Sebe' Sûresi 46. Ayet

قُلْ اِنَّـمَٓا اَعِظُـكُمْ بِوَاحِدَةٍۚ اَنْ تَقُومُوا لِلّٰهِ مَثْنٰى وَفُرَادٰى ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا۠ مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍۜ اِنْ هُوَ اِلَّا نَذ۪يرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَد۪يدٍ  ٤٦

(Ey Muhammed!) De ki: “Ben size ancak bir tek şeyi, Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkıp düşünmenizi öğütlüyorum. Arkadaşınız Muhammed’de cinnetten eser yoktur. O, şiddetli bir azaptan önce sizin için ancak bir uyarıcıdır.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 إِنَّمَا sadece
3 أَعِظُكُمْ size öğütleyeyim و ع ظ
4 بِوَاحِدَةٍ bir tek (şeyi) و ح د
5 أَنْ (şu ki;)
6 تَقُومُوا kalkın ق و م
7 لِلَّهِ Allah için
8 مَثْنَىٰ ikişer ikişer ث ن ي
9 وَفُرَادَىٰ ve teker teker ف ر د
10 ثُمَّ sonra
11 تَتَفَكَّرُوا düşünün ki ف ك ر
12 مَا yoktur
13 بِصَاحِبِكُمْ arkadaşınızda ص ح ب
14 مِنْ hiçbir
15 جِنَّةٍ delilik ج ن ن
16 إِنْ
17 هُوَ O
18 إِلَّا ancak
19 نَذِيرٌ bir uyarıcıdır ن ذ ر
20 لَكُمْ sizin için
21 بَيْنَ öncesinde ب ي ن
22 يَدَيْ öncesinde ي د ي
23 عَذَابٍ bir azabın ع ذ ب
24 شَدِيدٍ çetin ش د د
 

Bunca ibret örneği ve delilden sonra artık muhatapların ister vicdanlarıyla baş başa kalarak ister –çevresel baskılardan uzak ortamlarda– fikir alışverişinde bulunarak düşüncelerini bir noktaya odaklamaları istenmektedir: Kendilerine çağrıda bulunan kişinin soyu sopu, çocukluğundan itibaren o güne kadar ortaya koyduğu davranışlar hepsinin mâlûmu; hiçbir zaman ve hiçbir şekilde güvenilirliği, hak severliği, söz ve eylemlerinde mâkul ve tutarlı olma hususunda en küçük bir ithama mâruz kalmamış; –son sıralarda belirli kişilerce ortaya atılan (sihirbazlık yaptığı veya aklını yitirdiği gibi) bazı mesnetsiz iddialar dışında– şu an söylediklerinde çelişki bulunduğunu kimse ileri süremiyor, aklî dengesine gölge düşürecek somut bir kanıt gösteremiyor; ayrıca, yaptığı iş için kendilerinden bir karşılık beklemediğini de açıkça ifade ediyor. Şayet bunun üzerinde taassuptan uzak biçimde ve insafı elden bırakmadan düşünebilecek olurlarsa zaten mesele bitmiş olacak, apaçık hakikati önlerinde bulacaklardır.

Kuşkusuz rabbim gerçeği ortaya koyar” diye çevrilen 48. âyetteki cümle ile ilgili başlıca açıklamalar şunlardır: Vahiy ile gerçekleri açıklar, peygamberlerinin dilinden delilleri ortaya koyar; gerçekleri kalplere ulaştırır, yerleştirir; hakkı bâtılın üzerine atar ve onu siler (Zemahşerî, III, 264; Râzî, XXV, 269-270; “hak” ve “bâtıl”hakkında bilgi için bk. İsrâ 17/81).

 

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 443
 

قُلْ اِنَّـمَٓا اَعِظُـكُمْ بِوَاحِدَةٍۚ اَنْ تَقُومُوا لِلّٰهِ مَثْنٰى وَفُرَادٰى 

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Mekulü’l-kavli  اِنَّـمَٓا اَعِظُـكُمْ بِوَاحِدَةٍ ’dir.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

اِنَّـمَٓا  kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise  اِنَّ  harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan  مَا  demektir.

اَعِظُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِوَاحِدَةٍ  car mecruru  اَعِظُـكُمْ  fiiline mütealliktir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel  بِوَاحِدَةٍ ’den bedel olarak mahallen mecrurdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَقُومُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  لِلّٰهِ  car mecruru  تَقُومُوا  fiiine mütealliktir.  مَثْنٰى  kelimesi  تَقُومُوا ’daki failin hali olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. فُرَادٰى  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. Maksur isimdir. 

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir. Usül ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi,  اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/

Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https:// islamansiklopedisi.org   

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve îrab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin îrabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i ba’z, 3. Bedel-i iştimâl. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا۠ مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍۜ 

 

 

Fiil cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.  تَتَفَكَّرُوا۠  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍ  cümlesi  تَتَفَكَّرُوا۠ ’nün mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  بِصَاحِبِكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere müealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  جِنَّةٍ  lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahalen merfûdur. 

ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مِنْ  nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341)

تَتَفَكَّرُوا۠  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsisi فكر ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.

 

 

اِنْ هُوَ اِلَّا نَذ۪يرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَد۪يدٍ

 

İsim cümlesidir. اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. Munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır. نَذ۪يرٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.  لَكُمْ  car mecruru  نَذ۪يرٌ ’e mütealliktir. 

بَيْنَ  mekân zarfı نَذ۪يرٌ  ’e mütealliktir.  يَدَيْ  muzâfun ileyh olup müsenna olduğu için cer alameti  يْ  ‘dir. عَذَابٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  شَد۪يدٍ  kelimesi  عَذَابٍ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

شَد۪يدٍ - نَذ۪يرٌ  kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قُلْ اِنَّـمَٓا اَعِظُـكُمْ بِوَاحِدَةٍۚ اَنْ تَقُومُوا لِلّٰهِ مَثْنٰى وَفُرَادٰى ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا۠ مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍۜ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّـمَٓا اَعِظُـكُمْ بِوَاحِدَةٍۚ اَنْ تَقُومُوا لِلّٰهِ مَثْنٰى وَفُرَادٰى  cümlesi,  اِنَّمَا  kasr edatıyla tekid edilmiş, muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.

İki tekit hükmündeki kasr, fiille car-mecrur arasındadır.  اَعِظُـكُمْ  maksûr/sıfat,  بِوَاحِدَةٍۚ  maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.

اِنَّمَا  ile yapılan kasrlarda muhatap, konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Ancak bunun aksi durumlarda da  اِنَّمَا  ile kasrın yapıldığı görülmektedir. Yani muhatabın inkâr ettiği durumlarda, inkâr etmiyormuş menzilesine konarak  اِنَّمَا  ile kasr yapılır. Böylece tariz yoluyla başka bir maksat için gelmiş olur. Ancak bu harf ile yapılan kasrlarda sıfat ve mevsûfu tespit etmek zordur. Aslında bunun lafzî bir karinesi yoktur. Siyaktan tespit edilmesi gerekir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَقُومُوا لِلّٰهِ مَثْنٰى وَفُرَادٰى  cümlesi, masdar teviliyle  بِوَاحِدَةٍ ’den bedeldir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiiller hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetteki  تَقُومُوا  (kalkmanız…) şeklinde tercüme edilen “kıyam”dan maksat ya ayağa kalkmaktır ki hakiki manası budur. Ya da görevi yerine getirmek ve hakkı talep etmeye özen göstermektir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Aralarında mürâât-ı nazîr sanatı olan  مَثْنٰى  ve  فُرَادٰى  kelimeleri  تَقُومُوا  fiilinin failinden haldir.

Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Ayette önce “ikişer ikişer”in zikredilmesi, bunun, itminan için daha uygun ve sağlam olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayetteki, مَثْنٰى وَفُرَادٰى [İkişer ikişer ve teker teker] ifadesi, insanın bütün hallerine işarettir. Çünkü insan, ya başkasıyla beraber yahut yalnız olur. Binaenaleyh başkasıyla birlikte bulunduğunda, ayetteki “ikişer”, tek başına bulunduğunda ise “teker” ifadesinin manasına dahil olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

مَثْنٰى (ikişer) - فُرَادٰى (birer) kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا۠ مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍ  cümlesi,  ثُمَّ  ile masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Aynı üslupta gelen cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍ  cümlesi,  تَتَفَكَّرُوا۠  fiilinin mef’ûlü konumundadır. Sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede, takdim-tehir ve icaz-ı hazif sanatları vardır.  بِصَاحِبِكُمْ  mahzuf mukaddem habere mütelliktir.  مِنْ جِنَّةٍ  lafzen mecrur, mahallen merfû olarak muahhar mübtedadır. مِنْ  harfi, zaiddir. 

مِنْ جِنَّةٍ ’deki nekrelik, kıllet ifade eder.  مِنْ  harfi kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır. Menfi siyakta nekre, selbin umum ve şümulüne işarettir.  مِنْ  harfinin istiğrak anlamı vardır. En ufak bir cinnet bile söz konusu değil demektir.

Hz. Peygamberin zamir makamında zahir olarak gelen ve kendisini kastettiği  بِصَاحِبِكُمْ  kelimesinde, ıtnâb ve tecrîd sanatları vardır.

Zaid  مِنْ  ekseriyetle nefy, nehiy veya istifham edatlarıyla birlikte kullanılır. Cer ettiği kelime nekre olur.  مِنْ  çoğunlukla fail, mef’ul ve mübtedanın başına zaid olarak gelir. Manaya yeni bir anlam katmaz sadece tekid için gelir. Bu tür tekid, Kur’ân’da değişik şekillerde gelmektedir. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri)

الصّاحِبُ  kelimesi; aslında yolculuk ve benzeri bir durumda başkasına eşlik eden kişi demektir. Allah Teâlâ’nın Yusuf Suresi 39. ayetindeki  يا صاحِبَيِ السِّجْنِ  sözündeki gibi. Zevce de sahip olarak isimlendirilmiştir. Mecazen yanındakiyle birlikte büyük bir olay ve haber olan kişi için kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr,A’raf/184)

Kur’an’daki ziyade harfler; müradifler ve tekrarlar bulunduğu gibi bazı yanlış fikirlerin reddinin de delilidir. Kur’an’da “zaid” dedikleri şeylerin belâğî, tefsîrî ve te’vîlî önemleri vardır. Müradif olduğu zannedilen şeyler, aynı değil benzer manadadır. “Tekrar” dedikleri şey ise tefennün (çeşitlendirme) babındandır. (Hâlidî, Vakafât, s.148)

Ayetin başında  قُلْ  emrinin bulunması mekulü’l-kavlin Allah katında bir önemi ve ciddiyeti bulunduğuna işaret eder. Aslında bu emir Kur'an-ı Kerim'de pek çok kez geçmiş ve Resulullah'ın (s.a.v) kendinden bir tek kelime bile söylemediğine, işittiği her şeyin Allah'tan olduğuna kuvvetle delalet etmiştir. Resulullah’a (s.a.v)  قُلِ  diyen emrin arkasında görkemli, muhteşem bir ses fark edilir. Kur'an-ı Kerim'in ne kadar saflıkla bize ulaştığını ve dokunulmazlığını gösterir. Böyle yerlerde Resulullah'ın (s.a.v) bize tebliğ eden sesinden önce kendisine bunu indiren Allah'ın ona  قُلِ  dediğini işitiriz. Bunun etkisi çok kuvvetlidir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Ahkaf Suresi 10, s. 111) 

مَا بِصَاحِبِكُمْ  “[Şayet arkadaşınızda yoktur] cümlesi neye mütealliktir?” dersen şöyle derim: Bu, Allah Teâlâ’nın, Peygamberin durumu üzerinde nasıl düşünüp değerlendirme yapacakları hususunda kendilerini uyarmak üzere söylediği yeni bir ifade olabileceği gibi (sonra düşünmeniz ve arkadaşınızda herhangi bir delilik olmadığını bilmeniz) anlamında da olabilir. Ayrıca,  مَا ’nın istifham edatı olabileceğini söyleyen de olmuştur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

بِصَاحِبِكُمْ  ibaresi, izmar makamında izhar olarak gelmiştir. Çünkü muktezâ-i zâhire göre “bende cinnet yok” demesi gerekirdi. Çünkü bu sözler daha önce de belirtildiği gibi Resulullah (s.a.v) tarafından söylenmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

اِنْ هُوَ اِلَّا نَذ۪يرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَد۪يدٍ

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Kasrla tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi  اِنْ  ve istisna edatı  اِلَّا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır.  هُوَ  mevsuf/maksûr, نَذ۪يرٌ  sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. 

Cümledeki harf-i cer  لَكُمْ  ve zaman zarfı  بَيْنَ , haber olan  نَذ۪يرٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir.  Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Cümlede, mütekellim Allah Teâlâdır. Ayetin başındaki Hz. Peygambere hitaptan, müşriklere hitaba dönülmesinde iltifat sanatı vardır.

عَذَابٍ ’deki nekrelik, kesret, nev ve tarifi mümkün olmayan özelliğe işaret eder.

عَذَابٍ  için sıfat olan  شَد۪يدٍ  ve müsned olan  نَذ۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَد۪يدٍ [Önünde şiddetli bir azab] cümlesinde istiare vardır.  أليدين  (iki el) lafzı, insanın önündeki şiddetli ve korkunç olaylar için müstear olarak kullanılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)