قَالَا رَبَّـنَٓا اِنَّـنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى ٤٥
قَالَا رَبَّـنَٓا اِنَّـنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى
Fiil cümlesidir. قَالَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. رَبَّـنَٓا cümlesi itiraziyyedir.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli, nidanın cevabıdır. قَالَا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. نَخَافُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
نَخَافُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَفْرُطَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْنَٓا car mecruru يَفْرُطَ fiiline mütealliktir.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. يَطْغٰى elif üzere mukadder fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوْ ;Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَا رَبَّـنَٓا اِنَّـنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَا fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبَّـنَٓا اِنَّـنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Nida harfinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Kur’an-ı Kerim ayetlerinde çoğunlukla رَبّ kelimesinden önce nida harfi hazf olur. Lafza-i celalden önceki nida harfi ise م ’e dönüşür. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
رَبَّـنَا izafetinde, Rab isminin muzâfun ileyhi olan نَا zamirinin ait olduğu Hz. Musa ve kardeşi, şan ve şeref kazanmıştır. Bu izafet onların Allah’ın rububiyyet vasfına sığınma isteklerine ve rablerinden rahmet istirhamlarına işaret eder.
Nidanın cevabı olan اِنَّـنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber inkâri kelamdır. Haberî formdaki cümle, dua manasına geldiği için muktezayı zahirin hilafına durum oluşmuştur. Mecâz-ı mürsel mürekkebdir.
اِنَّٓ ’nin haberi olan نَخَافُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا cümlesi, masdar tevilinde olup نَخَافُ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üslupta gelen اَنْ يَطْغٰى ibaresi masdar tevilinde olup birinci masdar-ı müevvele atfedilmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/ sağlam cümlelerdir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)
Bu tekidde muhataplarını inandırmak maksadı değil, korkularının fazla olduğuna işaret vardır.
اَنْ ve نَا ‘ların tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَفْرُطَ - يَطْغٰى kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَنْ يَطْغٰى .. daki اَنْ , bu fiilde tekrarlanmış ve طَغٰى fiili bu kez muzari gelmiştir. Bu, onun azgınlığının devam edeceğini düşündüklerini gösterir.
Veya رَبَّـنَٓا cümlesi itiraziyye, اِنَّـنَا نَخَافُ cümlesi, قَالَا fiilinin mekulü’l-kavlidir. (Mahmud Sâfî, El-Cedvel fi İrabi’l Kur’an)
يَفْرُطُ ; aşırı davranmak fiili acele etmek ve öne geçmek demektir. نَصَرَ babından (1. bab) فَرَطَ - يَفْرُطُ olarak gelir. الفارِطُ : İçmek için suya giden kalabalığı geçip suya ilk varan kişiye denir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Musa (a.s), önce, اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا [Bize karşı aşırı gitmesinden] demiş, sonra da yahut اَنْ يَطْغٰى [azgınlığını artırmasından] demiştir. Çünkü Firavun'un Allah hakkındaki azgınlığı, Hz. Musa ve Hz. Harun hakkındaki aşırı gidişinden daha büyük ve önemlidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
["İkisi dediler ki: "Rabbimiz! Onun bize karşı aşırı davranmasından, yahut taşkınlık etmesinden korkuyoruz."] cümlesi, bunu söyleyenin hakikatte Hz. Musa olduğu halde bu sözün her ikisine isnad edilmesi, şunu belirtmek içindir: Bu tebliğ ve irşatta, asıl olan Hz. Musa'dır; Hz. Harun ise, bütün yaptıklarında ona tâbidir. Mümkündür ki, Hz. Harun, ikisi buluştuktan sonra bunu söylemiş; sonra ayet nazil olduğunda, Hz. Harun'un sözü de Hz. Musa'nın sözü ile beraber hikâye edilmiştir. Burada mutlak olarak taşkınlığın (tuğyanın) zikredilmesi, hüsnü edeptendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)