Hicr Sûresi 9. Ayet

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ  ٩

Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّا şüphesiz
2 نَحْنُ biz
3 نَزَّلْنَا indirdik ن ز ل
4 الذِّكْرَ O Zikri (Kitap)ı ذ ك ر
5 وَإِنَّا ve elbette biziz
6 لَهُ O’nun
7 لَحَافِظُونَ koruyucuları ح ف ظ
 
Zikir kelimesi, sûrenin ilk âyetinde geçen ve ikisi de özellikle Hz. Peygamber’in muhatap olduğu ilâhî vahiy için kullanılan Kur’an ve kitabı ifade etmektedir. Bu sebeple burada zikir kelimesini vahiy diye çevirmeyi uygun bulduk.
 Yukarıda 6. âyette müşrikler alaylı bir ifadeyle, Hz. Muhammed’e vahiy diye bir şey gelmediğini ima etmişler ve onun bir mecnun olduğunu, dolayısıyla vahiy dediği sözlerin Allah’tan değil cinlerden geldiğini veya söylediklerinin hakikatle ilgisi bulunmayan deli saçması olduğunu ileri sürmüşlerdi. İşte burada “Kesin olarak bilesiniz ki bu vahyi kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz” buyurularak onların bu iddiası açıkça reddedilmektedir. Şu halde burada “zikir”den maksat vahiy, korumadan maksat da vahiy sürecinde âyetlerin ilâhî olma özelliğini bozacak şekildeki herhangi bir dış etkiden vahyin korunmasıdır. Böylece –bağlamı da dikkate alındığında– âyette esas itibariyle müşriklerin vahye yönelik itirazları reddedilmekte, vahyin Allah’tan geldiği ve ona asla herhangi bir ilâvenin söz konusu olmadığı ve olamayacağı bildirilmektedir.
 Bununla birlikte Taberî, âyeti “Biz muhakkak ki Kur’an’ı koruyup içine onun aslında bulunmayan bir ifadenin, bir yanlışın karışmasını veya hükümlerinde, hadlerinde, farzlarında bir eksiklik meydana getirilmesini engelleyeceğiz” şeklinde açıklamış (XIV, 7); âyetteki korumayı münhasıran gelecekte vuku bulması muhtemel bir müdahaleye karşı koruma şeklinde anlayan bu yorum, müfessirlerin ve diğer âlimlerin büyük çoğunluğunca da benimsenmiştir. Buna göre daha önceki kutsal kitapların mâruz kaldığı ve genellikle tahrif terimiyle ifade edilen eksilme, değişme, bozulma, kaybolma gibi haller Kur’an’ın başına gelmeyecek; Kur’an, Peygamber’e geldiği şekliyle kıyamete kadar varlığını ve orijinalitesini koruyacaktır. Çünkü Kur’an’ı resulüne indiren Allah, onu koruyacağını da vaad etmiştir ve O’nun vaadi haktır, kesindir. Nitekim, yazılı kültürün yaygın bulunmadığı bir ortamda gelmiş olmasına rağmen, Allah’tan geldiği ve yazıya geçirildiği şekliyle korunabilmiş tek kutsal metin Kur’an’dır. Peygamber’in ağzından söz olarak dışa yansıdığı günden bugüne kadar bütün müslümanlar Kur’an’ı korumayı en kutsal görev bilmişler; başlangıçta daha çok ezberleyerek, sonraları da hem ezberleyip hem de yazıya geçirerek aslî şekliyle bugüne aktarılmasını sağlamışlardır. Her türlü yazım imkânlarının geliştiği, özellikle bilgisayar ortamının doğduğu günümüzde ve bundan sonraki dönemlerde ise kuşkusuz Kur’an metninin korunması daha kolay olacaktır.
 Bu âyetin, sûrelerin başındaki “besmele”lerin ilgili sûrenin bir parçası ve dolayısıyla ilk âyeti olduğuna güçlü bir delil teşkil ettiğini düşünenler olmuştur. Aksi halde bunların o sûrelerin başına sonradan eklendiğini kabul etmek gerekir ki böyle bir ekleme de konumuz olan âyetin hükmüne aykırıdır (Râzî, XIX, 166). Ancak bunun Kur’an’ın korunmuşluğu üzerine aşırı hassasiyetten kaynaklanan isabetsiz bir yorum olduğu kanaatindeyiz.
 Âyetin “…ve onu mutlaka koruyacak olan da yine biziz” kısmında, korunacağı bildirilenin Hz. Peygamber olduğuna dair görüşler de vardır. Nitekim yüce Allah, son derece elverişsiz şartlar içinde ortaya çıkıp İslâm’ı yaymaya çalışan resulünü pek çok zorluğa, amansız düşmanların baskı ve zulümlerine karşı korumuş ve sonuçta hiçbir peygamberin ulaşamadığı genişlikte başarılar gerçekleştirmesini sağlamıştır. Kuşkusuz Peygamber’in korunması, dolaylı olarak vahyin de korunması anlamını içerdiğinden her iki yorumu birleştirmek mümkündür.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 335-337
 

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

Munfasıl zamiri  نَحْنُ  mübteda olarak mahallen merfûdur. اِنَّ ’nin Ismini tekid eder. نَزَّلْنَا  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

نَزَّلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا   fail olarak mahallen merfûdur. الذِّكْرَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Te’kid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Te’kide “tevkid” de denilir. Te’kid eden kelimeye veya cümleye “te’kid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, te’kid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Te’kid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Te’kid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.  

Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar. Ayet lafzi tekid şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نَزَّلْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نزل ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 


 وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

ناَ  mütekelim zamiri,  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَهُ  car mecruru  حَافِظُونَ ‘ye mütealliktir.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. حَافِظُونَ  kelimesi  اِنَّ ‘nin haberi olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

حَافِظُونَ  ; sülâsî mücerredi  حفظ  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ  ve fasıl zamiri ile tekid edilmiş isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. İsim cümlesi sübut ve istimrar ifade etmiştir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Haberin اِنَّ  ile tekidi, habere ihtimam içindir. Fasıl zamiri  نَحْنُ , lafzî tekid olarak haberdeki ihtimamı artırmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, İnsan/23) 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  نَزَّلْنَا الذِّكْرَ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberidir. Müsnedin, mazi fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder.

Mef’ûl olan  الذِّكْرَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ , fasıl zamiri, ve isnadın tekrarı olmak üzere birden fazla tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

نَزَّلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Bu ayet-i kerimenin öncesinde yer alan  وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّ كْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌۜ [Dediler ki: ‘Ey kendisine Zikir (Kur’an) indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!’] (Hicr 15/6) ayetinden anlaşıldığına göre bazı kâfirler Hz.Muhammed’e Zikrin (Kur’an’ın) Allah’tan indiğini inkâr ettiler ve onunla alay ettiler. Onun peygamber olmadığını iddia ederek sanki şöyle dediler. Ey müfteri! Allah sana Zikri indirmedi. Senin Allah’tan olduğunu iddia ettiğin Kur’an ondan değil bilakis cinlerin sana telkinidir. Sen mecnunsun. 

“İşte  اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ  ayeti, onların inkâr ve alaylarına karşılık bir cevaptır. Bunun içindir ki birçok yönden tekid edilmiştir.” Şöyle ki, ibare devamlılık (istimrar) ifade eden isim cümlesi şeklinde gelmiş, tahkik anlamı içeren  اِنَّ  edatı ile başlamış,  اِنَّ ‘nin ismi ile haberi arasına fasl zamiri  نَحْنُ  girmiş, tazim için müfred yerine cemi zamirleri getirilmiştir.

Allah Teâlâ bu ayet-i kerimeyle Kur’anı bizzat kendisinin indirdiğini ve onu himayesine aldığını ifade ederek ona dil uzatılmasının yolunu kapatmış, onu insan sözüne benzemeyen mucizevi bir kelam olarak indirmekle her türlü tahrif, ziyade ve noksanlıktan koruduğunu ve koruyacağını çeşitli tekid vasıtaları kullanarak beyan buyurmuştur. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)

Cenab-ı Hakk’ın “Kur’an’ı biz indirdik, biz” ifadesine gelince, bunun sıygası her ne kadar cemi ise de, bu tazim ve ululuğu izhar etme esnasında, hükümdarların söylemiş olduğu söz kabilindendir. Çünkü, onlardan birisi bir iş yapsa veya bir söz söylese, “Biz şöyle yaptık; biz şöyle söyledik” derler. Burada da böyledir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la istînafa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  لَهُ  car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak ve ihtimam için, amili olan  لَحَافِظُونَ ‘ye takdim edilmiştir. 

Müsned olan  حَافِظُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

وَ , itiraziyyedir.  لَهُ ’ deki zamir  الذِّكْرَ ‘ye racidir. Müteallakı olan  لَحَافِظُونَ ’deki  لَ , zayıf olan amilin amelini takviye içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَهُ  car mecrurundaki zamir, yukarıda geçen “zikr”e veya Hz. Muhammed’e râcidir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)