وَلَا تَرْكَـنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ ١١٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَا | ve |
|
| 2 | تَرْكَنُوا | meyletmeyin |
|
| 3 | إِلَى |
|
|
| 4 | الَّذِينَ | kimselere |
|
| 5 | ظَلَمُوا | zulmeden(lere) |
|
| 6 | فَتَمَسَّكُمُ | yoksa size dokunur |
|
| 7 | النَّارُ | ateş |
|
| 8 | وَمَا | ve yoktur |
|
| 9 | لَكُمْ | sizin için |
|
| 10 | مِنْ |
|
|
| 11 | دُونِ | başka |
|
| 12 | اللَّهِ | Allah’tan |
|
| 13 | مِنْ | hiçbir |
|
| 14 | أَوْلِيَاءَ | dost(lar) |
|
| 15 | ثُمَّ | sonra |
|
| 16 | لَا | asla |
|
| 17 | تُنْصَرُونَ | yardım göremezsiniz |
|
وَلَا تَرْكَـنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَرْكَـنُٓوا fiili ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl اِلَى harf-i ceriyle تَرْكَـنُٓوا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası ظَلَمُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
ظَلَمُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
فَ harfi sebebiyyedir. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy ,taleb bulunması gerekir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel, kelamın öncesinden anlaşılan masdara matuftur. Takdiri, لا يكن منكم ركون إلى الذين ظلموا فمسّ النار لكم (Sizden kimse zülmedenlere meyletmesin, yoksa size ateş-cehennem dokunur.) şeklindedir.
تَمَسَّ fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. النَّارُ fail olup damme ile merfûdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette sebep fe (فَ)’sinden sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ
Cümle, تَمَسَّكُمُ ’deki hitap zamirinin hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. لَكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ دُونِ car mecruru اَوْلِيَٓاءَ ’nin mahzuf haline veya mahzuf habere mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
مِنْ harf-i ceri zaiddir. اَوْلِيَٓاءَ fetha ile mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. اَوْلِيَٓاءَ kelimesi sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdûde olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُنْصَرُونَ fiili, نَ ’un sübutuyla meçhul mebni muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
مِنْ harf-i ceri mecruruna ibtidaiye, baz, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel-karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Burada zaid manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ : Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا تَرْكَـنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ
وَ , atıf harfidir. Cümle, وَلَا تَطْغَوْاۜ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ başındaki harf-i cerle birlikte تَرْكَـنُٓوا fiiline mütealliktir. Sılası olan ظَلَمُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Fa-i sebebiyyenin gizli أنْ ’le masdar yaptığı فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ cümlesi masdar tevilinde kelamın öncesinden anlaşılan takdiri لا يكن منكم ركون إلى الذين ظلموا فمسّ النار لكم (Sizden kimse zülmedenlere meyletmesin, yoksa size ateş-cehennem dokunur.) olan masdara matuftur.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
النَّارُ , cehennem azabından kinayedir.
فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ cümlesinde istiare sanatı vardır. النَّارُ kelimesi تَمَسَّ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Ateşin bir şahıs gibi dokunacak olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
لَا تَرْكَـنُٓوا fiiliyle تَمَسَّكُمُ fiilinin tercih edilmesinde mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Emir ve Nehiylerin Aciliyet İfade Edip Etmeme Durumları: Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler. Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh usulü, s. 558-559)
Burada zulme meyletmekten bahsedilmiş fakat zulme ortak olmak ifade edilmemiştir. Bunun mukabili olarak da ateşe atılmak değil, ateşin dokunuşunun zikredilmesinde latif bir uyum bulunmaktadır. (İbnİ Ebi’l İṣba‘, Bedî‘u’l Kur’an, s. 78)
Terim olarak “i’tilâfu’l-lafz ma‘al-ma‘nâ”; mana sert olduğu zaman lafzın da kaba olması, mana yumuşak olduğu zaman lafzın da ince/zarif olması, mana garîb olduğu zaman lafzın da garîb olması demektir. Başka bir deyişle övünme ve teşvik için açık lafızların ve güçlü ibarelerin seçilmesi, övgü ve aşk için ince/zarif kelimelerin ve yumuşak ibarelerin tercih edilmesidir.
Zalimlere ve onlara meyledenlere aynı ceza verilmez. Allah Teâlâ bu ayet-i kerimede zalimlere meyletmeyi nehyetmiş ve bu kişilere ceza verileceğini belirtmiştir. Tabi bu ceza yanmak değil, ateşin dokunmasıdır. Ateşin yakmasıyla dokunması bir değildir. Bunun için dokunma fiili tercih edilmiştir. Her ne kadar dokunmak fiili mecazen azapla yok etmek anlamına gelse ve dokunan şeyin azabının kişi tarafından hissettiği ilk duyguyu ifade ediyor olsa da burada hakiki manada kullanılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)
رْكَـنُٓ, az bir meyli ifade eder. Yani “Zulmedenlere azıcık bile meyletmeyin.” demektir. Burada zalimler, اِلَى الظالمين (zalimlere) şeklinde isimle değil de اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا [zulmedenlere] denilmek suretiyle, “Zulüm onlarda sabit bir vasıf haline gelmemiş olsa bile yani kendilerinden bir kere bile zulüm vaki olmuş olsa onlara meyletmeyin.” manasını ifade etmiştir. Bu üslup zalimlere dalkavukluğu yasaklamada etkili bir üsluptur. Bir kere bile zulüm işlemiş kişilere azıcık bir meyl bile yasaklandıysa, zulmü sabit bir vasıf haline getiren kişilerin durumu nasıl olur?! Ya bu zalimleri yüceltmek, onları arkadaş edinmek, onlarla karışmak, onları dost edinmek nasıl olur?! ((Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 3, s. 353)
وَلَا تَرْكَـنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ [Zulmedenlere de meyletmeyin; sonra size ateş dokunur.] cümlesi, zulmü yasaklamak ve ondan dolayı tehdit etmek hususunda tasavvur edilebilecek mükemmeliyetin en yüksek zirvesindedir. Bu hitabın Allah'ın Resulüne ve O’nunla beraber olan Müslümanlara yapılmış olması, adaletten ibaret olan istikamet üzerinde sebat etmelerini temin etmek içindir. Zira ifrat ve tefritten birine meyletmek, kendi nefsine veya başkasına zulümdür. (Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ifadesi, kendisinden mutlak olarak zulüm denebilecek bir şeyin vaki olduğu kişiler için kullanılır. Bu mana kastedildiği zaman اِلَى الظالمين (zalimlere) denmez. (Rûhu'l Me‘ânî, XII/154; Bahru'l Muhît, V/269)
وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ
Cümle, تَمَسَّكُمُ ’deki hitap zamirinin halidir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Menfî isim cümlesi sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكُمْ car-mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.Tekit ifade eden zaid مِنْ harfinin dahil olduğu اَوْلِيَٓاءَ muahhar mübtedadır.
مِنْ دُونِ اللّٰهِ car-mecruru, اَوْلِيَٓاءَۢ ‘nin mahzuf mukaddem haline veya mahzuf habere mütealliktir.
Veciz ifade kastına matuf مِنْ دُونِ اللّٰهِ izafeti, gayrının tahkiri içindir.
مِنْ دُونِ اللّٰهِ tabirinin Allah'tan gayrı ve Allah ile beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı, Dergâhü’l Kur’an, c. 8, s. 723)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Önceki ayetteki gaib zamirden bu cümlede lafza-ı celâle geçişte iltifat sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Burada, مِنْ ولِيَٓ (velîden) değil, مِنْ اَوْلِيَٓاءَ (evliyadan/velilerden) buyurularak, çoğul ifade kullanılmıştır. Bunun sebebi, zalimler için de çoğul ifadenin gelmiş olmasıdır. İstiğrak yoluyla Allah'tan başka bir dostun bulunmadığına delalet etmek için, istiğrak ifade eden مِنْ harfi gelmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 3, s. 353)
ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ cümlesi, tertip ifade eden atıf harfi ثُمَّ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تُنْصَرُونَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
ظَلَمُوا - تُنْصَرُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı sanatı vardır.
اَوْلِيَٓاءَ - تُنْصَرُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
ثُمَّ edatı onlara yardımın uzak olduğunu gösterir, çünkü onlara azap edeceğini va’detmiş ve azabı vacip kılmıştır. وَ ’ın uzak görmek için فَ yerine konulmuş olması da caizdir, çünkü onlara azap edeceğini ve başkasının da onlara yardım edemeyeceğini açıklayınca onlara hiç yardım etmeyeceği sonucuna varılmıştır.(Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
ثُمَّ ibaresi burada rütbeten terahi sağlar. Yani mana olarak; “Size yardım edebilecek, sizden ateş azabını hafifletebilecek veya sizi oradan çıkarabilecek hiç bir kimse bulamayacaksınız.” anlamındadır. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
تُنْصَرُونَ kelimesinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.