Ahzâb Sûresi 50. Ayet

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ الّٰـت۪ٓي اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ الّٰت۪ي هَاجَرْنَ مَعَكَۘ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ اِنْ اَرَادَ النَّبِيُّ اَنْ يَسْتَنْكِحَهَاۗ خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ ف۪ٓي اَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً  ٥٠

Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 النَّبِيُّ peygamber ن ب ا
3 إِنَّا şüphesiz biz
4 أَحْلَلْنَا helal kıldık ح ل ل
5 لَكَ sana
6 أَزْوَاجَكَ eşlerini ز و ج
7 اللَّاتِي
8 اتَيْتَ verdiğin ا ت ي
9 أُجُورَهُنَّ ücretlerini (mehirlerini) ا ج ر
10 وَمَا ve
11 مَلَكَتْ bulunanları م ل ك
12 يَمِينُكَ elinde ي م ن
13 مِمَّا -nden
14 أَفَاءَ ganimet verdiği- ف ي ا
15 اللَّهُ Allah’ın
16 عَلَيْكَ sana
17 وَبَنَاتِ ve kızlarını ب ن ي
18 عَمِّكَ amcanın ع م م
19 وَبَنَاتِ ve kızlarını ب ن ي
20 عَمَّاتِكَ halalarının ع م م
21 وَبَنَاتِ ve kızlarını ب ن ي
22 خَالِكَ dayının خ و ل
23 وَبَنَاتِ ve kızlarını ب ن ي
24 خَالَاتِكَ teyzelerinin خ و ل
25 اللَّاتِي
26 هَاجَرْنَ hicret eden ه ج ر
27 مَعَكَ seninle beraber
28 وَامْرَأَةً ve kadını م ر ا
29 مُؤْمِنَةً inanmış ا م ن
30 إِنْ eğer
31 وَهَبَتْ hibe ederse و ه ب
32 نَفْسَهَا kendisini ن ف س
33 لِلنَّبِيِّ peygambere ن ب ا
34 إِنْ eğer
35 أَرَادَ dilediyse ر و د
36 النَّبِيُّ peygamberi ن ب ا
37 أَنْ
38 يَسْتَنْكِحَهَا kendisini nikahlamayı ن ك ح
39 خَالِصَةً mahsus olarak خ ل ص
40 لَكَ sana
41 مِنْ
42 دُونِ dışında د و ن
43 الْمُؤْمِنِينَ mü’minlerin ا م ن
44 قَدْ elbette
45 عَلِمْنَا biz biliyoruz ع ل م
46 مَا şeyi
47 فَرَضْنَا gerekli kıldığımız ف ر ض
48 عَلَيْهِمْ onlara
49 فِي hakkında
50 أَزْوَاجِهِمْ eşleri ز و ج
51 وَمَا ve
52 مَلَكَتْ bulunanlar م ل ك
53 أَيْمَانُهُمْ ellerinin ي م ن
54 لِكَيْلَا için
55 يَكُونَ olmaması ك و ن
56 عَلَيْكَ sana
57 حَرَجٌ bir zorluk ح ر ج
58 وَكَانَ ve ك و ن
59 اللَّهُ Allah
60 غَفُورًا çok bağışlayan غ ف ر
61 رَحِيمًا çok esirgeyendir ر ح م
 

Hz. Peygamber’in hiç olmazsa aile hayatında rahat olabilmesi, birden fazla eşiyle yaşarken sıkıntıya düşmemesi için kendisine özgü olmak üzere bahşedilen ruhsatlar, kolaylıklar bu âyetten itibaren bazı açıklamalarla birlikte şöyle sıralanmıştır: Dörtten fazla olan eşlerle evlenmesinin helâl olması, isteyen kadınlarla mehirsiz evlenmesinin câiz olması, kadınlarının yanlarında kalma sürelerini eşit tutma (buna fıkıh kitaplarında, paylaştırma mânasında kasm denilmektedir) mecburiyetinin bulunmaması, bu âyetler geldiğinde evli bulunduğu kadınlardan başka kadınla evlenmesinin ve bunlardan birini boşayarak yerine bir başka kadını almasının câiz olmaması, vefat ettiğinde veya boşadığında eşleriyle başkalarının evlenmesinin câiz olmaması ve eşlerinin bundan sonra yabancılara karşı daima perde arkasında bulunmaları.

Birçok kadın, peygamber eşi olabilmek için mehirsiz olarak onunla evlenmek istemiştir (âyetin ifadesiyle kadınlar kendilerini ona bağışlamışlardır). Bu şartla evlenmesi âyete göre câiz olduğu halde kendisinin bu ruhsatı kullandığına dair örnek yoktur (Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1559). Ayrıca kendisi, yirmi beş yaşında iken kırk yaşında dul bir hanımla evlenmiş, onunla yirmi beş yıl mutlu bir hayat yaşamış, çocuk sahibi olmuş, Hz. Hatice vefat edinceye kadar da başka bir hanımla evlenmemiştir. Şu halde daha sonra, on yıl gibi kısa bir zaman içinde birçok eşle evlenmesinin cinsel arzuyla izah edilemeyecek sebepleri ve hikmetleri olmalıdır. Fedakârlık eden bazı hanımların ödüllendirilmesi, evlilik yoluyla akrabalık (sıhriyet) bağı kurarak bazı fertleri ve grupları kazanmak, onlarla yakınlık ve dostluk oluşturmak ve bu suretle İslâm’a karşı olan cepheyi zayıflatmak, özel hayatı ve aile ilişkileri başta olmak üzere ümmetin bilmesini istediği hususların eksiksiz zaptedilip başkalarına anlatılmasını, bu amaçla toplumun peygamber hanımlarının bilgilerinden yararlanmalarını sağlamak bunlardan bazılarıdır. Hanımların da onunla evlenmek istemelerinde birinci saik, peygamber hanımı olarak yaşama ve ölme şerefine nâil olmaktır. Bu sebepledir ki, kendilerini, dünya nimetleri ile peygamberden birini seçmede serbest bıraktığında eşlerinin tamamı onu ve Allah rızâsını seçmişlerdir (Resûlullah’ın çok evliliğinin başlıca sebepleri konusunda daha fazla bilgi ve değerlendirme için bk. Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, II, 10-17).


 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 395-396
 

   Amme عمّ :   عَمٌّ babanın erkek kardeşi/amcadır. عَمَّةٌ babanın kızkardeşi/haladır. Bu sözcüğün aslı 'içine alma/kapama' anlamına gelen عٌمُومٌ kökünden gelir. Bu kullanımda çokluk göz önüne alınır.

  Halk tabakasına da عامَّةٌ denilmesinin nedeni sayılarının çok olması ve memlekette çoğunluğu kapsamalarıdır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de isim kalıbında 5 kere geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri amme, avâm, umum, umumi, tâmim, emmi, âmiyâne, imece ve katliamdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ الّٰـت۪ٓي اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ


يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا  tenbih harfidir. النَّبِيُّ  münadadan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı  اِنَّٓا اَحْلَلْنَا لَكَ  ‘dir.

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَحْلَلْنَا لَكَ cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

اَحْلَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. لَكَ  car mecruru اَحْلَلْنَا  fiiline mütealliktir. اَزْوَاجَكَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

الّٰـت۪ٓي  müfred müennes has ism-i mevsûl  اَزْوَاجَكَ ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰتَيْتَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰتَيْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. اُجُورَهُنَّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl atıf harfi  وَ ’la  اَزْوَاجَكَ ’ye matuftur. İsm-i mevsûlun sılası  مَلَكَتْ  ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

مَلَكَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir.  يَم۪ينُكَ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مَا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, ما ملكتها يمينك (elinizin altındakiler) şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası  اَفَٓاءَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

اَفَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. عَلَيْكَ  car mecruru  اَفَٓاءَ  fiiline mütealliktir.

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve îrab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin îrabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

اَحْلَلْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حلل ’dir. 

اَفَٓاءَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  فيأ ’dir. 

اٰتَيْتَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ‘dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 


 وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ الّٰت۪ي هَاجَرْنَ مَعَكَۘ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ

 

بَنَاتِ  atıf harfi  وَ ’la اَزْوَاجَكَ ’ye matuf olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimelere mülhak olup hareke ile îrablanır. Aynı zamanda muzâftır. عَمِّكَ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

بَنَاتِ عَمَّاتِكَ - بَنَاتِ خَالِكَ - بَنَاتِ خَالَاتِكَ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. الّٰـت۪ٓي  müfred müennes has ism-i mevsûl  بَنَاتِ ’nın sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  هَاجَرْنَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

هَاجَرْنَ  fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. مَعَكَ  mekân zarfı  هَاجَرْنَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

امْرَاَةً  atıf harfi وَ ’la  اَزْوَاجَكَ ’ye matuftur. مُؤْمِنَةً  kelimesi  امْرَاَةً ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. وَهَبَتْ نَفْسَهَا  cümlesi,  امْرَاَةً ’nin ikinci sıfatı olarak mahallen mansubdur.

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَهَبَتْ  şart fiili olup fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. نَفْسَهَا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri, فهي حلّ له (O, ona helaldir.) şeklindedir.  لِلنَّبِيِّ  car mecruru  وَهَبَتْ  fiiline mütealliktir. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ilki müfred ikincisi fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

هَاجَرْنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi هجر ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مُؤْمِنَةً  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

   اِنْ اَرَادَ النَّبِيُّ اَنْ يَسْتَنْكِحَهَاۗ خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ 

 

Fiil cümlesidir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرَادَ  şart fiili olup fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur.  النَّبِيُّ  fail olup damme ile merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel amili  اَرَادَ ’nin mef’ûlü bihi olarak mahallen mansubdur.   

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَسْتَنْكِحَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. خَالِصَةً  hal olup fetha ile mansubdur. 

لَكَ  car mecruru  خَالِصَةً ’e mütealliktir. مِنْ دُونِ  car mecruru  خَالِصَةً ’deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. الْمُؤْمِن۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَرَادَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

يَسْتَنْكِحَ  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, نكح ’dır. 

Bu bab fiile taleb, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar. 

الْمُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.


 قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ ف۪ٓي اَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. عَلِمْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  فَرَضْنَا ’dır. Îrabtan mahalli yoktur. 

فَرَضْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِمْ  car mecruru  فَرَضْنَا  fiiline mütealliktir.  ف۪ٓي اَزْوَاجِهِمْ  car mecruru  فَرَضْنَا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مَا  müşterek ism-i mevsûl atıf harfi وَ ’la  اَزْوَاجِهِمْ ’e matuftur. İsm-i mevsûlun sılası  مَلَكَتْ  ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

مَلَكَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir.  اَيْمَانُهُمْ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لِ  harf-i cerdir.  كَيْ  masdar harfidir. Muzariyi nasb ederek manasını masdara çevirir. كَيْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle  اَحْلَلْنَا  fiiline mütealliktir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. عَلَيْكَ  car mecruru يَكُونَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. حَرَجٌ  kelimesi, يَكُونَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. 


 وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

اللّٰهُ  lafza-i celâl  كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. غَفُوراً  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. رَح۪يماً  ikinci haberi olup fetha ile mansubdur.

غَفُوراً  -  رَح۪يماً , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ الّٰـت۪ٓي اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ الّٰت۪ي هَاجَرْنَ مَعَكَۘ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir.  اَيُّهَا  münada, النَّبِيُّ  ondan bedeldir.

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ  nidasıyla, arkadan gelen mananın önemine dikkat çekilmiştir.

Nidanın cevabı olan  اِنَّٓا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ الّٰـت۪ٓي اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ الّٰت۪ي هَاجَرْنَ مَعَكَۘ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّٓ ’nin haberi olan  اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ الّٰـت۪ٓي اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ الّٰت۪ي هَاجَرْنَ مَعَكَۘ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً  cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi cümleye, hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar anlamları katmıştır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَحْلَلْنَا  fiiline müteallik  لَكَ  car mecruru, ihtimam ve durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl konumundaki  اَزْوَاجَكَ  izafetinde Hz.Peygambere ait  zamire muzaf olan  اَزْوَاجَ ‘ye, tazim içindir.

اَزْوَاجَكَ ’nin sıfatı olan müfred müennes has ismi mevsûl  الّٰـت۪ٓي ’nin sıla cümlesi olan  اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ , müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

اَزْوَاجَكَ ’ye matuf müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sıla cümlesi olan  وَمَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ  [sağ elinin sahip olduğu] tabirinde istiâre sanatı vardır. İradesi olan canlılara mahsus olan sahip olmak özelliği, يَم۪ينُكَ  ‘a isnad  edilerek, sağ el bir şahıs yerinde kullanılmıştır. Gerçekte sahip olan insanın kendisidir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

Ya da cüz-kül alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Bir şeye sahip olmak çoğunlukla sağ elle yapılan akitlerle gerçekleşir.

يَم۪ينُكَ  izafetinde Hz.Peygambere ait zamire muzaf olan  يَم۪ينُ ‘ye, tazim içindir. 

Cümledeki ikinci mevsûl olan  مِمَّٓا , harfi cerle birlikte mahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Sıla cümlesi olan  اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Ayetin başındaki  اَحْلَلْنَا  ifadesinden sonra bu cümlede  اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ  şeklindeki gaib zamire geçiş, iltifat sanatıdır.

وَبَنَاتِ عَمِّكَ , وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ , وَبَنَاتِ خَالِكَ , وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ  izafetleri, temasül nedeniyle  اَزْوَاجَكَ ’ye atfedilmiştir.

بَنَاتِ  için sıfat olan has ism-i mevsûl  الّٰت۪ي ’nin sılası olan  هَاجَرْنَ مَعَكَۘ, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَزْوَاجَكَ ’ye matuf  امْرَاَةً ’deki nekrelik, kesret ve cins ifade eder.

امْرَاَةً  için sıfat olan  مُؤْمِنَةً, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

خَالَاتِكَ - خَالِكَ  ve  عَمَّاتِكَ - عَمِّكَ  gruplarındaki kelimeler arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, امْرَاَةً - بَنَاتِ  kelimeler, arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr Suresi 1)

أحْلَلْنا لَكَ [Size helal kıldık] sözünün manası onun için (peygamberimiz için) ibâhadır (mübahlık ifade eder). (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

أزْواج  kelimesinin peygamber için olan  كَ  zamirine izafesi, eşlerinin onun korumasında olduğunu gösterir. Bu yüzden ifade geçmiş bir teşri’nin beyanı niteliğinde olup aynı zamanda bir minnet ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

اللّاتِي آتَيْتَ أُجُورَهُنَّ  kısmı  أزْواجِكَ  kelimesinin sıfatıdır. Yani o hanımlar evlilik yoluyla nikâhına aldığın ve bu şekilde evliliğin nikâhla olduğunu ümmetine gösterdiğin kimselerdir. Nikâh ile mehirlerini verdiğin için  آتَيْتَ أُجُورَهُنَّ  sözü hakiki manasıyla mazi fiil olarak kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)   

مِمّا أفاءَ اللَّهُ عَلَيْكَ  sözü  ما مَلَكَتْ يَمِينُكَ  [Sağ elinizin sahip olduğu şeyler] sözü için açıklayıcı bir vasıftır, çünkü onunla murad edilen Mariyetü’l Kutbiyye annemizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Resulüllah'ın (s.a.v) eşlerinin bir sayı ile sınırlandırılmadığı itibarıyla, bu talak ümmetine değil, yalnızca O’na mahsustur ve O’ndan başka kimsenin dört kadından fazla evlenmesi caiz değildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 


اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ 

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkip,  امْرَاَةً  ‘in ikinci sıfatıdır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden  اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ  cümlesi, şarttır.  

Takdiri,  فهي حلّ له  (O, O’na helaldir.) olan cevap cümlesinin öncesinin delaletiyle hazf edilmesi îcâz-ı hazif sanatıdır.  

Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkur şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur, öncesinin delaletinden mana anlaşılır.

Muhatab zamirden bu cümlede gaib zamire geçişte iltifat sanatı vardır.

Zamir makamında  لِلنَّبِيِّ ‘nin, Hz. Peygamberin nebî vasfına dikkat çekmek için zahir olarak zikredilmesinde tecrit, iltifat ve ıtnâb sanatları vardır. 

اَفَٓاءَ - اَحْلَلْنَا - وَهَبَتْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Ayette cevap farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi) 


 اِنْ اَرَادَ النَّبِيُّ اَنْ يَسْتَنْكِحَهَاۗ خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ 

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkip, itiraziyyedir. Sözü pekiştirme, yanlış anlamayı önleme, tenzih, dua ve tenbih gibi çeşitli gayelere binaen araya girmiş, ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden  اِنْ اَرَادَ النَّبِيُّ اَنْ يَسْتَنْكِحَهَاۗ خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ  cümlesi, şarttır.  

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَسْتَنْكِحَهَاۗ خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ  cümlesi, masdar teviliyle  اَرَادَ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

خَالِصَةً  kelimesi,  يَسْتَنْكِحَهَا  fiilinin mef’ûlünden hal veya mahzuf mef’ûlü mutlaktan naibdir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

لَكَ  car-mecruru ism-i fail veznindeki  خَالِصَةً ‘e, مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَ  car-mecruru,  خَالِصَةً ’deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Önceki cümledeki gaib zamirden bu cümlede muhatab zamire geçişte iltifat sanatı vardır.

يَسْتَنْكِحَ  fiili, istif’âl babındadır. Sülâsîsi  نكح ’dır. Bu bab fiile, taleb, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar.

مُؤْمِنَةً - مُؤْمِن۪ينَۜ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sad sanatları vardır.

النَّبِيُّ  kelimesinin, Hz.Muhammed’in nebî vasfına dikkat çekip tazim için tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sad sanatları vardır.

Cevap cümlesinin önceki şart cümlesinin cevabının delaletiyle hazf edilmesi îcâz-ı hazif sanatıdır.  

Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkur şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur, öncesinin delaletinden mana anlaşılır.

اَحْلَلْنَا لَكَ  diyerek muhatap zamiriyle başlamış sonra  وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ  şeklinde peygambere nebî diyerek gaib sıygasına ve ardından yine  خَالِصَةً لَكَ  denilerek muhatap sıygasına dönüşmüştür. Öncelikle  اَحْلَلْنَا لَكَ  ifadesinden sonra gaib sıygasına geçilmesi bu helalin sadece peygamberliğine has olması yönüyle düşünülmesi gerektiği, ardından da  خَالِصَةً لَكَ  ifadesiyle O’na tanınan dörtten fazla evlilik hakkından ve kendisini hibe eden kadının O’na helal olması ayrıcalığından dolayı sıkıntı duymaması için peygamberliğine iltifat edildiğinin düşünülmesi gerektiği şeklinde yorumlanmıştır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

Şayet birinci şart cümlesi ile birlikte ikincinin anlamı nedir? dersen şöyle derim: Bu, birinci şart cümlesinin kaydıdır; Allah kadını helal kılmak için hibeyi şart koşarken hibenin sahih olabilmesi için de Peygamberin onunla evlenmeyi kabul etmesini şart koşmakta ve adeta “Kadın kendisini sana hibe eder ve Sen de onunla evlenmek istersen onu Sana helal kıldık” buyurmaktadır; çünkü Peygamberin onu arzu etmesi, bu hibeyi kabul etmesinin ve hibenin tekemmül etmesinin şartıdır.

Şayet [Peygamber için] daha evvel muhatap sıygası kullanılırken kendisini Peygambere hibe eder, Peygamber de onunla evlenmeyi arzu ederse cümlesinde neden gaibe dönülmüş? dersen şöyle derim: Bu, hükmün özel olarak sadece Hz. Peygambere ait olduğunu ifade etmek içindir. Dönüşün peygamber lâfzı kullanılarak yapılması ise bu özel hükümlerin kendisine, peygamberliğinden dolayı ikram edildiğini göstermek içindir; peygamber lâfzının tekrar kullanılması ise onu yüceltmek içindir; böylece sözkonusu ikramı peygamber olduğu için hak ettiği iyice ortaya konmuş olmaktadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Sana has olmak üzere anlamındaki  خَالِصَةً  kelimesi, tıpkı  وَعَدَاللّه [Allah’ın vaadi olarak… (Rum Suresi, 6)] ve  صِبْغة اللّه  [Allah’ın boyası olarak… (Bakara Suresi, 138)] terkiplerinde olduğu gibi pekiştirici bir masdardır yani  خُلِّصَ لكَ إحلالُ مَا أحْلَلْنَا لَكَ خَالِصة  [Sana özgü olarak helal kıldığımız şeyler tamamen sana mahsustur.] خَالِصَةً  kelimesi  خُلُوس  anlamındadır. Masdar anlamındaki fail ve faile sıygaları hiç de az değildir;  خارج  , قائد  , عافية  , كاذب  gibi. خَالِصَةً  kelimesini  امْرَاَةً ’nin sıfatı kabul edenin görüşüne göre ise mana, [Bu kadın diğer müminlere değil, sadece sana helaldir] demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Bu kelamda Peygamberimizin iki kez peygamber unvanıyla zikredilmesi ikram içindir ve bu hükmün sabit olmasının sebebinin, peygamberlik vasfı olduğunu bildirmek içindir. Bu itibarla hüküm, Peygamberimize mahsustur. Nitekim “müminlerden ayrı, sana mahsus olarak” ifadesi de bunu bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ ف۪ٓي اَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌۜ 

 

İtiraziyye olarak fasılla gelmiştir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Îtiraz, bir kelamın ortasında veya aralarında mana açısından benzerlik olan iki kelam arasında (ikincisi birincinin tekidi, beyanı, bedeli veya matufu olma açısından) yer alan ve îrabdan mahalli olmayan bir veya birkaç cümleye denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.

قَدْ  mazi fiille kullanıldığında tahkik ifade eder. Ayrıca mazi fiil ile geldiğinde, yapılacak işin yaklaştığını göstermek üzere, takrib manasında kullanılır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)

قَدْ  sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa  قَدْ  harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

عَلِمْنَا  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ’nın sıla cümlesi olan  فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ ف۪ٓي اَزْوَاجِهِمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَزْوَاجِهِمْ e matuf olan ikinci ism-i mevsûl  مَٓا ’nın sıla cümlesi olan  مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sebep bildiren harf-i cer  لِكَيْ ’in gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌۜ  cümlesi, harf-i cerle birlikte  اَحْلَلْنَا  fiiline veya  خَالِصَةً ’e mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel, nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcaz-ı hazif ve takdim tehir sanatları vardır. عَلَيْكَ  car mecruru,  يَكُونَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  حَرَجٌ  kelimesi,  يَكُونَ ’nin muahhar ismidir. 

حَرَجٌ ’daki nekrelik kıllet, nev ve umum ifade eder. Bilindiği gibi menfi siyakta nekre, selbin umumuna işarettir.

عَلِمْنَا , اَحْلَلْنَا  ve  فَرَضْنَا  fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

الّٰت۪ي - بَنَاتِ - مَا - اَزْوَاجَ - مَلَكَتْ - النَّبِيُّ - اِنْ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr,  اَيْمَانُهُمْ - يَم۪ينُكَ  ve  يَكُونَ - كَانَ  gruplarındaki kelimeler arasında ise iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَكَ - عَلَيْكَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Hz. Peygambere helal kılınan kadınlar ve durumlarının sayılması cem mea-taksim sanatıdır.

Bu ayette  قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ ف۪ٓي اَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ  cümlesi,  اِنَّٓا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ  veya  خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَ  cümlesi ile  لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌۜ  cümlesi arasında itiraziyye cümlesidir. Sebebiyet bakımından birbirine bağlı olan bu iki cümle arasına girmiştir. (Kanatbek Orozobekov, Arap Dilinde Cümle-i Muterize ve Kuranı Kerimden Seçme Örnekler)


 وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً

وَ , istînâfiyyedir.

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَانَ ’nin isminin bütün kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi ve  فَرَضْنَا ’daki azamet zamirinden bu cümlede lafza-i celalin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek, heybeti artırmak, zihne yerleştirmek, içindir. Bu tekrarda tecrîd, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Müsned olan  غَفُوراً  ve  رَح۪يماً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, sıfatın onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

كَانَ ’nin haberi olan iki vasfın arasında  و  olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir. Ayrıca bu sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşâbüh-i etrâf sanatıdır.

غَفُوراً  ve  رَح۪يماً  şeklindeki mübalağa kalıbındaki sıfatlar arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayetin bu son cümlesi, aynen veya ufak değişikliklerle birçok ayette tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. 

Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murat sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf Suresi 28, c, 7, s. 314)

“Zaten Allah, daima Gafur'dur; Rahim'dir.” Yani Allah, kaçınılması zor olan günahlar için çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir. İşte bundan dolayıdır ki sıkıntı olabilecek konularda hükümleri genişletmiştir.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

كَان  fiili, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgular ve ona dikkat çeker. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Allah Teâlâ kendi vasıflarını  كَانَ  ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiçbir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezeli olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden  كَانَ  bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır. Yani  Allah ezelde  غَفُوراً  ve  رَح۪يماً  olduğu gibi gelecekte de Gafûr ve Rahîm’dir. Onun bu vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Ragıb el-İsfehani  كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığı belirtilmiştir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ  ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

Burada zamir makamında ism-i celâlin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek içindir. Çünkü (Allah kelimesinin masdarı olan) ulûhiyet, Allah Teâlâ'nın kemâl sıfatlarını ifadede asıldır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm, Nisa/17) 

Sayfadaki bütün ayetler, fethalı kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Fasılalar surenin okunuşuna apayrı bir musiki katmaktadır. Ayet sonlarındaki bu mükemmel uyum, seci sanatının en güzel örneklerindendir.