Bakara Sûresi 213. Ayet

كَانَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّٰهُ النَّبِيّ۪نَ مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَۖ وَاَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ ف۪يمَا اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ وَمَا اخْتَلَفَ ف۪يهِ اِلَّا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْياً بَيْنَهُمْۚ فَهَدَى اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا ف۪يهِ مِنَ الْحَقِّ بِاِذْنِه۪ۜ وَاللّٰهُ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ  ٢١٣

İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 كَانَ idi ك و ن
2 النَّاسُ insanlar ن و س
3 أُمَّةً ümmet ا م م
4 وَاحِدَةً bir tek و ح د
5 فَبَعَثَ sonra gönderdi ب ع ث
6 اللَّهُ Allah
7 النَّبِيِّينَ peygamberleri ن ب ا
8 مُبَشِّرِينَ müjdeciler ب ش ر
9 وَمُنْذِرِينَ ve uyarıcılar olarak ن ذ ر
10 وَأَنْزَلَ ve indirdi ن ز ل
11 مَعَهُمُ onlarla beraber
12 الْكِتَابَ Kitabı ك ت ب
13 بِالْحَقِّ hak olarak ح ق ق
14 لِيَحْكُمَ hükmetmek üzere ح ك م
15 بَيْنَ arasında ب ي ن
16 النَّاسِ insanlar ن و س
17 فِيمَا (konularda)
18 اخْتَلَفُوا anlaşmazlığa düştükleri خ ل ف
19 فِيهِ onda
20 وَمَا ve
21 اخْتَلَفَ anlaşmazlığa düştü(ler) خ ل ف
22 فِيهِ o(Kitap hakkı)nda
23 إِلَّا dışında
24 الَّذِينَ kendilerine
25 أُوتُوهُ (Kitap) verilmiş olanlar ا ت ي
26 مِنْ
27 بَعْدِ sonra ب ع د
28 مَا
29 جَاءَتْهُمُ kendilerine geldikten ج ي ا
30 الْبَيِّنَاتُ açık deliller ب ي ن
31 بَغْيًا sırf kıskançlıktan ötürü ب غ ي
32 بَيْنَهُمْ aralarındaki ب ي ن
33 فَهَدَى bunun üzerine iletti ه د ي
34 اللَّهُ Allah
35 الَّذِينَ kimseleri
36 امَنُوا iman eden ا م ن
37 لِمَا
38 اخْتَلَفُوا ayrılığa düştükleri خ ل ف
39 فِيهِ kendisinde
40 مِنَ
41 الْحَقِّ gerçeğe ح ق ق
42 بِإِذْنِهِ kendi izniyle ا ذ ن
43 وَاللَّهُ Allah
44 يَهْدِي iletir ه د ي
45 مَنْ kimseyi
46 يَشَاءُ dilediği ش ي ا
47 إِلَىٰ
48 صِرَاطٍ yola ص ر ط
49 مُسْتَقِيمٍ doğru ق و م
 

İnsanlar Hz. Adem’den bu yana tek ümmetti, tek milletti, tek bir sistemleri vardı, tek bir inançları vardı, Allah onların aralarından peygamberler gönderdi, onlarla beraber kitaplar gönderdi. İhtilâf ettikleri konularda, problem yaptıkları konularda aralarında hükmetmesi için. Allah ihtilâfları halletmek için kitaplar indirmiştir.

Âyetten anlıyoruz ki kimilerinin iddia ettikleri gibi yeryüzünde insanlık tarihinde karanlık bir dönem yoktur. İnsanlık tarihi vahiyle başlamıştır. İlk insandan bu yana Cenab-ı Hak kullarını hiçbir zaman vahiysiz bırakmamıştır. İnsanlar yeryüzünde yaratıldıkları andan itibaren dinsiz ve yolsuz bir dönem yaşamamışlardır. Hz. Adem’i yaratmış Rabbimiz, ona vahiy göndermiş; Hz. Adem ve çocukları, torunları uzun bir süre vahiyle yollarını bulmuşlar ve tek bir ümmet olarak aynı inançla, aynı dinle yürümüşler. Daha sonra insanlar çoğalıp yeryüzüne yayılınca, zamanla insanlar bu tevhidden inhiraf edip bâtıl yollara ve şirke düşmüşler.

İşte yeryüzünde her ne zaman insanlık tevhid konusunda ihtilâf edip, vahiyden uzaklaşıp bâtıl yollara düşmüşlerse, Allah onları düzeltmek için ihtilâf ettikleri tevhide onları yeniden davet etmek için peygamberler göndermiştir. Demek ki insanlığın başlangıcı tevhittir, aydınlıktır. Küfür, şirk, bâtıl ve karanlıklar sonradan çıkmış ârızî şeylerdir.

Kendilerine kitap verilenler, kendilerine bu kitaplar geldikten sonra niye ihtilâfa düşmüşler? Eğer bu insanları ihtilâfa düştükleri konular hakkında âyet bulunmayan konular olsaydı neyse; ama bakın, bunlar kendilerine deliller geldikten sonra, hakkında nas bulunan konularda ihtilâfa düşmüşler.

Bu konuya inşallah dikkatinizi çekeyim, genelde çok problem yapıyoruz. Elimizde Kur’ân ve peygamber sünneti olduğu halde acaba niye bu toplum hâlâ fırka fırka? Niye grup grup? Niye ayrışmışlar? Niye ihtilâfa düşüyorlar? Elimizde Kur’ân ve peygamber sünneti olduğu halde bizim ihtilâfa düşmemizin se­bebi:

Aralarındaki azgınlıktan dolayıdır, aralarındaki hırstan dolayıdır. Kur’ân’a ve Peygambere göre azgınlık yapan toplumlar mutlaka ihtilâfa düşeceklerdir. Kur’ân’a ve Peygambere samimi olarak yönelenler, samimi olarak kulak verenler, samimi olarak bu kitaba ve peygambere uymak isteyen bir topluluk, Allah’ın gazabıyla kesinlikle birbirlerini öldürür hale gelmezler. Birbirlerini yiyecek hale gelmezler.

Yani bugün bizi bu hale getiren bizim kitabımız değildir. Bizim peygamberimiz de değildir bizi bu hale getiren. Eğer bugün bu müslümanlar fırka fırka, grup grup, hizip hizip birbirlerini yiyecek bir durumdalarsa, parça parça olmuş bir durumdalarsa ve dünya üzerinde zillet ve meskenet üzerimize çökmüşse, bu noktada her müslüman tek tek şunu demek zorundayız:

"Ey Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik! Eğer bizi yarlığayıp bu halden kurtarmazsan işimiz bitiktir."(A’râf 23) (Besairul Kur’ân Ali Küçük Tefsiri)

 

   Ezene أذن :

  اُذُنٌ  kelimesi kulaktır. Yapı olarak benzetildiği için kulpa da böyle denmektedir. İşitilen şeyi ifade etmek için إذْنٌ  ve أذانٌ sözcükleri kullanılır. Bilgi de bu şekilde ifade edilir. Çünkü sahip olduğumuz çoğu bilginin kaynağı da odur. (Türkçede de kullandığımız) müezzin herhangi bir şeyi nida ederek konuşan herkes için kullanılır. إذْنٌ e gelince bir şeyle ilgili cevazın, iznin ve ruhsatın verildiğini bildirmedir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de pek çok türeviyle 102 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri izin, ezan, müezzin, mezun ve mezuniyettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

كَانَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّٰهُ النَّبِيّ۪نَ مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَۖ

 

İsim cümlesidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

ٱلنَّاسُ  kelimesi  كَانَ ’ nin ismi olup damme ile merfûdur. اُمَّةً kelimesi  كَانَ ’ nin haberi olup fetha ile mansubdur. وَاحِدَةً   kelimesi  اُمَّةً ‘ in sıfatı olup fetha ile mansubdur.  بَعَثَ ٱللَّهُ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile mukadder cümleye matuftur. Takdiri; اختلفوا فبعث (İhtilaf ettiler ve … gönderdi) şeklindedir.  

Fiil cümlesidir. بَعَثَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. ٱللَّهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. ٱلنَّبِیِّـۧنَ  mef’ûlun bih olup, nasb alameti  ي ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. 

مُبَشِّرِینَ  hal olup, nasb alameti  ي ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. مُنذِرِینَ  kelimesi وَ  atıf harfi ile  مُبَشِّرِینَ ’ ye matuftur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 مُبَشِّرِینَ , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir. 

مُنذِرِینَ , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ ف۪يمَا اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ


Fiil cümlesidir. و  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

أَنزَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. مَعَ  mekân zarfı  أَنزَلَ  fiiline veya  الْكِتَابَ ’ nin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; وأنزل الكتاب مصاحبًا لهم وقت الإنزال (Ve inzal vaktinde onlara eşlik eden kitabı indirdi) şeklindedir. Muttasıl zamir  هُمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

الْكِتَابَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  بِالْحَقِّ  car mecruru  الْكِتَابَ ‘ in mahzuf haline mütealliktir.  بِ  harfi mülâbeset içindir. Takdiri;  أنزله إنزالًا ملتبسًا بالحق  şeklindedir. 

لِ  harfi,  یَحۡكُمَ  fiilini gizli  اَنْ ’ le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, لِ  harf-i ceriyle  أَنزَلَ  fiiline mütealliktir.

بَیۡنَ  mekân zarfı  یَحۡكُمَ  fiiline müteallik olup, fetha ile mansubdur. ٱلنَّاسِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl فِي  harf-i ceriyle  یَحۡكُمَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası ٱخۡتَلَفُوا۟ فِیهِ ’ dır. Îrabtan mahalli yoktur.

ٱخۡتَلَفُوا۟  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. فِیهِ  car mecruru  ٱخۡتَلَفُوا۟  fiiline mütealliktir. 

أَنزَلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

اخْتَلَفُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  خلف ’ dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 

وَمَا اخْتَلَفَ ف۪يهِ اِلَّا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْياً بَيْنَهُمْۚ 

Fiil cümlesidir. وَ  itiraziyyedir. مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اخْتَلَفَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  فِیهِ  car mecruru  اخْتَلَفَ  fiiline mütealliktir. إِلَّا  hasr edatıdır. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  أُوتُوهُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

اُو۫تُو  damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ بَعْدِ  car mecruru  اخْتَلَفَ  fiiline mütealliktir. مَا  masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

جَٓاءَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ٱلۡبَیِّنَـٰتُ  fail olup damme ile merfûdur.  

بَغْياً  sebebiyet bildiren mef’ûlün lieclih olup fetha ile mansubdur.  بَیۡنَ  mekân zarfı  بَغۡیَۢا ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Fiilin oluş sebebini bildiren mef’ule “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubdur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.

Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اخْتَلَفَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  خلف  ' dir. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

اُو۫تُو fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dır. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


فَهَدَى اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا ف۪يهِ مِنَ الْحَقِّ بِاِذْنِه۪ۜ


Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

هَدَى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir.  ٱللَّهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  ٱلَّذِینَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harfi ceriyle  هَدَى  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اخْتَلَفُوا ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

اخْتَلَفُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. فِیهِ  car mecruru  اخْتَلَفُوا  fiiline mütealliktir. مِنَ الْحَقِّ  car mecruru  فِیهِ ’ deki gaib zamirinin mahzuf haline mütealliktir.  بِاِذْنِه۪  car mecruru  الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ’ nun mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; مأذونًا لهم (Onlara izin verilmiştir) şeklindedir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

 

وَاللّٰهُ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ


İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. ٱللَّهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. یَهۡدِی  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

یَهۡدِی  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. Müşterek ism-i mevsûl  مَن , mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  یَشَاۤءُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

یَشَاۤءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir.  اِلٰى صِرَاطٍ  car mecruru  یَهۡدِی  fiiline mütealliktir. مُّسۡتَقِیمٍ  kelimesi  صِرَاطٍ ‘ ın sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُسْتَق۪يمٍ ; sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan istif'âl babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

كَانَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللّٰهُ النَّبِيّ۪نَ مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَۖ وَاَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ ف۪يمَا اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle olan  كَانَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً , nakıs fiil  كَانُ ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَان ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s. 124)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَاحِدَةً  kelimesi  اُمَّةً  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

ٱلنَّاسِ ‘ın ال  ile marife olması istiğrak içindir. Yani tüm beşeriyeti kapsar.( Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

فَبَعَثَ اللّٰهُ النَّبِيّ۪نَ مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَۖ  cümlesi, takdiri  اختلفوا (ihtilaf ettiler) olan mahzuf cümleye atıf harfi  فَ  ile atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz ve haşyet uyandırma amacına matuftur. Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

مُنْذِر۪ينَۖ -  مُبَشِّر۪ينَ  kelimeleri haldir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Bu kelimeler arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır

Nebilerin müjdeleyici ve uyarıcı olma özelliklerinin belirtilmesi taksim sanatıdır.

Bu ayet, "İnsanlar tek bir milletti sonra görüş ayrılığına düştüler de Allah rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere Peygamberler gönderdi." demektir. Çünkü ayetin daha öncesi ve daha sonrası bunu gösterdiği gibi,  وَمَا كَانَ النَّاسُ اِلَّٓا اُمَّةً وَاحِدَةً فَاخْتَلَفُواۜ  [İnsanlar ancak bir tek milletti. Sonra görüş ayrılığına düştüler.] (Yunus, 10/19) ayetinde bu kayıt açıkça yer almaktadır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)

النَّبِيّ۪نَ  kelimesindeki marifelik, istiğrak içindir. Bu, meani istilahında örfi olarak bilinen istiğrakdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

وَاَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ ف۪يمَا اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  مَعَهُمُ , ihtimam için, mef’ûl olan  الْكِتَابَ ‘ye takdim edilmiştir.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ ف۪يمَا اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ  cümlesi, mecrur mahalde olup  اَنْزَلَ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

يَحْكُمَ  fiiline müteallik mecrur mahaldeki ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan  اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Zamir gelebilecekken  بَیۡنَ ٱلنَّاسِ  şeklinde zahir isim gelmesi izmardan zahire iltifattır.

النَّاسُ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اخْتَلَفُوا -  يَحْكُمَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

Taberî,  الْكِتَابَ  kelimesindeki elif lam ahd içindir, demiştir. Bundan kasıt ise Tevrattır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Burada kitap ile semavi kitap türü kastedilmiş olabileceği gibi, o peygamberlerden her birinin kendi kitabı da kastedilmiş olabilir. [Bunda] yani hak üzerinde [sadece, kendilerine] anlaşmazlığın giderilmesi için [kitap verilenler, birbirlerini çekemedikleri] kıskandıkları, dünyaya aşırı düşkünlük göstererek zulmettikleri ve insafları az olduğu [için anlaşmazlığa düştüler.] Yani kendilerine kitap indirilince, anlaşmazlığı daha da artırdılar ve kitabın inişini anlaşmazlığın pekişip kök salmasına sebep kıldılar. [… anlaşmazlığa düştükleri şeye] yani anlaşmazlığa düşenlerin ihtilaf ettiği o gerçeğe / hakka, Allah iman edenleri iletmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl) 


وَمَا اخْتَلَفَ ف۪يهِ اِلَّا الَّذ۪ينَ اُو۫تُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْياً بَيْنَهُمْۚ

 

وَ  itiraziyye,  مَا  nefy harfidir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır.   

Cümle, mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. مَا  ve istisna edatı  إِلَّا  arasında oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille fail arasındadır. ٱخۡتَلَفَ  fiili kasr ıstılahı ile sıfat ve maksur, ٱلَّذِینَ  mevsuf ve maksurun aleyhtir. Kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  اخْتَلَفَ  fiiline müteallik olan car-mecrur  ف۪يهِ , konudaki önemine binaen, fail olan ism-i mevsûle takdim edilmiştir

Fail konumundaki ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  اُو۫تُوهُ  cümlesi, sebata, temekküne ve istikrara işaret eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اُو۫تُوهُ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

اخْتَلَفَ  fiiline müteallik olan  مِنْ بَعْدِ  car-mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûl-i lieclih olan  بَغْياً ‘e takdim edilmiştir. 

Masdariyye olan  مَا ’ nın sılası olarak gelen  جَاۤءَتۡهُمُ ٱلۡبَیِّنَـٰتُ  cümlesi masdar teviliyle  بَعۡدِ ’ nin muzâfun ileyhidir.

İzafet formunda gelen  بَيْنَهُمْۚ  mekan zarfı, بَغْياً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

بَيْنَ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الْبَيِّنَاتُ - بَيْنَهُمْۚ - النَّبِيّ۪نَ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

"Kendilerine kitap indirilmiş olanlar" değil de  ٱلَّذِینَ أُوتُوهُ  [kendilerine o (Kitap) verilenler] denmesi, onların, kitaptaki hakka vakıf olduklarına baştan dikkat çekmek içindir. Çünkü  اُنْزِلَ [indirildi] kelimesi, bu hakikati ifade etmez. (Ebüssuûd, İrşâdü’l - Akli’s-Selîm)

 

فَهَدَى اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا ف۪يهِ مِنَ الْحَقِّ بِاِذْنِه۪ۜ 


Ayetin bu cümlesi  فَ  ile … وَاَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.  Müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Mef’ûl konumundaki ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  اٰمَنُوا  cümlesi, sebata, temekküne ve istikrara işaret eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

هَدَى  fiiline müteallik mecrur mahaldeki ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan  اخْتَلَفُوا ف۪يهِ مِنَ الْحَقِّ بِاِذْنِه۪ۜ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ف۪يهِ  ve  مِنَ الْحَقِّ  car-mecrurları  اخْتَلَفُوا ‘ya, بِاِذْنِه۪ۜ  car-mecruru ise  الَّذ۪ينَ ’nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Veciz ifade kastına matuf  بِاِذْنِه۪ۜ  izafetinde, Allah Teâlâ’ya  ait zamire muzâf olan  بِاِذْنِ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

اخْتَلَفُوا - اخْتَلَفَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الَّذ۪ينَ - الْحَقِّ - مَا kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الْحَقِّ - هَدَى - اٰمَنُوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.


وَاللّٰهُ يَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz ve haşyet uyandırma amacına matuftur.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmiştir. Muzari fiil cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır. Ayrıca müsnedün ileyhin bu işi tekrarlayarak yaptığına işaret eder.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sıla cümlesi olan  يَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ  car-mecruru  يَهْد۪ي  fiiline mütealliktir.

صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ  ifadesinde istiare vardır. “Sırat” kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müstearun leh) hazf edilmiş müstearun minh kalmıştır. Müşebbehün bih yani müstearun minh zikredildiği için istiâre-i tasrîhîyyedir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi) 

Buradaki  صِّرَاطَ  kelimesi iki tevilden birine göre istiâredir. Çünkü sırat sözlük anlamıyla yol (tarik) manasında bir isimdir. Halbuki burada din kelimesinden kinayedir. Çünkü din, müntesiplerini sevap kazanmaya, ceza ve azaptan kurtulmaya götürdüğü için, kurtuluş ve esenlik yurduna, ikamet edilecek güvenli diyara götüren yol gibidir. Yüce Allah dini, doğru yol ve açık çığır olarak ifade edince, zatını da din yolunu gösterme konusunda doğru yol gösteren kılavuz konumuna koyarak ''bizi doğru yola ilet'' buyurmuştur. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)  صراط ; maddî veya manevî olarak açık ve geniş yol demektir. Sâd harfi ortaya çıkmaya delâlet eder. Ra ve tı harfleri de istilâ harfleridir. Dolayısıyla genişliğe ve yüceliğe delâlet eder. Elif med ve lîn harfidir. Uzunluğa delâlet eder. Aslında طريق  kelimesindeki harfler de aynı özelliktedir. Tı, ra ve kâf harfleri istilâ harfleridir. Ya harfi de med ve lîn harfidir, ancak ya harfi ve kesre harekesi elife mukâbil azalmaya delâlet eder.  Sırât kelimesi; bir noktaya ulaştırması veya bir ameli gerektirmesi bakımından değil zâtı bakımından açık yol demektir.

مُسْتَق۪يمٍ  kelimesi  صِرَاطٍ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

صِرَاطٍ ’deki tenvin, tazim ve teşrif içindir.

یَهۡدِی - هَدَى  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.