahiliye geleneğini kadınlar lehine sınırlar. Kocalar, ölmeleri halinde dul eşlerinin bir yıl evde kalıp yas tutmalarını vasiyet ederlerdi. Bu ayet ölen kocanın böylesine bir tasarrufta bulunamayacağını kadın bunu istemezse ayette geçen sürenin yeterli olduğunu beyan eder.

Allah geride kalan kadına sadece dört ay on gün beklemesini söylüyor.. Ayetin devamı kadın üzerinde baskı kuracaklarını bildiği aile bireylerine ve toplumadır...

Riyazus Salihin, 1778 Nolu Hadis

Zeyneb Binti Ebû Seleme radıyallahu anhümâ şöyle dedi:

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in zevcesi Ümmü Habîbe radıyallahu anhâ'nın babası Ebû Süfyân İbni Harb vefat ettiğinde Ümmü Habîbe'nin yanına gitmiştim. Ümmü Habîbe, içinde safran veya başka bir şey bulunan güzel bir koku istedi. Bu kokudan önce bir câriyeye sonra kendi yanaklarına sürdü. Daha sonra şöyle dedi:

Allah'a yemin ederim ki, benim kokuya hiç ihtiyacım yok; şu kadar var ki, ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in minberde şöyle buyurduğunu duydum:

"Allah'a ve âhiret gününe iman eden bir kadının ölü için üç günden fazla yas tutması helâl değildir. Sadece kocası için dört ay on gün yas tutabilir." Hadisi rivayet eden Zeyneb Binti Ebû Seleme der ki:

Daha sonra ben, kardeşi vefat ettiğinde Zeyneb Binti Cahş radıyallahu anhâ'nın yanına da gitmiştim. O da koku isteyip süründü ve sonra şöyle dedi:

Allah'a yemin ederim ki, benim koku sürünmeye ihtiyacım yok; ancak ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in minber üzerinde şöyle buyurduğunu işittim:

"Allah' ve âhiret gününe iman eden bir kadının ölü için üç günden fazla yas tutması helâl değildir. Sadece kocası için dört ay on gün yas tutabilir."

Buhârî, Cenâiz 31, Talâk 46; Müslim, Talâk 58. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Talâk 43, 46; Tirmizî, Talâk 18; Nesâî, Talâk 55, 58, 59; İbni Mâce, Talâk 35

وَالَّذ۪ينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ اَزْوَاجاً يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَعَشْراًۚ

 

Ayet, atıf harfi وَ  ile önceki ayete matuftur. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İsim cümlesidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  ٱلَّذِینَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri, فيما يتلى عليكم حكمهم (Onların hükmü size okunduğu gibidir) şeklindedir.  

Veya muzâfun ileyh olup, muzafı mahzuftur. Takdiri, وأزواج الذين يتوفون منكم  (Sizden ölenlerin eşleri) şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası  يُتَوَفَّوْنَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

يُتَوَفَّوْنَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla mahzuf elif üzere merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. مِنْكُمْ  car mecruru naib-i failin mahzuf haline mütealliktir.  يَذَرُونَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’ la  يُتَوَفَّوْنَ  fiiline matuftur. 

يَذَرُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَزْوَاجاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

يَتَرَبَّصْنَ  cümlesi, الَّذ۪ينَ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. Veya mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri, أزواجهم يتربصن (Eşleri beklerler) şeklindedir. 

يَتَرَبَّصْنَ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. بِاَنْفُسِهِنَّ  car mecruru  يَتَرَبَّصْنَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هِنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَرْبَعَةَ  zaman zarfı,  يَتَرَبَّصْنَ  fiiline mütealliktir.  اَشْهُرٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  عَشْراً  kelimesi atıf harfi وَ ’ la  أَرۡبَعَةَ ’ ye matuftur. 

وَيَذَرُونَ اَزْوَاجاً  [Geride bıraktıkları eşler…] Yani onlar arkalarında hanımlar bırakırlar. 

يَذَرُ -  يَدَعُ  gibi mazisi ve mastarı kullanılmayan bir fiildir. اَلاَزْوَاجُ  kelimesi, زَوجٍ ‘ in çoğuludur. Nikâh altına alınan kadın  زَوْجًا  ve  زَوْجَةٌ  diye isimlendirilir. Müzekker kullanımı daha çoktur. Bir ayette  اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ [Sen ve eşin cennette kalın.” [A’râf 7/19] buyurulmuştur. Müzekker olarak  اَزْوَاجًا  şeklinde çoğulu yapılır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

3 ile 10 arası sayıların temyizinde, önce sayı, sonra temyiz gelir. Sayı muzaf, temyiz muzafun ileyh olur. Muzafun harekesi cümledeki konumuna göre değişir. Muzafun ileyh daima mecrurdur. Bu yüzden sayı muzaf olduğu için cümledeki konumuna göre irabını alır, temyiz muzafun ileyh olduğu için daima mecrurdur. Temyiz çoğul ve belirsiz olur. Sayı ile temyiz cinsiyet yönünden birbirinin zıttı olur. (Temyiz çoğul olduğu için eril veya dişil olduğunu anlamak için tekiline bakılır.) (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُتَوَفَّوْنَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  وفى ‘dir.

یَتَرَبَّصۡنَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ربص ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.


فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا فَعَلْنَ ف۪ٓي اَنْفُسِهِنَّ بِالْمَعْرُوفِۜ


فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

إِذَا  şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfı olup cevaba mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. بَلَغۡنَ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

بَلَغۡنَ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu ’n-nisve olup mahallen merfûdur. اَجَلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  harfi  اِذَٓا ‘ nın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

لَا  cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’ nın ismi olup fetha üzere mebnidir. عَلَیۡكُمۡ  car mecruru  لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. 

مَا  müşterek ism-i mevsûl  فِیۤ  harf-i ceriyle mahzuf hale mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  فَعَلۡنَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

فَعَلۡنَ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. فِیۤ أَنفُسِ  car mecruru  فَعَلۡنَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هِنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

بِٱلۡمَعۡرُوفِ  car mecruru  فَعَلۡنَ  ‘ deki failin mahzuf haline mütealliktir. 

[Kendi başlarına…] İntizâr kelimesi  بِ harfi ceri ile geçişli olmuştur. Yani iddetin sonuna kadar evlenmeden kendi başlarına beklerler. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)   

مَعۡرُوفِۗ  kelimesi, sülâsi mücerredi  عرف  olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.


 وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. ٱللَّهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harfi ceriyle خَبِیرࣱ ’ e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَعْمَلُونَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

تَعۡمَلُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.

خَبِیرࣱ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. 

خَيْرُ  kelimesi ism-i tafdil kalıbındandır. Çok kullanıldığı için başındaki hemze hafifletilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

وَالَّذ۪ينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ اَزْوَاجاً يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَعَشْراًۚ


وَ , istînâfiyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ , mübteda konumundadır.  يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ  cümlesi haberdir.

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  ٱلَّذِینَ ‘nin sılası olan  يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يُتَوَفَّوْنَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Aynı üslupta gelen  وَيَذَرُونَ اَزْوَاجاً  cümlesi, hükümde ortaklık sebebiyle atıf harfi  وَ ’ la sıla cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

 اَزْوَاجاً ‘deki nekrelik, herhangi bir manasında cins ifade eder.

الَّذ۪ينَ  ‘nin haberi olan  يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَعَشْراً  cümlesinde îcâzı hazif sanatı vardır. Takdiri  أزواجهم (Eşleri) olan mübteda mahzuftur. Haber konumundaki cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam 

Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Cümle haberî isnad şeklinde geldiği halde emir manası taşıdığı için hakiki manayı ifade etmemiş, yani muktezâ-i zâhirin hilafına durum arz etmiş olduğundan mecâz-ı mürsel mürekkeptir.

زَوْجٌ  kelimesi, kevni sabık alakasıyla mecaz-ı mürsel yoluyla kullanılmıştır. Çünkü eşlerden biri ölünce nikâh düşer.

وأزواج الذين يتوفون منكم  [sizden size ölenlerin eşleri] şeklindeki muzâfın hazfedilmesi mülahazasına binaen Allah Teâlâ, [İçinizden ölenlerin zevceleri... beklerler] manasını kastetmiştir. Bunun “Onların ardından beklerler” manasına geldiği de söylenmiştir. ی ’ nin fethasıyla  یتَوَفَّوۡنَ  şeklinde de okunmuştur ki, mana; “İçinizden müddetlerini tamamlayanların...” şeklinde olup, Ali (r.a.)’ ın kıraatidir. [Kendi kendilerine dört ay on gün beklerler] bu süreyi sayarlar ki, o da dört ay, on gündür. Denildi ki, ayette 10 günün  عَشۡراۖ  diye ifade edilmesi müennes olan gecenin ( الليلة ) esas alınması sebebiyledir; çünkü günler gece ile birliktedir. Arapların günleri esas alarak günleri müzekker kelime  عَشۡرة  ile ifade ettikleri asla görülmez. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t -Te’vîl - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

 

 فَاِذَا بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا فَعَلْنَ ف۪ٓي اَنْفُسِهِنَّ بِالْمَعْرُوفِۜ  

 

فَ , istînâfiyyedir. Şart üslubundaki terkipte  اِذَا , şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı şartın cevap cümlesidir.  اِذَٓا ’nın muzâfun ileyhi olan şart cümlesi   بَلَغْنَ اَجَلَهُنَّ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَ  karinesiyle gelen  فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ  şeklindeki cevap cümlesi, cinsini nefyeden nefy harfi  لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’nın ismidir. Sübut ve istimrar ifade eden cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır.  عَلَيْكُمْ ’un müteallakı olan  لَا ’nın haberi mahzuftur.

لَا ’nın mahzuf haberine müteallik mecrur mahaldeki ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan  فَعَلْنَ ف۪ٓي اَنْفُسِهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.  (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106)

أَنفُسِهِنَّ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

ف۪يمَا فَعَلْنَ ف۪ٓي اَنْفُسِهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ  [Kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerde…] İddetini tamamlayan kadınların damat adayları için dinin meşru saydığı çerçevede süslenmesinde, başka biriyle evlenmesinde bir sakınca yoktur. Çünkü evlilik bağı

artık ortadan kalkmıştır. Artık eşin velisinin, onu başka bir kişi ile evlenme

girişiminde bulunması için bırakmasında bir sakınca bulunmaz. Başka bir kocanın vakti gelmiştir. İddet bitmeden önce kadın yası terk edip damat adaylarına muttali olmayı talep ettiğinde kadılar ve velilerin buna mani olma hakları vardı. بِٱلۡمَعۡرُوفِ  [Meşru işlerde], yani şeriata uygun olan işlerde demektir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr ve Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl ve Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

بِالْمَعْرُوفِ  ifadesi Kur’an-ı Kerîm’de 19 yerde geçmiştir. Hepsi Allah’ın koyduğu hüküm ile alakalıdır. BAKARA/240. ayette (Kocası ölmüş kadının evde bir yıl kalması ile ilgili bir ayet)  من معروف  şeklinde geçmiştir. Bu şekildeki bir kullanım da sadece o ayette vardır.

وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ

وَ  istînafiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَللّٰهُ  mübteda,  خَب۪يرٌ۟  haberidir. 

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder.İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مَا  müşterek ism-i mevsûlu mecrur mahalde olup  خَب۪يرٌ۟ ’e mütealliktir. Sılası olan  تَعْمَلُونَ , muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüme işaret etmiştir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِمَا تَعْمَلُونَ , konudaki önemini vurgulamak için faile takdim edilmiştir.

Müsned olan  خَب۪يرٌ۟  mübalağalı ismi fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Yaptıklarınızı görür] ifadesinde Allah Teâlâ, herşeyden haberdar olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. 

وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِیر  sözü, lafzen sarih olarak Allah'ın bütün yapılanlardan haberdar olduğuna delalet eder. Ama maksat bu yapılanlara karşılık ahirette verilecek  sevap ve cezayı hatırlatmaktır. Buna, lazım-melzum alakasıyla mecaz-ı mürsel denir. 

Bu ayette ibda’ denilen birden fazla sanatın bir arada bulunması söz konusudur. Önceki ayetin sonundaki kelimeyle bu ayetin son kelimesi yani  خَب۪يرٌ  ve  بَص۪يرٌ  arasında vezin ve son harfler aynı olduğu için mütevazi seci ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cümle mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

فَعَلْنَ - تَعْمَلُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Bu cümlenin erkeklere veya kadınlara hitap olması caizdir. Bu, hayır işleyenler için bir vaat, kötülük yapanlar için ise bir tehdittir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ  ayetinde hitap haddi aşan kadınlara yönelik olduğu halde fiilin تَعۡمَلُونَ  şeklinde müzekker olarak gelişi umum ifadesi ve bu tezyilin müstakil olarak kullanılması içindir. Müzekkerin müennese galip gelmesi şeklindeki tağlîb sanatıdır. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belagati’l Kur’ani’l Kerim, soru:1500)

Bakara Sûresi 235. Ayet

وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا عَرَّضْتُمْ بِه۪ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَٓاءِ اَوْ اَكْنَنْتُمْ ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ وَلٰكِنْ لَا تُوَاعِدُوهُنَّ سِراًّ اِلَّٓا اَنْ تَقُولُوا قَوْلاً مَعْرُوفاًۜ وَلَا تَعْزِمُوا عُقْدَةَ النِّكَاحِ حَتّٰى يَبْلُغَ الْكِتَابُ اَجَلَهُۜ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ فَاحْذَرُوهُۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَل۪يمٌ۟  ...


(Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki, siz onlara (bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin. Bekleme müddeti bitinceye kadar da nikâh yapmaya kalkışmayın.Şunu da bilin ki, Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah’a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا yoktur
2 جُنَاحَ bir günah ج ن ح
3 عَلَيْكُمْ size
4 فِيمَا
5 عَرَّضْتُمْ üstü kapalı biçimde bildirmenizden ع ر ض
6 بِهِ ona
7 مِنْ
8 خِطْبَةِ evlenme isteğinizi خ ط ب
9 النِّسَاءِ kadınlara ن س و
10 أَوْ yahut
11 أَكْنَنْتُمْ gizlemenizden ك ن ن
12 فِي
13 أَنْفُسِكُمْ içinizde ن ف س
14 عَلِمَ bilir ع ل م
15 اللَّهُ Allah
16 أَنَّكُمْ şüphesiz sizin
17 سَتَذْكُرُونَهُنَّ onları anacağınızı ذ ك ر
18 وَلَٰكِنْ fakat
19 لَا
20 تُوَاعِدُوهُنَّ sakın onlarla sözleşmeyin و ع د
21 سِرًّا gizli(buluşma)ya س ر ر
22 إِلَّا dışında
23 أَنْ
24 تَقُولُوا söylemeniz ق و ل
25 قَوْلًا bir söz ق و ل
26 مَعْرُوفًا iyi (meşru) ع ر ف
27 وَلَا
28 تَعْزِمُوا ve kalkışmayın ع ز م
29 عُقْدَةَ akdine (kıymaya) ع ق د
30 النِّكَاحِ nikah ن ك ح
31 حَتَّىٰ kadar
32 يَبْلُغَ ulaşıncaya ب ل غ
33 الْكِتَابُ yazılanın (iddetinin) ك ت ب
34 أَجَلَهُ sonuna ا ج ل
35 وَاعْلَمُوا ve bilin ki ع ل م
36 أَنَّ şüphesiz
37 اللَّهَ Allah
38 يَعْلَمُ bilir ع ل م
39 مَا şeyi
40 فِي
41 أَنْفُسِكُمْ içinizden geçen ن ف س
42 فَاحْذَرُوهُ O’ndan sakının ح ذ ر
43 وَاعْلَمُوا ve yine bilin ki ع ل م
44 أَنَّ şüphesiz
45 اللَّهَ Allah
46 غَفُورٌ bağışlayandır غ ف ر
47 حَلِيمٌ halimdir ح ل م

Allah kuluna hem otorite olarak, hem de sevgi, merhamet ve acıma duygusu ile hitap ediyor.

  Kenne كنّ : كِنٌّ Bir nesnenin içinde muhafaza edildiği şeydir ve çoğulu أكْنان dır.  Bu şey çadır,ev, elbise, bez ya da başka herhangi bir cisim de olabilir. Bu kökten başka bir bab olan أكَنَّ fiili ise daha çok içte/nefiste saklanan şeylerle ilgili kullanılır.  Kocasının muhafazasından dolayı bir kinnin içinde olması sebebiyle evli kadına da  كَنَّة  denmiştir. كِنانٌ  Bir nesnenin içinde saklandığı örtüdür. Çoğulu أكِنَّة şeklinde gelir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de 12 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekli kındır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

 

  Uqde kelimesinin kökü aqade (عقد) olup bir şeyin kenarlarını bir araya toplamaktır. İpi bağlamak/ evi inşa etmek için kullanılır. Zamanla istiare yoluyla soyut şeyler hakkında da kullanılır olmuştur. (anlaşma akdi gibi). Ukd ise dil tutulması için kullanılır. İçinde ukde kalmak tabiri dilimize buradan geçmiştir. Bu kökten dilimize geçen diğer kelimeler itikat, akide ve akaiddir.

 

 

وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا عَرَّضْتُمْ بِه۪ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَٓاءِ اَوْ اَكْنَنْتُمْ ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ


Ayet, atıf harfi وَ ’ la şartın cevabına atfedilmiştir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İsim cümlesidir.  لَا cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder.

جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’ nın ismi olup fetha üzere mebnidir. عَلَیۡكُمۡ  car mecruru  لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. مَا  müşterek ism-i mevsûl  فِیۤ  harf-i ceriyle  لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  عَرَّضۡتُم بِهِ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

عَرَّضۡتُم  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. بِهِ  car mecruru  عَرَّضۡتُم  fiiline mütealliktir. 

مِنۡ خِطۡبَةِ  car mecruru   بِهِ ’ deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. ٱلنِّسَاۤءِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

أَوۡ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. أَكۡنَنتُمۡ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. فِیۤ أَنفُسِ  car mecruru  أَكۡنَنتُمۡ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen  mecrurdur. 

(اَوْ): Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

عَرَّضْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  عرض ’ dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

أَكۡنَنتُمۡ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi كنن ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  


 عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ وَلٰكِنْ لَا تُوَاعِدُوهُنَّ سِراًّ اِلَّٓا اَنْ تَقُولُوا قَوْلاً مَعْرُوفاًۜ 

 

Fiil cümlesidir. عَلِمَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. ٱللَّهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.  اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, عَلِمَ  fiilinin iki mef’ûlu yerinde olup mahallen mansubdur. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

كُمۡ  muttasıl zamir  اَنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. سَتَذۡكُرُونَهُنَّ  cümlesi, اَنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

Fiilinin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. تَذۡكُرُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

Cümle, atıf harfi وَ  ile mukadder söze matuftur. Takdiri, فاذكروهنّ ولكن لا تواعدوهنّ. (Onu hatırlayın, lakin sözleşmeyin.)  لٰكِنْ  istidrak harfidir. كِنّ ’den muhaffefedir. Amel etmemiştir. 

لَا  nehy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُوَاعِدُو  fiili  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. 

سِرًّا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. إِلَّاۤ  istisna harfidir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel, سِرًّا ‘ den müstesna olarak mahallen mansubdur.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

تَقُولُوا۟  fiili  نَ ’ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. قَوۡلࣰا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.. مَّعۡرُوفࣰا  kelimesi  قَوۡلࣰا ’ in sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

Müstesna minh;a) Ya birden fazla olmalı, b) Ya umumi manalı bir kelime olmalı,

(Bir ismin umumi manalı olması için nefy, nehy veya istifhamdan sonra nekre olarak gelmesi gerekir.) c) Ya kısımları bulunan müfred bir lafız olmalı.

(Kısımları bulunan müfred: Mesela sahifeleri olan kitap, saatleri olan gün, günleri olan hafta, ay, mevsim, mevsimleri olan sene, seneleri olan ömür… gibi isimlerdir.)

Müstesna istisna edatından hemen sonra gelen kelimedir. Ancak müstesna minh hemen önce gelen kelime olmayabilir. Müstesna mansubtur. Bununla birlikte istisna edatlarının türlerine göre farklı şekillerde irablanabilir. Türkçeye “ama, ancak, -den başka, -sız, fakat, hariç, müstesna, yalnız, sadece” gibi kelimelerle tercüme edilir.İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لٰكِنَّ ’ nin tahfifi  لٰكِنْ  şeklinde olur. Tahfif edilince amelden düşer. İsim cümlesinin başına geldiği gibi fiil cümlesinin de başına gelebilir. Kendisinden önce genellikle vav (و) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُوَاعِدُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Mufâale babındandır. Sülâsîsi وعد ’ dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


وَلَا تَعْزِمُوا عُقْدَةَ النِّكَاحِ حَتّٰى يَبْلُغَ الْكِتَابُ اَجَلَهُۜ


Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. لَا  nehy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَعْزِمُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla meczum muzari fiildir.   عُقْدَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  النِّكَاحِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.   يَبْلُغَ  muzari fiilini gizli  اَنْ ’ le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  تَعْزِمُوا  fiiline müteallik olup mahallen mecrurdur. 

يَبْلُغَ   fetha ile mansub muzari fiildir.  الْكِتَابُ  fail olup damme ile merfûdur. اَجَلَهُ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُۥ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: 1) Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, 2) Atıf olan اَوْ ’den sonra, 3) Lamul cuhuddan sonra, 4) Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, 5) Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, 6) Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ فَاحْذَرُوهُۚ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  اعْلَمُٓوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنّ  ve masdar-ı müevvel, اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlu yerinde olup mahallen mansubdur. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. یَعۡلَمُ  cümlesi,  اَنَّ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَعْلَمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِیۤ أَنفُسِ  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Takdiri; استقر في أنفسكم (Nefislerinize yerleşti.)şeklindedir.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta ve fasiha harfidir. Takdiri, إذا كان الله مطّلعا على ما في أنفسكم فاحذروه (Allah nefislerinizde olana vâkıf olduğunda ondan sakının.) şeklindedir. 

ٱحۡذَرُو  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُۚ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 


 وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَل۪يمٌ۟

 

وَ  atıf harfidir.  اعْلَمُٓوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنّ  ve masdar-ı müevvel,  اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlu yerinde olup mahallen mansubdur. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. غَفُورٌ  haber olup damme ile merfûdur. حَلِیمࣱ  ikinci haber olup damme ile merfûdur. 

غَفُورٌ - حَل۪يمٌ۟  kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

حَل۪يمٌ۟  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا عَرَّضْتُمْ بِه۪ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَٓاءِ اَوْ اَكْنَنْتُمْ ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ


Ayet, önceki ayetteki istînâfa, yani şart cümlesi olan  فَإِذَا بَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ ‘ye  وَ ’la atfedilmiş cevap cümlesidir. Cinsini nefyeden لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi formunda,  faide-i haber ibtidaî kelamdır. لَا ’nın haberinin mahzuf oluşu, îcâz-ı hazif sanatıdır. عَلَیۡكُمۡ ‘ün müteallakı bu mahzuf haberdir.

Mecrur mahaldeki ism-i mevsûl  مَا  mahzuf olan لَا ’nın haberine, مِنۡ خِطۡبَةِ ٱلنِّسَاۤءِ  ise mahzuf bir hale müteallıktır. 

Mevsûlün sılası  عَرَّضۡتُم بِهِ ; ibtidaî kelam olan haberî isnaddır.

أَكۡنَنتُمۡ فِیۤ أَنفُسِكُمۡۚ , muhayyerlik ifade eden atıf harfi  أَوۡ ile sıla cümlesi  عَرَّضۡتُم ‘a atfedilmiştir.

فِی  harfi cerinin tekrarında reddü’l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.

Zıt anlamlı olan  عَرَّضۡتُم ve  أَكۡنَنتُمۡ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab vardır.

أَكۡنَنتُمۡ  fiili, gizliliğin daha faziletli olduğuna tenbih ve iddetin saygınlığının bozulmaması için tehir edilmiştir. (Âşûr)

خِطۡبَةِ  evlenme talebidir. خِطبَ  kökünden alınmıştır. Hutbe de aynı kökten gelir ve insanlara hamd ve salât ederek hitap etmek, öğüt verip dua etmek anlamına gelir. Cenab-ı Hak bir kadının kocası vefat ettiğinde, onun malı, güzelliği veya rağbet görecek bir özelliği bulunuyorsa evlenme teklifi alabileceğini bilmektedir. Bu sebeple isteyenlerin iddet sırasında kinaye yoluyla ona evlenme teklif etmelerini veya iddetin bitmesini bekleyip kalplerinde bu niyeti tutarak sonra açıklamalarını serbest bırakmıştır. Bu, aynı zamanda iddet sırasında açıkça teklifte bulunmayı yasaklamak anlamına gelir. İddet sırasında evlenmesi caiz olmadığı gibi açık bir şekilde evlilik teklifinde bulunmak da caiz olmaz. [Veya onu içinizde gizli tutmanızda size günah yoktur.] Yani gizli tutmanızda, içinizde saklamanızda. Başka bir ayette: وَرَبُّكَ يَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ  [Kalplerinde gizledikleri ve açığa vurdukları] (Kasas 28/69) buyurulmuştur. Meknûn; gizlenmiş ve korunmuş demektir. O da bir örtüyle olur. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

"Tariz", kişinin kendisiyle neyi murad ettiğini ortaya koyduğu için, bazan "telvîh" diye de isimlendirilir. Kinaye ile tariz arasındaki fark şudur: Kinaye: bir şeyi kastederek, onun levazımını (zorunlu olarak kendisiyle alakalı olanı) zikretmektir. Mesela senin, "Falanca, uzun boyludur" ve, "külü çoktur" deyip, (bununla o kimsenin cömertliğini kastetmen gibi)... Tariz ise, hem senin maksadına hem de senin maksadının dışındaki şeylere muhtemel bir sözü zikretmendir. Ne var ki, senin hal ve hareketlerinin ihsas ettirdiği şeyler, karineler, o sözün senin maksadına hamledilmesini kuvvetlendirir. (Fahreddin er-Razi,Tefsir-i Kebir)

 عَلِمَ اللّٰهُ اَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ وَلٰكِنْ لَا تُوَاعِدُوهُنَّ سِراًّ اِلَّٓا اَنْ تَقُولُوا قَوْلاً مَعْرُوفاًۜ


Cümle fasılla gelmiş ta’lil cümlesidir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müsbet mazi fiil sıygasında gelen cümlede müsnedün ileyh, telezzüz, teberrük ve korkutmak  için bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil  ٱللَّهُ  ismiyle gelmiştir.

Tekid ifade eden  أَنَّ ve akabindeki isim cümlesi  أَنَّكُمۡ سَتَذۡكُرُونَهُنَّ , masdar teviliyle  عَلِمَ fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Cümle, س  ve  أَنَّ  ile tekid edilmiş faide-i haber inkârî kelamdır.

...وَلَـٰكِن لَّا تُوَاعِدُوهُنَّ  cümlesinde istidrak harfi  لَـٰكِن  amel etmemiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.  وَ , takdiri  فاذكروهن (onlara tarîzen bildirin) olan mahzufa atıftır.

أَن  ve ... تَقُولُوا۟ قَوۡلا  cümlesi, masdar tevili ile  سِرًّا ’ den müstesnadır. İstisnanın münkatı’ olduğu da söylenmiştir.

سِرًّا  kelimesi cinsel ilişkiden kinayedir.

Bu cümle, "Allah, sizin onları mutlaka anacağınızı bilir." cümlesinin delalet ettiği mahzuf (gizli) bir cümlenin devamıdır. Yani bunun anlamı şudur: "Siz, iddet beklemekte olan kadınları gönülde tutun, fakat onlara evlenme sözü vermeyin. Üstü kapalı teklif ile yetinin." demektir.

Ayette nikâh, sır kelimesi ile ifade edilmiştir. Çünkü nikahın amacı olan cinsel ilişki, sır (mahrem) şeylerdendir. Ayrıca nikah yerine sır kelimesinin kullanılması, o fiilin gizli icra edilmesinin ve başkasına anlatılmamasının lüzumunu da zımnen bildirmek içindir. Bu ilahî ifade, böylelerinin gösterdikleri sabırsızlık nedeniyle kınandığına işarettir. (Ebüssuûd)

Yakın anlamlı olan أَكۡنَنتُمۡ [içinde gizlemek] ve سِرًّا [gizli] kelimeleri arasında mürâât-ı  nazîr vardır.

تَقُولُوا۟ - قَوۡلا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

[Allah bilir ki siz onları anacaksınız.] Bir görüşe göre anlam: “Onlara evlenme teklif edeceksiniz.” şeklindedir. İddetin geçmesinden sonra evlenme teklif etmeye ihtiyaç duyarsınız. Siz istediğiniz kadınla evlenme fırsatını kaçırmayın diye Allah da iddet sırasında kinaye yoluyla bunu bildirmenize izin vermiştir. Bir görüşe göre onları hatırlayacaksınız ve iddet dolduktan sonra onları istediğinizi düşüneceksiniz. Allah da bunu kalbinizde gizlemeniz konusunda günahı kaldırmıştır. Çünkü bunda bir fesat yoktur. [Ancak sakın onlara gizlice buluşma sözü vermeyin.] Yani cinsî münasebette bulunmaktan bahsetmeyin. Cinsî münasebetin sır diye isimlendirilmesi gizli bir yerde yapılmasındandır. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

عَلِمَ ٱللَّهُ [Allah biliyor ki] hiç şüphesiz  أَنَّكُمۡ سَتَذۡكُرُونَهُنَّ  [mutlaka onlardan bahsedeceksiniz.] Onlara karşı istekli ve meyilli olmanız sebebiyle konuşmaktan ayrılamayacak ve konuşmadan edemeyeceksiniz. Bu sözde bir miktar kınama da mevcuttur. Daha sonra evlilik akdi anlamına gelen nikâh “gizlilik” kelimesiyle ifade edilmiş olup, bu da akdin, gizliliğin [cinsel ilişkinin] sebebi olmasındandır. Nitekim nikâh için de aynı işlem söz konusudur. Yani evlenme akdinin cinsel ilişki anlamına gelen nikâh tabiriyle ifade edilmesi onun sebebi olmasından ötürüdür. (Keşşâf-Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belagati’l Kur’ani’l Kerim, soru 1502) Sebep alakasıyla cümlede mecaz-ı mürsel vardır.

وَلَا تَعْزِمُوا عُقْدَةَ النِّكَاحِ حَتّٰى يَبْلُغَ الْكِتَابُ اَجَلَهُۜ


وَ ’la gelen cümle  لَّا تُوَاعِدُوهُنَّ  cümlesine matuftur. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Gaye anlamı taşıyan cer ve masdar harfi  حَتَّىٰ ’yı takip eden ... یَبۡلُغَ ٱلۡكِتَـٰبُ  cümlesi masdar teviliyle  لَا تَعۡزِمُوا۟  fiiline müteallıktır. Muzari fiil sıygasıyla gelen, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Nikah kıymaya azmetmenin nehyedilmesi, nikah akdine bilfiil başlamayı nehyetmenin kuvvetli bir şekilde ifade edilmesi demektir. Bunun anlamı şudur:"Farz olan iddet /bekleme süresi tamamen sona ermeden nikah kıymaya azmetmeyin." (Ebüssuûd-Keşşâf)

İsrâ/32 de de zinanın yasaklığı; وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى  [zinaya yaklaşmayın] şeklinde ifade edilmiştir. Bu üslup; yasağı mübalağalı olarak ifade etmek içindir.

یَبۡلُغَ ٱلۡكِتَـٰبُ أَجَلَهُۥۚ  [Farz olan] yani hükmü yazıya geçen ve farz kılınan [iddet son bulmadıkça.] demektir. (Keşşâf)

Bu ifade, ‘’Allah’ın onlara farz kıldığı bekleme süresi olan dört ay on gün bitmeden’’ anlamına gelir.  حَتَّىٰ یَبۡلُغَ ٱلۡكِتَـٰبُ أَجَلَهُۥۚ  [Müddeti dolmadan] ifadesi sonuna ulaşmadan demektir. O son da iddetin bitmesi demektir. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)


وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ فَاحْذَرُوهُۚ


وَ ’la makabline atfedilen ...اعْلَمُٓوا  cümlesi emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. Tekid ifade eden masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu cümle faide-i haber talebî kelamdır. Masdar tevilindeki cümle, اعْلَمُٓوا fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. 

فِیۤ أَنفُسِكُمۡ , ismi mevsulün mahzuf sılasına müteallıktır. Bu îcâz-ı hazif sanatıdır.

 یَعۡلَمُ  fiilinin mef’ûlü olan mevsûlde tevcih sanatı vardır. Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle lafza-i celâllerde tecrîd sanatı vardır.

 ٱعۡلَمُوۤ -  یَعۡلَمُ  kelimelerinde iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

فَ  mukadder şartın cevabına gelmiş rabıtadır. Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Emir üslubunda talebi inşâî isnad olan  فَٱحۡذَرُوهُۚ  cümlesi, mahzuf şartın cevabıdır. Takdiri; …إذا كان الله مطّلعا على ما في أنفسكم  [Allah nefislerinizdekine muttali olduğu zaman] olabilir. 

Şart cümlesi; muhatabın uyanık, enerjik ve şuurlu olması için zikredilmemiştir.

 وَٱعۡلَمُوۤا۟ أَنَّ ٱللَّهَ یَعۡلَمُ مَا فِیۤ أَنفُسِكُمۡ  sözü, lafzen sarih olarak Allah'ın nefislerde olan her şeyi bildiğine delalet eder. Ama asıl maksat, bu fiilin karşılığının ahirette sevap veya ceza olarak verileceğini ifade etmek olduğu için lazım-melzum alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. 


وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَل۪يمٌ۟


Yine  makabline atfedilen ...اعْلَمُٓوا  cümlesi emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. Tekid ifade eden masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu cümle, faide-i haber talebî kelamdır. Masdar tevilindeki cümle, اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. 

أَنَّ ’nin isminin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle gelişi korku ve heybeti arttırmıştır   (Safvetü't Tefâsir- Ebüssuûd)

Cümlede mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

Durumun ciddiyetini ve olayın önem derecesini göstermek için lafza-i celâl tekrar edilmiştir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Allah'ın her şeye kâdir olduğunu vurgulamak üzere zamir yerine zahir isimle, izmardan izhara iltifat edilmiştir.

Son cümle mesel tarikinde tezyîl cümlesidir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belagati’l Kur’ani’l Kerim, Soru: 1499)

“Şunu iyi bilin ki Allah Gafûrdur, Halîmdir.” Allah Teâlâ’nın bağışlayıp günahları örten ve cezaları hemen vermeyen (Halîm) olması sebebiyle tÖvbe etmekten gafil olmayın, zira şimdi size süre vermiş olsa da, bilin ki daha sonra dilerse sizi cezalandırır. Yahut O affedicidir, sizi affetmesi için O’na karşı gelmekten vazgeçin. O, Halîmdir. Önceden yapılan günahlar sebebiyle yaptığınız tövbeyi geri çevirmez. Halîm; isyankârların isyanı kendisini görmezden gelmeye ve hafife almaya sevk etmeyen ve öfkesi kendisini kışkırtmayan kişidir. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr- Ruhu’l-Beyan)
Bakara Sûresi 236. Ayet

لَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ اَوْ تَفْرِضُوا لَهُنَّ فَر۪يضَةًۚ وَمَتِّعُوهُنَّۚ عَلَى الْمُوسِعِ قَدَرُهُ وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُۚ مَتَـاعاً بِالْمَعْرُوفِۚ حَقاًّ عَلَى الْمُحْسِن۪ينَ  ...


Kendilerine el sürmeden ya da mehir belirlemeden kadınları boşarsanız size bir günah yoktur. (Bu durumda) -eli geniş olan gücüne göre, eli dar olan da gücüne göre olmak üzere- onlara, aklın ve dinin gereklerine uygun olarak müt’a verin. Bu, iyilik yapanlar üzerinde bir borçtur.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَا yoktur
2 جُنَاحَ bir günah ج ن ح
3 عَلَيْكُمْ size
4 إِنْ eğer
5 طَلَّقْتُمُ boşarsınız ط ل ق
6 النِّسَاءَ kadınları ن س و
7 مَا
8 لَمْ
9 تَمَسُّوهُنَّ henüz dokunmadan م س س
10 أَوْ ya da
11 تَفْرِضُوا belirlemeden ف ر ض
12 لَهُنَّ onlara
13 فَرِيضَةً mehir(lerini) ف ر ض
14 وَمَتِّعُوهُنَّ ve onları faydalandırsın م ت ع
15 عَلَى
16 الْمُوسِعِ eli geniş olan و س ع
17 قَدَرُهُ kendi gücü nisbetinde ق د ر
18 وَعَلَى
19 الْمُقْتِرِ eli dar olan da ق ت ر
20 قَدَرُهُ kendi gücü nisbetinde ق د ر
21 مَتَاعًا bir geçimlikle م ت ع
22 بِالْمَعْرُوفِ güzel ع ر ف
23 حَقًّا bu bir borçtur ح ق ق
24 عَلَى üzerine
25 الْمُحْسِنِينَ iyilik edenlerin ح س ن

Farida” Erkeğin kadına evlilik sözleşmesi sırasında vermek zorunda olduğu sosyal güvenceyi ifade eder. İslam fıkhında “mehir“ olarak adlandırılan bu uygulamanın kişinin “yapmak zorunda olduğu ilahi emir“ anlamına gelen “farida” şeklinde adlandırılmış olması anlamlıdır.

Aynı zamanda ayet, nikahtan sonra da mehire karar verilebileceğinin delilidir.

Sahabe efendilerimizden gücüne göre mehir olarak hurma veren, zırhını veren ya da sure ezberleyenler vardı.

 Abdullah b. Abbas (r.a) tan rivayet edildiğine göre, Hz. Ali, Hz. Fâtıma ile evlenirken Rasûlullah (s.a.s) kendisine; "O`na bir şey ver" dedi. Ali: "Bende bir şey yok" deyince de; "Hutamî zırhını verebilirsin" buyurdular.

Bir kadınla evlenmek isteyen bir sahabeye Allah`ın elçisi mehir vermesini bildirdi. Evinden de eli boş dönünce; "Demirden bir yüzük de olsa bak" deyip, yeniden eve gönderdi. Yine boş dönünce, ne miktar Kur`an-ı Kerîm bildiğini sordu ve sonunda şöyle buyurdu: "Haydi git, onu sana bildiğin Kur`an karşılığında verdim" (eş-Şevkânî, Neylü`l-Evtâr, VI, 170).

  Ferada فرض : Sert bir şeyi kesip onda iz bırakmak. Söz konusu şeyde hükmün kesinleşmesi nokta-i nazarından söylenir. Zekat için alınan şeye denir. Sözünün geçtiği her yer Allah'ın kişiyi yapmakla zorunlu kıldığı şeyle alakalıdır.  Sözünün geçtiği her yer ise kişinin sözü edilen şeyi kendisine yasaklamamasıyla alakalıdır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 18 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri farz, farzı muhal, faraza, farazi, faraziye ve farizadır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

Muqtir nafakayı azaltmak demektir. Ayette yoksul manasında kullanılmıştır. Qutâr (قتار) odun ve benzerlerinden yükselen duman demektir. Sanki yoksul kişi bir şeyin dumanını almaktadır.

لَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ اَوْ تَفْرِضُوا لَهُنَّ فَر۪يضَةًۚ


لاَ  cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. جُنَاحَ  kelimesi  لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir. Haberi mahzuftur. عَلَیۡكُمۡ  car mecruru, لَا ’nın mahzuf haberine müteallıktır.  إِن  iki muzariyi cezm eden şart harfidir. طَلَّقۡتُمُ  şart fiilidir. Sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. النِّسَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri, فلا تعطوهن المهر (Onlara mehir vermeyin) şeklindedir.

مَا  zamanla ilgili masdariyyedir.  مَا  ve masdar-ı müevvel, لَا ’nın mahzuf haberine müteallıktır.  لَمۡ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. تَمَسُّو  fiili  نَ ’un hazfiyle meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olup mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur. 

تَفۡرِضُوا۟ لَهُنَّ فَرِیضَة  cümlesi atıf harfi  أَوۡ  ile  تَمَسُّوهُنَّ ’ye atfedilmiştir. تَفۡرِضُوا۟  fiili نَ ’un hazfiyle meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olup mahallen merfûdur. لَهُنَّ  car mecruru  تَفۡرِضُوا۟  fiiline müteallıktır. فَرِیضَة  mef’ûlun bihtir. 


وَمَتِّعُوهُنَّۚ عَلَى الْمُوسِعِ قَدَرُهُ وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُۚ مَتَـاعاً بِالْمَعْرُوفِۚ حَقاًّ عَلَى الْمُحْسِن۪ينَ


Fiil cümlesidir. وَ  atıf  harfidir. مَتِّعُو  fiili  نَ ’un hazfiyle mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olup mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur. عَلَى ٱلۡمُوسِعِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere müteallıktır. قَدَرُهُ  muahhar mübtedadır. Muttasıl zamir  هُۥ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَ  atıf harfidir. عَلَى ٱلۡمُقۡتِرِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere müteallıktır. قَدَرُهُۥ muahhar mübtedadır. Muttasıl zamir  هُۥ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَتَـٰعَۢا  mef’ûlu mutlaktan naibtir. بِٱلۡمَعۡرُوفِ  car mecruru  مَتَـٰعَۢا ’nın mahzuf sıfatına müteallıktır. حَقًّا  mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakıdır. Takdiri; حق ذلك حقا (Bu hak olarak gerçekleşti) şeklindedir. عَلَى ٱلۡمُحۡسِنِینَ  car mecruru  حَقًّا ’a müteallıktır.

ٱلۡمُحۡسِنِینَ if’âl babının ism-i failidir. Sülâsîsi حسن şeklindedir. İf’âl babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkan sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

لَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ اَوْ تَفْرِضُوا لَهُنَّ فَر۪يضَةًۚ وَمَتِّعُوهُنَّۚ


Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cinsini nefyeden لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi formunda, faide-i haber ibtidaî kelamdır. لَا ’nın haberinin mahzuf oluşu, îcâz-ı hazif sanatıdır. عَلَیۡكُمۡ ‘ün müteallakı bu mahzuf haberdir.

Cevabı mahzuf olan şart cümlesi  طَلَّقۡتُمُ , mazi fiil formunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cevap cümlesinin takdiri; فلا تعطوهن المهر  [onlara mehir vermeyin] olabilir. Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, talebî inşâî isnaddır.

Zamanla ilgili masdariye olan  مَا  ve akabindeki masdar-ı müevvel, لَّا ’nın mahzuf haberine mütellıktır.

ٱلنِّسَاۤء nın  elif lamla marifeliği cins içindir. Nefy siyak, umum ifade eder. (Âşûr)

تَفۡرِضُوا۟ لَهُنَّ فَرِیضَةࣰ  cümlesi أَوۡ atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. İki cümle arasında temasül vardır.

وَمَتِّعُوهُنّ  cümlesi, وَ ’la istînâfa atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

تَفۡرِضُوا۟ - فَرِیضَةࣰۚ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

عَلَیۡكُمۡ - لَهُنَّ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Boşanan kadına verilen mal, boşanmanın üzüntüsünü teselli mahiyetindedir.

Yüce Allah; مَا لَمۡ تَمَسُّوهُنَّ [Onlara dokunmadığınız müddetçe] buyura­rak kulları birbirleriyle konuşurken güzel kelimeleri seçsinler diye onlara edep öğretmek maksadıyla مَسّ (dokunma) kelimesini kinaye olarak cin­sel ilişki manasında kullanmıştır. (Safvetü't Tefâsir)

لَمۡ تَمَسُّوهُنَّ [Onlara temasta bulunmadığınız] onlarla cinsel ilişkide bulunmadığınız,  تَفۡرِضُوا۟ لَهُنَّ فَرِیضَةࣰۚ [ya da bir mehir belirlemediğiniz sürece] onlar için bir mehir belirlemeniz hariç yahut mehir belirleyeceğiniz ana dek [kadınları boşamanızda] mehrin gerekliliği adına size bir [vebal] bir takibat [yoktur.] Farizanın farz kılınışı mehrin isim olarak zikredilmesi demektir. (Keşşâf)

Bir görüşe göre bu ayet-i kerime ilişkiye girmeden ve mehir belirlemeden boşadığı kadına mehir vermeyen kişinin sorumluluğunu kaldırma ile ilgilidir. Önceki ayet-i kerimelerde Allah Teâlâ mehri vermemenin, geri almanın ve mehre engel olmak için birbirine zarar vermenin üzerinde şiddetle durduğu için bazı kimseler mehir belirlemeden ve kendisiyle ilişkiye girilmeden boşanan kadınlara mehir vermemeyi de günah sanmışlardı. Bunda bir günah olmadığı onlara bildirildi. Bu durumda mehir gerekli değildir. Gerekli olan “onlara müt‘a verin” ayetinde belirtildiği üzere hediye cinsinden bir şey vermektir. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr-Ebüssuûd)

عَلَى الْمُوسِعِ قَدَرُهُ وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُۚ مَتَـاعاً بِالْمَعْرُوفِۚ حَقاًّ عَلَى الْمُحْسِن۪ينَ


İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. عَلَى ٱلۡمُوسِعِ mahzuf mukaddem habere müteallıktır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümlenin muahhar mübtedası قَدَرُهُۥ ‘dur. Müsnedün ileyhin izafet terkibiyle gelmesi az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuftur.

Aynı üsluptaki müteakip cümle ...وَعَلَى ٱلۡمُقۡتِرِ, tezayüf nedeniyle makabline atfedilmiştir.  مَتَـٰعَۢا  mef’ûlü mutlakdan naib masdardır. 

حَقًّا mahzuf fiil için mef’ûlü mutlaktır. Takdiri; حق ذلك حقا (Bu hak olarak gerçekleşti) olan bu cümle manaya tekiddir veya مَتَـٰعَۢا için sıfattır. عَلَى ٱلۡمُحۡسِنِینَ, masdara mütellıktır. 

عَلَى ٱلۡمُوسِعِ قَدَرُهُۥ  cümlesiyle  وَعَلَى ٱلۡمُقۡتِرِ قَدَرُهُۥ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

ٱلۡمُوسِعِ - ٱلۡمُقۡتِرِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve tıbâk-ı îcab sanatları vardır.

[Zengin de fakir de durumuna göre vermelidir.]  ٱلۡمُوسِعِ : zengin demektir. Ona genişlik sağlandığı yani geniş imkânlara sahip olduğu için bu kelime kullanılır.ٱلۡمُقۡتِرِ, malı az olan kişidir. تقتير : az harcamak demektir. قترِ : toz demek olup o da az miktarda toprak demektir. حَقًّا عَلَى ٱلۡمُحۡسِنِینَ  [İyilikle bir hediye verin.] Mef‘ûlu mutlak olarak mansubdur. Fiil önce geçmiştir. Kat‘ edildiği için mansub olduğunu söyleyenler de vardır. [Zengine verebileceği kadarı vardır.] ifadesinde قَدَرُهُۥ  kelimesi merfûdur. Biri marife iken diğeri nekredir. Ref halinden kat‘ yoluyla nasb edilmiştir. Bir görüşe göre bu kelime ikinci mef‘ûldür. Birincisi: مَتِّعُوهُنَّ ‘deki هُنَّ kelimesidir. Marûf orta yollu olan yani ne cimrice ne de israflı bir şekilde olan demektir. [Münasip bir hediye vermek iyiler için bir borçtur.] Yani Allah’ın emrine güzelce uyanlar için bir gerekliliktir. Bir görüşe göre حَقًّا kelimesi fiili hazfedilmiş bir mef‘ûlu mutlaktır. Bu iyilik üzerine gerekli olmayan bir şey vermek değildir. Zira burada hediye vermek gereklidir.  (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

Bizim Hanefî alimlerine göre müt‘a ancak ve sırf ayetteki kadın için gerekli olup, diğer boşanmış kadınlar için vacip değil, müstehaptır. “Örfe” yani şeriat ve insaniyet yönünden güzel olana “uygun bir fayda ile onları faydalandırmalıdır.”مَتَـٰعَۢا ًlâfzı مَتِّعُوهُنَّ تَمْتِيعا [O kadınları tam anlamıyla faydalandırın!] anlamında bir tekittir. (Keşşâf)

Bu, ilahî emirlere uymak suretiyle kendilerine veya müt'a vermek suretiyle boşanan kadınlara iyilik yapanlar üzerine bir hak olarak yazılmıştır. Ayette, bu hakkı yerine getirecek olanlara "muhsin" denmesi, ihsanı teşvik etmek içindir. (Ebüssuûd)

Kur’an’da hemen her zaman sosyal ve hukuki konuların önünde veya arkasında Allah’a karşı takva bahsi gelmiştir.




Bakara Sûresi 237. Ayet

وَاِنْ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَر۪يضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ اِلَّٓا اَنْ يَعْفُونَ اَوْ يَعْفُوَا الَّذ۪ي بِيَدِه۪ عُقْدَةُ النِّكَاحِۜ وَاَنْ تَعْفُٓوا اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۜ وَلَا تَنْسَوُا الْفَضْلَ بَيْنَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ  ...


Eğer onlara mehir tespit eder de kendilerine el sürmeden boşarsanız, tespit ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadının, ya da nikâh bağı elinde bulunanın (kocanın, paylarından) vazgeçmesi başka. Bununla birlikte (ey erkekler), sizin vazgeçmeniz takvaya (Allah’a karşı gelmekten sakınmaya) daha yakındır. Aranızda iyilik yapmayı da unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِنْ ve eğer
2 طَلَّقْتُمُوهُنَّ onları boşarsanız ط ل ق
3 مِنْ
4 قَبْلِ önce ق ب ل
5 أَنْ
6 تَمَسُّوهُنَّ henüz dokunmadan م س س
7 وَقَدْ takdirde
8 فَرَضْتُمْ (bir mehir) tesbit ettiğiniz ف ر ض
9 لَهُنَّ onlar için
10 فَرِيضَةً vermeniz gerekir ف ر ض
11 فَنِصْفُ yarısını ن ص ف
12 مَا şeyin (mehrin)
13 فَرَضْتُمْ tesbit ettiğiniz ف ر ض
14 إِلَّا hariç
15 أَنْ
16 يَعْفُونَ (kadının) vazgeçmesi ع ف و
17 أَوْ veya
18 يَعْفُوَ vazgeçmesi ع ف و
19 الَّذِي kimsenin (erkeğin)
20 بِيَدِهِ elinde olan ي د ي
21 عُقْدَةُ akdi ع ق د
22 النِّكَاحِ nikah ن ك ح
23 وَأَنْ
24 تَعْفُوا (erkekler) sizin affetmeniz ع ف و
25 أَقْرَبُ daha yakındır ق ر ب
26 لِلتَّقْوَىٰ takvaya و ق ي
27 وَلَا
28 تَنْسَوُا unutmayın ن س ي
29 الْفَضْلَ iyilik etmeyi ف ض ل
30 بَيْنَكُمْ birbirinize ب ي ن
31 إِنَّ şüphesiz
32 اللَّهَ Allah
33 بِمَا şeyleri
34 تَعْمَلُونَ yaptıklarınız ع م ل
35 بَصِيرٌ görür ب ص ر

وَاِنْ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَر۪يضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ اِلَّٓا اَنْ يَعْفُونَ اَوْ يَعْفُوَا الَّذ۪ي بِيَدِه۪ عُقْدَةُ النِّكَاحِۜ

 

وَ  atıf harfidir. إِن  iki muzariyi cezm eden şart harfidir. طَلَّقۡتُمُوهُنَّ şart fiilidir. Sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. Cemi müzekker muhatap mazi fiillere, mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  و  harfi getirilir.  طَلَّقۡتُمُوهُنَّ fiilinde olduğu gibi. Buna ‘işbâ vavı - işbâ edatı’ denilir. Muttasıl zamir هُنَّ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur. مِن قَبۡلِ car mecruru طَلَّقۡتُمُوهُنَّ fiiline müteallıktır. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  قَبۡلِ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur. تَمَسُّوهُنَّ  mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olup mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur.

وَ  haliyyedir.  قَدۡ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  فَرَضۡتُمۡ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. لَهُنَّ  car mecruru  فَرَضۡتُمۡ  fiiline müteallıktır. فَرِیضَةࣰ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. نِصۡفُ  mübtedadır. Haberi mahzuftur. Takdiri; فعليكم نصف  şeklindedir. Veya mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri; فالواجب نصف (vacip olan yarısıdır.) şeklindedir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  فَرَضۡتُمۡ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

إِلَّاۤ  istisna harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, munkatı’ olarak mahallen mansubtur.  یَعۡفُونَ  fiili,(ن) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle mebni muzari fiildir. Mahallen mansubtur. Nûnu’n-nisve fail olarak mahallen merfûdur. یَعۡفُوَا۟  fiili atıf harfi  أَوۡ  ile  یَعۡفُونَ atfedilmiştir. Müfret müzekker has ism-i mevsûl  ٱلَّذِی  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  بِیَدِهِۦ عُقۡدَةُ ٱلنِّكَاحِ ‘dir.  بِیَدِهِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere müteallıktır.  عُقۡدَةُ  muahhar mübtedadır.  ٱلنِّكَاحِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

إِلَّاۤ أَن یَعۡفُونَ [Kendileri bağışlarsa…] Allah Teâlâ bununla boşanmış kadınları kastetmektedir. Şayet: ‘’ اَلرِّجَالُ يَعْفُونَ  ile  النِّسَاءُ  يَعْفُونَ  cümleleri arasında ne fark vardır?’’ dersen, şöyle derim: İlkinde  و  erkeklerin zamiri,  نَ da ref‘ alameti iken, ikincisinde  و  fiilin orta harfi,  نَ ise kadınlara ait zamirdir; bu  يَعْفُونَ  mebni olup, âmilin fiilin lafzında hiçbir alameti yoktur ve fiil nasb mahallindedir (اَن harfi  یَعۡفُونَ fiilini mahallen nasbetmiştir.) Bu yüzden erkeği anlatan  يَعْفُوَ  fiili de o fiilin mahalline atfedilmiştir. (Keşşâf)  

إِلَّاۤ أَن یَعۡفُونَ  Buradaki  و , kelimenin aslındandır. Cemi  و ‘ı değildir.  نَ  cemi müennes nunudur, merfûluk nunu değildir. Bu sebeple nasb harfi olan  أَن  ile düşmemiştir. یَعۡفُوَا۟  fiilinin  یَعۡفُونَ  fiiline atfedilmiş olması sebebiyle nasb edilmiştir. Nasb eden edat gelmiştir ancak nasb alameti bulunan sükûn sebebiyle ortaya çıkmamıştır.


وَاَنْ تَعْفُٓوا اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۜ


وَ  itiraziyyedir. İstînâfiyye olması da caizdir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mübteda olarak mahallen merfûdur. تَعۡفُوۤا۟  fiili  أَن  ile mansubdur, أَقۡرَبُ  haberdir. لِلتَّقۡوَىٰ  car mecruru  أَقۡرَبُ ’ya müteallıktır.  

 

وَلَا تَنْسَوُا الْفَضْلَ بَيْنَكُمْۜ


وَ atıf harfidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَنسَوُا۟  meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olup mahallen merfûdur. ٱلۡفَضۡلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur. بَیۡنَ mekân zarfı, ٱلۡفَضۡلَ ’nin mahzuf haline müteallıktır. Muttasıl zamir  كُمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.


اِنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ


اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. اللّٰهَ  lafzı,  اِنَّ ’nin ismidir.  مَٓا  müşterek ism-i mevsûlu,  بِ  harfiyle birlikte  بَص۪يرٌ  kelimesine müteallıktır. İsm-i  mevsûlun sılası  تَعْمَلُونَ  cümlesidir. Îrabtan mahalli yoktur. تَعْمَلُونَ muzari fiildir.  نَ۟ ’un sübutuyla merfûdur.

بَص۪يرٌ  mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

وَاِنْ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَر۪يضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ اِلَّٓا اَنْ يَعْفُونَ اَوْ يَعْفُوَا الَّذ۪ي بِيَدِه۪ عُقْدَةُ النِّكَاحِۜ  


وَ  atıf,  إِن  şartiyyedir. طَلَّقۡتُمُوهُنَّ  şart fiilidir. Şart cümlesi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Tahkik harfi ile tekid edilen ...قَدۡ فَرَضۡتُمۡ لَهُنَّ  cümlesi mansub mahalde haldir. Hal cümleleri ıtnâb babındandır.

Rabıta harfi  فَ’nin delaletiyle ...نِصۡفُ مَا فَرَضۡتُمۡ  cümlesi şartın cevabıdır. İsim cümlesi formunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haberi ise hazf edilmiştir. Îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Müstesna  ve masdar-ı müevvel olan ... أَن یَعۡفُونَ أَوۡ  cümlesi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

یَعۡفُونَ  cümlesi  یَعۡفُوَا۟  cümlesine  أَوۡ  atıf harfiyle atfedilmiştir. İki cümle arasında temasül vardır.

یَعۡفُوَا۟  fiilinin faili olan mevsûlün sıla cümlesinde, takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  بِیَدِهِ  mahzuf mukaddem habere müteallıktır.  عُقۡدَةُ ٱلنِّكَاحِۚ  muahhar mübtedadır.

عُقۡدَةُ ٱلنِّكَاحِۚ  sözü; bağlamak manasına gelen  عقد  kökünden olup nikâh bağı demektir. (Safvetü't Tefâsir)

أَن تَمَسُّوهُنَّ  ibaresi kinaye yoluyla cinsel birleşme anlamında kullanılmıştır. 

İsmi mevsûller  مَا   ve  ٱلَّذِی de mürâât-ı  nazîr , müphem yapıları nedeniyle de tevcîh sanatı vardır.

[Kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları, temas etmeden boşarsanız…] Burada mehri belirlenmiş olan hanımlardan cinsel birliktelik olmadan boşananların hükmü açıklanmıştır.  إِلَّاۤ أَن یَعۡفُونَ  [Ancak kadınların vazgeçmesi müstesna.] Yani onların bu yarımdan feragat etmeleri ve bir şey almamaları müstesnadır.  أَوۡ یَعۡفُوَا۟ ٱلَّذِی بِیَدِهِۦ عُقۡدَةُ ٱلنِّكَاحِۚ  [Veya nikâh bağı elinde bulunanın [velinin] vazgeçmesi hali müstesna.] Yani koca âlicenaplık gösterir ve bedelin tamamını kadına bağışlar. Koca normalde dinen üzerine vacip olan miktarı, yarısını verir. Ancak kadının mehri hiç istememesi veya adamın gönüllü olarak tamamını vermesi hariçtir. Nikâh bağı elinde olan kişi kocadır. Zira boşama yetkisi kocanın elinde olduğundan nikâh bağının bekası ona bağlıdır. Bu nedenle böyle isimlendirilmiştir. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr-Ruhu’l-Beyan)

فَرَضۡتُمۡ - فَرِیضَةࣰ  arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

إِلَّاۤ أَن یَعۡفُونَ أَوۡ یَعۡفُوَا۟  بِیَدِهِۦ عُقۡدَةُ ٱلنِّكَاحِۚ  cümlesinde elin zikredilmesi; yapılan işlerin ekseriyetle elle yapılmasındandır. Hepsi ona dayandırılır. Bu ifade kinaye olarak, evlilik ilişkisini ve boşanmayı sona erdirme kudreti olarak zikredilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belagati’l Kur’ani’l Kerim, Soru: 1507)


 وَاَنْ تَعْفُٓوا اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۜ


وَ  istînâfiyyedir. Masdar harfi  أَن  ve  تَعۡفُوۤا۟  cümlesi masdar teviliyle mübteda konumundadır. أَقۡرَبُ  ise haberdir. Sübut ifade eden bu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

یَعۡفُونَ - یَعۡفُوَا۟ - تَعۡفُوۤا۟  arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

أَن  edatı fiille birlikte masdardır. Cümle şöyle anlaşılabilir: ‘’Affetmeniz, takvaya daha yakındır.’’ Bir görüşe göre bu hitap kocalaradır. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)  وَأَن تَعۡفُوۤ  ve  وَلَا تَنسَوُا۟ ٱلۡفَضۡلَ  cümlelerinde hitap umumi olup erkek ve kadınları kapsar. Fakat burada tağlîb yoluyla erkeklere ait bir sıyga gelmiştir. (Safvetü't Tefâsir)


 وَلَا تَنْسَوُا الْفَضْلَ بَيْنَكُمْۜ


وَ  atıf, لَا  nehiydir. Cümle nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

[Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın.] Burada kocalar, âlicenaplık gösterip mertlik ve yiğitliklerini ispatlamak için mehri tamamlamaya teşvik edilmektedir. Bir görüşe göre bu, kocalara ve karılara birlikte hitaptır. Bu en meşhur ve nassın zahirine en uygun görüştür. Yani kocanın bütün mehri vermesi, kadının ise tamamını affetmesi hayırlıdır. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr, Safvetü't Tefâsir- Ebüssuûd)


اِنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ


Ayetin son cümlesi fasılla  gelmiştir. Lafza-i celal اِنَّ ’nin ismi, بَص۪يرٌ haberidir. Müsnedün ileyhin bütün esmayı bünyesinde toplayan Allah ismiyle marife oluşu heybeti arttırmak içindir.

Cümle faide-i haber inkârî kelamdır. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâl’de tecrîd sanatı vardır. Müşterek ism-i mevsûl مَا ’da, tevcih sanatı vardır.

Cümlede car mecrur, amilinin önüne geçmiştir. Bu takdim, tahsis ifade eder. Yani, ‘’O, yaptıklarınızı görür. Görmediği hiçbir şey yoktur.’’ Bu cümle, mamulun amiline kasrını, başka bir deyişle de olumlu ifadenin yanında bir de olumsuz mana ifade eder. 

Cümle mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

[Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görür.] Yani Allah işlediğiniz hayır ve şerleri görür. Bu ifade itaat/ibadetlere karşı vaad, günahlara karşı da en etkili şekilde yapılmış bir tehdittir. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) Lazım-melzum alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkeptir.


Günün Mesajı
“Saymak, miktar, adet” anlamlarına gelen iddet, bir fıkıh kavramı olarak, herhangi bir sebeple evliliğin sona ermesi halinde, kadının yeni bir evlilik yapabilmek için beklemek zorunda olduğu süreyi ifade eder. Evlilik erkeğin ölümü ile sona ermiş ve kadın da hamile değilse, iddet süresi dört ay on gündür.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Koşarken, biri omzumdan tutup geri çevirdi. Aniden durdurulmanın verdiği şiddetle yere savruldum. Sinirle bir şeyler söyleyecekken, kendisiyle gözgöze geldik. Suçluluk duygusuyla, içimdeki her şey sustu. Sanırım bir an olsun, bütün hücrelerimin durduğunu bile hissettim.

 Kaçmak heyecanlıydı ama yakalanmak hiç hoş değildi doğrusu. Gözlerimi küçük bir çocuk gibi ondan başka her yere kaçırıyordum. Çünkü ‘Vicdan’ adıyla meşhur olan şahıs gözleriyle dövercesine bakmaya devam ediyordu. “Hakikaten merakımdan soruyorum. Allah’ın ilminin kapsama alanından kaçabileceğini falan mı düşünüyordun?”

Sorunun saçmalığına biraz kırılmıştım doğrusu. Ne alakası vardı? Sanki beni hiç tanımıyordu. Kızgınlığın ve alınmışlığın verdiği heyecanla: “Tövbe estağfirullah. Tabii ki hayır!” diye bağırdım.

Parmaklarını sallayarak üzerime doğru yürümeye başladı. Köşeye sıkışmış olduğumu farkettim. Vicdanım her attığı adımda öyle büyüyordu ki yanında pire gibi kalmıştım. Bir ayet parçasını tekrar ve tekrar okuyordu. Sesi bedenimin her zerresini korkuyla sıçratıyordu.

“Bilin ki, Allah gönlünüzdekileri bilir. Öyle ise O’dan sakının.”

Secdeye kapanmaya çalışırken uyandım. Kan ter içinde kalmıştım. Yatağımdan fırladığım gibi secdeye kapandım.

“Ey bağışlamayı seven Rabbim! İstediğimi yapabilmek için görünürde uydurduğum her bir kılıf için ve işim olmayanı öğrenme umuduyla masum görünen her hileli soru için affını istiyorum.

İçimi ve dışımı bildiğini, hayatının her anında hatırlayanlardan. Herkesten sakladığım niyetlerimin halinden Senin haberdar olduğun bilinciyle yaşayanlardan ve konuşanlardan olmamı nasip et. Rasûlullah (sav)’ın duasındaki gibi: ‘Gazabından rızana, cezandan affına ve Senden yine Sana sığınırım.’’ 

***

 

Yeryüzünde ve insan hayatında, şartlar her an değişebilir. Kolaylıklar zorlaşır ve zorluklar etkisini hafifleterek rahatlar. Dünya hayatı hiçbir zaman durgun değildir. Bu yüzden de, bir şeylere başlamak ya da olanı düzeltmek için sakinliği beklemenin sonu yoktur. 

Gariptir ki, insanın kendi hali de değişkendir. Beklediği anların tadını çıkarmakta zorlanır, umduklarına kavuşunca istemediğini farkeder, kaybetse en çok üzülecekleri hakkında devamlı şikayet eder ve zamanında sevmediğini sandıklarını ayrılınca özler. 

Değişken dünyalıklara saplanınca ve nefsani hallerine aşırı kıymet ve kulak verince; insanın dengesi bozulur. Zira nefsi için yaşayanın amelleri ve emelleri şartlara bağlıdır. Zanneder ki güzel ahlak, samimi bir tebessüm, elden geldiğince iyilik ve cömertlik mutlu olanın yani dünyevi tabirle, zenginin görevidir. Dünyalıklara gömülen zenginin ise zamanı yoktur.

Her türlü dengesizlikten uzaklaşmak isteyen insan, dünyalıklardan ahirete hicret ederek Allah’a sığınmalıdır. Kalbinin huzurunu, değişmeyen gerçeklerde aramalı yani Allah’ın kelamına sarılmalı ve Allah’ın emirlerine riayet ederek yaşamalıdır. Ancak o zaman ahlakı tamamlanır ve hakiki-samimi bir hale bürünür. 

Allah yolunda yarışanlara bakıldığı zaman anlaşılır ki; samimiyet, cömertlik ve hoşgörü dünyalık düzenden bağımsızdır. Yaptığı işlerde, ağzından çıkan ifadelerde, gözüne ve yüzüne yansıttığı ruhunun gölgesinde, ulaşmayı umduğu her hedefte; ancak Allah’ın rızasını arayanlar gönülden hareket eder ve elinden geleni yapar. Beraberlikte ya da ayrılıkta, evde ya da yolda, sağlıkta ya da hastalıkta, alışverişte ya da hayırda, aleyhinde ya da lehinde; haksızlıktan ve ahlaksızlıktan Allah’a sığınırlar. 

Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allahım! Ey rahmeti ile yüklerimizi hafifleten Allahım! Ahlaksızlığın ve haksızlığın her derecesinden Sana sığınırız. Bizi samimi, cömert, hoşgörülü ve takva sahibi gönlü zengin, gözü tok kullarından eyle. Dünyalık şartlar ne olursa olsun, bizi tek bir anın tek bir kırıntısında, nefsimizin dalgalı dengesiz haliyle başbaşa bırakma. Sana kul olmayı, Senin için yaşamayı, emirlerine itaati, rızana kavuşmak umuduyla yaptıklarımızı ve ibadetlerimizi, bize kolaylaştır ve onları bizden kabul buyur.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji