Nahl Sûresi 76. Ayet

وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً رَجُلَيْنِ اَحَدُهُمَٓا اَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلٰى مَوْلٰيهُۙ اَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍۜ هَلْ يَسْتَو۪ي هُوَۙ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِۙ وَهُوَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ۟  ٧٦

Allah, (şöyle) iki adamı da misal verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sadece bir yüktür. Nereye gönderse olumlu bir sonuç alamaz. Bu, adaletle emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu?
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَضَرَبَ ve misal verir ض ر ب
2 اللَّهُ Allah
3 مَثَلًا misaliyle م ث ل
4 رَجُلَيْنِ (şu) iki adamı ر ج ل
5 أَحَدُهُمَا birisi ا ح د
6 أَبْكَمُ dilsizdir ب ك م
7 لَا
8 يَقْدِرُ gücü yetmez ق د ر
9 عَلَىٰ
10 شَيْءٍ hiçbir şeye ش ي ا
11 وَهُوَ ve o
12 كَلٌّ bir yüktür ك ل ل
13 عَلَىٰ üzerine
14 مَوْلَاهُ efendisinin و ل ي
15 أَيْنَمَا nereye
16 يُوَجِّهْهُ onu gönderse و ج ه
17 لَا
18 يَأْتِ getirmez ا ت ي
19 بِخَيْرٍ bir hayır خ ي ر
20 هَلْ
21 يَسْتَوِي gibi olur mu? س و ي
22 هُوَ o
23 وَمَنْ ve kimse
24 يَأْمُرُ emreden ا م ر
25 بِالْعَدْلِ adaleti ع د ل
26 وَهُوَ ve o (kimse)
27 عَلَىٰ üzere (giden)
28 صِرَاطٍ yol ص ر ط
29 مُسْتَقِيمٍ doğru ق و م
 

Bu iki âyette insanların içinde yaşadıkları tecrübelerden yola çıkılarak, onların sağ duyusuna hitap edilmek suretiyle şirk inancının anlamsızlığına ve mantıksızlığına dikkat çekilmektedir. Burada örnekleri verildiği gibi gerek ekonomik ve sosyal yönden gerekse psikolojik ve ahlâkî bakımdan farklı seviyelerde bulunan iki insan arasında bile bir denklik kurulması apaçık bir haksızlık ve mânasızlık olarak görüldüğüne göre Allah ile diğer varlıklar arasında nasıl bir benzerlik kurulabilir?

 İlk âyetin asıl amacının, müminle kâfir arasında bir karşılaştırma yaparak bunların birbirlerine denk tutulamayacağını anlatmak olduğu ileri sürülmüşse de (Taberî, XI, 148-149; Râzî, XX, 83-84), müfessirlerin çoğunluğuna göre her iki âyetin de asıl amacı, Allah’ı her türlü ortaklık iddialarından tenzih edip tevhid ilkesini vurgulamaktır. Ayrıca burada dolaylı olarak yüce Allah’ın insanlar için olumlu ve gerekli gördüğü bazı imkânların ve niteliklerin de altı çizilmiş bulunmaktadır ki bunları muktedir olma, geniş maddî imkâna sahip bulunma, infak etme, ifade gücü, özgürlük, üzerine aldığı işi hayırlı ve başarılı bir şekilde sonuçlandırma, adaleti hâkim kılma ve istikamet sahibi olma şeklinde sıralayabiliriz.

 
Kaynak :  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 422
 

وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً رَجُلَيْنِ اَحَدُهُمَٓا اَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ضَرَبَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. مَثَلاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. رَجُلَيْنِ  kelimesi  مَثَلاً ‘den bedel olup, müsenna olduğu için nasb alameti  ى ‘dir.

اَحَدُهُمَٓا  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمَٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اَبْكَمُ  haber olup damme ile merfûdur. لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ  cümlesi,  ikinci haber olarak mahallen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَقْدِرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلٰى شَيْءٍ  car mecruru يَقْدِرُ  fiiline mütealliktir.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَهُوَ كَلٌّ عَلٰى مَوْلٰيهُۙ 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. كَلٌّ  haber olup damme ile merfûdur.

عَلٰى مَوْلٰيهُ  car mecruru  كَلٌّ ‘e müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Maksur isimdir.Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)                                                                                                         

كَلٌّ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍۜ 

 

اَيْنَمَا  iki fiili muzariyi cezm eden mekân zarfı olup, يَأْتِ  fiiline mütealliktir. 

يُوَجِّهْهُ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

فَ  karînesi olmadan gelen  لَا يَأْتِ بِخَيْرٍ  cümlesi şartın cevabıdır.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَأْتِ  illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. بِخَيْرٍ  car mecruru  يَأْتِ  fiiline mütealliktir. 

اَيْنَمَا  şart manalı iki fiili cezm eden mekân zarfıdır. اَيْنَمَا  edatın sonundaki  مَا  yalnız şart edatı olduğu zaman gelir. Soru edatı olduğu zaman gelmez. İrabı devamlı mekân zarfı yani cevabının mef’ûlü fihidir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُوَجِّهْ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  وجه ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

هَلْ يَسْتَو۪ي هُوَۙ 

 

Fiil cümlesidir. هَلْ  istifham harfidir.  يَسْتَوِي  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir.

Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. Munfasıl zamir هُوَ  fail için tekid olup, mahallen merfûdur. 

Te’kid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Te’kide “tevkid” de denilir. Te’kid eden kelimeye veya cümleye “te’kid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, te’kid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Te’kid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Te’kid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.  

Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar.

Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. Ayette lafzi te’kiddir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَسْتَو۪ي  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  سوى ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِۙ

 

مَنْ  müşterek ism-i mevsûl atıf harfi  وَ  ile  يَسْتَو۪ي ‘deki faile matuf olup, mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

يَأْمُرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. بِالْعَدْلِ  car mecruru  يَأْمُرُ  fiiline mütealliktir.


 وَهُوَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ۟

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. عَلٰى صِرَاطٍ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.  مُسْتَق۪يمٍ۟  kelimesi   صِرَاطٍ ‘ın sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُسْتَق۪يمٍ۟  sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan istif’al babından ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً رَجُلَيْنِ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘ la önceki ayetteki  ضَرَبَ اللّٰهُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması tazim, teberrük ve telezzüz içindir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde cümlede lafza-i celâlin zikri tecrîd sanatıdır.

رَجُلَيْنِ , mef’ûl olan  مَثَلاً ’den bedeldir. Bedel ıtnâb sanatı babındandır. مَثَلاً  ve  رَجُلَيْنِ  kelimelerindeki nekrelik, muayyen olmayan cins ifade eder.


 اَحَدُهُمَٓا اَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلٰى مَوْلٰيهُۙ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyh olan  اَحَدُهُمَٓا , veciz anlatım yollarından biri olan izafetle gelmiştir. اَبْكَمُ  haberdir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ  cümlesi, ikinci müsneddir.

شَيْءٍ ’in tenkiri kesret ve nev içindir.  

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Haber cümlesine atfedilen  وَهُوَ كَلٌّ عَلٰى مَوْلٰيهُۙ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsned olan  كَلٌّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

Allah Teâlâ bu ayet-i kerimede de kâfir olan bir kimseyi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmeyen, efendisine yük olan ve nereye gönderilirse hiçbir iş yapamayan bir köleye benzetiyor. Mümini ise adaletle emreden, dosdoğru bir yolda bulunan bir insana benzetiyor. Ve bunların, birbirleriyle eşit olamayacağını beyan ediyor.

وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً رَجُلَيْنِ اَحَدُهُمَٓا اَبْكَمُ [Allah, biri dilsiz iki adamı misal getirdi] ayetinde istiare-i temsiliyye vardır. Bu ayet, putu, kendisinden asla faydalanılmayan dilsize benzetir. Sonra bu putu, her şeye gücü yeten, her şeyi işiten ve gören ile mukayese eder. Rab nerede, put nerede! (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Ebu Zeyd,  اَبْكَمُ / güzel konuşamayan, kekeme demektir." Sa’leb, İbnü’l-A’râbî’nin: “اَبْكَمُ , akledemeyen, düşünemeyen kimsedir” dedikleri nakledilir.. Zeccâc: "اَبْكَمُ , duymayan görmeyen baygın kimsedir," demiş.  لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَیْءٍ Hiçbir şeyi beceremeyen”dir. Bu da o kimsenin tamamen aciz ve eksik olduğuna bir işarettir. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Meânî alimleri: ‘’ كَلٌّ  kelimesi aslında, ‘keskin, ince ağızlı’ nın zıddı olan, ‘kalın’ manasındadır’’, demişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍۜ 

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümle, şart üslubunda haberî isnaddır. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Şart üslubundaki terkipte  اَيْنَمَا  şart edatı cevap cümlesine mütealliktir. يُوَجِّهْهُ  şart cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, gelerek teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

فَ  karînesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  لَا يَأْتِ بِخَيْرٍ , menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

بِخَيْرٍ ’ deki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi menfi siyakta nekre selbin umumuna işarettir. 


هَلْ يَسْتَو۪ي هُوَۙ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِۙ وَهُوَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ۟

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

هَلۡ , istifham harfidir. Cümle istifham üslubunda talebî inşaî isnaddır. 

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen gerçek manada soru olmayıp takrir, ikrara zorlamak ve tevbih manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Cümlenin sonundaki munfasıl zamir  هُوَ , fiilin failini tekid için gelmiş ıtnâbdır.

يَسْتَو۪ي ’deki müstetir zamire matuf olan müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sıla cümlesi olan  يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayetteki muzari fiiller hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَهُوَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ۟  cümlesi, atıf harfi وَ  ‘la sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  عَلٰى صِرَاطٍ  car mecruru mahzuf bir habere mütealliktir. 

صِرَاطٍ ‘deki nekrelik nev ve tazim içindir.

مُسْتَق۪يمٍ  kelimesi  صِرَاطٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

مُسْتَق۪يمٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

صِرَاطٍ - مُسْتَق۪يمٍ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ  ibaresinde istiare vardır. Müsteâr  صِرَاطٍ  kelimesidir, hissîdir. Müsteârun leh İslam’dır, aklîdir.  صِرَاطٍ  kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müsteârun leh) hazf edilmiş müsteârun minh kalmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

صراط ; maddî veya manevî olarak açık ve geniş yol demektir. ص  harfi ortaya çıkmaya delâlet eder. ر  ve  ط  harfleri de istilâ harfleridir. Dolayısıyla genişliğe ve yüceliğe delâlet eder. Elif; med ve lîn harfidir. Uzunluğa delâlet eder. Aslında  طريق  kelimesindeki harfler de aynı özelliktedir. ط , ر  ve ق  harfleri istilâ harfleridir. Ya harfi de med ve lîn harfidir, ancak ya harfi ve kesre harekesi elife mukâbil azalmaya delâlet eder. 

صراط  kelimesi; bir noktaya ulaştırması veya bir ameli gerektirmesi bakımından değil zâtı bakımından açık yol demektir. Kur’ân’da 46 kez geçer (Kur’ân-ı Kerîm Lugatı).

Sebîl; bir şeyi uzatarak sarkıtmak demektir. Kadının saçını veya elbisesini sarkıtması gibi. Suyun akması, yağmurun yağması, örtünün örtülmesi ve cömertlik gibi bir çok manada deyim olarak kullanılır. Yol manasında ise su gibi akıcı, kolay olması manası vardır. Maddî veya mânevî manalar taşır. Bu özelliğiyle tarîkten farklıdır.  طريق ; vurmak manasından gelir ki bunda kolaylık yoktur.  صراط  ise açık ve geniş yoldur. (Mustafavî, et-Tahkîk). 

Ayrıca  صراط  kelimesinin çoğul şekli yoktur. Din manasında istiare olarak kullanılması da bu açıdan güzeldir. Allah’a götüren yol ve din tektir.

İki adam zikredildikten sonra onların her birine ait özelliklerin ayrı ayrı sayılması taksim sanatıdır.

يَسْتَو۪ي - بِالْعَدْلِۙ  ve  اَبْكَمُ - كَلٌّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Taberi bu ayet-i kerimeyi şöyle izah ediyor: Allah Teâlâ putları, konuşamayan, herhangi bir şeye gücü yetmeyen, kendisine bakanlara muhtaç olan ve gönderildiği işten başarıyla dönmeyen bir kimseye benzetiyor. Böyle bir insandan herhangi bir hayır beklenemeyeceği gibi kendisine bile herhangi bir menfaat sağlayamayacak ve kendisinden herhangi bir zararı da uzaklaştıramayacak bir puttan nasıl menfaat beklenebilir? Halbuki Allah, adaleti emreder ve dosdoğru yolu gösterir. Hiç putlarla Allah bir olur mu? (Taberi Tefsiri,Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)

وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِۙ وَهُوَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ۟ [Adaleti emreden ve doğru yolda olan] O dört sıfatı bu iki nitelikle karşılaştırması bu ikinin onlara tam karşılık olmasındandır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t -Te’vîl)

Bu dört sıfatı taşıyan ile adaleti emreden kimse hiç bir olur mu?” buyurmuştur. Bil ki adaleti emredenin konuşma kabiliyetinin olması gerekir. Aksi halde emredemez. Yine onun kadir (güç sahibi) olması gerekir. Çünkü onun âmir olması, makamının yüce olduğunu göstermektedir. Amir (emreden) olma da ancak kadir olma ile mümkün olur. Yine onun, adalet ile zulmü birbirinden ayırt edebilmesi için, alim olması gerekir. Böylece, bu ikinci şahsın, “adaleti emretme” ile tavsif edilmesinin, kadir ve alim olmasını ihtiva ettiği; ”emreden” olmasının da birincinin dilsiz olmasına ters olduğu; ikincisinin kadir olmasının, birincisinin, hiçbir şeye kadir olmama ve efendisine yük olmasına ters olduğu ve yine ikincisinin alim olmasının, birincisinin hayır getirmez, işe yaramaz oluşuna ters düştüğü sabit olmuş olur. Birincisi ile ikincisinin birbirine denk olmayacaklarını akıl açıkça gösterir. İşte Allah ile putlar meselesinde de böyledir. Allah en iyi bilendir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)