Ankebût Sûresi 8. Ayet

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناًۜ وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاۜ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ  ٨

Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. Şâyet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَوَصَّيْنَا ve biz tavsiye ettik و ص ي
2 الْإِنْسَانَ insana ا ن س
3 بِوَالِدَيْهِ ana babasına و ل د
4 حُسْنًا iyilik etmeyi ح س ن
5 وَإِنْ ve eğer
6 جَاهَدَاكَ onlar seni zorlarlarsa ج ه د
7 لِتُشْرِكَ ortak koşman için ش ر ك
8 بِي bana
9 مَا bir şeyi
10 لَيْسَ olmayan ل ي س
11 لَكَ senin
12 بِهِ hakkında
13 عِلْمٌ bilgin ع ل م
14 فَلَا asla
15 تُطِعْهُمَا onlara ita’at etme ط و ع
16 إِلَيَّ banadır
17 مَرْجِعُكُمْ dönüşünüz ر ج ع
18 فَأُنَبِّئُكُمْ size haber veririm ن ب ا
19 بِمَا şeyleri
20 كُنْتُمْ olduğunuz ك و ن
21 تَعْمَلُونَ yapmış ع م ل
 

Ana babaya iyi davranma konusu Kur’an’ın önem verdiği, dolayısıyla İslâm ahlâkının öncelikli ödevlerinden biridir. Burada ana babaya iyiliğin özellikle hatırlatılmasının sebebi, böylesine önemli olan bu ödevin dahi tevhid inancından daha önemli ve önde tutulamayacağına işaret etmektir. İnsan sadece dışarıdan gelen baskılara değil, bizzat ebeveyninin baskılarına mâruz kalarak da bir sınav geçirebilir. Şu halde eğer ana baba evlâtlarından, Allah’ın varlığını ve birliğini tanımama yönünde, bu sonucu doğurabilecek bir istekte bulunurlarsa bu isteğe uyulmayacaktır. Ancak burada ana babalar, inkâr ve şirkin dışında, açıkça günah ve haram olan başka şeyler buyururlarsa bu buyruğa itaat edilmesi gerektiği şeklinde bir anlam çıkarılmamalıdır. Zira hiçbir buyruk Allah’ın buyruğundan daha önemli olamaz; dolayısıyla hadislerde de belirtildiği gibi kural olarak Allah’a âsi olma anlamına gelebilecek hiçbir buyruğa itaat edilemez (meselâ bk. Müsned, I, 400, 409; II, 17, 142; Buhârî, “Ahkâm”, 4; “Cihâd”, 108; Müslim, “İmâre”, 39).

Âyet bazı putperest Araplar’ın, müslüman olan evlâtları üzerinde baskı kurmalarıyla ilgilidir. Ancak müminler bu tür baskılarla her zaman karşılaşabilirler; evlâtlarının dindarlığından rahatsızlık duyan ve onlar üzerinde baskı kurmaya çalışan ailelere her dönemde rastlamak mümkündür. Böyle durumlarda bir yandan Allah’ın buyruklarına karşı gelmekten sakınmak, diğer yandan da yine Allah’ın buyruğu olan ebeveyn hukukuna riayet etmek için samimi bir çaba göstermenin evlâtlar için oldukça zor ama ecri büyük bir davranış olacağını ve bu gerilime katlanmanın da bu dünyada tâbi olduğumuz sınavın bir parçası olduğunu daima göz önünde tutmak gerekir. 

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 256-257
 
Resûl-i Ekrem Efendimiz :” Yaradana isyan olan yerde yaratılana itaat edilmez” buyurmuştur. 
(Ahmed b. Hanbel, Müsned,I, 131,400,409; ayrıca bk. Buhâri, Megazi 58, Ahkâm 4, Ahbûru’l-âhâd 1; Müslim, İmaret 39).
 

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناًۜ 

 

Fiil cümlesidir.  وَ  istînâfiyyedir.  وَصَّيْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.  الْاِنْسَانَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

بِوَالِدَيْهِ  car mecruru  وَصَّيْنَا  fiiline müteallik olup, müsenna olduğu için cer alameti  ي ‘dir. İzafetten dolayı  ن  harfi hazf edilmiştir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

حُسْناً  masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri; إيصاء ذا حسن (İyilik vasiyeti) şeklindedir. 

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

وَصَّيْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  وصي ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

جَاهَدَاكَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

لِ  harfi,  تُشْرِكَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel  جَاهَدَاكَ  fiiline müteallik, mahallen mecrurdur.

تُشْرِكَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  ب۪ي  car mecruru  تُشْرِكَ  fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.  

İsim cümlesidir. لَيْسَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.  

لَكَ  car mecruru  لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. بِه۪  car mecruru  عِلْمٌ ‘un mahzuf haline mütealiktir.  عِلْمٌ  kelimesi  لَيْسَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تُطِعْهُمَا  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Muttasıl zamir  هُمَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

لَيْس  isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen  لَيْسَ ’ nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُشْرِكَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  شرك ’dir. 

تُطِعْهُمَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi طوع ’dır.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

 

 

اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

 

İsim cümlesidir. اِلَيَّ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَرْجِعُكُمْ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُنَبِّئُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ‘dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا  masdariyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle  اُنَبِّئُكُمْ   fiiline mütealliktir.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamir  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur.  تَعْمَلُونَ  cümlesi, كُنْتُمْ ’un haberi olarak mahallen mansubdur.

تَعْمَلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

 

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناًۜ

 

وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

وَصَّيْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

حُسْناًۜ , mahzuf mef’ûlü mutlak olan masdardan naibdir. Takdir, إيصاء ذا حسن (İyilik vasiyeti) şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Kelimedeki nekrelik tazim ve tarifi mümkün olmayan nev ifade eder.

Allah Teâlâ insana, ana-babasına karşı gerek fiil gerekse söz ile en güzel şekilde davranmasını emretmiştir. Mükemmellik ifade etsin diye de, bu kelime, nekre olarak  حُسْناًۜ  şeklinde getirilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ana-babaya iyilikte bulunmak emredilmiştir. Çünkü ana-baba, doğurma neticesinde çocuğun varlığının; alışılagelen terbiye sebebiyle de, bekasının sebebidirler. O halde bu demektir ki, ana-baba, çocuk için mecazî manada bir sebeptir. Halbuki Allah Teâlâ ise çocuk için onun dünyaya gelmesini irade etmesi sebebiyle, varlığının; ebedî saadete ulaşması için de, öldükten sonra diriltmek suretiyle, bekasının hakiki sebebidir. Binaenaleyh, kulun Allah'a karşı olan halini güzelleştirmesi daha yerinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107) 


وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاۜ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la önceki cümleye atfedilmiştir. 

Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan  اِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek hudus, sebat temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

اِنْ  şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder. 

Sebep bildiren harf-i cer lam-ı ta’lilin gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  لِتُشْرِكَ ب۪ي  cümlesi, جَاهَدَاكَ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart cümlesinde takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  لِتُشْرِكَ ب۪ي , mef’ûl olan ism-i mevsûl  مَا ’ya ihtimam için takdim edilmiştir. 

Ayetin başındaki azamet zamirinden  ب۪ي  ile müfret mütekellim zamire geçişte iltifat sanatı vardır.

تُشْرِكَ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sıla cümlesi olan  لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ , nakıs fiil  لَيْسَ ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  لَكَ , nakıs fiil  لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  عِلْمٌ, muahhar ismidir.

بِه۪  car-mecruru, عِلْمٌ ‘un mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Müsnedün ileyh olan  عِلْمٌ ’deki nekrelik nev ve taklil ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şumûle işaret eder.

فَ  karinesiyle gelen  فَلَا تُطِعْهُمَا , cevap cümlesidir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Ayette  الْاِنْسَانَ  şeklindeki gaip sıygasından  جَاهَدَاكَ  şeklindeki muhatap sıygasına dönülmüştür. Bu durum insanın sonunda Rabbine döneceği gerçeğini tekit etmektedir. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili ve Belâgatında İltifat  Sanatı)

Cenab-ı Hak, "Eğer onlar, olmayan bir şeyi bana ortak koşman için uğraşırlarsa, kendilerine itaat etme" buyurmuştur. Binaenaleyh, Cenab-ı Hakk'ın, "hakkında bilgin olmayan şeyi" ifadesi, şu demektir: Taklit, küfürde taklit olması şöyle dursun, iman konusunda dahi iyi bir şey değildir. Binaenaleyh, insan bu konuda taklitten kaçınıp ilimden başkasına boyun eğmeyince, ana-babasına da asla itaat edemez. Çünkü, onların sözlerinin doğruluğunu bilmek, meydana gelmesi imkânsız olan bir şeydir. Binaenaleyh insan taklit yoluyla müşrik olamayacağına göre, ilim olduğu halde şirkin südur etmesi imkânsız olur. O halde, o bilgili olan kimseden asla şirk sadır olmaz. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s.106)


اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.

اِلَيَّ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَرْجِعُكُمْ  muahhar mübtedadır.

İfadede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. ‘Dönüşünüz banadır’ manasına, hesaba çekileceksiniz manası idmac edilmiştir.

Müsnedün ileyh  مَرْجِعُكُمْ , veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir.

المَرْجِع  burada  البَعْثُ  manasınadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُون  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَنُنَبِّئُكُمْ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Önceki cümledeki müfret mütekellim zamirden bu cümlede söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle azamet zamirine iltifat edilmiştir.

Fiilin Allah Teâlâ’ya isnadı istimrarın/devamlılığın karinesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belagat Dersleri Meânî İlmi)

فَنُنَبِّئُكُمْ  fiiline müteallik car-mecrur müşterek ism-i mevsûl  بِمَا  ’nın sılası  كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ , cümlesi  كَانَ  ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

كان ’nin haberi olan  تَعْمَلُونَ , hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiille gelmesi, hükmü takviye etmiştir. 

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)

عِلْمٌ - تَعْمَلُونَ  kelimeleri arasında cinas-ı kalb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Muzari fiiller, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Yapmakta olduğunuz şeyleri size haber vereceğiz] ifadesinde, Allah Teâlânın, yapılan gizli veya aşikar bütün amelleri bildiği ve bunları bildireceği ifade edilirken, bunun içine hesap, ceza ve mükafat idmâc edilmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

الإنْباءُ  burada  الإخْبارُ  manasınadır. Gizli aşikâr yapılan tüm amellerin Allah Teâlâ’nın ilminde olduğu manasında kinaye olarak kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

كَانَ ’in haberi muzari fiil olduğunda genellikle devam edegelen maziye, âdet haline gelmiş davranışlara delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ‘nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

Cenab-ı Hak "Dönüşünüz ancak Bana'dır. Binaenaleyh, ne yapar idiyseniz size Ben haber vereceğim" buyurmuştur. Bu, "Her ne kadar bugün, babalarınızla, çoluk-çocuğunuzla, akraba ve taraftarlarınızla oturup kalkıyor, iç içe yaşıyor iseniz de, akibetiniz ve varışınız Bana'dır Banal..." demektir. Cenab-ı Hakk'ın "Size haber vereceğim" ifadesinde şöyle bir incelik vardır: Allah Teâlâ sanki şöyle demek ister: "Babalarınızı hazır, beni de sizden gaib, sizden uzak sanıp da Benim gayb olmama ve sizin Bana muhalefetinizi (güya) bilmememe sığınarak, yanınızda bulunanlara itaat etmeyin, her dediklerini yapmayın! Çünkü Ben, daima sizinle beraberim. Sizin yaptıklarınızı bilirim, onları unutmam; onların hepsini de, teker teker haber vereceğim." (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)