وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِـحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِن۪ينَ ٢٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأَرْسَلْنَا | ve gönderdik |
|
| 2 | الرِّيَاحَ | rüzgarları |
|
| 3 | لَوَاقِحَ | aşılayıcı olarak |
|
| 4 | فَأَنْزَلْنَا | indirdik |
|
| 5 | مِنَ | -ten |
|
| 6 | السَّمَاءِ | gök- |
|
| 7 | مَاءً | su |
|
| 8 | فَأَسْقَيْنَاكُمُوهُ | böylece sizi suladık |
|
| 9 | وَمَا | ve değilsiniz |
|
| 10 | أَنْتُمْ | siz |
|
| 11 | لَهُ | onu |
|
| 12 | بِخَازِنِينَ | depolayan |
|
وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِـحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِن۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اَرْسَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. الرِّيَاحَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لَوَاقِـحَ hal olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْزَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru اَنْزَلْنَا fiiline mütealliktir. مَٓاءً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. اَسْقَيْنَاكُمُوهُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Muttasıl zamir هُ ikinci mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِن۪ينَ cümlesi, اَسْقَيْنَاكُمُو ‘deki hitap zamirin hali olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. مَٓا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.
اَنْتُمْ munfasıl zamir مَٓا ‘nın ismi olarak mahallen merfûdur. لَهُ car mecruru خَازِن۪ينَ ‘ye mütealliktir. بِ harf-i ceri zaiddir. خَازِن۪ينَ lafzen mecrur, مَٓا ‘ nın haber olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile îrablanır.
Cemi müzekker muhatap mazi fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir و harfi getirilir. اَسْقَيْنَاكُمُوهُ fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı - işbâ edatı denir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرْسَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ‘dir.
اَسْقَيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi سقي ’dir.
اَنْزَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ‘dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
خَازِن۪ينَ ; sülasi mücerredi خزن olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِـحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
لَوَاقِـحَ , hal olarak mansubdur. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eden açıklamalardır.
Taşıyıcı olarak gönderilme anlamında لَوَاقِـحَ kelimesinin seçilmiş olması anlam-lafız uyumu babında mürâât-ı nazîr sanatına güzel bir örnektir.
الرِّيَاحَ لَوَاقِـحَ ibaresi iki tevile göre istiaredir: Birincisine göre buradaki لَوَاقِـحَ kelimesi ﻻقح ’nın (döllenen/ aşılan) çoğuludur. Burada yağmur bulutlarını taşıyan rüzgâr bu özelliğiyle erkek devenin erlik suyunu taşıyan döllenmiş deveye benzetilmiştir. Bu en güzel, en tesirli teşbihlerdendir. Çünkü bulutun döktüğü yağmur damlalarıyla meydana gelen yerin bitkisi sanki bulutu şekillendiren rüzgârların doğurduğu yavru konumundadır. Nitekim şairler şiirlerinde yeni çıkmış bitkileri çok zaman ’yavru’ olarak tasvir etmişler, onlara bitkilerin çocukları, bahçelerin çocukları demişlerdir. Aynı şekilde şairler bulutu da onları emzirip yaşatan, her ne kadar buradaki لَوَاقِـحَ (kelimesinin) ملاقح (aşılananlar/ döllenenler) anlamında kullanıldığı söylenmişse de mana bizim anlattığımız şekildedir. İkinci görüş de لَوَاقِـحَ ’ın tekilinin مُلقح , yani ‘’dölleyici’’ konumunda olduğu yönündedir ki, buna göre sanki rüzgârlar buluta su aşılıyor da buluta nispetle rüzgârlar, yavrulara nispetle erkek develer konumunda oluyor. Allah’a hamd olsun, bu mesele açıklığa kavuşmuştur. (Şerîf er-Radî, Kur’an Mecazları)
وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِـحَ [Rüzgârları taşıyıcı olarak gönderdik] . Ayette geçen لَوَاقِـحَ kelimesini حواملا şeklinde açıklayan Beyzâvî, buradaki teşbihi şu ifadelerle ortaya koyar: ‘’Yağmur getirmeyen hayırsız rüzgâr kısıra benzetildiği gibi, yağmur dolu bulutlarla hayır ve bereket getiren rüzgâr da hamileye benzetilmiştir.” Cümlede edat ve vech-i şebeh söylenmediğinden bu teşbih, beliğ bir teşbihtir. Beyzâvî’ye göre benzetme yönü, rüzgârın bereket getirmesidir.
Kur’an’da zikredildiği bağlam düşünüldüğünde bu ayetlerin ifade sadedinin, Allah’ın nimetlerinden birinin kevnî ayetlerin içine gizlenerek insanlara nimetlerinin hatırlatılması olduğu görülecektir. Müfessirler bu vb. bağlamının dışında anlamlar yüklenebilen ayetlerde de idmâc sanatı olduğu görüşündedirler. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)
Aynı üslupta gelen فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً cümlesi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûl olan مَٓاءً ’e takdim edilmiştir.
مَٓاءً ’deki nekrelik nev ve tazim ifade eder.
فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُ cümlesi de hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir.
Ayette cümleler mazi fiil sıygasında gelerek hudûs, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Ayetteki fiillerin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
مَٓاءً - اَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اَسْقَيْنَاكُمُوهُ fiiline iki mef’ûl eklenmiştir. هُ ’dan önceki وَ işbâ vavıdır. (Vezni denkleştirmek için kelimenin bünyesine eklenen ziyade bir harftir. (TDV)
فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً [ve gökten (yukarıdan) bir su indirdik] cümlesinde مَٓاءً kelimesinin elif lamsız olmasının da işaret ettiği gibi bir kısım su indirdik manası vardır. Yani yukarda zikri geçen rüzgârlarla yağmur yüklü bulutlar meydana getirdikten sonra size yukarıdan biraz su indirdik. Ayet metninde السَّمَٓاءِ (gök) kelimesi ile kastedilen, insanın yukarısı demektir. Çünkü insanı evin tavanı gibi yukarıdan kuşatan her şeye Arapçada ”semâ" denir. Yukarıdan indirilen, suyun bir kısmıdır. Çünkü herkes bilir ki semadan suyun tamamı indirilmez. Yani tersine insanların yararlanabilecekleri ve zarardan korunabilecekleri kadar su indirilir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِن۪ينَ
Cümle, فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُ ‘daki muhatap zamirinden haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. مَٓا nefy harfi ليس gibi amel etmiştir. Haberi olan بِخَازِن۪ينَ ’ye dahil olan بِ harfi zaiddir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لَهُ , amili olan بِخَازِن۪ينَ ‘ye siyaktaki önemine binaen takdim edilmiştir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُۚ [Onunla susuzluğunuzu giderdik.] onu sizin için içimlik su kıldık. وَمَٓا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِن۪ينَ [Yoksa onun hazinesine siz sahip değilsiniz.] Bu ifade ile Yüce Allah, “Hiçbir şey yoktur ki hazineleri Bizim katımızda olmasın.” ifadesinde kendisi hakkında olumladığı şeyi, insanlar hakkında olumsuzlamıştır. Sanki, O’nun kudretinin büyüklüğünü göstermek ve kulların acizliğini ortaya koymak için “Su hazinelerinin sahibi Biziz, yani onu yaratmaya ve gökten indirmeye Biz kādiriz; siz ise kādir değilsiniz” buyurulmuştur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)