Zuhruf Sûresi 32. Ayet

اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً سُخْرِياًّۜ وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ  ٣٢

Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَهُمْ onlar mı?
2 يَقْسِمُونَ bölüştürüyorlar ق س م
3 رَحْمَتَ rahmetini ر ح م
4 رَبِّكَ Rabbinin ر ب ب
5 نَحْنُ biz
6 قَسَمْنَا taksim ettik ق س م
7 بَيْنَهُمْ aralarında ب ي ن
8 مَعِيشَتَهُمْ onların geçimliklerini ع ي ش
9 فِي
10 الْحَيَاةِ hayatında ح ي ي
11 الدُّنْيَا dünya د ن و
12 وَرَفَعْنَا ve üstün kıldık ر ف ع
13 بَعْضَهُمْ onlardan kimini ب ع ض
14 فَوْقَ üzerine ف و ق
15 بَعْضٍ ötekiler ب ع ض
16 دَرَجَاتٍ derecelerle د ر ج
17 لِيَتَّخِذَ edinmeleri için ا خ ذ
18 بَعْضُهُمْ biri ب ع ض
19 بَعْضًا diğerine ب ع ض
20 سُخْرِيًّا hizmetçi, çalışan س خ ر
21 وَرَحْمَتُ ve rahmeti ر ح م
22 رَبِّكَ Rabbinin ر ب ب
23 خَيْرٌ daha hayırlıdır خ ي ر
24 مِمَّا şeylerden
25 يَجْمَعُونَ onların toplayıp yığdıkları ج م ع
 

Önceki âyetlerde Hz. İbrâhim ve ümmeti örnek gösterilerek peygamberlerin yürüttüğü tevhit mücadelesi hatırlatılmıştı. Tarih boyunca bu mücadele karşısında iki tavır oluştu: İman ve inkâr. Allah dünyada takdir ettiği imtihanı gerçekleştirmek için her iki tavır erbabına da dünya nimetlerini lutfetti, onlara yaşama imkânı verdi, nesiller birbirini takip etti ve nihayet sıra Hz. Muhammed ve ümmetine geldi. O, ilâhî mesajı kavmine tebliğ edince inanmayanlar, kendi değerler kültürüne uygun bir tepki gösterdiler. Onlara göre değerli olan soy sop, zenginlik, iktidar, sosyal itibar gibi maddî, dünya ile ilgili ve tabii olarak geçici şeylerdi; insanları ancak bu değerler büyük kılardı. Peygamberlik değerli bir şey idiyse Muhammed’e değil, kendilerine göre Mekke ve Tâif’in büyüklerinden birine gelmeliydi. Bu mantığa Kur’an’ın verdiği cevap aynı zamanda İslâm’ın hedeflediği sosyal ve ahlâkî değişimin nirengi noktalarına ışık tutmaktadır: Allah maddî, dünyada geçerli olan ve orada kalan nimeti, imtihan gereği herkese verir; peygamberlik gibi, Allah nezdinde değerli ve bu yüzden rahmet olan mânevî nimetini ise herkese değil, üstün meziyetleri sebebiyle seçtiğine verir ve bu rahmet (nimet) onların değer verdiği asaletten, servetten, iktidardan çok daha iyidir, hayırlıdır, insanlar için kurtuluş ve mutluluk vesilesidir.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 773-774
 
Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:” Allah nasıl rızıklarınızı aramızda bölüştürdüyse , ahlakınızı da öylece bölüştürdü ve dünyayı sevdiğne ve sevmediğine ,  dini ise sadece sevdiklerine verdi.  Kime  Allah din nasip etmişse , onu sevmiş demektir.”
( Hakim, el-Müstedrek[Atâ], II, 485. Hâkim gibi Zehebi de bu hadisin sahih olduğunu söylemiştir).
 

 Rafe'a رفع  :

  رَفْعٌ sözcüğü bazen bir yere konmuş cisimleri bulundukları yerden yukarı kaldırma anlamında kullanılır.

  Bazen bir binayla ilgili onu uzatıp yükseltme veya dikme anlamında, bazen şanla ilgili yüceltme anlamında, bazense derece, konum, paye ve mertebesini yükseltme anlamında kullanılır. (Müfredat) 

  Kuran’ı Kerim’de sülasi fiil ve dört farklı isim kalıbında olmak üzere 29 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri ref', irtifa ve terfidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ 

 

İsim cümlesidir. Hemze istifham harfidir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يَقْسِمُونَ  mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَقْسِمُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

رَحْمَتَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّكَۜ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  كَۜ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

 

 نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً سُخْرِياًّۜ 

 

 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  نَحْنُ  mübteda olarak mahallen merfûdur. قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. قَسَمْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بَيْنَ  zaman zarfı  قَسَمْنَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مَع۪يشَتَهُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فِي الْحَيٰوةِ  car mecruru  قَسَمْنَا  fiiline mütealliktir. الدُّنْيَا  kelimesi  الْحَيٰوةِ ‘ın sıfatı olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir.  رَفَعْنَا  atıf harfi وَ ‘la  قَسَمْنَا  fiiline matuftur. 

رَفَعْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بَعْضَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَوْقَ  mekân zarfı  رَفَعْنَا  fiiline müteallik olup, mahallen mansubdur. بَعْضٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. دَرَجَاتٍ  masdardan naib mef’ûlü mutlak olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır.

لِ  harfi, يَتَّخِذَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle  رَفَعْنَا  fiiline mütealliktir. 

يَتَّخِذَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir.  بَعْضُهُمْ  fail olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَعْضاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. سُخْرِياًّ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَتَّخِذَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


 وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  رَحْمَتُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.  رَبِّكَ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. خَيْرٌ  haber olup damme ile merfûdur. 

مَّا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  خَيْرٌ ‘a mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يَجْمَعُونَ ‘ dir. Îrabdan mahalli yoktur.   

يَجْمَعُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İstifham üslubunda talebi inşâî isnaddır. Hemze istifham harfi,  هُمْ  mübtedadır. İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kınama anlamlarına geldiği için cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Bu, inkârî bir istifham olup onların cehaletini bildirmekte ve onların tahakkümünden taaccüp ettirmektedir. (Ebüssuûd)

يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَۜ  cümlesi, mübtedanın haberidir. Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

رَحْمَتَ رَبِّكَۜ  izafeti, muzâfın ve muzâfun ileyhin şanı içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için Rabb isminde tecrîd sanatı vardır. 

İstifhâm hemzesi mukaddem olan müsnedün ileyhin başındadır, müsnedün ileyh fiil olan habere takdim edilmiştir, dolayısıyla bu cümle yapısı itibarıyla inkâra delalet eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.149)

Buradaki soru edatı cahilliklerini şiddetle yadırgamak içindir. Yine itirazlarına ve mesnetsiz dayatmalarda bulunmaya kalkışmalarına, peygamberlik ve ona lâyık olanı seçme işini düşünüp yapan, böylelikle Allah’ın rahmetini paylaştırmayı üstlenen kişiler olduklarına dair iddialarına yönelik şaşkınlık belirtmek içindir. Oysa rahmetini paylaştırmayı yalnızca Allah üstlenir ve onu yüce kudreti ve engin hikmetiyle yapar. (Keşşâf) 

Bu rahmetten murad, peygamberliktir. (Ebüssuûd)


نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.  نَحْنُ  mübteda,  قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا  cümlesi haberdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar anlamları katmıştır.

قَسَمْنَا  fiili azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

بَيْنَهُمْ  izafeti  قَسَمْنَا  fiiline,  فِي الْحَيٰوةِ  car mecruru mahzuf hale mütealliktir. الدُّنْيَا  kelimesi  الْحَيٰوةِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla dünya hayatı içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü   الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.

قَسَمْنَا -  يَقْسِمُونَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

قَسَمْنَا - رَبِّكَۜ  kelimeleri arasında gâibten mütekellime geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır.


 وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً سُخْرِياًّۜ 

 

Cümle atıf harfi  وَ ‘la  قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَع۪يشَتَهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

رَفَعْنَا  fiili azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

فَوْقَ بَعْضٍ  izafeti  رَفَعْنَا  fiiline mütealliktir.  دَرَجَاتٍ , temyizdir.

Sebep bildiren harf-i cer lam-ı ta’lilin gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً سُخْرِياًّ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde olup önceki ayetteki  رَفَعْنَا  fiiline mütealliktir.

İlk  بَعْضَهُمْ  mef’ûl olarak, ikinci  بَعْضُهُمْ  fail olarak gelmiştir. 

سُخْرِياًّ  kelimesindeki nekrelik nev, kesret ve tahkir ifade eder.

رَفَعْنَا  -  الدُّنْيَا  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî vardır.

بَعْضاً  - رَحْمَتُ  - رَبِّكَۜ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 


 وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

رَحْمَتُ رَبِّكَ  mübteda, خَيْرٌ  haberdir.

Müsnedün ileyh olan  رَحْمَتُ رَبِّكَ , veciz ifade yollarından olan izafet formunda gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir.

Peygamber (sav)’e ait  كَ  zamirinin  رَحْمَتُ رَبِّكَ  izafetinde yer alması ona tazim ve tekrimdir. Rabb ismine muzâf olması  رَحْمَتُ  kelimesine de tazim ifade eder.

Müsned olan  خَيْرٌ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir. 

Mecrur mahaldeki  مَا  müşterek ism-i mevsûlu,  مِنْ   harfiyle birlikte  خَيْرٌ ‘a mütealliktir. Sılası olan  يَخْلُقُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

خَيْرٌ  -  رَحْمَتُ  , رَفَعْنَا  -  دَرَجَاتٍ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Ayetin son cümlesinde  رَبِّكَ  sözüyle tekrar gaibden muhataba iltifat edilmiştir.

Bu şekilde gaybdan muhataba hitap şekline dönüşte Peygamber Efendimizi (sav) kendine yaklaştırmak, ona karşısındaymış gibi hitap ederek Rahmân, Rahîm'in huzurunda bulundurarak ikramda bulunmak, onun kadrini ve onunla birlikte ümmetinin ve kavminin kadrini yüceltmek manaları vardır.  (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.150)