Hac Sûresi 73. Ayet

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَاباً وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُۜ وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْـٔاً لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُۜ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ  ٧٣

Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin. Sizin Allah’tan başka taptıklarınız bir sinek dahi yaratamazlar, hepsi bunun için toplansalar bile. Eğer sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de âciz, istenen de.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 النَّاسُ insanlar ن و س
3 ضُرِبَ size verildi ض ر ب
4 مَثَلٌ bir temsil م ث ل
5 فَاسْتَمِعُوا dinleyin س م ع
6 لَهُ onu
7 إِنَّ şüphesiz
8 الَّذِينَ
9 تَدْعُونَ yalvardıklarınız د ع و
10 مِنْ
11 دُونِ başka د و ن
12 اللَّهِ Allah’tan
13 لَنْ
14 يَخْلُقُوا yaratamazlar خ ل ق
15 ذُبَابًا bir sinek dahi ذ ب ب
16 وَلَوِ şayet
17 اجْتَمَعُوا bir araya toplansalar ج م ع
18 لَهُ onların hepsi
19 وَإِنْ ve eğer
20 يَسْلُبْهُمُ onlardan kapsa س ل ب
21 الذُّبَابُ sinek ذ ب ب
22 شَيْئًا bir şey ش ي ا
23 لَا
24 يَسْتَنْقِذُوهُ bunu kurtaramazlar ن ق ذ
25 مِنْهُ ondan
26 ضَعُفَ aciz ض ع ف
27 الطَّالِبُ isteyen de ط ل ب
28 وَالْمَطْلُوبُ istenen de ط ل ب
 
İnsanların tek bir tanrısı bulunduğunu ikna edici biçimde ortaya koyan ve Allah’tan başkasına ibadet etmenin boş bir davranış olduğunu hatırlatan delillerden, öğüt ve uyarılardan sonra burada da, sahte tanrıların ve onlara tapanların durumunu özlü biçimde anlatan bir misal getirilmiştir. Bu temsilî anlatımda, öncelikle muhataplar bir an için, aklî muhâkemelerini kısıtlayan önyargılardan ve esiri oldukları alışkanlıklardan sıyrılıp akıllarını kullanmaya, verilen örneği can kulağıyla dinlemeye davet edilmektedir. Örnek şudur: Allah’tan başka kendilerine tapılan, yalvarılan bütün varlıklar birleşseler yine de bir sinek dahi yaratamazlar, hatta onlar sineğin kapıp götürdüğünü bile geri alma kudretine sahip değildirler. Kendinden istenen âcizdir, çünkü temizliği ve bakımı için dahi başkasına muhtaçtır; isteyen de âcizdir, çünkü yalvardığı varlığın kendisine bile hayrı yoktur, o halde isteyen de eli boş kalmaya mahkûmdur.
 
 Buradaki misalin kimin tarafından verildiğine dair değişik yorumlar yapılmış olmakla beraber (bk. Taberî, XVII, 202-203; Şevkânî, III, 529), genellikle bunun Allah tarafından getirilmiş bir misal olduğu kabul edilir. Yine, müfessirler arasındaki genel kanaate göre, “Allah’tan başka kendilerine yalvarılıp yakarılanlar”dan maksat, müşriklerin tapındıkları putlardır. Bazılarına göre burada, insanları Allah’a itaatten alıkoyan lider kesimi kastedilmiştir; bazılarına göre ise maksat, Allah’a âsi olmaya teşvik eden şeytanlardır (Şevkânî, III, 529). “İsteyen” (tâlip) ve “kendisinden istenen” (matlûp) kelimeleriyle kastedilenler hakkında da değişik yorumlar yapılmıştır: Bir görüşe göre sineği yaratmak veya onun kaptığını kurtarmak isteyen konumunda olduğu için tâlipten maksat putlar, matlûptan maksat sinektir; diğer bir yoruma göre tâlipten maksat putlara tapanlar, matlûptan maksat putlardır (Taberî, XVII, 203; Şevkânî, III, 529).
 
 “Allah’ı gereği gibi tanımamaları”, O’na gereğince kulluk etmemeleri ve O’na lâyık olduğu biçimde tâzimde bulunmamaları, Allah’ın verdiği nimetlerin kıymetini bilmemeleri, putlara ve süflî arzulara kulluk etmeleri gibi anlamlarla açıklanmıştır (ayrıca bk. En‘âm 6/91).
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 753-754
 

Selebe سلب :  سَلْبٌ bir şeyi zorla ve cebir yoluyla söküp almaktır. Türkçede de tekili/müfredi kullanılan أسالِيبٌ sözcüğü ise muhtelif üsluplar, tarzlar, biçimler veya türler demektir. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de sülasi fiil olarak yalnızca 1 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli uslûbdur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُۜ 

 

يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur.   هَا  tenbih harfidir.  النَّاسُ  münadadan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı  ضُرِبَ مَثَلٌ ’dur. 

Fiil cümlesidir.  ضُرِبَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  مَثَلٌ  naib-i fail olup damme ile merfûdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن أردتم العبرة ( eğer ibret almak isterseniz..) şeklindedir.

اسْتَمِعُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَهُ  car mecruru  اسْتَمِعُوا  fiiline mütealliktir.

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde  اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada: kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazf edilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey!” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada îrab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzâf, 2) Şibh-i muzâf, 3) Nekre-i gayri maksude. Mebni münada merfû üzere mebni, mahallen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harf-i tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اسْتَمِعُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  سمع ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.   

 

 

 اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَاباً وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُۜ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  تَدْعُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

تَدْعُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ دُونِ  car mecruru mahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri,  تعبدونه كائنا من دون الله (Siz ona Allah'tan başka bir varlık olarak tapıyorsunuz.) şeklindedir. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَاباً  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.

يَخْلُقُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ذُبَاباً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لَوِ اجْتَمَعُوا لَهُۜ  cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.

لَوْ  gayr-i cazim şart harfidir.  اجْتَمَعُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  لَهُ  car mecruru  اجْتَمَعُوا  fiiline mütealliktir. Şartın cevabı sonrasındaki cümle onu tefsir ettiğinden mahzuftur. Takdiri, لن يخلقوا ذبابا  şeklindedir.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اجْتَمَعُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  جمع ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْـٔاً لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُۜ 

 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Fiil cümlesidir. يَسْلُبْ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الذُّبَابُ  fail olup damme ile merfûdur.  شَيْـٔاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

فَ  karinesi olmadan gelen  لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُ  cümlesi şartın cevabıdır.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَسْتَنْقِذُ  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مِنْهُ  car mecruru  يَسْتَنْقِذُو  fiiline mütealliktir.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَسْتَنْقِذُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istifâl babındadır. Sülâsîsi  نقذ ’dir.

Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar.   

 

 

 

 ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ

 

Fiil cümlesidir.  ضَعُفَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  الطَّالِبُ  fail olup damme ile merfûdur. الْمَطْلُوبُ atıf harfi وَ ’la  الطَّالِبُ ’ye matuftur. 

الطَّالِبُ ; sülâsî mücerredi  طلب  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمَطْلُوبُ ; sülâsi mücerredi  طلب  olan fiilin ism-i mef’ûludur.

 

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

النَّاسُ , münadadan bedeldir. Bedel ıtnâb sanatı babındandır. 

Nidanın cevabı olan  ضُرِبَ مَثَلٌ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

ضُرِبَ  fiilleri meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Ayrıca bu bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Müsnedün ileyh olan  مَثَلٌ ’ deki nekrelik, tazim ifade eder.

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ  ile hitap müşrikleredir. Çünkü  اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ  sözünün delili ile maksat onları reddetmek ve azarlamaktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Buradaki  النَّاسُ  ile kastedilen, Kur’an'da çoğunlukla olduğu gibi müşriklerdir. النَّاسُ  ile kastedilenin, ister müslüman ister müşrik olsun bütün insanlar olması da caizdir. Ve surenin başında  يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ  ile başlayıp yine bu hitap ile bitirmesi reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)   

ضُرِبَ  sözündeki geçmiş zaman sıygası, ilk ihtimale göre maziyi şimdiki zamana yaklaştırmak için kullanılmıştır.  لَوْ تَرَكُوا مِن خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعافًا  (Nisa/9) ayetinde olduğu gibi ki bu ayette ‘’bıraksalardı’’ değil ‘’öldükten sonra bırakacak olsalardı’’ manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Dolayısıyla bu ayette de ‘misal verildi’ değil, ‘misal verilecek olsaydı’ manası kastedilmiştir.

Ayetteki ‘misal getirildi’ ifadesi geçmişi anlatan bir ifadedir. Halbuki Cenab-ı Hak, bunu şu anda yapmaktadır. Söylediği şeyler, daha önce bilinmekte olan şeyler olduğu için böyle söylemesi caizdir ve bu şekilde söylemesi, daha önce geçmiş bir işi anlatma gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Mekulü’l-kavlin (söze) insanlara nida ile başlanılması dikkat çekmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ  şeklindeki hitapla arkadan gelen mananın önemine dikkat çekilmiştir. Nida; heyecan uyandırır, dikkat çeker, muhatabı dinlemeye teşvik eder. 

Bu üslup tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi, söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra  اَيُّ  harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan konu için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan  هَا  gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri’t Ta’bîri’l Kur’anî, s. 43)


 فَاسْتَمِعُوا لَهُۜ 

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır.  فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. 

فَ  mahzuf şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Cevap cümlesi olan  فَاسْتَمِعُوا لَهُۜ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Takdiri;  إن أردتم العبرة  (Eğer ibret almak isterseniz…)  olan mahzuf şart cümlesiyle birlikte terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.


اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَاباً وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُۜ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin isminin ism-i mevsûlle gelmesi bahsedilen kişilerin bilinen bir grup olduğunu belirtmesi yanında bu kişilere tahkir ifade eder. 

Cemi müzekker has ism-i mevsûlün sılası olan  تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

مِنْ دُونِ اللّٰهِ  izafeti, gayrının tahkiri içindir.

مِنْ دُونِ اللّٰهِ  tabirinin, Allah'tan gayrı ve Allah'la beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı, Dergâhü’l Kur’an, c. 8, s. 723)

اِنَّ ’nin haberi olan  لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَاباً  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.  لَنْ , muzariyi nasb eder, manayı istikbale çevirerek olumsuz yapar. Asla anlamı vererek tekid ifade eder. Haberin fiil cümlesi olması hükmü takviye etmiştir.

Cümlede muzari sıygada gelen fiiller hudûs, istimrar tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

لَا  yerine  لَنْ  kullanması taptıkları olan varlıkların bu yaratma eylemini hiçbir zaman yapamayacaklarını ifade etmek içindir. 

ذُبَاباً ’deki nekrelik muayyen olmayan cins ifade eder.

Hal  وَ ‘ıyla gelen  وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُۜ  cümlesi, şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi olan  اجْتَمَعُوا لَهُۜ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Takdiri;  لن يخلقوا ذبابا (Asla bir sinek yaratmayacaklar) olan cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bu takdire göre mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili ,Kadr Suresi,1)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَنْ  edatı, içindeki tekitli nefyi ile birlikte, menfi ile menfi anh arasındaki tezatı gösterir (bir şeye gücü yetmemek, yetip de yapamamaktan daha tekidlidir). ذُبّ , ذُبَاباً 'den gelir ki o da kovmak ve savmaktır. Bunun için toplansalar da onu yaratmak için ibaresi mukadder cevabıyla birlikte mübalağa için getirilmiş haldir. Yani ‘toplu halde bile yapamazlar, kaldı ki ayrı ayrı olsalar’ demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

لَنْ  gelecekte olumsuzluk anlamı verme bakımından  لَا  ile aynı gruptandır. Ancak  لَنْ  olumsuzluğu tekidli bir şekilde yapar. Burada tekit ettiği şey, onlar tarafından sineğin yaratılmasının, halleri itibariyle muhal oluşudur. Adeta “Yaratmaları muhaldir” denilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Bu ayette, aşırı mübalağa içeren ve daha önce görülmemiş (garîb), ama hak ve gerçek olan bir temsil vardır. İfadenin önemi, Allah’ın dışında bütün mahlukatın bir sinek dahi yaratmaya veya sinek onlardan birşey kapsa, bunu ondan kurtarmaya güçlerinin yetmemesinde gizlidir. İşte bu daha önce görülmemiş yeni bir manadır. (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî‘ İlmi Ve Sanatları)

اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَنْ يَخْلُقُوا ذُبَاباً [Allah'ı bırakıp da taptıklarınız asla bir sinek yaratamazlar] cümlesinde çok güzel bir temsil vardır. Kâfirlerin, Allah'tan başkasına tapmaları hususundaki durumları, bir tek si­nek yaratamayan putların durumuna benzer. Zemahşerî şöyle der: Dinlenen bu parlak kıssaya, bazı meseller benzetilerek, istihsan yoluyla mesel denilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Burada haber  إنَّ  harfiyle, olumsuzluk da  لَنْ  harfiyle tekid edilmiştir. Çünkü muhataplar haberin manasını inkâr eden menziline konmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


وَاِنْ يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْـٔاً لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُۜ 

 

Cümle, atıf harfi وَ ‘la  اِنَّ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. İki cümle arasında haberî olmak bakımından mutabakat vardır. Aralarındaki anlam bağlantısı da barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada  inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.

Şart cümlesi olan  يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْـٔاً , müspet muzari fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

Mef’ûl olan   شَيْـٔاً ’deki tenvin kıllet ve nev ifade eder.

ف  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  لَا يَسْتَنْقِذُوهُ مِنْهُۜ , menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.


ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

الطَّالِبُ  - الْمَطْلُوبُ  kelimeleri arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr ve iştikak cinası sanatları vardır. 

الذُّبَابُ ’ın tekrarında ıtnâb ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

Ayetin bu son cümlesi tezyîl olarak ıtnâbdır. 

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekid etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Bu iki şekilde olmaktadır: Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekid etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

Ayetteki  ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ  [İsteyen de aciz, istenen de] ifadesi ile ilgili şu iki görüş vardır:

1) Bundan murad, tapılan putlar ve o sinektir. Binaenaleyh put, yaratması ve kendisinden kapılan şeyi geri alması istendiği zaman bundan aciz kalacağı için isteyen, sinek de istenen mesabesindedir. 

2) İsteyen putperestler, istenen ise ya putların kendisi yahut onlara yapılan ibadettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)