Kehf Sûresi 12. Ayet

ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ اَيُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصٰى لِمَا لَبِثُٓوا اَمَداً۟  ١٢

Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri süreyi daha iyi hesap ettiğini bilelim.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ثُمَّ sonra
2 بَعَثْنَاهُمْ onları uyandırdık ب ع ث
3 لِنَعْلَمَ bilmek için ع ل م
4 أَيُّ hangisinin
5 الْحِزْبَيْنِ iki zümreden ح ز ب
6 أَحْصَىٰ daha iyi hesabedeceğini ح ص ي
7 لِمَا
8 لَبِثُوا (onların) kaldıkları ل ب ث
9 أَمَدًا süreyi ا م د
 
Yüce Allah’ın görmesinden veya bilmesinden maksat, insanların anlamaları ve bilmeleri için olayı ortaya koymasıdır. Yoksa Allah bütün zamanlarda kâinatta olmuş ve olacak şeyleri ezelî ilmiyle bilir. Nitekim “bilinsin diye” anlamına gelen “li yu‘leme” kıraati bu mânayı destekler. Bu kıraate göre mâna şöyledir: “Sonra da kaldıkları süreyi iki gruptan hangisinin daha iyi hesap edeceği bilinsin diye onları uyandırdık.”
 
Bu iki grubun kimler olduğu hakkında farklı görüşler vardır: a) Bunlar, Ashâb-ı Kehf’in kavminden müminlerle kâfirlerdir. b) Ashâb-ı Kehf ile hasımlarıdır. c) Ashâb-ı Kehf’in kendileridir. Zira bunlar uyandıklarında uykuda kaldıkları süre hakkında ihtilâf etmişler, bir kısmı bir gün veya daha az bir zaman kaldıklarını söylerken, bir kısmı da “Kaldığınız müddeti rabbiniz daha iyi bilir” demişti. “Böylece biz, onları uyandırdık da birbirlerine sormaya başladılar” meâlindeki 19. âyet de buna işaret eder. 
 
Önceki âyetlerde özet olarak anlatılmış olan “Ashâb-ı Kehf” konusu, aşağıdaki âyetlerde daha ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 539-540
 

   Hasaye إحْصَاء :  حصي  sayarak bir sonuç ortaya çıkarmaktır. İf'al formundaki أحْصا fiili saymak manasında kullanılır. Bu kelimenin temel anlamı ufak taşların/çakıl taşlarının adı olan حَصًى dan gelir. Bunun nedeni ise bizim saymak için parmaklarımızı kullanığımız gibi Arapların da taşları kullanmasıdır. (Müfredat)

  Bu maddedeki asli anlam, ilmen zabıt altına alıp kavramaktır. Bu kelimenin söylendiği muhtelif kullanım yerlerinin hepsi de içinde bu manayı taşır.  الحَصاة  kelimesi; bir mahalde yığılıp zabtedilen şeyler için; miskteki sert bir parça için; yine zeka ve akıl için kullanılır. Kelimede hayırlı ve doğru şeyleri muhafaza altına alıp zaptetme itibarıyla olması kastedilir. İlim ve sayma’nın zaptetme ile olan münasebetine gelince; sayma, zapdetmenin mukaddimesi (başlangıcı), ilim ise zabıttaki neticeleri kavrayıp kuşatmaktır. Sözcüğün yasaklama (منع ) ve hakkını verme anlamları da vardır ve bunlar da zabtın levazımındandır. Nitekim zabtedilenin gayrısını men etmek gerekir. (Tahqiq)

Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 11 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)  Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim'de 10'dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ اَيُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصٰى لِمَا لَبِثُٓوا اَمَداً۟

 

Fiil cümlesidir.  ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. بَعَثْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

لِ  harfi,  نَعْلَمَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle  بَعَثْنَاهُمْ  fiiline mütealliktir.

نَعْلَمَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. اَيُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصٰى  cümlesi  نَعْلَمَ  fiilinin iki mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اَيُّ  istifham ismi, mübteda olarak damme ile merfûdur. الْحِزْبَيْنِ  muzâfun ileyh olup, müsenna olduğu için cer alameti  يْ ‘dir. اَحْصٰى  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

اَحْصٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مَٓا  ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle  اَمَداً ’ in mahzuf haline mütealliktir.

لَبِثُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَمَداً kelimesi  اَحْصٰى  fiilinin mef’ûlun bihi olarak fetha ile mansubdur.

ثُمَّ  ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ  harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَحْصٰى  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حصي ’dır. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

 

ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ اَيُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصٰى لِمَا لَبِثُٓوا اَمَداً۟

 

Ayet, tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile önceki ayetteki …فَضَرَبْنَا عَلٰٓى اٰذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mütekellim Allah Teâlâ, muhatab Resulullah (s.a.v)’dir.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Sebep bildiren harf-i cer  لِ  ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِنَعْلَمَ اَيُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصٰى لِمَا لَبِثُٓوا اَمَداً۟  cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle  بَعَثْنَاهُمْ  fiiline mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بَعَثْنَا  ve  لِنَعْلَمَ  fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

اَيُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصٰى  cümlesi,  نَعْلَمَ  fiilinin iki mef’ûlu konumdadır. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham ismi,  اَيُّ الْحِزْبَيْنِ  mübtedadır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen soru kastı taşımadığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Müsned olan  اَحْصٰى , fiilinin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir. 

Mecrur mahaldeki masdar harfi  مَا  ve akabindeki  لَبِثُٓوا  cümlesi, masdar teviliyle  اَمَداً ’in mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Masdar-ı müevvel müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Temyiz konumundaki  اَمَداً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

اَحْصٰى - اَمَداً۟  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Burada bilmek, uyandırmaya gaye ve amaç kılınmıştır. Ancak bunun izahı, bilmeyi mecazi olarak izhar (ortaya çıkarmak) ve temyiz anlamına hamletmek, yahut buradaki bilmeyi, uyandırmaya gaye olabilen ve hadis olan, cezanın taalluk ettiği hali (o hale mahsus) bilgiye hamletmek şeklinde değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

11. ayetteki  فَضَرَبْنَا عَلٰٓى اٰذَانِهِمْ  [Kulaklarına perde koyduk] ile  ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ  [Sonra onları dirilttik] arasında manevi tıbâk vardır. Çünkü birincisinin manası onları uyuttuk ikincisinin manası ise onları uyandırdık şeklindedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)