ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ وَاُحِلَّتْ لَكُمُ الْاَنْعَامُ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِۙ ٣٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | ذَٰلِكَ | işte öyle |
|
| 2 | وَمَنْ | ve kim |
|
| 3 | يُعَظِّمْ | saygı gösterirse |
|
| 4 | حُرُمَاتِ | yasaklarına |
|
| 5 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 6 | فَهُوَ | işte o |
|
| 7 | خَيْرٌ | hayırlıdır |
|
| 8 | لَهُ | kendisi için |
|
| 9 | عِنْدَ | yanında |
|
| 10 | رَبِّهِ | Rabbinin |
|
| 11 | وَأُحِلَّتْ | ve size helal kılınmıştır |
|
| 12 | لَكُمُ | sizin için |
|
| 13 | الْأَنْعَامُ | hayvanlar |
|
| 14 | إِلَّا | dışındaki |
|
| 15 | مَا | şeyler |
|
| 16 | يُتْلَىٰ | oku(nup açıkla)nan |
|
| 17 | عَلَيْكُمْ | size |
|
| 18 | فَاجْتَنِبُوا | artık kaçının |
|
| 19 | الرِّجْسَ | pis |
|
| 20 | مِنَ | -dan |
|
| 21 | الْأَوْثَانِ | putlar- |
|
| 22 | وَاجْتَنِبُوا | ve kaçının |
|
| 23 | قَوْلَ | sözden |
|
| 24 | الزُّورِ | yalan |
|
ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ
İsim cümlesidir. İşaret ismi ذٰلِكَ mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri; الأمر أو الشأن (durum) şeklindedir. لِ harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك muhatap zamiridir.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يُعَظِّمْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. حُرُمَاتِ mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.
لَهُ car mecruru خَيْرٌ ’a mütealliktir. عِنْدَ mekân zarfı خَيْرٌ ’a mütealliktir. رَبِّه۪ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُعَظِّمْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi عظم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
خَيْرٌ ; ism-i tafdildir. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
خَيْرُ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ism-i tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاُحِلَّتْ لَكُمُ الْاَنْعَامُ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِۙ
Fiil cümlesidir. اُحِلَّتْ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. لَكُمُ car mecruru اُحِلَّتْ fiiline mütealliktir. الْاَنْعَامُ naib-i faili olup damme ile merfûdur. اِلَّا istisna harfi olup, istisna-i munkatıa’dır. مَا müşterek ism-i mevsûl müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يُتْلٰى ’dır. Îrabdan mahalli yoktur.
يُتْلٰى fiili ى üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْكُمْ car mecruru يُتْلٰى fiiline mütealliktir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن أردتم الخير فاجتنبوا.
(Hayır isterseniz) şeklindedir.
اجْتَنِبُوا fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الرِّجْسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنَ الْاَوْثَانِ car mecruru الرِّجْسَ ’nin mahzuf haline mütealliktir. اجْتَنِبُوا fiili, atıf harfi وَ ile evvelkine matuftur.
اجْتَنِبُوا fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. قَوْلَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الزُّورِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُحِلَّتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi حلل ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
اجْتَنِبُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi جنب ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayet-i kerîmede geçen ذٰلِكَۗ takdiri, الأمر veya الشأن olan mahzuf mübtedanın haberidir.
Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî .
İşaret ismi burada iki kelimeyi veya kelamın iki parçasını ayırmak için kullanılmıştır. Maksat, kendisinden sonra zikredilecek olana dikkat çekmektir. İşaret ismiyle tenbih kastedilmiştir. Bu durumda arkasından gelen kelimenin haberi olması doğru olmaz. Haberi şöyle takdir edilebilir: ذَلِكَ بَيانٌ ، أوْ ذِكْرٌ (Bu bir açıklamadır veya hatırlatmadır). Veciz ifade yollarından biri olup bu kullanım meşhurdur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ cümlesine dahil olan وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubunda gelen terkipte وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ cümlesi, şarttır. مَنْ şart ismi mübteda, müspet muzari fiil sıygasındaki يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ cümlesi, mübtedanın haberidir.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir.
فَ karinesiyle gelen فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه۪ şeklindeki cevap cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
لَهُ car-mecruru ve mekan zarfı عِنْدَ , haber olan خَيْرٌ ‘a mütealliktir.
خَيْرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Veciz anlatım kastıyla gelen, حُرُمَاتِ اللّٰهِ izafeti, حُرُمَاتِ için tazim ifade eder.
عِنْدَ رَبِّه۪ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan ه۪ۜ zamiri dolayısıyla Allah’ın hükümlerine saygı gösteren kişi, şan ve şeref kazanmıştır. Yine bu izafette, Rab ismine muzâf olması عِنْدَ için tazim ifade etmiştir.
عِنْدَ رَبِّه۪ ifadesi (Bu iş Rabbinin kudretinde) manasındadır. Burada ilim ve kudretle davranmak manasında mecazdır. Aslında عِنْد۪ yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için ve kontrol altında tutmak manasında mecazi olarak kullanılır. Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.
عند kelimesi aslında “yakın mekân zarfı” dır. Bu kelime mecaz olarak, bir şeyin birine ait olması ve onun mülkü olması anlamında kullanılır. Nitekim Allah Teâlâ’nın “Ve gaybın anahtarları O’nun katındadır” (En’âm 59) ayetinde olduğu gibi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, enam 57)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ ve رَبِّ lafızlarının zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Lafza-i celâl den sonra rububiyet vasfını öne çıkarmak için zamir makamında zahir olarak Rab isminin zikredilmesinde tecrîd, ıtnâb ve iltifat sanatları vardır.
اللّٰهِ - رَبِّ ve حُرُمَاتِ - يُعَظِّمْ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Allah ve Rab isimlerinin arka arkaya gelmesiyle Rabbin Allah olduğu, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 4, s. 234)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
حُرُمَاتِ: Saygısızlık edilmemesi gereken ve Cenab-ı Hakk’ın işte bu vasıfta hac ile ve diğer dinî şeylerle ilgili olarak mükellef tuttuğu şeylerin tamamıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Yazarlar, kitaplarında bazı anlamlarla ilgili olarak daha evvel bir cümle yazar; sonra başka bir manaya girmek istediği zaman, هذا ve قد كان كزا (İşte böyle… Ayrıca, şöyle şöyle) der ya, bu da öyledir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَاُحِلَّتْ لَكُمُ الْاَنْعَامُ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ
وَ istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
اُحِلَّتْ - يُتْلٰى fiileri meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اُحِلَّتْ fiiline müteallik لَكُمُ car mecruru, ihtimam için faile takdim edilmiştir.
Müstesna konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sıla cümlesi olan يُتْلٰى عَلَيْكُمْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
حُرُمَاتِ - اُحِلَّتْ ve لَكُمُ - عَلَيْكُمْ gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.Ayet-i kerimede [Size vahiy ile (haramlığı) bildirilenlerin dışındaki hayvanları yemeniz helâl kılınmıştır.] buyurulmuştur. Şu halde ayet-i kerimedeki istisna, munkatı’ dır. Haramlığın, ölüm vs. arızî sebeplerden ötürü dört ayaklı davarlar üzerinde söz konusu olması durumunda istisnanın muttasıl olması da caizdir. (Celâleyn Tefsiri)
فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِۙ
Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir.
فَ , karinesiyle gelen, emir üslubunda talebî inşâî isnad olan فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثَانِ cümlesi, takdiri إن أردتم الخير (Hayır isterseniz) olan, mahzuf şartın cevabıdır. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
مِنَ الْاَوْثَانِ car-mecruru, الرِّجْسَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevabından müteşekkil terkip şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Aynı üslupta gelen وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِۙ cümlesi, hükümde ortaklık sebebiyle şartın cevabına atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
وَاجْتَنِبُوا fiilinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Bu tekrar, bahsi geçenlerden sakınmanın önemini muhatabın zihnine iyice yerleştirmek için yapılmış ıtnâbdır.
فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِۙ [Pislikten yani putlardan sakının. Yalan sözden de sakının] cümlesinde, اجْتَنِبُوا fiilinin tekrar edilmesiyle pekiştirme yapılmıştır. Bundan maksat, sakınılması gereken şeylerin her birinin başlı başına bir nesne olduğuna önem verildiğini göstermektir. Edebiyatta buna ıtnâb denilir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Cenab-ı Hakk'ın putları bu şekilde vasfetmesinin, onları tahkir etmek ve hafife almak için olduğu da ileri sürülmüştür. Cenab-ı Hakk'ın, putlardan ifadesi, kendinden önce geçen الرِّجْسَ kelimesinin beyanı ve onun temyizidir. Bununla, (bu ifadenin başındaki مِنَ edatının beyaniyye değil de teb'iziyye olduğu sanılarak) o putların bir kısmı pis değildir manası kastedilemez. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
الْاَوْثَانِ lafzı önünde bulunan مِنَ , beyan için olup cümle, الذي هوالْاَوْثَان (putlardan ibaret olan pislikten) takdirindedir. Burada tahsisten sonra tamim sanatı vardır. Zira putlara tapmak gerçekte, yalanın başıdır. Sanki Cenab-ı Hak ilâhi yasaklara saygı göstermeye teşvik edince bunun ardından putlara saygı göstermekten ve Allah böyle hükmetti diyerek Allah'a iftirada bulunmaktan sakındırmıştır. Ayeti tefsir eden Beyzâvî, şirkin yalanın çeşitlerinden biri ve en kötüsü olduğuna işaret eder. Burada ikinci cümlenin anlamı birinciyi de kapsadığı için ıtnâb vardır. Yalanın kapsamında putlara tapmak da olduğu halde kötülüğünü iyice vurgulamak üzere ayrıca zikredilmiştir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)