وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِع۪ينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَم۪يعاً اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٣١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقُلْ | ve söyle |
|
| 2 | لِلْمُؤْمِنَاتِ | inanan kadınlara |
|
| 3 | يَغْضُضْنَ | sakınsınlar |
|
| 4 | مِنْ |
|
|
| 5 | أَبْصَارِهِنَّ | bakışlarını |
|
| 6 | وَيَحْفَظْنَ | ve korusunlar |
|
| 7 | فُرُوجَهُنَّ | ırzlarını |
|
| 8 | وَلَا | ve |
|
| 9 | يُبْدِينَ | göstermesinler |
|
| 10 | زِينَتَهُنَّ | süslerini |
|
| 11 | إِلَّا | ancak hariç |
|
| 12 | مَا |
|
|
| 13 | ظَهَرَ | görünenler |
|
| 14 | مِنْهَا | ondan |
|
| 15 | وَلْيَضْرِبْنَ | ve koysunlar |
|
| 16 | بِخُمُرِهِنَّ | başörtülerini |
|
| 17 | عَلَىٰ | üstüne |
|
| 18 | جُيُوبِهِنَّ | (göğüs) yırtmaçlarının |
|
| 19 | وَلَا | ve |
|
| 20 | يُبْدِينَ | göstermesinler |
|
| 21 | زِينَتَهُنَّ | süslerini |
|
| 22 | إِلَّا | dışındakilere |
|
| 23 | لِبُعُولَتِهِنَّ | kocaları |
|
| 24 | أَوْ | yahut |
|
| 25 | ابَائِهِنَّ | babaları |
|
| 26 | أَوْ | yahut |
|
| 27 | ابَاءِ | babaları |
|
| 28 | بُعُولَتِهِنَّ | kocalarının |
|
| 29 | أَوْ | yahut |
|
| 30 | أَبْنَائِهِنَّ | oğulları |
|
| 31 | أَوْ | yahut |
|
| 32 | أَبْنَاءِ | oğulları |
|
| 33 | بُعُولَتِهِنَّ | kocalarının |
|
| 34 | أَوْ | yahut |
|
| 35 | إِخْوَانِهِنَّ | kardeşleri |
|
| 36 | أَوْ | yahut |
|
| 37 | بَنِي | oğulları |
|
| 38 | إِخْوَانِهِنَّ | kardeşlerinin |
|
| 39 | أَوْ | yahut |
|
| 40 | بَنِي | oğulları |
|
| 41 | أَخَوَاتِهِنَّ | kızkardeşlerinin |
|
| 42 | أَوْ | yahut |
|
| 43 | نِسَائِهِنَّ | kadınları |
|
| 44 | أَوْ | yahut |
|
| 45 | مَا |
|
|
| 46 | مَلَكَتْ | sahip oldukları (köleleri) |
|
| 47 | أَيْمَانُهُنَّ | ellerinin |
|
| 48 | أَوِ | yahut |
|
| 49 | التَّابِعِينَ | tabi’leri (hizmetlileri) |
|
| 50 | غَيْرِ | bulunmayan |
|
| 51 | أُولِي |
|
|
| 52 | الْإِرْبَةِ | kadına ihtiyacı |
|
| 53 | مِنَ | -den |
|
| 54 | الرِّجَالِ | erkekler- |
|
| 55 | أَوِ | yahut |
|
| 56 | الطِّفْلِ | çocuklara |
|
| 57 | الَّذِينَ | onlar ki |
|
| 58 | لَمْ |
|
|
| 59 | يَظْهَرُوا | henüz anlamazlar |
|
| 60 | عَلَىٰ |
|
|
| 61 | عَوْرَاتِ | mahrem yerlerini |
|
| 62 | النِّسَاءِ | kadınların |
|
| 63 | وَلَا | ve |
|
| 64 | يَضْرِبْنَ | vurmasınlar |
|
| 65 | بِأَرْجُلِهِنَّ | ayaklarını |
|
| 66 | لِيُعْلَمَ | bilinmesi için |
|
| 67 | مَا | şeylerin |
|
| 68 | يُخْفِينَ | gizledikleri |
|
| 69 | مِنْ | -nden |
|
| 70 | زِينَتِهِنَّ | süsleri- |
|
| 71 | وَتُوبُوا | ve tevbe edin |
|
| 72 | إِلَى |
|
|
| 73 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 74 | جَمِيعًا | topluca |
|
| 75 | أَيُّهَ | ey |
|
| 76 | الْمُؤْمِنُونَ | mü’minler |
|
| 77 | لَعَلَّكُمْ | umulur ki |
|
| 78 | تُفْلِحُونَ | felaha erersiniz |
|
Ceyebe جيب : جَيْبٌ sözcüğü iyi bilinmekte olan yaka demektir. Çoğulu جُيُوبٌ şeklinde gelir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de sadece 3 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli ceptir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
Avera عور : عَوْرَة kelimesi insanın edep yeridir. Bu kinayeli bir kullanımdır. Aslı âr(عارٌ) sözcüğünden gelir. Bunun sebebi ise bu yerlerin açığa çıkması durumunda kişiye ilişen âr yani ayıplanma/kınanma nedeni olmasıdır. Bundan dolayı kadınlara da عَوْرَة denmiştir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de isim olarak 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri avret, avrat ve eğretidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi mahzuf olup mahallen mansubdur. Takdiri; قل لهنّ يَغْضُضْنَ أبصارهِنَّ (O kadınlara gözlerini kapamalarını söyle) şeklindedir. لِلْمُؤْمِنَاتِ car mecruru قُلْ fiiline mütealliktir. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır
فَ karinesi olmadan gelen يَغْضُضْنَ cümlesi, mukadder şartın cevabıdır. Takdiri; إن تقل لهن اغضضن من أبصاركنّ يغضضن (O kadınlara gözlerini kapamalarını söylersen kaparlar.) şeklindedir.
يَغْضُضْنَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. مِنْ اَبْصَارِهِنَّ car mecruru يَغْضُضْنَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَحْفَظْنَ atıf harfi وَ ’la يَغْضُضْنَ fiiline matuftur.
يَحْفَظْنَ fiili (نَ) nûnu’n nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n nisve olarak, mahallen merfûdur. فُرُوجَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا يُبْد۪ينَ atıf harfi وَ ’la يَحْفَظْنَ fiiline matuftur.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يُبْد۪ينَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Faili nûnu’n-nisve olarak, mahallen merfûdur.
ز۪ينَتَهُنَّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِلَّا istisna edatıdır. Müşterek ism-imevsûl مَا müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası ظَهَرَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. Veya ز۪ينَتَهُنَّ ’den bedeldir.
ظَهَرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْهَا car mecruru ظَهَرَ fiiline mütealliktir.
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُبْد۪ينَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi بدو ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
مُؤْمِنَاتِ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ
لْيَضْرِبْنَ cümlesi, atıf harfi وَ ’la mukadder mekulü’l-kavle matuftur.
Fiil cümlesidir. لْ emir lam’ıdır. يَضْرِبْنَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Faili nûnu’n-nisve olarak, mahallen merfûdur.
بِخُمُرِ car mecruru لْيَضْرِبْنَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَلٰى جُيُوبِ car mecruru لْيَضْرِبْنَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِع۪ينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ
لَا يُبْد۪ينَ fiili, atıf harfi وَ ’la önceki لَا يُبْد۪ينَ ’ye matuftur.
Fiil cümlesidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يُبْد۪ينَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Faili nûnu’n nisve olarak mahallen merfûdur.
ز۪ينَتَهُنَّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَّا istisna edatıdır.
لِبُعُولَتِهِنَّ car mecruru mukadder müstesnadan bedeldir. Takdiri; لا يبدين زينتهنّ لأحد من الناس إلّا لبعولتهنّ (Ziynetlerini kocalarından başka kimseye göstememelerini) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اٰبَٓائِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile لِبُعُولَتِهِنَّ ’ye matuftur.
اَوْ atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. اٰبَٓائِ muzâf olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile اٰبَٓائِهِنَّ ’ye matuftur.
اٰبَٓاءِ muzâf olup kesra ile mecrurdur. بُعُولَتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَبْنَٓائِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ ’ye matuftur.
اَبْنَٓائِ muzâf olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile اَبْنَٓائِهِنَّ ’ye matuftur.
اَبْنَٓائِ muzâf olup kesra ile mecrurdur. بُعُولَتِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır.Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِخْوَانِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ ’ye matuftur.
اِخْوَانِ muzâf olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile اِخْوَانِهِنَّ ’ye matuftur.
بَن۪ٓي muzâf olup cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için cer alameti ى ’dir. İzafetten dolayı ن harfi hazf edilmiştir. اِخْوَانِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ atıf harfi اَوْ ile بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ ’ye matuftur.
نِسَٓائِهِنّ atıf harfi اَوْ ile بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ ’ya matuftur. نِسَٓائِ muzaf olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا atıf harfi اَوْ ile نِسَٓائِهِنّ ’ye matuftur. İsm-i mevsûlun sılası مَلَكَتْ ’dir. Aid zamiri mahzuftur. Takdiri; ملكته (sahip olduğu) şeklindedir.
مَلَكَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. اَيْمَانُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. التَّابِع۪ينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ cümlesi, atıf harfi اَوْ ile مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ ’ye matuftur.
التَّابِع۪ينَ mecrur olup cer alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. غَيْرِ kelimesi, التَّابِع۪ينَ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. اُو۬لِي muzâfun ileyh olup cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için cer alameti ى ’dir. İzafetten dolayı ن harfi hazf edilmiştir.
الْاِرْبَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مِنَ الرِّجَالِ car mecruru التَّابِع۪ينَ veya اُو۬لِي الْاِرْبَةِ ’in mahzuf haline mütealliktir. الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ cümlesi, atıf harfi اَوْ ile مِنَ الرِّجَالِ ‘e matuftur.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl, الطِّفْلِ ’ın sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası لَمْ يَظْهَرُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يَظْهَرُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
عَلٰى عَوْرَاتِ car mecruru يَظْهَرُوا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. النِّسَٓاءِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اَوْ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
غَيْرُ edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
يُبْد۪ينَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi بدو ’dir.
التَّابِع۪ينَ ; sülâsi mücerredi تبع olan fiilin ism-i failidir.
وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يَضْرِبْنَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur.
Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. بِاَرْجُلِهِنَّ car mecruru يَضْرِبْنَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لِ harfi, يُعْلَمَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harf-i ceriyle يَضْرِبْنَ fiiline mütealliktir.
يُعْلَمَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Müşterek ism-i mevsûl مَا naib-i fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يُخْف۪ينَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يُخْف۪ينَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. مِنْ ز۪ينَتِهِنَّ car mecruru يُخْف۪ينَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُخْف۪ينَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خفي ’dir.
وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَم۪يعاً اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. تُوبُٓوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَى اللّهِ car mecruru وَتُوبُٓوا fiiline mütealliktir. جَم۪يعاً kelimesi تُوبُٓوا ’deki failinin hali olup fetha ile mansubdur.
Nida edatı mahzuftur. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. الْمُؤْمِنُونَ bedel olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُؤْمِنُونَ , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
İsim cümlesidir. لَعَلَّ terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.
كُمْ muttasıl zamir لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تُفْلِحُونَ cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
تُفْلِحُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
تُفْلِحُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi فلح ’dır.
وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ
Ayet, istînafiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. قُلْ fiilinin takdiri لهنّ يَغْضُضْنَ أبصارهِنَّ (bakışlarını indirsinler) olan mekulü’l-kavli mahzuftur.
Şart üslubunda gelen terkipte يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ cümlesi, takdiri إن تقل لهن اغضضن من أبصاركنّ. (Onlara yumun dersen) olan mahzuf şartın cevabıdır. Meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
يَغْضُضْنَ fiilinin mef ‘ûlü olan اَبْصَارِهِنَّ ‘deki tekit ifade eden zaid harf مِنْ , ıtnâb sanatıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Aynı üslupta gelen وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ cümlesi, şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Önceki ayetin ilk iki cümlesiyle bu ayetin ilk iki cümlesi, zamirler dışında birebir aynıdır. İki cümle arasında tekrir, ıtnâb, reddü’l acüz ale’s sadr ve mukabele sanatları vardır.
Ayet-i kerimede, öncelikle gözün sakınılması emredilmiştir. Çünkü bakış, zinanın aracı ve fesadın öncüsüdür. Yani Allah, bakış tehlikesinin büyüklüğüne dikkat çekmek için harama bakmanın yasaklanmasıyla namusu korumayı bir arada zikretmiştir. Nitekim bakış, fiiliyata geçmeye davet eder. Bu sebeple hadis-i şerifte: “Bakış, İblis’in oklarından bir oktur.” buyurulmuştur. Ayrıca bu konuda şöyle denmiştir: ”Harama göz diken felakete sürüklenir." (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
Kur’an bir çok yerde zina lafzını zikretmekten kaçınmıştır. فَرَج lügatte gömlekte veya elbisede olan deliktir, iki şey arasındaki yarıktır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا
Nehiy üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, ayetin başındaki mahzuf mekûlü’l kavle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
اِلَّا istisna edatıdır. Müstesna konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan ظَهَرَ مِنْهَا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsm-i mevsûl لَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ cümlesinden istisna edilenlerdir.
وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ [Ziynetlerini açmasınlar] cümlesinde mecâz-ı mürsel vardır. Maksat, ziynet yerleridir. Zikr-i hal irade-i mahal kabilindendir. Zemahşerî şöyle der: Burada, zînet mahallerinin söylenmeyip de zînetin söylenmesi, örtünme ve korunmayı vurgulu bir şekilde emretmek içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Ziynet eşyalarının takıldığı yerlerin değil de kendilerinin zikredilmesi, korunma ve örtünme emrine vurgu yapmak içindir; çünkü bu ziynetler vücudun (belirli) yerlerindedir ki ayette zikredilen kimselerden başkasının buralara bakması helal değildir. Bu yerler ise kol, bacak, pazu, boyun, baş, göğüs ve kulaklardır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّۖ
Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّ cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümleye dahil olan لْ , emir lamıdır.
Mümin kadınlara söylenmesi gereken şeylerin sıralanması taksim sanatıdır.
ضَرْبَ الْخِمَار عَلى الجَيْبَ ifadesinde istiare vardır. Bununla kastedilen başörtülerini yakalarının açık yerlerini kapatacak şekilde aşağıya doğru salmalarıdır. Yakaların açık yerleri, boyun, gerdan, boğaz, göğüs, memeler ve saçları kapsar. (İfadedeki) الضرب ’ın asıl anlamı, Arapların ضُرِبَتُ الفُسْطةُ (çadırı kurdum) sözlerinden gelir ki direğinin dikilip kazıklarının çakılması suretiyle çadırın kaldırılıp kurulmasıdır. Şu halde burada başörtülerinin yaka üzerine vurulması, başörtülerinin baştan aşağı salınmasından, (peştemal gibi) giysilerin aşağı uzatılmasından kinaye olarak istiare edilmiştir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)
Ayette “örtme” manasında ضرب (vurma) kelimesinin kullanılması, başörtüsünün uçlarını buralara salıverip buraları iyice örtme manası kastedilmesi içindir. Ayetteki ب harf-i ceri ilsak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
خُمُرِ : Kadının başını örttüğü şey (baş örtüsü) demek olan خمَار kelimesinin çoğuludur. Bu nitelikte olmayan, başörtüsü sayılmaz. جُيُوبِ ise: Başın girmesi için kesilen yer (yaka) demek olan جَيْبَ kelimesinin çoğuludur. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَٓائِهِنَّ اَوْ اٰبَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓائِهِنَّ اَوْ اَبْنَٓاءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَن۪ٓي اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَٓائِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِع۪ينَ غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ
Cümle, atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اِلَّا istisna edatı, لِبُعُولَتِهِنَّ mukadder müstesnanın mahzuf haline mütealliktir. Halin ve müstesnanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Takdiri إلّا زينة كائنة لبعولتهنّ şeklindedir.
Müteakip 11 isim لِبُعُولَتِهِنَّ ’ye temâsül nedeniyle atfedilmiştir.
وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ cümlesinden istisna edilenlerin sayılması taksim sanatıdır.
Önemini vurgulamak amacıyla وَلَا يُبْد۪ينَ ز۪ينَتَهُنَّ cümlesi tekrarlanmıştır bu tekrarda itnâb, tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَوْ atıf harfiyle لِبُعُولَتِهِنَّ ’ye atfedilmiş olan müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
غَيْرِ اُو۬لِي الْاِرْبَةِ izafeti, التَّابِع۪ينَ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. مِنَ الرِّجَالِ car mecruru, التَّابِع۪ينَ kelimesinin mahzuf olan haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
اَوِ الطِّفْلِ الَّذ۪ينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ ibaresindeki has ism-i mevsûl الطِّفْلِ için sıfatttır. Sılası olan لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَٓاءِۖ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Zînet iki kısımdır. Birisi yaratılıştan gelir, diğeri ise kesbîdir. Yaratılıştan gelen ziynet kadının yüzüdür. Zînetin aslını, yaratılışın güzelliğini ve hayatiyetin manasını o ifade eder. Çünkü pek çok menfaat ve ilim edinme yolları yüzde toplanmıştır. Kesbî ziynet ise kadının kendi hilkatini güzelleştirmek için giriştiği çabalar sonucu ortaya çıkandır. Elbiseler, ziynet eşyaları, sürme, kına gibi. Yüce Allah'ın, “Her mescidde ziynetinizi alın.” (Araf Suresi, 31) ayeti da bu kabildendir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِرْبَ , bir şeye ihtiyaç hissetmek, düşkün olmak ve arzu duymak demektir. O halde اِرْبَةِ kadınlara ihtiyaç hisseden, şehevi duyguları olan demektir. Bu kelime, “akıl” manasına da gelir. أرْيَب kelimesi ihtiyaç manasındadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ayet-i kerimede mümin kadınlar ve onların oğullarından bahsedilirken cemi teksir olan اَبْنَٓائِ kullanılmış, fakat kız ve erkek kardeşlerden bahsedilirken cem-i müzekker-i salim olan بَن۪ٓي kullanılmıştır. Dilcilere göre kullanılan birinci masdar cemi teksirin az kullanılan bir sıygasıdır. Burada kadınların ziynetlerini kendi oğullarına ve kocalarının oğullarına göstermelerinin, zinetlerini erkek kardeşlerine ve onların oğullarına göstermelerinden daha fazla olduğuna dikkat çekilmek için isimler bu farklı sıygalarda kullanılmışlardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
غَيْرِ kelimesi istisna veya hal olmak üzere mansub da okunmuştur; sıfat olmak üzere mecrur da okunmuştur. الطِّفْلِ (çocuklar) kelimesi cins ifade ettiği için tekil olduğu halde çoğul yerinde kullanılmıştır. Ardından gelen kelimeler bununla çoğul kastedildiğini açıklamaktadır. Benzeri نُخْرِجُكُمْ طِفْﻻً [Sonra sizi bebekler olarak çıkarırız. (Hac Suresi, 5)] ifadesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vî; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّۜ
Cümle, atıf harfi وَ ’la وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيُعْلَمَ مَا يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّ cümlesi, harf-i cerle يَضْرِبْنَ fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Meçhul olarak bina edilmiş يُعْلَمَ fiilinin naib-i faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi يُخْف۪ينَ مِنْ ز۪ينَتِهِنَّ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يُخْف۪ينَ - يُبْد۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَتُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ جَم۪يعاً اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ
وَ istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
جَم۪يعاً kelimesi, تُوبُٓوا ’deki failden haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهُ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
İtiraziyye olarak fasılla gelen اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ cümlesi, nida üslubunda talebi inşai isnaddır.
مُؤْمِنُونَ , münadadan bedeldir. Nida harfinin ve nidanın cevabının hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Ayetin başında hitap Hz. Peygambere iken bu cümlede hitabın müminlere geçişinde iltifat sanatı vardır.
اَبْنَٓائِ - بَن۪ٓي , اَرْجُلِهِنَّ - رِّجَال , ظَهَرَ - يَظْهَرُوا , لْمُؤْمِنَاتِ - مُؤْمِنُونَ , اِخْوَانِهِنَّ - اِخْوَانِهِنَّ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, بُعُولَتِهِنَّ , اٰبَٓاءِ , اَبْنَٓائِ , اِخْوَانِهِنَّ , بَن۪ٓي اَوْ , ز۪ينَتَهُنَّ , اِلَّا , يُبْد۪ينَ , يَضْرِبْنَ , النِّسَٓاءِ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır.
Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itirâziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mekkî (r.a) şöyle demiştir: Yüce Allah'ın kitabında bu ayetten daha çok zamir ihtiva eden bir başka ayet-i kerime yoktur. Bu ayet-i kerimede mecrur ve merfû' olmak üzere mümin hanımlara ait yirmi beş zamir vardır. Toplam zamirler ise 26 adettir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Bundan önce Resulullah'a (s.a.v) yapılan hitap, burada değiştirilip bütün müminlere tevcih edilmiştir. Bu, tövbeye son derece önem verildiğini ve onun emrinin, ancak Allah'a yaraşan büyük hususlardan olduğunu göstermek içindir. Zira hiçbir mükellef, mükellefiyetlerin gereklerini layıkıyla ifa etmekte bir çeşit taksirattan uzak kalamaz. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir.
لَعَلَّ ’nin haberi olan تُفْلِحُونَ ’nin, muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
لَعَلَّ edatı terecci içindir yani ‘ümitvar olma’ manasını ifade eder ve beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrûb: ‘’ لَعَلَّ kelimesi ‘için’ manasındadır’’, demiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)
لَعَلَّ kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.
لَعَلَّ edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır. لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Doktora Tezi, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler)
Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki لَعَلَّ (umulur ki) harfinin لَ manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)
Ayet teracci/umut ifade etmektedir. Bu da kurtuluşu ve başarıyı elde etmek için ayette istenilen sabretme ve kenetlenme emirlerine uyulması durumunda olacağının işaretidir. (Şeyma Çetinkaya, Kur’an-ı Kerimde Cihad Kavramı “Meâni İlmi Açısından Semantik Bir İnceleme”)
لَعَلَّ gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)