Bakara Sûresi 238. Ayet

حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلٰوةِ الْوُسْطٰى وَقُومُوا لِلّٰهِ قَانِت۪ينَ  ٢٣٨

Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 حَافِظُوا koruyun ح ف ظ
2 عَلَى
3 الصَّلَوَاتِ namazları ص ل و
4 وَالصَّلَاةِ ve namazı ص ل و
5 الْوُسْطَىٰ orta و س ط
6 وَقُومُوا ve durun ق و م
7 لِلَّهِ Allah(’ın huzurun)a
8 قَانِتِينَ gönülden bağlılık ve saygı ile ق ن ت
 

 

حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلٰوةِ الْوُسْطٰى وَقُومُوا لِلّٰهِ قَانِت۪ينَ


Fiil cümlesidir. حَافِظُوا  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.  عَلَى الصَّلَوَاتِ  car mecruru  حَافِظُوا  fiiline mütealliktir.  لصَّلٰوةِ  atıf harfi  وَ ’ la makabline matuftur. الْوُسْطٰى  kelimesi  وَالصَّلٰوةِ  ’ nin sıfatı olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir. قُومُوا  atıf harfi  وَ ’ la  حَافِظُوا  fiiline matuftur.

قُومُوا  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. لِلَّهِ  car mecruru  قُومُوا۟  ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. قَانِت۪ينَ   kelimesi  قُومُوا۟  ‘deki failin ikinci hali olup nasb alameti  ي ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 حَفَظَ  fiili mufâale babı olarak Kur’an’da sadece dört yerde geçmekte ve bu dört yerde de mef’ûlü,  صَلَاة  (namaz) kelimesidir. Bunlar: Bakara; 238 -  Enam; 92 - Müminun; 9 - Meâric 34 ayetleridir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 حَافِظُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  حفظ ’dir. 

 Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 قَانِت۪ينَ , sülâsi mücerredi  قنت  olan fiilin ism-i failidir.

 İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 الْوُسْطٰى ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 

حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلٰوةِ الْوُسْطٰى وَقُومُوا لِلّٰهِ قَانِت۪ينَ


 Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

الصَّلٰوةِ الْوُسْطٰى , car-mecrur temasül nedeniyle sıla‘ya atfedilmiştir. Bu atıf hususun umuma atfı babındadır.

الصَّلَوَاتِ - الصَّلٰوةِ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ism-i tafdil vezninde gelen  الْوُسْطٰى  kelimesi  الصَّلٰوةِ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Aynı üsluptaki  وَقُومُوا لِلّٰهِ قَانِت۪ينَ  cümlesi atıf harfi  وَ  ile  makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

لِلّٰهِ  car-mecruru, قُومُوا ‘daki zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi  tecrîd sanatıdır.

قَانِت۪ينَ   kelimesi  قُومُوا۟  fiilinin failinden ikinci haldır. Hal, ıtnâb sanatı babındandır.

ٱلۡوُسۡطَىٰ  kelimesi daha önce 143. ayette ''vasat ümmet'' olarak geçmişti. “En faziletli ve hayırlı” demektir. Kalıp olarak ismi tafdil kalıbıdır.

حَافِظُوا - قَانِت۪ينَ  - قُومُوا  kelimelerinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. 

"Ey iman edenler!" şeklindeki hitapların çoğunda kadınların erkeklere katılması yoluyla tağlîb vardır. (Prof. Dr. Ali Bulut - Belagat)

حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلٰوةِ الْوُسْطٰى  [Namazlara ve orta namaza devam edin.] Yukarıdaki ayetlerde nikâh hükümlerinden bahsedilmişti. Nikâh şehvete ve dünyaya meyletmeye sebep olur. Şehvete uyan kişi de namazlarını kaçırır. Bu sebeple Cenab-ı Hak bu ayetlerden sonra şehvete uymaktan sakındırmak için namaza özen göstermeyi emretmiştir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Bazıları demiştir ki; Allah ne zaman insanların haklarından bahsetse onlara Allah'ın haklarını korumalarını da emretmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

حَٱفظ  fiili karşılıklı oluş bildirir. Ben namazı koruyorsam, yani vaktinde, şartlarını yerine getirerek kılıyorsam, demek ki namaz da beni koruyor. Bu da namazın kötülüklerden koruması, alıkoyması olarak düşünülebilir. عَلَى  harfi nedeniyle ısrar ve tekrar vurgusu vardır. (Arapça-Türkçe Sözlük) Ayrıca bu harfteki istila manası düşünülerek istiare manası dolayısıyla namaz ile ilişkimiz, binici-at arasındaki ilişki gibi düşünülebilir. Binicinin atı kontrol etmesi, yönetmesi, bakımını yapması, sevmesi, ihtiyaçlarını karşılaması gibi manaları namaz için düşünülmelidir.

حَٱفظ  fiilinin mufâale babından gelmesi hakiki manada değil mübalağa içindir. Namazı muhafaza etmek; vakitlerini geciktirmekten korumaktır. Bu ifade namazla alakalı şeylerin büyük bir hak olduğunu ve bunları ihmal etmekten korkulduğunu ilan eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

حفظ korudu demektir. Bu fiilin bir faili, yani öznesi vardır.

حَٱفظ fiili ise karşılıklı iki taraf arasında geçen fiiller için kullanılan bir kalıpla gelmiştir. 

Burada da iki failden biri insan diğeri namazdır. Yani namazın bizi korumasını istiyorsak bzim namazı korumamız gerekir. Bu fiil bu şekliyle Kur’ânda 4 kere ve hepsinde de namazla geçmiştir. (En’âm/92, Mü’minûn/9, Meâric/34)

حَافِظُو  emri,  الْمُخَاصَمَةُ  ve  الْمُقَاتَلَة  lafızları gibi müşa­reket ifade eden bir babtan getirilmiştir. Yani karşılıklı koruma işi, namaz kılan kimseyle namaz arasındadır. Buna göre sanki şöyle denilmek istenmiştir: "Namazının seni koru­ması için, sen de namazına devam et!" Bil ki namazın, namaz kılan kimseyi koruması şu üç şekilde olur:

1) Namaz, insanı günahlardan korur. Nitekim Hak Teâlâ, إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ تَنْهَىٰ عَنِ ٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ [Muhakkak ki namaz, edepsizlikten ve çirkin olan her şeyden alıkor] (Ankebut, 45) Binaenaleyh, kim namaz kılmaya de­vam ederse, namaz onu fuhşiyattan korur.

2) Namaz insanı, bela ve sıkıntılardan korur. Nitekim Hak Teâlâ,  وَٱسْتَعِينُوا۟ بِٱلصَّبْرِ وَٱلصَّلَوٰةِ  [Sabır ve namaz ile yardım isteyiniz] (Bakara, 45) ve   وَقَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مَعَكُمْ ۖ لَئِنْ أَقَمْتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَيْتُمُ ٱلزَّكَوٰةَ (Maide, 12) buyurmuştur ki, bunun manası, [Eğer namazınızı kılar, zekatınızı da verirseniz ben yardımım ve korumamla sizin yanınızdayım] şeklindedir.

3) Namaz, namaz kılan kimseyi korur ve ona şefaat eder. Nitekim Hak Teâlâ, وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَمَا تُقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ  [Namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin. Kendiniz için önden ne hayır yollar­sanız, Allah katında onu bulacaksınız] (Bakara, 110) buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

الصَّلٰوةِ  kelimesi çoğuldur. Yani en az üç namaz demektir. Orta namaz, bir önceki kelimeden (yani ''namazlar'' kelimesinden) farklı ise, dördüncü namaz olur. Dördüncü namazın orta olabilmesi için toplam namaz vakitlerinin tek sayı olması lazım, demek ki beş vakit namaz vardır.

الصَّلٰوةِ  kelimesindeki ال  ahd içindir. Burada kastedilen, farz namazlardır. Asıl istenilen beş vakit namazın korunmasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

الصَّلَوَاتِ  kelimesinde, elif lam ahd-i haricî içindir ki maksat, günde beş vakit bilinen farz namazlardır. Bu ahd olmasaydı, bilinen bütün namazların farz olması gerekecekti ki buna güç yetmezdi.

اَلْوُسْطَيٰ  kelimesi  اَلْاَوْسَطُ ‘ nun müennesi (dişili) olarak ism-i tafdildir ki orta veya en faziletli demektir. Bunun için salat-ı vüstâ anlam itibarıyla orta namaz veya efdal (en faziletli) namazdır, diye ancak iki görüş vardır. İsm-i tafdil, fazlalık ve eksikliği kabul eden şeylerden yapıldığı cihetle  اَلْمَوت (ölüm)’ den  اَمْوَات (daha çok ölüm) denmediği gibi; bir şeyin vasat (orta) olması da fazlalık ve eksikliği kabul etmeyeceği için,  أوسط ve  وُسْطَى  kelimesinin tafdil manasında kullanılmasının doğru olmayacağı ve bu bakımdan  أوسط  en hayırlı, en mutedil demek olup, salat-ı vüstâ’nın da "efdal namaz" (en faziletli namaz) manasına olması gerekeceği de hatırlatılmıştır. Bununla beraber ism-i tafdilin, fiilin asıl manasına gelmesi de inkâr edilemeyeceği gibi, tavassutun (ortada olmanın) izafî veya hakikasini düşünmek de mümkündür. Şu halde  صَلَاةِ الْوُصْطَى  [namazların en ortası] veya "ortası" demek de olabilir. İşin aslına gelince; atıf, tegayür (başkalık) gerektireceğinden "orta namaz", اَلصَّلَوَاتُ’  yani bilinen namazlardan başka bir namaz gibi görünürse de aslında "namaz", "namazlar" da dahil olduğundan bu atfın, fazla itina göstermek için hassı âmma (özel olanı, genel olana) atıf cinsinden bulunduğu en küçük bir düşünce ile anlaşılır ki genel olarak tefsircilerin rivayetleri de böyledir. Şu halde bu atıf,  وَ مَلَـٰۤىِٕكَتِهِ وَجِبْرِيل (Allah'ın melekleri ve Cebrail) diye meleklere Cebrail'i atıf gibidir ve farz namazlar içinde salat-ı vüstâ (orta namaz) melekler içinde Cebrail'e benzer.

Her şahıs için engellerin çokluğu sebebiyle kılınması zor ve en çok ortada kalıp geçmesi muhtemel olan namaz hangisi ise, onun hakkında namazların en faziletlisi ve orta namazı da odur. Her namaz hakkında rivayet bulunması, bu şekilde izah edilebilir ve ilk inişteki  صَلَاةِ الْعَصْرِ  (ikindi namazı) açıklamasının, neshedilmiş bulunması da bunu teyit etmektedir. O halde orta namazı hakkında en sahih ve en itidalli söz, beş vakit namazdan herhangi birisinin olmasıdır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلٰوةِ الْوُسْطٰى  ifadesi Kadir suresindeki “melekler ve ruh” iner ifadesine benziyor. Bu ayette geçen Ruh kelimesiyle Cebrail (a.s) kastedilmiştir. O da bir melektir ama ayrı bir makamı, şanı olduğu için meleklerden sonra ayrıca ifade edilmiş. Maksat onu şereflendirmektir.

Burada da  صَلَاةِ الْوُصْطَى  ayrıca söylenmiş, çünkü çok önemlidir. Bu namazın; sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı olduğu görüşleri vardır. Nasıl ki Kadir gecesi'nin Ramazan ayında hangi gece olduğu bilinmiyorsa, saklanmışsa, bu da öyle saklanmıştır. Hepsine aynı önemin verilmesi gerekir.

Çoğunluk ikindi namazı olduğu görüşündedir. En faziletli namaz olarak düşünürsek, en faziletli namaz sabah namazıdır. Vakit olarak ikindi ortada gibi görülüyor ama yeni gün güneşin batışı ile başlar. Buna göre ilk namaz akşam namazıdır. Bu durumda orta namaz sabah namazı oluyor.

قـنوت , Allah'a boyun eğmek demektir. Vitirde okuduğumuz kunut duası da bu kökten gelir.

İkindi namazı önce namazlar içinde umumi olarak, sonra da kendisi özel olarak olmak üzere iki kez zikredilmiştir. Böylece meziyetinin ve faziletinin daha fazla olduğuna işaret edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)

Eşler ve çocuklarla ilgili hükümler beyan edilirken bunlar henüz bitirilmeden namazlara geçilmesinin anlamı şu olsa gerek: İnsanların ne çocukları ne de kendileriyle olan meşguliyetleri, onları namazları kemâl-i itinâ ile kılmaya ve sürekli korumaya engel olmamalıdır. Nitekim korku zamanlarında bile namazın farz olması, bu hakikati apaçık ifade eder. İşte bu gerçeği bildirmek içindir ki, eşler ve çocuklarla ilgili ve hepsi de iç içe birbirleri ile bağlantılı şer'î hükümler arasında namazların itina ile kılınması emredilmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Boşanmadan bahsederken birdenbire araya bu ayet girmiştir. Boşanma konusu insanlarla olan bir bağın kopmasıdır. Bu bağ kopmasında insan çok sarsılır, üzülür. Ama Allah ile olan bağın hiçbir zaman kopmaması lazım. Her durumda hemen Allah’a yönelmek lazım. Namazın içtimai münasebetlerde çok önemli olan ruhî ve manevi terbiyedeki vazgeçilmez yeri dolayısıyla…

Boşanmadan sonraki sıkıntıları atlatabilmek için namazı kılmak gerekir. Savaşta da böyledir.

Boşanmadan bahsederken namaz konusunun geçmesi, ibadet ile muamelatın aynı hükümde olduğunu göstermek için olabilir.

Talak ayetleri arasında namazdan bahsedilmesi, ailenin muhafazası ve saadeti için namazın önemini vurgular.

Bu ayet talak ayetlerinin arasında gelen itiraziyye cümlesidir. Dolayısıyla cümlede ıtnâb sanatı vardır. İtiraz cümlesinin gelme sebeplerinden tenbih’e girer. İtiraz cümlesi olması hasebiyle de bedi sanatlarından istitrâd konusuna girer.

İstitrâd: Asıl konu dışında bir münasebete binaen söylenen sözdür. Bu sözden sonra tekrar asıl konuya dönülür. Yani istitrâd, yeri gelmişken söylenen sözdür.  (Prof. Dr. Ali Bulut - Belâgat)

قـنوت : Bir şeye öyle devam edip durmaktır ki taat, huşu, sükunet ve ayakta durmak manalarını içerir ve dilimizde buna "divan durmak" denir. Bunun için kunut taattir, kunut uzun süre ayakta durmaktır, kunut susmaktır; kunut huşu ve tevazu kanatlarını indirmek ve azaların sükuna kavuşmasıdır diye çeşitli bakımlardan tarif edilmiştir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Süddî der ki: "Kunut edenler olarak" ayeti, ‘’susanlar olarak’’ demektir. Buna dair delili ise ayet-i kerimenin namazda konuşmayı yasaklamak üzere nazil olduğudur. İslam'ın ilk dönemlerinde namazda konuşmak mubah idi. Sahih olan da budur. Çünkü Müslim ve başkaları Abdullah b. Mesud'dan şöyle dediğini rivayet etmektedirler: Namazda olduğu halde Resûlüllah (s.a.v)' a selam verirdik; o da bizim selamımızı alırdı. Necaşî'nin yanından geri dönünce ona selam verdik, selamımızı almadı. Ey Allah'ın Resulü, dedik. Önceleri namazda iken sana selam verir, sen de selamımızı alırdın. Şöyle buyurdu: "Namazda (başka şeylerle uğraşmayı engelleyecek kadar) bir meşguliyet vardır." (Kurtubî, El-Câmi’ li - Ahkâmi’l-Kur’ân)