مَا كَانَ اللّٰهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلٰى مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتّٰى يَم۪يزَ الْخَب۪يثَ مِنَ الطَّيِّبِۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَجْتَب۪ي مِنْ رُسُلِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۚ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا فَلَكُمْ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ ١٧٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | مَا |
|
|
| 2 | كَانَ | değildir |
|
| 3 | اللَّهُ | Allah |
|
| 4 | لِيَذَرَ | bırakacak |
|
| 5 | الْمُؤْمِنِينَ | mü’minleri |
|
| 6 | عَلَىٰ | (şu) üzerinde |
|
| 7 | مَا | bulunduğunuz |
|
| 8 | أَنْتُمْ | sizin |
|
| 9 | عَلَيْهِ | (hal) üzere |
|
| 10 | حَتَّىٰ | kadar |
|
| 11 | يَمِيزَ | ayırıncaya |
|
| 12 | الْخَبِيثَ | pis olanı |
|
| 13 | مِنَ | -den |
|
| 14 | الطَّيِّبِ | temiz- |
|
| 15 | وَمَا |
|
|
| 16 | كَانَ | ve değildir |
|
| 17 | اللَّهُ | Allah |
|
| 18 | لِيُطْلِعَكُمْ | sizi vâkıf kılacak |
|
| 19 | عَلَى | üzerine |
|
| 20 | الْغَيْبِ | gayb |
|
| 21 | وَلَٰكِنَّ | fakat |
|
| 22 | اللَّهَ | Allah |
|
| 23 | يَجْتَبِي | seçer |
|
| 24 | مِنْ | -nden |
|
| 25 | رُسُلِهِ | elçileri- |
|
| 26 | مَنْ | kimi |
|
| 27 | يَشَاءُ | diliyorsa |
|
| 28 | فَامِنُوا | o halde inanın |
|
| 29 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 30 | وَرُسُلِهِ | ve elçilerine |
|
| 31 | وَإِنْ | eğer |
|
| 32 | تُؤْمِنُوا | inanır |
|
| 33 | وَتَتَّقُوا | ve korunursanız |
|
| 34 | فَلَكُمْ | sizin için vardır |
|
| 35 | أَجْرٌ | bir mükafat |
|
| 36 | عَظِيمٌ | büyük |
|
Ayeti kerimede münafıka murdar, Mümine ve temiz, tayyip denmesi herbirine layık olan vasfı tescil etmek ve onları birbirinden ayırmak hükmünün illetini bildirmek içindir. (Ebussuud)
مَا كَانَ اللّٰهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلٰى مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتّٰى يَم۪يزَ الْخَب۪يثَ مِنَ الطَّيِّبِۜ
Fiil cümlesidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اللّٰهُ lafza-i celâl كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri, ما كان الله مريدا لأن يذر المؤمنين şeklindedir.
لِيَذَرَ fiiline dahil olan لِ , lâm-ı cuhuddur. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek masdara çevirmiştir.
يَذَرَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. الْمُؤْمِن۪ينَ mef’ûlun bih olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. مَٓا müşterek ism-i mevsûl عَلٰى harf-i ceriyle يَذَرَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اَنْتُمْ عَلَيْهِ ’dir. İrabtan mahalli yoktur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. يَم۪يزَ muzari fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel يَذَرَ fiiline müteallik olup mahallen mecrurdur.
يَم۪يزَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. الْخَب۪يثَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنَ الطَّيِّبِ car mecruru يَم۪يزَ fiiline mütealliktir.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette ilki lamul cuhuddan sonra ikincisi harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الطَّيِّبِۜ ve الْخَب۪يثَ sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اللّٰهُ lafza-i celâl كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri, ما كان الله مريدا لأن يذر المؤمنين. şeklindedir.
لِيُطْلِعَ fiiline dahil olan لِ , lâm-ı cuhuddur. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek masdara çevirmiştir.
يُطْلِعَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَلَى الْغَيْبِ car mecruru يُطْلِعَ fiiline mütealliktir.
يُطْلِعَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi طلع ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَجْتَب۪ي مِنْ رُسُلِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۚ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. لٰكِنَّ istidrak harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Bazı müfessirlere göre لَـٰكِنَّ de اِنَّ gibi cümleyi tekid eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl لٰكِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. يَجْتَب۪ي cümlesi, لٰكِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. يَجْتَب۪ي fiilii ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. مِنْ رُسُلِه۪ car mecruru يَجْتَب۪ي fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَشَٓاءُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
يَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إذا جاءكم المجتبى من الله فآمنوا به şeklindedir.
اٰمِنُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ car mecruru اٰمِنُوا fiiline mütealliktir. رُسُلِه۪ atıf harfi وَ ’la lafza-ı celâle matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimmalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَجْتَب۪ي fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi جبي ’dır.
Bu bab, fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.
اٰمِنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا فَلَكُمْ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُؤْمِنُوا şart fiili olup, نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. تَتَّقُوا atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
تَتَّقُوا şart fiili olup, iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. لَكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اَجْرٌ muahhar mübteda olup, damme ile merfûdur. عَظ۪يمٌ kelimesi اَجْرٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُؤْمِنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
تَتَّقُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir. İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
عَظ۪يمٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا كَانَ اللّٰهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلٰى مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتّٰى يَم۪يزَ الْخَب۪يثَ مِنَ الطَّيِّبِۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Menfî كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, dolayısıyla faide-i haber inkârî kelamdır. Lâm-ı cuhud olumsuz كَانَ ‘nin olumsuzluğunu tekid eder.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
مَا كَان ’li olumsuz sîgalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, Âl-i İmrân, 3/79)
Sebep bildiren lam-ı cuhudun gizli أنْ ‘le masdar yaptığı لِيَذَرَ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلٰى مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتّٰى يَم۪يزَ الْخَب۪يثَ مِنَ الطَّيِّب cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Müsnedin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
لِيَذَرَ fiiline müteallik müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası olan اَنْتُمْ عَلَيْهِ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan اَنْتُمْ ’un haberi mahzuftur. عَلَيْهِ bu mahzuf habere mütealliktir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ‘nın, gizli أنْ ‘le masdar yaptığı يَم۪يزَ الْخَب۪يثَ مِنَ الطَّيِّب cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup, حَتّٰى ile يَذَرَ fiiline mütealliktir. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
حَتّٰى يَم۪يزَ الْخَب۪يثَ مِنَ الطَّيِّب [Temiz ve pis ortaya (açığa) çıkıncaya kadar] ibaresinde istiare vardır. İman ve küfür, temiz ve pis kelimeleriyle ifade edilmiştir.
الْخَب۪يثَ - الطَّيِّب kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
“Müminler” şeklinde gaib zamirle başlayan cümlede, muhatap zamir اَنْتُمْ ’e iltifat vardır.
Burada müminlerden murad, ihlaslı müminlerdir. عَلٰى مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ [üzerinde olduğunuz, bulunduğunuz] hitabı ise bir görüşe göre ihlaslı olsun, münafık olsun, zahiren İslam’ı tasdik eden cumhur içindir. Onların içinde bulunduğu durumdan maksat da ihlaslı müminlerle münafıkların karışık halde olmaları ve İslamî hükümlerin icrasında eşit olmalarıdır. Zira iki fırka arasındaki ortaklık ancak bu durumdur. Diğer iki görüş ise bundan uzaktır. Meânî alimlerinin çoğunun düşüncesine göre nazımda hitaptan önce müminlerin zikri, hükmün illetini bildirmek içindir. (Yani onların o durumda bırakılmamalarının sebebi mümin olmalarıdır.) (Ebüssuûd, İrşâdü’l -Akli’s - Selîm)
مَا كَانَ اللّٰهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِن۪ينَ [Allah, müminleri bırakacak değildir.] ibaresindeki “bırakmamak” fiili, münafıklara nispet edilmemiştir. Çünkü bu fiilin nisbeti, önemsemeyi gerektirir. Akl-ı selime göre bir şeyi bulunduğu halde bırakmamak ifadesinden ilk akla gelen, onu kendisine yakışmayan bir halde bırakmamaktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ayette, münafığa murdar (خَب۪يثَ), mümine de temiz (الطَّيِّب) denmesi, herbirine layık olan vasfı tescil etmek ve onları birbirinden ayırmak hükmünün illetini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ
Aynı üslupta gelen bu cümle hükümde ortaklık nedeniyle … مَا كَانَ اللّٰهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِن۪ينَ cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Menfî كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, ikazı artırmak ve Allah’ın yüceliğine dikkat çekmek için zamir makamında zahir olarak ism-i celâlin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
لِيُطْلِعَكُمْ - الْغَيْبِ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
مَا - كَانَ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sebep bildiren lam-ı cuhudun gizli أنْ ‘le masdar yaptığı لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Müsnedin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Allah sizden birine gayb ilmi verip kalplerde olan küfre ve imana bununla muttali kılacak değildir. Lakin Allah dilediğini risaleti için seçer, ona vahyeder ve ona bazı gaybî şeyleri bildirir. Veya gaybe delalet eden bazı emareler ortaya koyar anlamındadır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَجْتَب۪ي مِنْ رُسُلِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la وَمَا كَانَ اللّٰهُ cümlesine atfedilmiştir.
İstidrak harfi لَـٰكِنَّ ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
لَـٰكِنَّ ‘nin ismi telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak için lafza-i celâlle gelmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Müsned olan يَجْتَب۪ي مِنْ رُسُلِه۪ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَجْتَب۪ي fiiline müteallik olan car-mecrur مِنْ رُسُلِه۪ , ihtimam için, mef’ûl olan ism-i mevsûl مِنْ ‘e takdim edilmiştir.
رُسُلِه۪ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması رُسُلِ için şan ve şeref ifade eder.
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sılası يَشَٓاءُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Fiilin mef’ûlü, yani dilediği şey belirtilmemiştir. يَشَٓاءُ fiili, müteaddi olduğu halde mef’ûlünün hazfedilmesi umum ifade edip zihni devreye sokar, geniş düşünmeye imkan sağlar.
Genel olarak شَٓاءُ fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazfedilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhâtabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb birşey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۚ
Şart üslubunda gelen terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri, إذا جاءكم المجتبى من الله [Allah’tan size seçilmiş kişi geldiği zaman ...] olan şart cümlesi mahzuftur.
فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Cevap cümlesi olan فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Güvenli oldu, emniyette oldu anlamındaki اٰمَن fiilinin بِ harfi ile gelerek ‘iman etti’ manasında olması, tazmin sanatıdır.
Lafz-ı celâle matuf olan رَسُولِه۪ izafetinde Allah’a ait zamire muzâf olması رَسُولِ için tazim ve teşrif ifade eder.
رَسُولِ - اللّٰهِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Allah isminin ayette 4 kez zikredilmesiyle ikaz artırılmış, O’nun azamet ve kudretine vurgu yapılmıştır.
إجْتَبَى - يَجْتَب۪ي (seçmek) fiilinin kullanılarak, وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَجْتَب۪ي مِنْ رُسُلِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ [Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer.] buyurulması, bu gibi gaybî sırlara muttali olmanın (bir konuyu öğrenme) ancak Allah Teâlâ’nın, pek yüce makamlar için layık gördüğü ve cumhurun irşadı için yine onun içinden seçtiği kimselere mümkün olduğu içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
يَجْتَب۪ي مِنْ رُسُلِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ [Peygamberlerinden dilediğini] buyrulması da ictibanın (seçmenin) diğer peygamberlere teşmil ve tamimi (genelleme) ise peygamberin bu konudaki durumunun pek sağlam olduğunu, bunun aslının peygamberler arasında câri olan sünnetullaha, ilâhî âdet ve geleneğe dayandığını göstermek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ayetin her iki cümlesinde de ism-i celilin ( اللّٰهَ) zahir olarak zikredilmesi, mehabeti artırmak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا فَلَكُمْ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine ‘irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubundaki terkipte تُؤْمِنُوا şart cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üsluptaki وَتَتَّقُوا cümlesi hükümde ortaklık sebebiyle تُؤْمِنُوا cümlesine atfedilmiştir.
تَتَّقُوا ve تُؤْمِنُوا fiillerinin mef'ûlü olan Allah lafzı hazf edilmiştir. Buna göre mahzufla birlikte cümlenin anlamı “Allah'tan korkarsanız ve Allah’a inanırsanız” şeklindedir.
تَتَّقُوا - تُؤْمِنُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
فَ karînesiyle gelen cevap cümlesi فَلَكُمْ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ , mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır. لَكُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اَجْرٌ , muahhar mübtedadır.
اَجْرٌ ’un nekre gelişi kesret ve tazim ifade eder.
اَجْرٌ için sıfat olan عَظ۪يمٌ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
عَظ۪يمٌ sıfat-ı müşebbehe kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
اَجْرٌ ifadesinde istiare vardır. İnanan takva sahiplerinin mükafatı, işçiye ödenen ücrete benzetilmiştir.
Azim ecir kazanacakların iman etme ve takva sahibi olma özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.
الْمُؤْمِن۪ينَ - اٰمِنُوا - تُؤْمِنُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مِنَ - مَنْ kelimeleri arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Bu mükâfat, takvanın derecesine göre artar. Yüce maksatlara yürümek ve seçilmişlerin derecesine ulaşmak, ancak takva ayaklarıyla hazırlanır. Allah’a ve O’nun peygamberine inanmak, kalp ile tasdik etmek ve şeriata sarılmakla mümkündür. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
اِنْ [Eğer] şart edatı, kulun inanıp-inanmamakta, sakınıp-sakınmamakta hür olduğunu göstermektedir. Şayet kul iradesini inanmadan yana kullanırsa, muhteşem bir ödüle sahip olacaktır. Ayetteki 'عَظ۪يمٌ ’kelimesi, "büyük, sonsuz, muhteşem" manalarına gelir. Bu ödül, imana teşviktir. Aslında kâmil mümin ödül için değil, Allah'ın rızasını elde etmek için inanır. Bununla birlikte ilk başta, inanmak için bu ödülün teşvik edici olduğu da inkar edilemez. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)