Kehf Sûresi 64. Ayet

قَالَ ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِۗ فَارْتَدَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمَا قَصَصاًۙ  ٦٤

Mûsâ: “İşte aradığımız bu idi” dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisingeri döndüler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (Musa) dedi ق و ل
2 ذَٰلِكَ işte
3 مَا şey
4 كُنَّا ك و ن
5 نَبْغِ aradığımız ب غ ي
6 فَارْتَدَّا geriye döndüler ر د د
7 عَلَىٰ üzerini
8 اثَارِهِمَا izleri ا ث ر
9 قَصَصًا ta’kibederek ق ص ص
 
Müfessirler genellikle bu kayanın deniz kenarında bulunan herhangi bir kaya olduğunu ifade etmiş olmakla birlikte, Elmalılı kaya ile deniz arasında geniş bir mesafenin varlığına işaret eden 71. âyeti dikkate alarak bunun Kudüs’te belirli bir kaya olduğu kanaatine varmıştır (V, 3259). Ancak âyette balığın süzülüp denize girdiği açıkça ifade edildiğine göre kayanın deniz kenarında bir yerde olması gerekir.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 572
 

قَالَ ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِۗ فَارْتَدَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمَا قَصَصاًۙ

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli,  ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِ  ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

ذٰ  işaret ismi, sükun üzere mebni, mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  كُنَّا نَبْغِ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنَّا  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَا  mütekellim zamiri  كُنَّا ’nin ismi olarak mahallen merfûdur.  نَبْغِ  cümlesi, كُنَّا ’nın haberi olarak mahallen mansubdur. 

نَبْغِ  tahfifden dolayı mahzuf  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur.  

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ارْتَدَّا  fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. عَلٰٓى اٰثَارِهِمَا  car mecruru  ارْتَدَّا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَصَصاً  mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı veya hal konumunda fetha ile mansubdur. Takdiri, مقتصّين. [onlar, izlerini takip eden kimseler olarak geri döndüler] şeklindedir.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

ارْتَدَّا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  ردد ’dır.

Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.

 

قَالَ ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِۗ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Allah Teâlâ, Musa (a.s)’ın sözlerini bildirmektedir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan  bu işaret ismi, bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.

Uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile duruma işaret edilmiştir. Durum, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

İşaret isminde istiare vardır. Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de ‘‘vücudun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Müsned konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası olan  كُنَّا نَبْغِ  cümlesi, nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَانَ ’nin haberi olan  نَبْغِ ‘nin müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesiyle gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ  ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

Sıla cümlesinde  كَان ‘nin haberi olan  نَبْغِۗ  fiilinin sonundaki  ي  harfi hazf edilmiştir.

Mekulü’l-kavl cümlesinde müsnedün ileyhin işaret ismi, müsnedin ism-i mevsûl oluşu, sıla cümlesinin  كَان  ile gelmesi ve  نَبْغِۗ  fiilinin sonundaki  ي ‘nin hazf olunması, bütün bunlar, onların balığın durumunu hatırlamaları sırasındaki heyecanlarını yansıtan işaretler olabilir.

نَبْغِۗ  kelimesinin aslı,  نَبْغِۗي  ‘dir. Kesreden anlaşıldığı için ve hafifletmek maksadıyla  ي  harfi hazf edilmiştir. Normal olan, bunun hazf edilmemesidir. Çünkü Araplar, normalde isimlerin sonundaki bu gibi  ي 'ları hazf ederler. Bu ise fiildir. Fakat zayıf bir kurala göre bazı durumlarda hazfi mümkündür. Bu  ي , kendisinden sonra gelen, sakin harften ötürü hazf edilir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


فَارْتَدَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمَا قَصَصاًۙ

 

Cümle, takip ifade eden  فَ  atıf harfi ile istînâfa atfedilmiştir. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir.  فَ  ile atfedilmesi aradan zaman geçmediğine işarettir. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  قَصَصاً  ifadesi, takdiri  يقصان قصصا  (Hikayeyi anlatıyorlar) olan fiilin mef’ûlu mutlakıdır. Bu takdire göre cümle, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Veya hal konumunda olan  قَصَصاًۙ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

قَصَصاً  kelimesi, hal yerinde kullanılmış bir masdardır, [onlar, izlerini takib eden kimseler olarak geri döndüler] demektir. Veya fiilin mef'ûl-ü mutlakıdır. Çünkü  ارْتَدَّ  fiili, burada izini takip etti, izledi manasınadır. Velhasıl, o ikisi, aradıkları o alim zatın oturduğu yeri geçmiş olduklarını anlayınca, geri döndüler. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)