Ahzâb Sûresi 33. Ayet

وَقَرْنَ ف۪ي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰت۪ينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْه۪يراًۚ  ٣٣

Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَرْنَ ve vakarla oturun ق ر ر
2 فِي
3 بُيُوتِكُنَّ evlerinizde ب ي ت
4 وَلَا asla
5 تَبَرَّجْنَ açılıp kırıtmayın ب ر ج
6 تَبَرُّجَ açılıp kırıtması gibi ب ر ج
7 الْجَاهِلِيَّةِ cahiliyenin ج ه ل
8 الْأُولَىٰ ilk ا و ل
9 وَأَقِمْنَ ve kılın ق و م
10 الصَّلَاةَ namazı ص ل و
11 وَاتِينَ ve verin ا ت ي
12 الزَّكَاةَ zekatı ز ك و
13 وَأَطِعْنَ ve ita’at edin ط و ع
14 اللَّهَ Allah’a
15 وَرَسُولَهُ ve Resulüne ر س ل
16 إِنَّمَا şüphesiz
17 يُرِيدُ istiyor ر و د
18 اللَّهُ Allah
19 لِيُذْهِبَ gidermek ذ ه ب
20 عَنْكُمُ sizden
21 الرِّجْسَ kiri ر ج س
22 أَهْلَ (ey) Ehl-i ا ه ل
23 الْبَيْتِ Beyt ب ي ت
24 وَيُطَهِّرَكُمْ ve sizi temizlemek ط ه ر
25 تَطْهِيرًا tertemiz ط ه ر
 

Peygamber hanımlarının taşıdıkları müstesna şeref ve nâil olacakları mükâfat, Allah’ın lutfu yanında kendilerinin de önemli bir katkısına bağlanmıştır. Bu katkı ittikadır, yani kendilerine yakışmayan her türlü kötülük, çirkinlik ve günahtan sakınmalarıdır. Takvanın bir uzantısı olarak başkalarıyla konuşurken takınacakları tavra ve seslerinin tonuna, seçecekleri kelimelerin etkisine, gerektiren bir durum olmadıkça evlerinden dışarı çıkmamaya varıncaya kadar buna riayet etmelidirler ki, kimse kendilerine dil uzatmaya, haklarında kötü fikirler kurmaya cesaret edemesin. Onların sorumlulukları yalnızca kötü olanı yapmamak, yani kötü ve zararlı olmamak değil, ayrıca iyi, erdemli ve itaatli olmaktır; namazı kılmak, zekâtı vermek, Allah ve resulünün rızâları doğrultusunda bir hayat sürmektir. 

Bir zorunluluk bulunmadıkça evde oturmak, evden dışarı çıkmamak bu âyetle Peygamber hanımlarına farz kılınmıştır. Şu var ki, âyetin nüzûlünü takiben meydana gelen bazı olaylardan ve Resûlullah’ın konuya ilişkin açıklamalarından (meselâ bk. Buhârî, “Nikâh”, 115) bu emrin (farz) sınırlarının ve istisnalarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Hz. Âişe’nin, meşhur Cemel Vak‘ası’nda, anlaşmazlığa düşen iki müslüman grubun arasını bulmak maksadıyla evinden çıkıp Basra’ya gitmesine sahâbeden itiraz edenler olmuş; genellikle Hz. Ali taraftarı olanlar da bunu, Hz. Âişe’nin aleyhinde olmak üzere kullanmışlardır. Onunla beraber hareket eden Talha ve Zübeyr gibi ashap ile onların çizgisinde olan Sünnî âlimler şu görüşü savunurlar: Peygamber hanımları nasıl hac etmek üzere çıkabiliyorlarsa, ilâhî emir uyarınca (Hucurât 49/9), çatışmak üzere olan iki müslüman grubun arasını düzeltmek için de çıkabilirler. Hz. Âişe ve yanındakiler ictihad etmişler, bunun fayda vereceğini, bu bakımdan çıkmayı câiz kılan sebeplerden birinin gerçekleştiğini düşünmüşler, buna göre hareket etmişlerdir.

33. âyetin “daha önce Câhiliye dönemi” diye tercüme edilen kısmını, İslâm’dan önceki dönem olarak anlıyoruz. Hz. Âdem sonrasından başlayarak başka dönemler olarak yorumlayanlar da olmuştur (Câhiliye kavramının anlamı için bk. Mâide 5/50 ve Furkan 25/63-66’nın tefsiri).

Allah’ın bereketli ve temiz kıldığı, Hz. Peygamber sebebiyle özel bir saygınlık kazanmış bulunan, her salavat okuduğumuzda kendilerine de gönderme yaptığımız Peygamber ailesi (Ehl-i beyt) kimlerden oluşmaktadır? En azından buradaki Ehl-i beyt’e Hz. Peygamber’in eşlerinin de dahil bulunduğunda şüphe yoktur, hatta daha da ileri giderek burada yalnız eşlerinin kastedildiğini söylemek de mümkündür. Başka münasebetlerle Peygamber aleyhisselâm, Ehl-i beyt’ini zikrederken Hz. Fâtıma, Ali, Hasan ve Hüseyin’in isimlerini anmış, hatta bir defasında bunları abasının altına alarak (âl-i abâ) onlar için hayır duada bulunmuştur (fazla bilgi için bk. Mustafa Öz, “Ehl-i Beyt”, DİA, X, 498-501). 

34. âyetin “... Dilinizden düşürmeyiniz” şeklinde tercüme edilen kısmı Peygamber eşlerinin Kur’an âyetlerini, Hz. Peygamber’in bu âyetleri açıklama mahiyetindeki konuşmalarını ve davranışlarını devamlı göz önünde tutmaları, hayatlarını buna göre düzenlemeleri mânasına geldiği gibi, “başkalarına söyleyiniz, ulaştırınız” anlamını da içermektedir. Bu ikinci mânadan hareket eden yorumcular dürüst tek râvinin, kadın olsun erkek olsun rivayetinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varmışlardır (Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1538).

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 381-382
 
Riyazus Salihin, 347 Nolu Hadis
Yezîd İbni Hayyân şöyle dedi:
Birgün Husayn İbni Sebre ve Amr İbni Müslim ile beraber Zeyd İbni Erkam’ın evine gittik. Yanına oturduğumuzda Husayn İbni Sebre dedi ki:
- Zeyd! Sen pek çok lutfa nâil olmuş bir kimsesin. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i gördün, sözünü dinledin, onunla birlikte savaşlara katıldın ve arkasında namaz kıldın. Doğrusu büyük saâdete erdin, Zeyd! Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den duyduklarını bize de anlat!
Bunun üzerine Zeyd şunları söyledi:
- Yiğenim! Vallahi çok yaşlandım. Aradan çok zaman geçti. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den duyup öğrendiklerimin bir kısmını unuttum. Bu sebeple size anlattıklarımı öğrenin. Anlatmadıklarım hususunda da beni zorlamayın.
Zeyd sözlerine devamla dedi ki:
Birgün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke ile Medine arasındaki Hum suyu başında ayağa kalkarak bize bir konuşma yaptı. Allah’a hamd ü senâdan sonra bize öğüt verdi. Sonra da şöyle buyurdu:
- “Ey insanlar! Ben de bir insanım. Yakında Rabbimin elçisi bana da gelecek ve ben onun dâvetine uyup gideceğim. Size iki önemli şey bırakıyorum. Biri, insanı doğruya götüren bir rehber ve nur olan Allah’ın Kitâbı Kur’an’dır. Ona yapışın ve sımsıkı sarılın!”
Peygamber aleyhisselâm Kur’an’a sarılma ve ona bağlanma konusunda tavsiyelerde bulundu. Sonra sözüne şöyle devam etti:
“Size bir de Ehl-i beyt’imi bırakıyorum. Allah’dan korkun da Ehl-i beyt’ime saygılı davranın! Allah’dan korkun ve Ehl-i beyt’ime saygılı davranın!.”
Husayn İbni Sebre:
- Zeyd! Peygamber’in Ehl-i beyt’i kimdir? Hanımları da Ehl-i beyt’inden değil midir? diye sorunca Zeyd dedi ki:
- Hanımları da Ehl-i beyt’indendir. Fakat onun asıl Ehl-i beyt’i, kendisinden sonra da sadaka almaları haram olanlardır.
Husayn:
- Sadaka almaları haram olanlar kimlerdir? diye sordu.
Zeyd:
- Ali’nin ailesi, Akîl’in ailesi, Ca`fer’in ailesi ve Abbas’ın ailesidir, dedi.
Husayn:
- Bunların hepsine sadaka almak haram mıdır? diye sorunca Zeyd İbni Erkam:
- Evet, cevabını verdi. 
(Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 36)

Bir başka rivayete göre Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu:
- “Size iki önemli şey bırakıyorum. Bunlardan biri Allah’ın Kitâb’ıdır. O Allah’ın ipidir. Ona yapışan doğru yolu bulur. Onu bırakan da yolunu sapıtır.” 
(Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 37)
 

وَقَرْنَ ف۪ي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰت۪ينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قَرْنَ  fiili, (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni emir fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. ف۪ي بُيُوتِكُنَّ  car mecruru  قَرْنَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا تَبَرَّجْنَ  atıf harfi و ’la  لَا تَخْضَعْنَ  fiiline matuftur.

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَبَرَّجْنَ  fiili, (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. 

تَبَرُّجَ  mef’ûlun mutlak olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْجَاهِلِيَّةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْاُو۫لٰى  kelimesi  الْجَاهِلِيَّةِ ‘nin sıfat olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdurlar. Maksur isimdir.

وَ  atıf harfidir. اَقِمْنَ  fiili, (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni emir fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. الصَّلٰوةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اٰت۪ينَ الزَّكٰوةَ cümlesi, atıf harfi و ’la makabline matuftur

اٰت۪ينَ  fiili, (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni emir fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. الزَّكٰوةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَطِعْنَ اللّٰهَ  cümlesi, atıf harfi و ’la makabline matuftur.

اَطِعْنَ  fiili, (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni emir fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. رَسُولَهُ  atıf harfi و ’la makabline matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَبَرَّجْنَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi برج ’dir. Aslı  تَتَبرَّجنَ  şeklindedir.  تَ  harflerinden biri hazf edilmiştir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

اَقِمْنَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  قوم ’dir.

اٰت۪ينَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  أتي ’dir.

اَطِعْنَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  طوع ’dir.

İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.  

 

 

 

اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْه۪يراًۚ

 

Fiil cümlesidir. اِنَّمَا  kâffe ve mekfufedir. Kâffe; “men eden, alıkoyan” anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise  اِنَّ  harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan  مَا  harfidir.

يُر۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.

لِ  harfi,  يُعَذِّبَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَن  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harfi ile  يُر۪يدُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

يُذْهِبَ  fetha ile mansub muzari fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنْكُمُ  car mecruru  يُعَذِّبَهُمْ  fiiline mütealliktir. الرِّجْسَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  اَهْلَ  muzâf olup fetha ile mansubdur. الْبَيْتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. يُطَهِّرَكُمْ  cümlesi, atıf harfi وَ  ile  يُذْهِبَ  fiiline matuftur. 

يُطَهِّرَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. تَطْه۪يراً  mef’ûlun mutlak olup fetha ile mansubdur. 

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/ Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https:// islamansiklopedisi.org

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُذْهِبَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  ذهب ’dir.

يُطَهِّرَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  طهر ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

وَقَرْنَ ف۪ي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki …لَا تَخْضَعْنَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Ayetteki ...قَرْنَ.. kelimesi, القرار  “karar” masdarından olup muzaaf harflerinden biri düşürülmüştür. Bu kelimenin الوقار  “vakar” masdarından olduğu da ileri sürülmüştür. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la  لَا تَخْضَعْنَ  cümlesine atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.

تَبَرُّجَ  cümleyi nev ifade eden mef'ûlü mutlaktır.

الْاُو۫لٰى  kelimesi  الْجَاهِلِيَّةِ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

تَبَرَّجْنَ - تَبَرُّجَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَا تَبَرَّجْنَ - تَبَرُّجَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır. 

وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ [Cahiliyye yürüyüşü gibi yürümeyin] cümlesin­de teşbih-i belîğ vardır. Burada teşbîh edatı ile vech-i şebeh söylenmemiş, böylece teşbih-i beliğ olmuştur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

الْجَاهِلِيَّةِ  denmesi, Allah’ı ve şeriatı bilmemeleri dolayısıyladır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Allah Teâlâ  لَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى  “Evvelki cahiliye yürüyüşü gibi yürümeyin” buyurmuştur. Bunun, “Kırıla döküle, kırıtarak yürümeyin” manasına olduğu söylenmiştir. Yine bundan muradın, “Süslerinizi ortaya koymayın, göstermeyin” manası olması da muhtemeldir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu ayet bu emir ve yasak ile Resulüllah'ın hanımlarına yalnız “tesettür”ü değil, özellikle “hıdr”i yani yabancı erkeğe hiç görünmemek demek olan “muhaddere”liği dahi vacip kılmıştır. Diğer İslam kadınları için ileride geleceği ve Nûr Suresinde geçtiği üzere tesettür vacip ise de “hıdr” vacip değil müstehaptır. Bütün İslam kadınlarının da Peygamberin hanımlarının hayat tarzını ve ahlakını örnek edinmeleri elbette bir hakları ve şerefleridir. Fakat hepsine muhaddere olmaları farz olsaydı, bunda güçlük olurdu. Onun için ilerde “Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman örtülerini üstlerine alsınlar, vücutlarını örtsünler!” (Ahzab Suresi, 59) ayetinde tesettür emri bütün müminlerin hanımlarına genelleştirilmiş olduğu halde burada “Evlerinizde oturun.” (Ahzab Suresi, 33) emri ile “Sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz.” (Ahzab Suresi, 32) diye nitelenen Peygamberin hanımlarına hitaben gelmiştir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Ayetteki, “evvelki cahiliye”nin manası; Nûh (a.s) zamanında olanlar, sonraki cahiliye ile de ondan sonrakiler kastedilmiştir. Ayrıca diğer bir manası da; bir diğerinin olmasını gerektiren bir “evvel”lik değildir. Aksine bunun manası tıpkı bir kimsenin, “Nerede o ilk (evvelki) zorba kisrâlar?” demesi gibi “Evvelki (eski) cahiliyye yürüyüşü gibi yürümeyin” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)

 

وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰت۪ينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la …لَا تَخْضَعْنَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Aynı üslupta gelen birbirine atfedilmiş müteakip  وَاٰت۪ينَ الزَّكٰوةَ  ve  وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ  cümleleri,  وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ  cümlesine atfedilmişlerdir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اَقِمْنَ الصَّلٰوةَ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Namaz çadıra benzetilerek dinin direği gibi ifade edilmiştir. Çadır nasıl direk sayesinde ayakta durursa ve direk olmayınca çadır da olmazsa din için de namaz öyledir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ  cümlesinin makabline atfı, husustan sonra umumun zikri babında ıtnâb sanatıdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

وَرَسُولُهُ ,  lafza-ı celâle matuftur. Cihet-i camiâ, tezayüftür. 

Veciz anlatım kastıyla gelen  رَسُولُهُ  izafetinde Allah Teâlâ’ya aid zamire muzaf olan  رَسُولُ  şan ve şeref kazanmıştır.

الزَّكٰوةَ - الصَّلٰوةَ  ve  اللّٰهَ - وَرَسُولَهُۜ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Peygamber hanımlarına yönelik emirler, tağlib sanatı yoluyla bütün müslüman kadınları da kapsar. Bu emirlerin sayılmasında taksim sanatı vardır.

وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰت۪ينَ الزَّكٰوةَ  (Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin) cümlesinin, وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ  [Allah'a ve Resulüne itaat edin)cümlesi üzerine atfedil­mesi, umûmun husus üzerine atfıdır. Çünkü Allah ve Resulüne itaat, daha önce geçen bütün emir ve yasakları kapsar. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Peygamberimizin zevcelerine, bütün ibadetler içinden özellikle namaz ile zekâtın emredilmesi, diğer ibadetlerden üstün olmaları ve bunların, bedenî ve malî ibadetlerin temeli olmalarından dolayıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْه۪يراًۚ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّمَا  kasr edatıyla tekid edilmiş müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olmuştur. Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin, heybeti artırmak, zihne yerleştirmek, hükmün illetini bildirmek ve ikazı artırmak için tekrarlanmasında, iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

İki tekid hükmündeki kasr, faille mef’ûlü arasındadır.  يُر۪يدُ  maksûr/sıfat,  لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ  maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ  cümlesi, masdar tevilinde, يُر۪يدُ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. 

Masdar-ı müevvel cümlesi, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  عَنْكُمُ, ihtimam için mef’ûl olan  الرِّجْسَ ’ye takdim edilmiştir.

Veciz ifade kastıyla izafet formunda gelen  اَهْلَ الْبَيْتِ , nida harfi mahzuf münadadır. 

الْبَيْتِ teki marifelik, ahd içindir. Resulüllah’ın evi kastedilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Muhatabın bildiği ve itiraz etmediği konularda kasr  اِنَّمَا  ile yapılır. Ancak bunun aksi durumlarda da  اِنَّمَا  ile kasrın yapıldığı görülmektedir. Yani muhatabın inkâr ettiği durumlarda, inkâr etmiyormuş menzilesine konarak  اِنَّمَا  ile kasr yapılır. Böylece tariz yoluyla başka bir maksat için gelmiş olur.  اِنَّمَا  edatı; siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْه۪يراً  cümlesi atıf harfi وَ ‘la … لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Masdar tevilindeki cümle, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

تَطْه۪يراً , cümleyi tekid eden mef'ûlü mutlaktır.

تَطْه۪يراًۚ - وَيُطَهِّرَكُمْ  ve  بُيُوتِكُنَّ - الْبَيْتِ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

تَطْه۪يراًۚ - الرِّجْسَ   kelimeleri arasında tıbâk-ı icab sanatı vardır.

Bu ayette istiâre vardır. Burada Yüce Allah günahlar için  الرِّجْسَ (kir)i, takva için يُطَهِّرَ (temizlik) kelimesini müsteâr ola­rak kullanmıştır. Çünkü günahları işleyen kimsenin manevî varlığı kirlenir. İtaatla beraber ise temiz elbise gibi kirlerden korunmuş ve paktır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Allah Teâlâ, “Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden ancak kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak diler” yani “Size verilen mükellefiyetlerden istifade edecek olan Allah değildir. Allah yaptıklarınızdan faydalanmaz. Bunun faydası size aittir. Allah'ın bu şeyleri size emretmesi, sizin menfaatiniz içindir” buyurmuştur. Bu ifadede şöyle bir incelik vardır: Bazan kirin-pisliğin bizzat kendisi ortadan kalkar, giderilir ama o yer tam temizlenmiş olmaz. O halde “Allah sizden ancak kiri gidermek ... diler” ifadesi, “Günahlarınızı silip giderir” manasına; “Sizi tertemiz yapmak diler” ifadesi de “Size keramet (şeref) elbiselerini giydirir” manasınadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Söz, Peygamberin hanımlarına seslenmekte olduğu için “ehli beyt” kelimesinden ilk akla gelen mana “onlar” olur. Fakat maksadın yalnız onlar olmadıklarını anlatmak için müzekker zamir (Arapçada erkek isimlerin yerine geçen zamir) olan “siz” diye seslenilmiştir. Çünkü usul ilminde bilindiği üzere, müennes çoğul kipi (dişi çoğul kipi) yalnız dişilere özel olduğu halde müzekker çoğul kipi karışık olarak erkeğe ve kadına, “tağliben” yani kadınları da kapsayacak biçimde kullanılır. Demek ki “ehli beyt” denilince Peygamberin hanımları ile birlikte çocuklarını, erkek ve kadın kendine özel aile fertlerini dahi kapsadığı anlatılmak üzere “Ey Peygamberin ev halkı! Şüphesiz Allah sizden pisliği giderip sizi tertemiz yapmak ister.” buyrulmuştur. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.a) çocuklardan olduğu gibi Hz. Ali dahi Hz. Peygamberin evinde yetişmiş ve Hz. Fatıma ile birlikte yaşaması dolayısıyla özel bir mensubiyeti elde etmiş bulunduğundan o da ehli beyttendir. Fakat bunların ehli beytten olması Hz.Peygamberin diğer kızlarının ve onlardan olan çocuklarının da ehli beytten olmasına engel değildir, aksine olmalarını gerektirir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

اَهْلَ الْبَيْتِ [hane halkı] ifadesi nida veya medih olarak mansūbdur. Bu ifade Hz. Peygamberin hanımlarının da Ehl-i Beyt’e dahil olduklarına delalet etmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)