Hûd Sûresi 31. Ayet

وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْراًۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ اِنّ۪ٓي اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ  ٣١

Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا
2 أَقُولُ ben demiyorum ق و ل
3 لَكُمْ size
4 عِنْدِي benim yanımdadır ع ن د
5 خَزَائِنُ hazineleri خ ز ن
6 اللَّهِ Allah’ın
7 وَلَا ve
8 أَعْلَمُ bilmiyorum ع ل م
9 الْغَيْبَ gaybı غ ي ب
10 وَلَا ve
11 أَقُولُ demiyorum ق و ل
12 إِنِّي şüphesiz ben
13 مَلَكٌ meleğim (diye) م ل ك
14 وَلَا ve
15 أَقُولُ diyemem ق و ل
16 لِلَّذِينَ kimseler için
17 تَزْدَرِي küçük gördükleri ز ر ي
18 أَعْيُنُكُمْ gözlerinizin ع ي ن
19 لَنْ
20 يُؤْتِيَهُمُ onlara vermeyecektir ا ت ي
21 اللَّهُ Allah
22 خَيْرًا bir hayır خ ي ر
23 اللَّهُ Allah
24 أَعْلَمُ daha iyi bilir ع ل م
25 بِمَا olanı
26 فِي içlerinde
27 أَنْفُسِهِمْ onların kendi ن ف س
28 إِنِّي ben gerçekten
29 إِذًا o zaman
30 لَمِنَ kimselerden olurum
31 الظَّالِمِينَ zulmeden ظ ل م
 

Cahil müşriklerin anlayışına göre bir kimsenin peygamber olabilmesi için zengin olması, gaybı bilmesi, özellikle melek olması gerekir ki beşerin bilemediğini bilsin, yapamadığını da yapsın! Nitekim Hz.Peygamber zamanındaki müşrikler de onda aynı özellikleri aramışlar, bir dağı altın kütlesi haline getirmesini, kayıp şeyleri bulmasını, şifasız hastaları iyileştirmesini ve gökten melek indirip kendileriyle konuşturmasını istemişlerdi (bk. En‘âm 6/50). Bu sûrenin 12. âyetinde de yine Hz. Peygamber’den benzer isteklerde bulundukları ifade buyurulmuştu. İşte binlerce yıl önce Hz. Nûh’un verdiği cevap bir peygamberin aynı zamanda ne kadar dürüst, samimi ve mütevazi olduğunu ifade etmesi bakımından da oldukça önemlidir.

 

 Yukarıda da belirtildiği üzere müşrikler Hz. Nûh’a inanan fakirleri küçümsüyor, onlara Allah tarafından değer verilmesinin mümkün olmadığını iddia ediyor, ayrıca bu kişilerin peygambere iman etmiş olmalarını peygamber ve dini için bir kusur olarak görüyorlardı. Nitekim Câhiliye dönemi müşrikleri de Hz. Peygamber’e inanan fakirler hakkında, “İslâm iyi bir şey olsaydı ona öncelikle fakirler değil kendilerinin inanacağı”nı söylemişlerdi (bk. Ahkaf 46/11).

 Allah’ın müminlere faydalı şey vermesi, “onlarda bir hayır olması, işe yarar kimseler olmaları” mânasına da gelir. Buna göre Hz. Nûh müminlerin işe yarar kimseler olmadıklarını söylemesinin mümkün olmadığını, böyle bir söz söylediği takdirde haksızlık etmiş olacağını ifade ederek müşriklerin iddialarını reddetmiştir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri

 Cilt: 3 Sayfa: 166-167

 
حزن Hazene : حَزَنٌ ve حُزْنٌ arazide bulunan katılık, sertlik ve/veya gönüldeki üzüntü ve keder nedeniyle ortaya çıkan sertliktir. Zıddı ise ferah ve sevinçdir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 42 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri hazin, hüzün, hazan ve mahzundur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ 

 

Fiil cümlesidir. و  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

لَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. لَكُمْ  car mecruru  اَقُولُ  fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavli, عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ ’dir. اَقُولُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

عِنْد۪ي  mekân zarfı mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. خَزَٓائِنُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

وَ  atıf harfidir.  لَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اَعْلَمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Fail müstetir olup takdiri  انا ’dir. الْغَيْبَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

وَ  atıf harfidir.  لَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. Mekulü’l-kavli, اِنّ۪ي مَلَكٌ ’dir.  اَقُولُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَلَكٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.


 وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْراًۜ 

 

وَ  atıf harfidir.  لَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. اَلَّذِينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle  اَقُولُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

تَزْدَر۪ٓي  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. اَعْيُنُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l- kavli, لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْراً ’dir. اَقُولُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.

يُؤْتِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. خَيْراً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

تَزْدَر۪ٓي  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  زري ’dır. İftial babının fael fiili  د ذ ز  olursa iftial babının  ت  si  د  harfine çevrilir.

İftial babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  يُؤْتِيَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ اِنّ۪ٓي اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ

 

İsim cümlesidir. اَللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur.  اَعْلَمُ  haber olup damme ile merfûdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  اَعْلَمُ  ‘ye mütealliktir. ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Îrabtan mahalli yoktur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْۚ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اِذاً  cevap harfidir. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzhalakadır.  مِنَ الظَّالِم۪ينَ  car mecruru  اِنَّ ‘nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince, cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida,  اِنَّ ‘ nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

الظَّالِم۪ينَ  sülâsîsi mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اَعْلَمُ  ism-i tafdil kalıbındandır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ 

 

Ayet atıf harfi  وَ ‘ la önceki ayette gelen nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. İnşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesinin ona atfını mümkün kılmıştır. İnşâ cümlesinden haber cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Ayetin ilk cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

لَٓا اَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede, takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  عِنْد۪ي  mekan zarfı mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  خَزَٓائِنُ اللّٰهِ  muahhar mübtedadır.

Veciz ifade kastına matuf  خَزَٓائِنُ اللّٰهِ  izafetinde  خَزَٓائِنُ  kelimesi lafza-i celâle muzâf olduğu, عِنْد۪ي  izafetinde  عِنْد۪ , Hz. Peygambere ait zamire muzaf olduğu için şan ve şeref kazanmıştır. 

Aynı üsluptaki  وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ  cümlesi ile  وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ اِنّ۪ي مَلَكٌ  cümlesi,  …لَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي  cümlesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

İkinci  لَٓا اَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنّ۪ي مَلَكٌ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

مَلَكٌ ‘deki nekrelik, muayyen olmayan nev ifade eder.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

اَعْلَمُ - الْغَيْبَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

خَزَٓائِنُ  ve  مَلَكٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Çünkü peygamberlik, dünyevî imkânlarla elde edilemeyecek kadar azizdir ve nübüvvet davası, mal, mevki ve makam iddiası değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْراًۜ 

 

Önceki …لَٓا اَقُولُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

لَٓا اَقُولُ  fiiline müteallik mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ  ifadesi istiare olup, bir kimse başka birinin gözüne hilkaten çirkin görünüp de çirkinliği dolayısıyla aşağılandığında, onu görenin  اقتحمت فلانا عيني و احتقره طرفي  (Falancayı gözüm hor gördü; onu bakışım küçümsedi) demesine benzer. Gerçekte burada (bizzat) gözün hakir görmesi veya onun küçümsemesi diye bir şey söz konusu değildir. (Şerîf er-Radî, Kur’an Mecazları) 

Âşûr bu ifadenin aklî mecaz olduğunu söylemiştir. Çoğunlukla gözler bu kişilerin böyle görülmesi için sebeptir. 

Sülasisi  زري  olan  تَزْدَر۪ٓي  fiili, افتعال  babındadır. Bu bab mutavaat için kullanılır. Bu nedenle geçişsizdir. Bazan da sülasi fiilin anlamını taşır. Bu baba nakledilecek fiillerin mutlaka etkileri gözle görülen somut fiiller olması gerekir. Üzülmek, sevinmek, anlamak gibi soyut anlamlı fiiller bu baba göre mezid olmazlar.  

لَٓا اَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْراً  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefy harfi  لَنْ , cümleyi tekid etmiştir. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm, ifade etmiştir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

İkinci mef’ûl olan  خَيْراً ’deki nekrelik kesret, nev ve tazim ifade eder.

وَلَٓا اَقُولُ  ibaresinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.


 اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ 

 

Cümle, itiraziyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı babındandır. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)   

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak içindir.

Durumun önemini vurgulamak ve Allah’ın kudretini bildirmek için izmardan izhara dönülerek Allah lafzının açık isim olarak getirilmesi iltifat sanatıdır. Bu tekrarda ayrıca ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Allah Teâlânın ilmini mübalağa yoluyla ifade etmek için, müsned olan  اَعْلَمُ , ism-i tafdil vezninde gelmiş ve isim cümlesi tercih edilmiştir.

Mecrur mahaldeki  مَا  müşterek ism-i mevsûl  اَعْلَمُ ’ya  mütealliktir. Sılası mahzuftur. ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ  car-mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

اَعْلَمُ - لَٓا اَعْلَمُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اِنّ۪ٓي اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّٓ  ve lam-ı muzahlaka olmak üzere iki unsurla tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

اِنَّٓ ’nin dahil olduğu cümlede ‘öyleyse, o takdirde’ manasındaki cevap harfi  اِذًا , amel etmemiştir. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden bu ve benzeri cümleler, çok muhkem cümlelerdir.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ الظَّالِم۪ينَ  car-mecruru, mahzuf habere mütealliktir.

الظَّالِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı [devamlılığı] ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ  ve tekid lamı, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü اِنَّ, cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna tekid lamı da ilave edilince, üçüncü tekrar sağlanmış olur. Tekid edilen,  اِنَّ ’nin ismi ve haberinden ziyade, cümlenin taşıdığı hükümdür. (Suyûtî, İtkan, c. 2 s.176)