Tâ-Hâ Sûresi 77. Ayet

وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَر۪يقاً فِي الْبَحْرِ يَبَساًۚ لَا تَخَافُ دَرَكاً وَلَا تَخْشٰى  ٧٧

(Firavun’un imana yanaşmaması üzerine) Mûsâ’ya, “Kullarımı (İsrailoğullarını) geceleyin (Mısır’dan) yürütüp çıkar. Yakalanmaktan korkmaksızın, endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç” diye vahyettik.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ ve andolsun
2 أَوْحَيْنَا biz vahyetmiştik و ح ي
3 إِلَىٰ
4 مُوسَىٰ Musa’ya
5 أَنْ diye
6 أَسْرِ geceleyin yürüt س ر ي
7 بِعِبَادِي kullarımı ع ب د
8 فَاضْرِبْ ve vur ض ر ب
9 لَهُمْ onlar için
10 طَرِيقًا bir yol ط ر ق
11 فِي
12 الْبَحْرِ denizde ب ح ر
13 يَبَسًا kuru ي ب س
14 لَا
15 تَخَافُ korkma خ و ف
16 دَرَكًا yetişme(sin)den د ر ك
17 وَلَا ve
18 تَخْشَىٰ endişe etme خ ش ي
 

وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَر۪يقاً فِي الْبَحْرِ يَبَساًۚ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattie’dir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  

اَوْحَيْنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰى مُوسٰٓى  car mecruru  اَوْحَيْنَٓا  fiiline müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Gayri munsarif olduğu için esre almamıştır.

اَنْ  harfi tefsiriyyedir. اَسْرِ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انت ’dir. بِعِبَاد۪ي  car mecruru اَسْرِ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اضْرِبْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. لَهُمْ  car mecruru  اضْرِبْ  fiiline mütealliktir.  طَر۪يقاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. فِي الْبَحْرِ  car mecruru  طَر۪يقاً ’ın mahzuf sıfatına mütealliktir.  يَبَساً  kelimesi  طَر۪يقاً ’ın sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tefsiriyye; kelamdaki kapalılığı veya karışıklığı ortadan kaldırmak maksadıyla getirilen açıklayıcı kelamla yapılan ıtnâb türüne verilen isimdir. Tefsir, ifadeyi eksik ve fazla olmamak kaydıyla sadece kullanılan önceki ibareyi izah etmeyi amaçlar; ek bir mana getirmez. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme) 

اَوْحَيْنَٓا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


لَا تَخَافُ دَرَكاً وَلَا تَخْشٰى

 

Cümle, اضْرِبْ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur. 

Fiil cümlesidir.  لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَخَافُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. دَرَكاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لَا تَخْشٰى  atıf harfi و ’la makabline matuftur. 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَخْشٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

 

وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَر۪يقاً فِي الْبَحْرِ يَبَساًۚ 

 

وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Bir cümlenin öncesindeki kelamın bir cüzü olarak gelmesiyle önceki kelamdan kopuk olarak istinaf şeklinde gelişi arasındaki fark, istînaf olarak gelmesi durumunda, başka bir şeymiş gibi olması ve özel bir bir ayrıcalık taşıyarak önceki kelamdan farklılık taşımasıdır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 7, s. 271)

Kasem üslubunda gelen terkipte  لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. 

Bu kelamın başında yeminin olması, içeriğine son derece önem verildiğini göstermek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan  لَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

قَدْ  harfi mazi fiilin önüne geldiğinde tahkik ve takrib (olayın yaklaştığını), muzari fiilin önüne geldiğinde fiilin vuku bulma ihtimalinin azlığını ifade eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C.1, s. 459)

اَوْحَيْنَٓا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Tefsir harfi  اَنْ ‘in dahil olduğu  اَسْرِ بِعِبَاد۪ي  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Veciz ifade kastına matuf  بِعِبَاد۪ي  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması, kullara şeref ve tazim ifade eder.

Önceki cümledeki azamet zamirinden bu cümlede müfret mütekellim zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.

Aynı üslupta gelen  فَاضْرِبْ لَهُمْ طَر۪يقاً فِي الْبَحْرِ يَبَساً  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile tefsir cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  فَاضْرِبْ  fiiline müteallik  لَهُمْ  car mecruru, ihtimam ve durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  طَر۪يقاً ’daki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.

فِي الْبَحْرِ  car-mecruru, طَر۪يقاً ‘ın mahzuf ilk sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

فِي الْبَحْرِ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan  ف۪ٓي  harfi kendi manasında kullanılmamış, علي   harfi yerine müstear olmuştur. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

فَاضْرِبْ لَهُمْ طَر۪يقاً  ibaresinde mecazî isnad vardır. Aslı إضرب البحر ’dır. Yani ‘yola vur değil’, ‘denize vur’ olmalıydı. Sebebiyet alakasına dayalı mecaz-ı mürsel bulunmaktadır. Burada sebep zikredilmiş, sonuç kastedilmiştir.

يَبَساً  kelimesi  طَر۪يقاً  için ikinci sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

Burada İsrailoğulları’nın, بِعِبَاد۪ي [kullarım] unvanıyla ifade edilmeleri, onlara merhamet izhar etmek, durumlarına önem verildiğini bildirmek, onlar Allah'ın kulları oldukları halde Firavun’un kendilerini köle edindiğine ve onlara çeşitli zulümler uyguladığına dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

 لَا تَخَافُ دَرَكاً وَلَا تَخْشٰى

 

Fasılla gelen  لَا تَخَافُ دَرَكاً وَلَا تَخْشٰى  cümlesi, اضْرِبْ ’deki failin halidir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber, ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Aynı üslupla gelen  وَلَا تَخْشٰى  cümlesi hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir. Cümledeki nefy harfi, olumsuzluğu tekid için tekrarlanmıştır.

Mef’ûl olan  دَرَكاً ’in tenkiri, nev ve kıllet ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre, umuma işarettir.

Korkmak manasındaki  تَخَافُ  fiilinden sonra yine aynı manadaki  تَخْشٰى  fiilinin zikredilmesi, Hz. Musa’nın korkmaması gerektiğini tekit maksadıyla gelen ıtnâb sanatıdır. 

تَخَافُ - تَخْشٰى  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr,  لَا ’nın tekrarında ıtnâb ve reddü’l-l acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Hz. Musa’ya vahyedilenlerin “Kullarımı geceleyin yürüt, yakalanmaktan korkma, endişelenme, denize vur, kuru bir yol aç’’ şeklinde açıklanması taksim sanatıdır.

وَلَا تَخْشٰى  cümlesi yeni söz başıdır. أنت لا تخشى (Sen korkmazsın) demektir ya da  تَخَافُ ‘ ya atıftır. Elifi de işbâ içindir.  وَتَظُنُّونَ بِاللّٰهِ الظُّنُونَا  (Ahzab Suresi, 10) ayetinde olduğu gibi. Yahut  و  ile birlikte hal’dir, mana da boğulmaktan korkmayarak demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)