وَهُدُٓوا اِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِۗ وَهُدُٓوا اِلٰى صِرَاطِ الْحَم۪يدِ ٢٤
وَهُدُٓوا اِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِۗ وَهُدُٓوا اِلٰى صِرَاطِ الْحَم۪يدِ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هُدُٓوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اِلَى الطَّيِّبِ car mecruru هُدُٓوا fiiline mütealliktir. مِنَ الْقَوْلِ car mecruru الطَّيِّبِ ‘nin mahzuf haline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. هُدُٓوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰى صِرَاطِ car mecruru هُدُٓوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْحَم۪يدِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَهُدُٓوا اِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِۗ وَهُدُٓوا اِلٰى صِرَاطِ الْحَم۪يدِ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki …يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
هُدُٓوا fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)
مِنَ الْقَوْلِ car-mecruru, الطَّيِّبِ ‘den mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. مِنَ harf-i ceri beyan veya teb'iziyye içindir.
Aynı üslupta gelen وَهُدُٓوا اِلٰى صِرَاطِ الْحَم۪يدِ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَهُدُٓوا اِلَى ibaresinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
صِرَاطِ için sıfat olan الْحَم۪يدِ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
صِرَاطِ الْحَم۪يدِ ibaresindeki sırat kelimesi din manasında istiaredir. صِرَاطِ aslında yol demektir. Hedefe ulaştırmak bakımından benzer oldukları için din yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müstearun leh) hazf edilmiş müstearun minh kalmıştır.
Buradaki الصِّرَاطَ kelimesi iki tevilden birine göre istiâredir. Çünkü sırat sözlük anlamıyla yol (tarik) manasında bir isimdir. Halbuki burada din kelimesinden kinayedir. Çünkü din, müntesiplerini sevap kazanmaya, ceza ve azaptan kurtulmaya götürdüğü için, kurtuluş ve esenlik yurduna, ikamet edilecek güvenli diyara götüren yol gibidir. Yüce Allah dini, doğru yol ve açık çığır olarak ifade edince, zatını da din yolunu gösterme konusunda doğru yol gösteren kılavuz konumuna koyarak ''bizi doğru yola ilet'' buyurmuştur. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)
صراط ; maddî veya manevî olarak açık ve geniş yol demektir. Sâd harfi ortaya çıkmaya delâlet eder. Ra ve tı harfleri de istilâ harfleridir. Dolayısıyla genişliğe ve yüceliğe delâlet eder. Elif med ve lîn harfidir. Uzunluğa delâlet eder. Aslında طريق kelimesindeki harfler de aynı özelliktedir. Tı, ra ve kâf harfleri istilâ harfleridir. Ya harfi de med ve lîn harfidir, ancak ya harfi ve kesre harekesi elife mukâbil azalmaya delâlet eder.
Sırât kelimesi; bir noktaya ulaştırması veyâ bir ameli gerektirmesi bakımından değil zâtı bakımından açık yol demektir.
الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِ ifadesinden kasıt, الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي صَدَقَنَا وَعْدَهُ (Zümer Suresi, 74) sözleri veya kelime-i tevhiddir. صِرَاطِ الْحَم۪يدِ ; ifadesinden maksat kendisi yahut akıbeti övülenin ki o da cennettir ya da hakkın ya da zatı ile hamdi hak edenin yoluna ki o da kusurdan uzak Allah'tır. Onun yolu da İslâm'dır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِ ’den kastın, Allah'tan onlara gelen güzel müjdeler olduğu da söylenmiştir. صِرَاطِ الْحَم۪يدِ sözü, ‘cennetin yoluna iletilirler’ demektir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)