بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَاَعْتَدْنَا لِمَنْ كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَع۪يراًۚ ١١
بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَاَعْتَدْنَا لِمَنْ كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَع۪يراًۚ
Fiil cümlesidir. بَلْ idrâb ve atıf harfidir. كَذَّبُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِالسَّاعَة car mecruru كَذَّبُوا fiiline mütealliktir. اَعْتَدْنَا cümlesi قد takdiriyle hal olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. اَعْتَدْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. مَنْ müşterek ism-i mevsûl, لِ harf-i ceriyle اَعْتَدْنَا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَذَّبَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
كَذَّبَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. بِالسَّاعَةِ car mecruru كَذَّبَ fiiline mütealliktir. سَع۪يراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
بَلْ ;Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrâb (اِضْرَابْ)” denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder.Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَذَّبُوا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَعْتَدْنَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi عتد ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَاَعْتَدْنَا لِمَنْ كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَع۪يراًۚ
İdrâb harfi بَلِ ’in dahil olduğu cümle istinafiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
السَّاعَةِ , kıyamet manasındadır.
وَاَعْتَدْنَا لِمَنْ كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَع۪يراً cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَعْتَدْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle azamet zamirine iltifat edilmiştir.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَنْ başındaki harf-i cerle birlikte اَعْتَدْنَا fiiline mütealliktir. Sıla cümlesi olan كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَع۪يراً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَعْلَمُ fiiline müteallik مِنَ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan سَع۪يراً ‘deki nekrelik, tarifi mümkün olmayan nev ve tazim ifade eder.
اَعَدَّ fiili, aslında güzel şeyler için kullanılır. Tehekkümî istiare yoluyla, kafirleri bekleyen akıbetin korkunçluğu için mübalağa yapılmıştır. ‘Vardır’ demek başka birşey, ‘hazırladık’ demek başka birşeydir. İkinci ifadede vurgu vardır. Hazırlık misafir için yapılır. Ateşin onları misafir bekler gibi hazırlanarak beklediğini ifade eder.
كَذَّبُوا ve كَذَّبَ fiilleri arasında, cemiden müfrede geçişte iltifat sanatı vardır.
Ayette كَذَّبَ ve السَّاعَةِ kelimeleri önemine dikkat çekmek ve vurgulamak için tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
كَذَّبُوا - كَذَّبَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Hasan el-Basri, سَع۪يراً ‘in cehennemin isimlerinden birisi olduğunu söylemiştir. (Fahreddin er-Râzî)
بَلْ edatı kendisinden sonra bir cümle geldiğinde idrâb harfi olur. Bazen de bu ayette olduğu gibi bir manadan diğer bir manaya intikal için gelir. Kendisinden önceki cümle manasını korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, c. 1, s. 436)
بَلْ , idrâb edatıdır. Atıf edatlarındandır. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, sadece matufu îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. İdrâb, sözlükte “dönüş yapmak, vazgeçmek” demektir. Bir yanlışı veya hatayı düzeltme amacıyla kullanılabildiği gibi bir konudan diğerine geçiş için de kullanılabilir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
بَلْ harfi cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
بَلْ : Bir bağlaç harfidir ki, asıl manası idrâbdır (Yeni bir hükme dönüştür). Bazen de “hatta” gibi terakki, ileriye geçme ifade eder.
İdrâb: Sözü üstünden altına çevirmek, yani bakışı öncesinden keserek geleceğe yöneltmektir. Bunu “belki” diye tercüme etmek meşhur olmuştur. Gerçekte, kelimenin yapısına ve söylenişine göre ondan alınmış, denilecek kadar da uygundur. Fakat dilimizde “belki” idrâbdan (sözü ve nazarı üstten keserek alta yöneltmekten) çok ümid ve ihtimal için kullanılmaktadır. “Dur bakalım belki gelir” demekte hiç idrâb manası yoktur. İdrâb; “Yok, hayır” “daha doğrusu” demektir. Bu mana kasr ve istidrake benzer olduğundan son zamanlarda “fakat” kelimesi de “بَلْ” ve “lakin” yerinde kullanılır olmuştur. Böylece “fakat onlar kıyameti yalanladılar” demek olur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Burada onların eski cinayetlerini hikâye ederek yapılan tahkirleri bırakılıp diğer cinayetleri hikâye edilerek tahkir edilmekte ve devamında da, bu cinayetleri sebebiyle ahirette duçar olacakları çeşitli cezalar beyan edilmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Hasan el-Basri, سَع۪يراً ‘in cehennemin isimlerinden birisi olduğunu söylemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)