Nûr Sûresi 34. Ayet

وَلَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكُمْ اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَمَثَلاً مِنَ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ۟  ٣٤

Andolsun, biz size açıklayıcı âyetler, sizden önce gelip geçenlerden bir misal ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir öğüt indirdik.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ ve andolsun ki
2 أَنْزَلْنَا indirdik ن ز ل
3 إِلَيْكُمْ size
4 ايَاتٍ ayetler ا ي ي
5 مُبَيِّنَاتٍ açıklayıcı ب ي ن
6 وَمَثَلًا ve bir temsil م ث ل
7 مِنَ -den
8 الَّذِينَ kimseler-
9 خَلَوْا gelip geçen خ ل و
10 مِنْ
11 قَبْلِكُمْ sizden önce ق ب ل
12 وَمَوْعِظَةً ve bir öğüt و ع ظ
13 لِلْمُتَّقِينَ muttakiler için و ق ي
 
Âyet bir yandan Kur’ân-ı Kerîm’in muhtevasını “gerekli açıklamalar, tarihten örnekler ve öğütler” şeklinde özetlerken, öte yandan fizik ötesi varlıklar hakkında madde âleminden seçilmiş örnekler vererek yapacağı açıklamaya bir giriş teşkil etmektedir.
 
Resûlullah ( sav) gece teheccüd namazı kılmak üzere kalktığında yaptığı uzun duaya şöyle başlardı:” Ey Rabbim! Yalnız Sana hamdolsun ki , göklerin ve yerin nuru Sensin. Yalnız Sana hamdolsun ki, yeri ve gökleri ayakta tutan Sensin. Yalnız Sana hamdolsun ki, yerin, göklerin ve içlerinde olanların Rabbi Sensin. “
( Buhâri, Teheccüd 1; Müslim, Müsâfirin 199).
 

وَلَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكُمْ اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَمَثَلاً مِنَ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ۟

 

وَ  istînâfiyyedir.  لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattie harfidir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  

Fiil cümlesidir. اَنْزَلْـنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.  اِلَيْكُمْ  car mecruru  اَنْزَلْـنَٓا  fiiline mütealliktir.

اٰيَاتٍ  mef’ûlün bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır.  مُبَيِّنَاتٍ  kelimesi  اٰيَاتٍ  sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

مَثَلاً  atıf harfi  وَ ’la  اٰيَاتٍ  ‘e matuftur.  الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  مِنَ  harf-i ceriyle  مَثَلاً ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  خَلَوْا ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

خَلَوْا  iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَبْلِكُمْ  car mecruru  خَلَوْا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مَوْعِظَةً  atıf harfi  وَ ’la  اٰيَاتٍ  ‘e matuftur. لِلْمُتَّق۪ينَ  car mecruru  مَوْعِظَةً ‘ a müteallik olup, cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.  

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْزَلْـنَٓا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نزل ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

مُبَيِّنَاتٍ , sülâsi mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.

لِلْمُتَّق۪ينَ  sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكُمْ اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَمَثَلاً مِنَ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ۟

 

وَ , istînâfiyyedir.

İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır.

Kasem üslubunda gelen terkipte  لَ  mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan  وَلَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكُمْ اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَنْزَلْـنَٓا  fiiline müteallik  اِلَيْكُمْ  car mecruru, ihtimam ve durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.

مُبَيِّنَاتٍ , mef’ûl olan  اٰيَاتٍ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ  terkibinde istiâre sanatı vardır. Cemî sıyga ile ism-i fail vezninde gelen  بَيِّنَاتٍ , açıklayan demektir. اٰيَاتٍ ‘nin  بَيِّنَاتٍ  ile sıfatlanması cansız birşeyin şahsa benzetilmesi açısından müsteardır. Gayrı akil varlık, iradesi olan şahıs menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

اَنْزَلْـنَٓا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle azamet zamirine iltifat edilmiştir.

Birbirine temasül nedeniyle atfedilen mef’ûl konumundaki   مَثَلاً , اٰيَاتٍ  ve  مَوْعِظَةً ’deki nekrelik, teksir ve tazim ifade eder.

 مَثَلاً ’in mahzuf sıfatına müteallik cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan  خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

لِلْمُتَّق۪ينَ  car-mecruru, mef'ûl konumundaki  مَوْعِظَةً 'e mütealliktir

مَوْعِظَةً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

Ayetlerin açıklayıcı, örnek ve öğüt olma özellileri sayılarak taksim sanatı yapılmıştır.

المَثَلُ : Muadil ve benzer demektir. Onunla şaşılacak bir halin kastedilmesi de mümkündür. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

مِنَ الَّذِينَ خَلَوْا  sözündeki  مِنْ  harfi ibtidaiyyedir. “Yeryüzünde yetişmiş ve güçlenmiş, sizden önce yaşayıp gitmiş örnekler” manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

المُتَّقُونَ : Yasaklandıkları şeylerden sakınan kimseler demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

“Size indirdik…” ayetinde belirtildiği üzere Kur’an'ın inzali bütün insanlar için olduğu gibi ayetlerin öğüt olmaları da herkes için olduğu halde burada öğütün, takva ehline tahsis edilmesi, öğütleri ganimet olarak telakki edip nurlarından istifade edenlerin ancak takva ehli olduğunu beyan etmek suretiyle muhatapları, takva ehli olan zümreye dahil olmaya teşvik içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

Buradaki ayetlerden maksat Kur’an cümleleridir. İşte bu ayetlerin, belâgat sanatının kemâl derecesine ulaşmış olmaları ve ona karşı çıkanların bir benzerini getirmekte acziyet içerisinde kalmış olmaları, onların bizzat Allah katından nazil olmuş cümleler olduklarının apaçık delilleridir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Surenin başlangıçta 3 sıfatla vasıflandırılması gibi, bu ayette zikredilen ayetler de 3 sıfatla vasıflandırılmıştır. Bu vasıflandırmalardaki maksat ise işaret ettiğimiz iki yerde de verilen nimetleri hatırlatmak manasıdır ve bu, reddü’l-acüz ale’s-sadr’a benzemektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Bu ayetin geçmiş ve gelecek ayetler arasında zikredilmesi, ayetlerin mefhumlarıyla amel etmeye tam olarak yönelmeyi gerektiren yüce şanlarını beyân etmek içindir. Ayetin başında yemin zikredilmesi, şanına son derece önem verildiğini göstermek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)