Mü'minûn Sûresi 9. Ayet

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ  ٩

Onlar ki, namazlarını kılmağa devam ederler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَالَّذِينَ ve
2 هُمْ onlar
3 عَلَىٰ
4 صَلَوَاتِهِمْ namazlarını ص ل و
5 يُحَافِظُونَ korurlar ح ف ظ
 
“Titizlikle ifa etme” diye çevirdiğimiz muhâfaza kavramı sözlükte “devam etmek, riayet etmek, gözetmek” anlamına gelir. Yukarıda (2. âyet) namazı huşû ile kılmanın önemine işaret edilmişti; burada ise namazı vakitlerine, kurallarına riayet ederek kılmanın önemine dikkat çekilmiştir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “hfz” md.; Kurtubî, XIII, 115).
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 12
 
Riyazus Salihin, 314 Nolu Hadis
Ebû Abdurrahman Abdullah İbni Mes`ûd radıyallahu anh şöyle dedi:
Peygamber aleyhisselâm’a:
- Allah’ın en çok beğendiği amel hangisidir? diye sordum.
- “Vaktinde kılınan namazdır” diye cevap verdi.
- Sonra hangi ibadet gelir? dedim.
- “Ana ve babaya iyilik ve itaat etmek” buyurdu.
- Daha sonra hangisi gelir? diye sordum.
- “Allah yolunda cihâd etmek” buyurdu.
(Buhârî, Mevâkît 5, Cihâd 1, Edeb 1, Tevhîd 48; Müslim, Îmân 137-139. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 14, Birr 2; Nesâî, Mevâkît 51)
 

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ

 

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  atıf harfi  وَ ’la önceki ism-i mevsûle matuf olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ  car mecruru  يُحَافِظُونَ ’ye mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يُحَافِظُونَۢ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

يُحَافِظُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

يُحَافِظُونَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  حفظ ’dir.   

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.

Sıfat konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

İsm-i mevsûl  الَّذ۪ينَ , sonraki haberin önemini vurgulamak ve müminleri tazim için tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ  car-mecruru, ihtimam için amili olan  يُحَافِظُونَ  fiiline takdim edilmiştir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يُحَافِظُونَۢ  mübtedanın haberidir.

Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

حَٱفظ  fiili karşılıklı oluş bildirir. Ben namazı koruyorsam, yani vaktinde, şartlarını yerine getirerek kılıyorsam, demek ki namaz da beni koruyor. Bu da namazın kötülüklerden koruması, alıkoyması olarak düşünülebilir. عَلَى  harfi nedeniyle ısrar ve tekrar vurgusu vardır. (Arapça-Türkçe Sözlük) Ayrıca bu harfteki istila manası düşünülerek istiare manası dolayısıyla namaz ile ilişkimiz, binici-at arasındaki ilişki gibi düşünülebilir. Binicinin atı kontrol etmesi, yönetmesi, bakımını yapması, sevmesi, ihtiyaçlarını karşılaması gibi manaları namaz için düşünülmelidir.

صَلَوَاتِهِمْ  kelimesinin önceki ayetin aksine çoğul sıygayla gelmesi, lafız mana uyumu olan teşâbüh-i etrâf sanatıdır.

يُحَافِظُونَ  fiili  مفاعلة  babındandır. Bu babın fiile kattığı anlamlardan en fazla kullanılanları müşareket ve teksirdir. Bir fiilin birden çok özne tarafından karşılıklı ortaklaşa yapıldığını belirttiği çatıya müşareket (işteşlik) denir. 

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ [Onlar ki namazlarını kılmaya devam ederler] buyurulmaktadır. Dikkat edilirse  صلاة  kelimesi bu kez çoğul sıygayla gelmiştir. Zira namazda devamlılıktan maksat beş vakit namazın düzenli ve erkânına uygun bir şekilde kılınmasıdır. Dolayısıyla  صلاة  kelimesi beş vakit namazı ifade etmek üzere çoğul sıygayla gelmiştir. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu Ve Haberin Muktezâ-yı Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)

Müminlerin 7. Sıfatı: Bu, ayetteki [Onlar, namazlarına devam ederler.] ifadesinin anlattığı husustur. Cenab-ı Hak, namazla ilgili ifadeyi tekrar getirmiştir. Çünkü huşû ve namaza devam birbirinden farklıdır ve birbirini gerektirmez. Zira huşû, namaz kılan kimsenin namazı eda esnasında takındığı bir sıfattır. Namaza devam ise, namaz kılan kimse onu hakkıyla yerine getirmediğinde de olabilen bir durumdur. Belki de buradaki devam ile kastedilen namazın vakti, temizliği gibi şartlarını ve rükünlerini hakkıyla yerine getirmek ve tastamam yapmak kastedilmiştir. Böylece, bu insanın sanki bir âdeti hâline gelmiş olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu iki hususun fasılalı olarak zikredilmesi, her birinin müstakil olarak ve kendi başına bir fazilet olduğunu bildirmek içindir. Eğer ikisi bir arada zikredilmiş olsa, namazdaki huşû ile namaz kılmanın bir tek fazilet olduğu vehmedilebilirdi. (Ebüssuûd,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

‘’Onlar ki, namazlarını muhafaza ederler, yani onlara devam ederler ve vakitlerinde kılarlar.’’ ifadesinde fiil kalıbının kullanılması namazda yenilenme ve tekrar olduğu içindir, bu sebeple Hamza ile Kisâî'nin dışındakiler cemi olarak  صَلَوَاتِهِمْ  okumuşlardır. Bu da daha önceki sıfatlarını tekrar değildir; çünkü namazda huşû muhafazadan başka bir şeydir. Bu sıfatları namazla başlatıp onunla bitirme, namazın önemini göstermek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

حَٱفظ  fiilinin mufâale babından gelmesi hakiki manada değil mübalağa içindir. Namazı muhafaza etmek; vakitlerini geciktirmekten korumaktır. Bu ifade namazla alakalı şeylerin büyük bir hak olduğunu ve bunları ihmal etmekten korkulduğunu ilan eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

حفظ ; korudu demektir. Bu fiilin bir faili, yani öznesi vardır. حَافِظُو ; fiili ise karşılıklı iki taraf arasında geçen fiiller için kullanılan bir kalıpla gelmiştir. Burada da iki failden biri insan diğeri namazdır. Yani namazın bizi korumasını istiyorsak bzim namazı korumamız gerekir. Bu fiil bu şekliyle Kur’ânda 4 kere ve hepsinde de namazla geçmiştir. (Bakara/238, En'am/92, Meâric/34)

حَافِظُو  emri,  الْمُخَاصَمَةُ  ve  الْمُقَاتَلَة  lafızları gibi müşa­reket ifade eden bir babtan getirilmiştir. Yani karşılıklı koruma işi, namaz kılan kimseyle namaz arasındadır. Buna göre sanki şöyle denilmek istenmiştir: "Namazının seni koru­ması için, sen de namazına devam et!" Bil ki namazın, namaz kılan kimseyi koruması şu üç şekilde olur:

1) Namaz, insanı günahlardan korur. Nitekim Hak Teâlâ, إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ تَنْهَىٰ عَنِ ٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ [Muhakkak ki namaz, edepsizlikten ve çirkin olan her şeyden alıkor] (Ankebut, 45) Binaenaleyh, kim namaz kılmaya de­vam ederse, namaz onu fuhşiyattan korur.

2) Namaz insanı, bela ve sıkıntılardan korur. Nitekim Hak Teâlâ,  وَٱسْتَعِينُوا۟ بِٱلصَّبْرِ وَٱلصَّلَوٰةِ  [Sabır ve namaz ile yardım isteyiniz] (Bakara, 45) ve   وَقَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مَعَكُمْ ۖ لَئِنْ أَقَمْتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَيْتُمُ ٱلزَّكَوٰةَ (Maide, 12) buyurmuştur ki, bunun manası, [Eğer namazınızı kılar, zekatınızı da verirseniz ben yardımım ve korumamla sizin yanınızdayım] şeklindedir.

3) Namaz, namaz kılan kimseyi korur ve ona şefaat eder. Nitekim Hak Teâlâ, وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَمَا تُقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ  [Namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin. Kendiniz için önden ne hayır yollar­sanız, Allah katında onu bulacaksınız] (Bakara, 110) buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

الصَّلٰوةِ  kelimesi çoğuldur. Yani en az üç namaz demektir. Orta namaz, bir önceki kelimeden (yani ''namazlar'' kelimesinden) farklı ise, dördüncü namaz olur. Dördüncü namazın orta olabilmesi için toplam namaz vakitlerinin tek sayı olması lazım, demek ki beş vakit namaz vardır.

الصَّلٰوةِ  kelimesindeki  ال  ahd içindir. Burada kastedilen, farz namazlardır. Asıl istenilen beş vakit namazın korunmasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

الصَّلَوَاتِ  kelimesinde, elif lam ahd-i haricî içindir ki maksat, günde beş vakit bilinen farz namazlardır. Bu ahd olmasaydı, bilinen bütün namazların farz olması gerekecekti ki buna güç yetmezdi.