Tâ-Hâ Sûresi 96. Ayet

قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ ل۪ي نَفْس۪ي  ٩٦

Sâmirî, şöyle dedi: “Ben onların görmediği şeyi gördüm. Elçinin izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Böyle yapmayı bana nefsim güzel gösterdi.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 بَصُرْتُ ben gördüm ب ص ر
3 بِمَا şeyleri
4 لَمْ
5 يَبْصُرُوا onların görmedikleri ب ص ر
6 بِهِ onda
7 فَقَبَضْتُ sonra aldım ق ب ض
8 قَبْضَةً bir avuç ق ب ض
9 مِنْ -nden
10 أَثَرِ eseri- ا ث ر
11 الرَّسُولِ Elçinin ر س ل
12 فَنَبَذْتُهَا ve onu attım ن ب ذ
13 وَكَذَٰلِكَ ve böyle (yapmayı)
14 سَوَّلَتْ hoş gösterdi س و ل
15 لِي bana
16 نَفْسِي nefsim ن ف س
 

Nebeze نبذ :  Almak, dışarı atmak manasına gelen نَبْذٌ kelimesi, bir şeyin her hangi bir değeri olmadığından gözden çıkarılmasıdır. İftial babındaki formu olan إنْتَبَذَ ise falan kişi insanlar arasında kendisini çok az önemseyen ve ilgilenen kimselerin yaptığı gibi uzlete, bir kenara çekildi manasına gelir. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de iki farklı fiil kalıbında 12 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri nebze ve nabızdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli  بَصُرْتُ ’dür.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

بَصُرْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  بَصُرْتُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  لَمْ يَبْصُرُوا ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

يَبْصُرُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪  car mecruru  يَبْصُرُوا  fiiline mütealliktir. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَقَبَضْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. قَبْضَةً mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. 

مِنْ اَثَرِ  car mecruru  قَبْضَةً  ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Kelamda muzâf hazf edilmiştir. Takdiri; من تراب أثر الرسول (elçinin izinden toprak) şeklindedir. الرَّسُولِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:

1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak  فَعْلَةً  vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. Burada tekid için gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ ل۪ي نَفْس۪ي

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. نَبَذْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

وَ  istînâfiyyedir.  كَ  harf-i cerdir.  مثل “gibi” demektir. Bu ibare, amili  سَوَّلَتْ  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. ذٰ  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık belirten harf,  ك  ise muhatap zamiridir. 

سَوَّلَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir.  ل۪ي  car mecruru  سَوَّلَتْ  fiiline mütealliktir.  

نَفْس۪ي  fail olup mukadder damme üzere merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

سَوَّلَتْ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  سول ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavl olan  بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪  cümlesi, Sâmirî’nin Hz. Musa’ya (a.s) söyledikleridir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , harf-i cerle birlikte  بَصُرْتُ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  لَمْ يَبْصُرُوا بِه۪  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber, ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil, hudûs ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَ  atıf harfiyle …بَصُرْتُ  cümlesine atfedilen  فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mef’ûl mutlak olan  قَبْضَةً ’deki nekrelik muayyen (belirli) olmaksızın cins veya adet ifade etmiştir. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

قَبْضَةً  kelimesi  قَبْضَ  masdarının binâ-i merre ifade eden masdarı olup bunun, ism-i mefûl anlamına alınması, tıpkı ضَرْبِ الأمِيرِ (emirin dövdüğü) deyiminde olduğu gibi mefûlun masdar ile adlandırılması kabilindendir. 

مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ  car-mecruru, قَبْضَةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

فَنَبَذْتُهَا  cümlesi aynı üslupta gelmiş ve  قَبَضْتُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

بَصُرْتُ - يَبْصُرُوا  ve  قَبَضْتُ - قَبْضَةً  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları,  بَصُرْتُ - لَمْ يَبْصُرُوا  arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır. 

Zeccâc bu ifadeyi izah ederken şöyle demiştir:  أبْصَرْتُهُ , ‘onu gördüm’ anlamındadır. Ama  بَصَرْتُ بهِ , onu gören ve bilen birisi oldum, demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bütün müfessirler şöyle demişlerdir: Bu ayetteki  الرَّسُولِ  sözüyle Cebrail (a.s), eser kelimesiyle de Sâmirî'nin Cebrail’in bineğinin tırnağının bastığı yerden aldığı toprak kastedilmiştir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Burada Cebrail’in Allah'ın elçisi unvanıyla zikredilmesi, herhalde onun, kavmin vâkıf olmadığı ilâhî sırlara onun vâkıf olduğunu zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ ل۪ي نَفْس۪ي

 

Ayetin son cümlesine dahil olan  وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. كَذٰلِكَ , amili  سَوَّلَتْ  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. 

Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Ayette fiiller, sıla cümlesi hariç mazi sıygada gelerek, istikrar ve temekkün ifade etmiştir.

93-94-96. ayetlerin sonlarındaki  اَمْر۪ي - قَوْل۪ي - نَفْس۪ي  kelimelerinde akıcı güzel bir seci vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)