الٓـرٰ۠ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِـاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ ١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | الر | Elif Lam Ra |
|
| 2 | كِتَابٌ | (Bu), Kitaptır |
|
| 3 | أَنْزَلْنَاهُ | indirdiğimiz |
|
| 4 | إِلَيْكَ | sana |
|
| 5 | لِتُخْرِجَ | çıkarman için |
|
| 6 | النَّاسَ | insanları |
|
| 7 | مِنَ | -dan |
|
| 8 | الظُّلُمَاتِ | karanlıklar- |
|
| 9 | إِلَى |
|
|
| 10 | النُّورِ | aydınlığa |
|
| 11 | بِإِذْنِ | izniyle |
|
| 12 | رَبِّهِمْ | Rablerinin |
|
| 13 | إِلَىٰ |
|
|
| 14 | صِرَاطِ | yoluna |
|
| 15 | الْعَزِيزِ | Aziz |
|
| 16 | الْحَمِيدِ | ve övgüye layık olanın |
|
Bazı sûrelerin başında bulunan bu harflere “hurûf-i mukattaa” denir (bilgi için bk. Bakara 2/1). Bu harflerden sonra genellikle kitaptan, âyetlerden veya vahiyden söz edilir. Burada da aynı üslûp kullanılmıştır.
Hz. Peygamber’e indirilen kitaptan maksat Kur’an’dır. Allah Teâlâ cehalet, inkâr, bâtıl inanç gibi durumları zulumât (karanlık); bilgi, iman, hidayet gibi hasletleri de nûr (aydınlık) olarak nitelemiştir.
“Rablerinin izniyle” ifadesi Hz. Peygamber’in bu görevi kendiliğin-den değil, Allah’ın emri ve iradesiyle yerine getirdiğine işaret eder. Bir anlayışa göre de bu ifade peygamberin görevinin sadece tebliğ etmek olduğunu; hidayete erdirmenin ise Allah’ın izin ve iradesine bağlı bulun-duğunu gösterir. Göklerin ve yerin mülkiyet ve yönetimini elinde bulun-duran Allah, doğru yolu bulmak isteyenleri doğru yola iletir; böyle bir kudreti bırakıp da O’nun yarattığı varlıklara tanrı diye tapanları da kendi hallerine bırakır, sapkınlıkları içerisinde bocalar dururlar; bunlar irade ve tercihlerini yanlış yönde kullandıkları için yüce Allah bunları şiddetli bir azap ile tehdit etmektedir.
الٓـرٰ۠ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِـاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ
الٓـرٰ۠ hurufu mukatta harflerindendir.
İsim cümlesidir. كِتَابٌ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, هذا (bu) şeklindedir. اَنْزَلْنَاهُ cümlesi, كِتَابٌ ‘nun sıfatı olarak mahallen merfûdur.
اَنْزَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلَيْكَ car mecruru اَنْزَلْنَا fiiline mütealliktir.
لِ harfi, تُخْرِجَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. أَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle اَنْزَلْنَاهُ fiiline mütealliktir.
تُخْرِجَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. النَّاسَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. مِنَ الظُّلُمَاتِ car mecruru تُخْرِجَ fiiline mütealliktir. اِلَى النُّورِ car mecruru تُخْرِجَ fiiline mütealliktir.
بِـاِذْنِ car mecruru تُخْرِجَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; ملتبسا بإذن ربّهم (Rablerinin izniyle beraber olarak) şeklindedir. Aynı zamanda muzaftır. رَبِّهِمْ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِلٰى صِرَاطِ car mecruru اِلَى النُّورِ ‘den bedel olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzaftır. الْعَز۪يزِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْحَم۪يدِ kelimesi الْعَز۪يزِ ‘den bedel veya sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْزَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
تُخْرِجَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi خرج ‘dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
الْعَز۪يزِ- الْحَم۪يدِ kelimeleri sıfat-ı müşebbehedir. Benzeyen sıfat demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الٓـرٰ۠ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِـاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ
Kelama en güzel giriş şekillerinden biri de kelamın konusuyla alakalı bir şeyle başlamaktır. Böylece kelamın maksadına işaret edilmiş olur. Surenin bu ilk ayeti berâaet-i istihlâl sanatının güzel bir örneğidir.
Kur’ân’daki sûrelerin başı öylesine güzeldir ki muhâtabın dikkatini celb edip hemen etkisi altına alır ve devâmını dinlemeye sevk eder. Hurûf-u mukattaa ile başlayan bütün sureler buna örnektir. Çünkü muhatabın dikkatini celbeder ve dinlemeye teşvik eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Bedî İlmi)
Tefsir alimleri surelerin başlarındaki bu harfler hakkında farklı görüşlere sahiptir. Âmir eş-Şâbi, Süfyan es-Sevri ve bir grup muhaddis şöyle demiştir: “Bunlar Allah'ın Kur’an-ı Kerim’de sakladığı bir sırdır. Yüce Allah’ın her bir kitabında böyle bir sırrı vardır. Bunlar, yüce Allah’ın bilgisini yalnızca kendisine sakladığı müteşabih ayetler arasında yer alırlar. Bunlar hakkında bir şey söylemek gerekmez. Biz bunlara iman eder ve Allah’tan geldikleri gibi okuruz.” (Kurtubî, El-Câmi’li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Aynı mukattaa harfleriyle başlayan surelerin aralarında mana veya konu açısından bir yakınlık vardır. 5 sure bu harflerle başlamıştır. Hepsi de mushafta arka arkaya yer alan Yunus, Hud, Yusuf, Ra’d, İbrahim ve Hicr sureleri sureleri bu şekilde başlamıştır. Sadece Ra’d suresinde ilave olarak mim harfi de eklenmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de mukattaa harfleriyle başlayan surelerin hepsinde bu harflerden sonra muhakkak kitapla ilgili bir açıklama gelir.
Kuran’ı Kerim’deki bütün surelerde olduğu gibi bu surenin de başlangıç ayeti, sureye uygun ve yerinde bir başlangıç olup, anlamı açık, kapalılıktan uzaktır.
İlk cümle olan كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ , ibtidaiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidâî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. كِتَابٌ kelimesi takdiri هذا (Bu) olan mahzuf mübtedanın haberidir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِـاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ cümlesi, كِتَابٌ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
اَنْزَلْنَاهُ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِـاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle اَنْزَلْنَاهُ fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِنَ الظُّلُمَاتِ ve اِلَى النُّورِ car-mecrurları لِتُخْرِجَ fiiline , بِـاِذْنِ رَبِّهِمْ car-mecruru ise لِتُخْرِجَ ‘daki failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz anlatım kastıyla gelen رَبِّهِمْ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan هِمْ zamirinin ait olduğu kişiler, Rab ismine muzaf olan اِذْنِ , şan ve şeref kazanmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab, Azîz ve Hamîd isimlerinin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِ ifadesi cer harfinin tekrarı ile اِلَى النُّورِ ‘den bedeldir.
Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Azîz ve Hamîd olanın yolu ifadesinden sonra Allah lafzı ve sıfatlarının söylenmesi Allah (c.c)‘nun azamet ve yüceliğini vurgulamak ve zihinlerde yerleştirmek için yapılan ıtnâbtır.
الظُّلُمَاتِ - النُّورِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab, الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ ve النُّورِ - كِتَابٌ kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
الْعَز۪يزِ - الْحَم۪يدِۙ kelimeleri arasında muvazene ve mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
صِرَاطِ الْعَز۪يزِ izafetinde الْعَز۪يزِ ve ondan bedel olan الْحَم۪يدِۙ kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ve muzafa tazim ifade etmiştir.
لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ [İnsanları, karanlıklardan aydınlığa çıkarman için] cümlesinde istiare vardır. Şöyle ki الظُّلُمَاتِ [karanlıklar] inkâr ve sapıklık, النُّورِ [aydınlık] ise hidayet ve iman için müstear olarak kullanılmıştır.
Beyzâvî ayetin مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ ifadesini, aydınlığa karanlıklardan yani: اىْ مِنْ اَنْوَاعِ اَلضَّلاَلِ اِلَى اَلْهُدَى insanları çeşitli sapıklıklardan hidayete çıkarman için” şeklinde açıklamıştır. Müfessirimiz bu ifadesiyle الظُّلُمَاتِ (karanlık) lafzının ضَّلاَلِ (sapkınlık) için, النُّورِ (aydınlık) lafzının ise hidayet için müstear olarak kullanıldığına işaret etmiştir. ‘Çeşitli sapkınlıklar’ tabiriyle de şunu anlatmak istemiştir: الظُّلُمَاتِ lafzı cemi olarak gelmiştir. Zira dalaletin; cehalet, hevaya uyma, vesveseleri ve küfre götüren şüpheleri kabul etme gibi türleri vardır. İmana götüren tek şey ise hidayettir. Bundan dolayı الظُّلُمَاتِ lafzı cemi olarak dalalet lafzı yerine istiare edilmişken, النُّورِ lafzı tekil olarak hidayet yerine istiare edilmiştir. Yine الظُّلُمَاتِ'ın çoğul, النُّورِ 'un tekil ifade edilmesi, küfür ve bid’at yollarının pekçok; hayır yolunun ise tek olduğunu göstermektedir. Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı - Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr - Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cenab-ı Hak, küfrü ancak الظُّلُمَاتِ ‘ye (karanlıklara) benzetmiştir. Çünkü küfür, insanın hidayet yolundan şaştığı halin en ileri noktasıdır. Hak Teâlâ imanı da nura (ışığa) benzetmiştir. Çünkü bu, hidayet yolunun sayesinde aydınlanacağı en ileri şeydir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Burada istiarenin gerçekleştiği الظُّلُمَاتِ ve النُّورِ kelimeleri isim olduğu için bu istiare, istiare-i asliyye olarak anılmaktadır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı- Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)
اَنْزَلْنَاهُ ile رَبِّهِمْ kelimeleri arasında mütekellimden gaibe geçişte, الظُّلُمَاتِ ile النُّورِ kelimeleri arasında müfred ve cemi arasında güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
بِـاِذْنِ رَبِّهِمْ [Rabblerinin izniyle] ibaresindeki بِـ harfi; لِتُخْرِجَ fiiline taalluk etmektedir. Burada fiilin Peygambere (s.a.v) izafe edilmesinin sebebi, davet edenin, uyarıp hidayete çağıranın kendisi oluşu dolayısıyladır.
بِـاِذْنِ رَبِّهِمْ [Rablerinin izniyle] yani O’nun kolaylaştırması, müyesser kılması ile. Bu ifade, perdenin kaldırılarak işin kolaylaştırılması anlamındaki izin ifadesinin istiare olarak kullanımıdır. Allah’ın onlara kolaylaştırması ise kendilerine ihsan ettiği lütuf ve muvaffakiyet sayesinde olur.(Zemahşeri , Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
ـاِذْنِ , huzura girmek isteyenlere kapıyı açmaktır, ـاِذْنِ ‘in bu manasıyla bütün insanlar için geçerli olduğu açıktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِ [Azîz, Hamîd olanın yoluna] ibaresinin de -araya و harfi getirmeksizin- gelmesi; “Akıllı, faziletli Zeyd’in yanına gittim” demeye benzer. و harfinin getirilmeyişi sebebi ise her iki sıfatın da aynı kişiye ait oluşudur.
“Aziz”in hiçbir kimsenin mağlup edemediği kimse anlamında olduğu söylendiği gibi, mülk ve saltanatında kendisine erişilemeyen, O’na zarar verilemeyen anlamında olduğu da söylenmiştir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
صِرَاطِ kelimesi ‘yol’ demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müstearun leh) hazf edilmiş müstearun minh kalmıştır. Tasrihî istiaredir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
صِرَاطِ ‘ın Allah’a izafesi ya maksat o olmasından ya da yolu gösterenin kendisi olmasındandır. Azîz ve hamid sıfatlarının özellikle seçilmesi şunu göstermek içindir ki o yolundan gideni hor etmez ve onu izleyeni eli boş döndürmez. (Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Allah Teâlâ, Azîz vasfını Hamîd vasfından önce zikretmiştir. Çünkü doğru olan şudur: Allah Teâlâ’yı bilmenin başlangıcı, O’nun Kādir, sonra Âlim ve sonra herşeyden müstağni olduğunu bilmektir. Azîz, kādir demektir; hamîd ise, âlim ve müstağni olması demektir. Binaenaleyh Allah’ın kādir olduğunu bilmek, O’nun herşeyi bilen ve herşeyden müstağni olan olduğunu bilmekten önce geldiği için Aziz ismini Hamîd isminden önce zikretmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Burada Allah’ın yüce sıfatları arasından العَزِيزِ الحَمِيدِ isimlerinin tercih edilmesi makama münasip olması dolayısıyladır. Çünkü Azîz; yenilmeyen, daima galip olan demektir. Kitap'ın indirilmesi, Allah'ın insanlardan istediklerinin sahih olduğunun bir delilidir, böylece onunla ihtilafa galip gelecek ve insanların aleyhine delil oluşturacaktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)