Yusuf Sûresi 55. Ayet

قَالَ اجْعَلْن۪ي عَلٰى خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ اِنّ۪ي حَف۪يظٌ عَل۪يمٌ  ٥٥

Yûsuf, “Beni ülkenin hazinelerine bakmakla görevlendir. Çünkü ben iyi koruyucu ve bilgili bir kişiyim” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 اجْعَلْنِي beni tayin et ج ع ل
3 عَلَىٰ üstüne
4 خَزَائِنِ hazineleri خ ز ن
5 الْأَرْضِ ülkenin ا ر ض
6 إِنِّي çünkü ben
7 حَفِيظٌ iyi korur ح ف ظ
8 عَلِيمٌ iyi bilirim ع ل م
 
Hz. Yûsuf’un, kendi niteliklerini açıklayarak yöneticiden görev istemesi, herhangi bir alanda uzman olan kimsenin, umumun menfaati için yetkililerden görev istemesinin câiz olduğunu göstermektedir. Hz. Peygamber’in, görev talebinde hırslı ve ısrarlı olmamak konusundaki uyarılarının amacı (Müslim, “İmâre”, 3/13-14), kamu görevine lâyık olanların bulunup tayin edilmesine teşviktir.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 241
 

Riyazus Salihin, 678 Nolu Hadis
Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Siz memuriyet alma konusunda pek istekli davranacaksınız. Halbuki o yanıp tutuştuğunuz görev, kıyamet gününde bir pişmanlık sebebi olacaktır.”
(Buhârî, Ahkâm 7. Ayrıca bk. Nesâî, Bey’at 39, Kudât 5)

Riyazus Salihin, 675 Nolu Hadis
Ebû Saîd Abdurrahman İbni Semüre radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu:
“Abdurrahman İbni Semüre! Kimseden yöneticilik görevi isteme! Zira bu görev sen istemeden verilirse, Allah yardımcın olur. Eğer sen istediğin için verilirse, Allah’dan yardım göremezsin.
“Bir de bir şeye yemin ettikten sonra başka bir davranışı daha hayırlı görürsen, hayırlı olanı işleyip yeminin için keffâret öde!”
(Buhârî, Ahkâm 5, 6, Eymân 1, Keffârât 10; Müslim, Eymân 19, İmâre 13. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İmâre 2; Tirmizî, Nüzûr 5; Nesâî, Âdâbü’l-kudât 5)

 
خزن Hazene : خَزْنٌ kavramı bir nesneyi خِزانَةٌ de yani kasada/kilitli bir çekmecede/depoda saklamak ve gizlemek demektir. Bu temel anlamdan sonra her türlü sırrı muhafaza ederek saklamak ile ilgili de kullanılır. خَزَنَةٌ sözcüğü ise bir hazinede /dolapta muhafaza eden kişi/hazinedâr, muhafız anlamındaki خازِنٌ kelimesinin çoğuludur. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 13 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri hazin, hazine, hazne ve mahzendir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

قَالَ اجْعَلْن۪ي عَلٰى خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli  اجْعَلْن۪ي ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

اجْعَلْن۪ي  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Sonundaki  ن  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. عَلٰى خَزَٓائِنِ  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûle mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْاَرْضِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اِنّ۪ي حَف۪يظٌ عَل۪يمٌ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  حَف۪يظٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. عَل۪يمٌ  ikinci haberi olup damme ile merfûdur. 

حَف۪يظٌ - عَل۪يمٌ  mübalağa sıygasındadır. Mübalağalı ism-i fail kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ اجْعَلْن۪ي عَلٰى خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır. 

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اجْعَلْن۪ي عَلٰى خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

Eğer emir alt seviyede olan birinden daha üst seviyede olan birine yönelik olursa buna “dua” denir. Aynı seviyede olan iki kişi arasındaki emire ise “iltimas” denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اجْعَلْن۪ي عَلٰى خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ  ifadesindeki istila manası taşıyan  عَلٰى  harfinde istiare vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. Hazine, binek yerine konmuştur. Sanki mütekellim üzerine binmiş, kontrol onun elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

خَزَٓائِنِ الْاَرْضِۚ  izafetinde de istiare sanatı vardır. Bu izafetiyle  الْاَرْضِۚ  kişileştirilmiştir. Dünya, mülkiyet iradesi olan bir kişiye benzetilmiştir. Bu ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır. 


 اِنّ۪ي حَف۪يظٌ عَل۪يمٌ

 

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.  

عَل۪يمٌ , ikinci haberdir. Haber konumundaki bu iki sıfatın aralarında vav olmaması, bu özelliklerin ikisinin birden mevsufta mevcut olduğuna işaret eder.

عَل۪يمٌ  ve  حَف۪يظٌ  sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların müsnedün ileyhte varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğu, bu sıfatların bir benzerinin olmadığı anlamına gelir. Aralarında  وَ  olmaması, ikisinin de birlikte mevcudiyetini gösterir. 

Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Aralarında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müfessirler şöyle demişlerdir: Yusuf (a.s) hükümdarın rüyasını, onun huzurunda tabir edip açıklayınca melik ona: “Ey dost, ne önerirsin?” demiş, bunun üzerine Yusuf (a.s) da “Bolluk olacak yıllarda, çokça ekin ektirmeni, depolar yaptırmanı ve orada yiyecekler depolamanı öneririm. O kıtlık yılları geldiğinde araziden elde ettiklerimizi satarız. İşte bu yolla da çok büyük bir mal elde edilmiş olur.” dedi. Bunun üzerine melik “Bu işi kim yüklenecek?” deyince de Yusuf (a.s), “Beni memleketin hazineleri üzerine (memur) et.” demiştir ki bu, “Mısır topraklarının hazineleri üzerine.” demektir. Ahd ifade etsin diye  الْاَرْضِۚ  kelimesinin başına elif lâm getirilmiştir. İbni Abbas (r.a), Hz. Peygamberin bu ayetle ilgili olarak şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Allah, kardeşim Yusuf'a merhamet etsin. Şayet o: ‘Beni memleketin hazineleri üzerine (memur) et.’ demeseydi, o padişah onu, hemen o anda o işle görevlendirirdi. Ancak ne var ki o, bunu deyince o bu vazifeyi ona vermeyi bir sene geciktirdi.”

Ben derim ki bu, şaşılacak şeylerdendir. Zira Yusuf (a.s) hapishaneden çıkmak istemeyince, Allah bunu, ona en güzel bir biçimde kolaylaştırdı. Ama hemen görev almaya koşunca Allah onun bu gayesini gerçekleştirmesini tehir etti. İşte bu, şahsi tasarrufu terk edip işleri tamamen Allah'a bırakmanın daha evla olacağına delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Hz Yusuf'un “inşallah” dememesi hakkında Vahidî şöyle demiştir: “Bu, bir cezayı iktiza eden bir hata olmuştur. Bu ceza da Allah Teâlâ'nın Hz. Yusuf'un o maksadını, bir sene müddetle ertelemesidir.” Ben de derim ki: Belki de bunun sebebi şudur: Şayet Yusuf (a.s) böyle bir istisnada bulunsaydı, melik, Yusuf'un bunu, kendisinin bu menfaatleri gerektiği gibi zabt ü rabt altına alamayacağını bildiği için söylediğine inanacaktı. İşte bundan dolayı Yusuf (a.s) inşaallah dememiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ayette, hükümdarın, Yusuf’un (a.s) hazine bakanlığının kendisine verilmesi talebini kabul ettiğinin zikredilmemiş olması, bunun, sarahatle belirtilmesine gerek olmayan kesin bir sonuç olduğunu zımnen bildirmek içindir. Özellikle saltanatın bütün kısımlarını kapsayan, “Bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir birisin.” sözüyle takdim edilmesi, buna ihtiyaç bırakmaz. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)