Âl-i İmrân Sûresi 81. Ayet

وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ النَّبِيّ۪نَ لَـمَٓا اٰتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِه۪ وَلَتَنْصُرُنَّهُۜ قَالَ ءَاَقْرَرْتُمْ وَاَخَذْتُمْ عَلٰى ذٰلِكُمْ اِصْر۪يۜ قَالُٓوا اَقْرَرْنَاۜ قَالَ فَاشْهَدُوا وَاَنَا۬ مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ  ...

Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذْ ve ne zaman
2 أَخَذَ almıştı ا خ ذ
3 اللَّهُ Allah
4 مِيثَاقَ şöyle söz و ث ق
5 النَّبِيِّينَ peygamberlerden ن ب ا
6 لَمَا elbette
7 اتَيْتُكُمْ size verdim ا ت ي
8 مِنْ
9 كِتَابٍ Kitap ك ت ب
10 وَحِكْمَةٍ ve hikmet ح ك م
11 ثُمَّ sonra
12 جَاءَكُمْ geldiğinde ج ي ا
13 رَسُولٌ bir peygamber ر س ل
14 مُصَدِّقٌ doğrulayıcı ص د ق
15 لِمَا bulunan(Kitap)ı
16 مَعَكُمْ yanınızda
17 لَتُؤْمِنُنَّ mutlaka inanacak ا م ن
18 بِهِ ona
19 وَلَتَنْصُرُنَّهُ ve ona mutlaka yardım edeceksiniz ن ص ر
20 قَالَ demişti ق و ل
21 أَأَقْرَرْتُمْ bunu kabul ettiniz mi? ق ر ر
22 وَأَخَذْتُمْ ve aldınız mı? ا خ ذ
23 عَلَىٰ üzerinize
24 ذَٰلِكُمْ bu hususta
25 إِصْرِي ağır ahdimi ا ص ر
26 قَالُوا dediler ق و ل
27 أَقْرَرْنَا kabul ettik ق ر ر
28 قَالَ dedi ق و ل
29 فَاشْهَدُوا o halde tanık olun ش ه د
30 وَأَنَا ben de
31 مَعَكُمْ sizinle beraber
32 مِنَ
33 الشَّاهِدِينَ tanık olanlardanım ش ه د
 

  Qarra قَرَّ  :

  Yerinde donuk bir biçimde sabit kaldı anlamında kullanılır. Bu fiilin mastarı قَرارٌ şeklinde gelir. Kelimenin aslı soğuk, soğukluk anlamındaki قُرٌّ sözcüğüdür. Çünkü soğuk hareketsizliği, sükunu gerektirir.

  Kuran-ı Kerim'de قَرارٌ kelimesinin geldiği farklı manalar vardır.  Yerleşilecek yer manasındaki anlamı, durak anlamı, sabitlik anlamı, emniyet ve istikrar anlamı bunlardandır.

  إقْرارٌ  ise bir şeyi sabit kılmak/ispat etmektir. Bu sabit kalma kalple, dille ya da her ikisiyle gerçekleşebilir. Ancak kişiye Tevhid ve benzeri şeylere ikrar husususunda kalple ikrar eklenmedikçe dille ikrar hiçbir fayda vermez.

  Kuran-ı Kerim'de birkaç defa benzer formlarda geçen قُرَّةَ عَيْنٍ ifadesi bir kimsenin gözünün sevinçle/sûrurla dolması demektir. Bir görüşe göre de bunun aslı soğuk manasındaki قُرٌّ kelimesinden gelir ki gözü serinleşti ve sağlığına kavuştu demek olur. Diğer bir görüşe göre bu قَرارٌ sözcüğünden gelir. Buna göre mana Yüce Allah ona kendisiyle gözünün sukûnet bulacağı ve böylece başkasına gözünü dikip bakmayacağı/tamah etmeyeceği şeyi versin demek olur. Diğer bir görüşe göre ise mutluluktan akan yaş soğuk, üzüntüden akan yaş ise sıcak olduğu için böyle denmiştir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 38 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri karar, takrir, ikrar, istikrar, karargah ve mukarrerdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ النَّبِيّ۪نَ لَـمَٓا اٰتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ


وَ  istînâfiyyedir. Zaman zarfı  اِذْ, takdiri أذكر  (Hatırla, düşün) olan mahzuf fiile mütealliktir. اَخَذَ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil cümlesidir. اَخَذَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. م۪يثَاقَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. 

النَّبِيّ۪نَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. Muzâfı hazfedilmiştir.Takdiri; أتباع النبيّين أو أولاد النبيّين (nebilerin takipçilerine veya çocuklarına) şeklindedir.  

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.

مَا  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اٰتَيْتُ  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.

مِنْ كِتَابٍ  car mecruru  مَٓا ’ nın mahzuf haline veya mahzuf halin temyizine mütealliktir.  حِكْمَةٍ  atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur.

لَمَٓا اٰتَيْتُكُمْ  ifadesindeki  لَ , [yeminden sonraki şart cümlelerinin başına gelen] hazırlık لَ ’ ıdır; çünkü misak almak yemin ettirmek demektir; 

لَتُؤْمِنُنَّ  ifadesinde de yeminin cevabının başına gelen لَ  vardır. مَٓا , şart manası içeren  مَٓا ’ ya da hamledilebilir; bu durumda hem kasemin hem de şartın cevabı yerine geçer. Yine, ism-i mevsûl  مَٓا ’ sı da olabilir ki bu durumda anlam, “size vermiş olduğum şeye kesinlikle inanacağınıza dair” şeklinde olur. لَمَٓا اٰتَيْتُكُمْ  ifadesi,  لَمَٓا اٰتَيْنَاكُمْ  [size vermiş olduğumuz şey] şeklinde de okunmuştur. Hamza b. Zeyyât, lam’ın kesresi ile  لِمَٓا اٰتَيْتُكُمْ  şeklinde okumuştur ki: “Size bazı kitaplar ve hikmet vermiş olduğum için ardından da elinizdekini tasdik eden bir elçi geldiği için ona mutlaka inanacaksınız.” demektir. Bu durumda  لِمَٓا اٰتَيْتُكُمْ ’ deki  مَٓا, masdar  مَٓا ’ sı olur ve  مَٓا  ile birlikte  اٰتَيْتُكُمْ  ve  جَٓاءَكُمْ  fiilleri de masdar manasında olur. لِ  ise gerekçelendirme anlamı vermek üzere fiilin başına gelmiş olur.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl) 

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır.

a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.

b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder.

c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.

d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰتَيْتُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


ثُمَّ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِه۪ وَلَتَنْصُرُنَّهُۜ 


Fiil cümlesidir.  ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.  

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  رَسُولٌ  fail olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مُصَدِّقٌ  kelimesi  رَسُولٌ ’ ün sıfatı olup damme ile merfûdur. 

مَٓا  müşterek ism-i mevsûl لِ  harf-i ceriyle  مُصَدِّقٌ  ‘a mütealliktir. مَعَكُمْ  mekân zarfı ism-i mevsûlun mahzuf sılasına mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَ   harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.

تُؤْمِنُنَّ  fiili mahzuf  ن ' un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan cemi و ' ı fail olup iki sakin bir araya geldiği için mahzuftur. Fiilinin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir.

بِه۪  car mecruru  تُؤْمِنُنَّ  fiiline mütealliktir. تَنْصُرُنَّ  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur. تَنْصُرُنَّ  fiili mahzuf  ن ' un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan cemi و ' ı fail olup iki sakin bir araya geldiği için mahzuftur. Fiilinin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)   

تُؤْمِنُنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

مُصَدِّقٌ  kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ ءَاَقْرَرْتُمْ وَاَخَذْتُمْ عَلٰى ذٰلِكُمْ اِصْر۪يۜ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. Mekulü’l-kavl  ءَاَقْرَرْتُمْ ’ dur.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. Hemze istifham harfidir.  اَقْرَرْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  

وَ  atıf harfidir.  اَخَذْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  عَلٰى ذٰلِكُمْ  car mecruru  اَخَذْتُمْ  ‘deki hitap zamirin mahzuf haline mütealliktir. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir.  

اِصْر۪ي  mef’ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim  يَ ’ sı muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

اَقْرَرْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi قرر ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.   

  قَالُٓوا اَقْرَرْنَاۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl  اَقْرَرْنَا ’ dır. قَالُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

اَقْرَرْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.   

اَقْرَرْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi قرر ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


قَالَ فَاشْهَدُوا وَاَنَا۬ مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. Mekulü’l-kavli mukadder şart cümlesi ve cevabıdır.  قَالَ  fiilinin mef‘ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri;  إن أقررتم فاشهدوا (Kabul ettiyseniz şahit olun!) şeklindedir.  

اشْهَدُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَا۬ مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ  cümlesi hal olarak mahallen mansubdur.

وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  اَنَا۬  mübteda olarak mahallen merfûdur. Mekân zarfı  مَعَ  mahzuf hale mütealliktir. مِنَ الشَّاهِد۪ينَ  car mecruru mahzuf habere müteallik olup cer alameti  ی ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

شَّاهِد۪ينَ  kelimesi, sülâsi mücerredi شهد  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ النَّبِيّ۪نَ 


وَ , istînâfiyedir.

İtînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Zaman zarfı  اِذْ , takdiri  اذكر (Hatırla, düşün) olan mahzuf fiile mütealliktir. Fiilin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu takdire göre cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ النَّبِيّ۪نَ cümlesi, اِذْ ’ in muzâfun ileyhi konumundadır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Zaman ismi olan  إذ ’ in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)

م۪يثَاقَ النَّبِيّ۪نَ  [Peygamberlerden alınan söz] konusunda birden çok yorum söz konusudur. Birincisi; ifadenin zahiri üzere anlaşılması yani peygamberlerden söz alınmış olmasıdır. İkincisi; sözün peygamberlere atfedilmesinin, tıpkı Allah’ın misakı ve Allah’ın ahdi ifadelerinde olduğu gibi söz alınana atıf şeklinde değil, söz alana atıf şeklinde olmasıdır. Burada sanki “Hani Allah, peygamberlerinin ümmetlerinden almış olduğu o sözü almıştı.” denilmiştir. Üçüncüsü; peygamberlerin evlatlarının, yani İsrailoğullarının misakının kastedilmiş olması ve ifadede muzâfın hazfedilmiş olmasıdır. Dördüncüsü; ehl-i kitap kastedilerek alaycı bir üslupla ibarenin onların iddialarına göre getirilmiş olmasıdır. Zira onlar, “Peygamberliğe biz daha layığız, çünkü biz ehl-i kitabız; peygamberler hep bizden çıkmıştır!” demekteydiler. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Ayetteki  م۪يثَاقَ النَّبِيّ۪نَ [Peygamberlerin misakı] tabirine gelince bil ki masdarların failine de mef’ûlüne de muzâf olması caizdir. Binaenaleyh bu tabirden murad, Allah’ın bizzat peygamberlerin kendilerinden aldığı ahid olabileceği gibi peygamberleri için başkalarından aldığı ahid de olabilir. İşte bundan dolayı müfessirler, bu ayetin tefsirinde ihtilaf ederek her iki şekilde de mana vermişlerdir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


  لَـمَٓا اٰتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ


Tefsiriyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.

لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiili ve muksemün bihin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. 

لَمَٓا اٰتَيْتُكُمْ  ifadesindeki  لَ , yeminden sonraki şart cümlelerinin başına gelen hazırlık lam’ıdır; çünkü misak almak, yemin ettirmek demektir;  لَتُؤْمِنُنَّ  ifadesinde de yeminin cevabının başına gelen  لَ  vardır.  مَا , şart manası içeren  مَا ’ ya da hamledilebilir; bu durumda  لَتُؤْمِنُنَّ  hem kasemin hem de şartın cevabı yerine geçer. Yine ism-i mevsûl  مَا ’ sı da olabilir ki bu durumda anlam, “size vermiş olduğum şeye kesinlikle inanacağınıza dair” şeklinde olur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Kasemin cevabı olan bu cümle şart üslubunda gelmiştir.

Şart ismi olan  مَا , mukaddem mef’ûldür. Müspet mazi fiil sıygasındaki  اٰتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ  cümlesi, şarttır. 

مِنْ كِتَابٍ  ve ona matuf plan  حِكْمَةٍ  car-mecruru,  مَٓا ‘ nın mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Kelimelerdeki nekrelik tazim içindir. Aralarında murâât-i nazîr sanatı vardır.

Şartın cevabı, ikinci mahzuf kasemin cevabı olan  لَتُؤْمِنُنَّ بِه۪ ‘ nin delaletiyle hazfedilmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile  اٰتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ  cümlesine atfedilen  ثُمَّ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müsnedün ileyh olan  رَسُولٌ  kelimesinin nekre gelmesi tazim ifade eder. 

رَسُولٌ ‘ un sıfatı olan  مُصَدِّقٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Müşterek ism-i mevsûl olan  مَٓا  harf-i cerle  مُصَدِّقٌ ‘ a mütealliktir. Sıla cümlesi mahzuftur.  مَعَكُمْ  bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

رَسُولٌ - النَّبِيّ۪نَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

لَمَٓا اٰتَيْتُكُمْ  ifadesinde gaibden muhataba dönüş (iltifat) sanatı vardır. Zira daha önce gaib sıygası olan  م۪يثَاقَ النَّبِيّ۪نَ  geçmişti. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Ayette geçen  مَٓا , ism-i mevsûl manasındadır. ‘’Size verdiğim kitap ve hikmet gibi şeylere mutlaka iman edip tasdik edecektiniz.’’ Bundan dolayı Allah Teâlâ der ki: “Ey Muhammed hatırla o vakti ki Allah peygamberlerden söz almıştı ve onlara şöyle demişti.” Ayeti kerimede ‘’Onlara şöyle demişti’’ ifadesi hazfedilmiştir. Yahut burada söz alma ile kastedilen “size verdiğim kitap ve onun açıklaması”dır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et- Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

لَتُؤْمِنُنَّ بِه۪ وَلَتَنْصُرُنَّهُۜ

Fasılla gelen  لَتُؤْمِنُنَّ بِه۪  cümlesi, mahzuf kasemin cevabıdır.

Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.

Muksemun bih, mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

Aynı üsluptaki  لَتَنْصُرُنَّهُ  cümlesi, makabline hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

 

قَالَ ءَاَقْرَرْتُمْ وَاَخَذْتُمْ عَلٰى ذٰلِكُمْ اِصْر۪يۜ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ءَاَقْرَرْتُمْ وَاَخَذْتُمْ عَلٰى ذٰلِكُمْ اِصْر۪ي  cümlesi,  istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Bu cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına karşın takrir amacı güdüyor olması sebebiyle vaz edildiği manadan çıkmıştır. Bu nedenle terkip mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Allah Teâlâ için soru sorup cevap bekleme gibi bir durum söz konusu olmadığı için istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Takrirde muhatabın bildiği bir şey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda ikna edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَاَخَذْتُمْ عَلٰى ذٰلِكُمْ اِصْر۪ي  cümlesi de istifhama dahil olarak atıf harfi  وَ ’ la makabline atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında gelen cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

عَلٰى ذٰلِكُمْ  car-mecruru  اَخَذْتُمْ ‘ deki muhatap zamirinin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  عَلٰى ذٰلِكُمْ  car-mecruru, ihtimam için, mef’ûl olan اِصْر۪ي ‘ ye takdim edilmiştir.

İsm-i işaret, işaret edileni göz önüne koyarak, uzağı işaret eden özelliğiyle onu net bir şekilde gösterip, mertebesinin yüksekliğini belirtmiştir. 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكُمْ  ile Allah'ın resullerden aldığı söze işaret edilmiştir.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

اِصْر۪ي  kelimesinde istiare vardır. Ağır yük anlamında olan kelime ahid için müstear olmuştur. Allah’a verilen söz ağır bir şeye benzetilmiştir. Câmi’; taşıma, yerine getirme, mesuliyet zorluğudur.

قَالُٓوا اَقْرَرْنَاۜ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَقْرَرْنَا  cümlesi hudus, istikrar ve temekkün ifade eden mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

 قَالَ فَاشْهَدُوا وَاَنَا۬ مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ


İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  فَاشْهَدُوا , şart üslubunda gelmiştir. فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Takdiri,  إن أقررتم  (eğer kabul ettiyseniz…) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Cevap cümlesi olan  فَاشْهَدُوا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Ayetin fasılası olan  وَاَنَا۬ مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ  cümlesi, وَ ’ la gelmiş haldir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede icâz-ı hazif sanatı vardır.  اَنَا۬  mübtedadır.  مِنَ الشَّاهِد۪ينَ  car-mecrurunun müteallakı olan haber mahzuftur.

مَعَ  mekân zarfı  الشَّاهِد۪ينَ ‘ nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

فَاشْهَدُوا - الشَّاهِد۪ينَ  ile  قَالَ - قَالُٓوا  ve   اَخَذَ - اَخَذْتُمْ  ve  ءَاَقْرَرْتُمْ - اَقْرَرْنَاۜ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مَعَكُمْ - مِنَ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Allah Teâlâ, peygamberleri gaib yoluyla zikretmiş, daha sonra da “Size... verdim.” buyurmuştur ki bu bir hitaptır ve burada bir hazif vardır. Bunun takdiri, “Allah, peygamberlerden ahd alıp onlara hitap ederek ‘Ben size kitap ve hikmet verdim.’ demiştir.” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)