Mâide Sûresi 46. Ayet

وَقَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِۖ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ ف۪يهِ هُدًى وَنُورٌۙ وَمُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ  ٤٦

O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَفَّيْنَا ve gönderdik ق ف و
2 عَلَىٰ üzerine
3 اثَارِهِمْ onların ardından ا ث ر
4 بِعِيسَى Îsa’yı
5 ابْنِ oğlu ب ن ي
6 مَرْيَمَ Meryem
7 مُصَدِّقًا doğrulayıcı olarak ص د ق
8 لِمَا olan
9 بَيْنَ ب ي ن
10 يَدَيْهِ ellerinde ي د ي
11 مِنَ
12 التَّوْرَاةِ Tevrat’ı
13 وَاتَيْنَاهُ ve ona verdik ا ت ي
14 الْإِنْجِيلَ İncil’i
15 فِيهِ içinde bulunan
16 هُدًى yol gösterme ه د ي
17 وَنُورٌ ve nur ن و ر
18 وَمُصَدِّقًا ve doğrulayan ص د ق
19 لِمَا olan
20 بَيْنَ ب ي ن
21 يَدَيْهِ ellerinde ي د ي
22 مِنَ
23 التَّوْرَاةِ Tevrat’ı
24 وَهُدًى ve yol gösterici ه د ي
25 وَمَوْعِظَةً ve öğüt و ع ظ
26 لِلْمُتَّقِينَ korunanlar için و ق ي
 

Her peygamber kendisinden önce gelmiş olan peygamberleri ve kitaplarını tasdik ettiği gibi Hz. Îsâ da genelde kendisinden önce gelen bütün peygamberleri ve getirdikleri kitapları, özel olarak da Hz. Mûsâ’yı ve ona gönderilmiş olan Tevrat’ı tasdik edici olarak gelmiştir. 

Bu durum tefsiri yapılan âyette bildirildiği gibi İncil’de de bildirilmiştir (Matta, 5/17-18). Kur’ân-ı Kerîm de kendisinden önce gelmiş olan bütün peygamberleri ve kitapları tasdik edici olarak gelmiş (bk. Bakara 2/97; Âl-i İmrân 3/3; Mâide 5/48) ve Hz. Peygamber’e İbrâhim’in dinine tâbi olması emredilmiştir (Nahl 16/123). Şüphesiz ki Allah katında din İslâm’dır (Âli İmrân 3/19); bu sebeple bütün peygamberler İslâm dini üzere gelmiş olup kitapların değişmesiyle dinin esasları değişmemiştir. 

Değişiklik ancak şeriatlarında yani dinin pratiğe yönelik alanlarında olmuştur. Peygamberlerin ve kitapların kendilerinden öncekilerini tasdik etmeleri dinin ana ilkelerini tasdik etmeleri anlamına gelir. Bununla birlikte yeni detayların, yeni şeriatın gelmesiyle önceki şeriatın bazı fürû hükümlerinin kaldırıldığı da peygamberler ve kitaplar tarafından ifade edilmiştir. 

Önceki âyetlerde Tevrat’ın bir ışık ve bir hidayet kaynağı olduğu bildirilmişti. Burada da İncil’de bir nur, bir hidayet, takvâ sahipleri için bir öğüt bulunduğu ifade buyurulmuştur. Ayrıca hem Hz. Îsâ’nın hem de İncil’in Tevrat’ı tasdik edici olduğu belirtilmektedir. Hz. Îsâ’nın Tevrat’ı tasdikinden maksat ona iman etmesi, emir ve yasaklarını yaşaması ve yaşatmaya çalışmasıdır. İncil’in Tevrat’ı tasdiki ise onun tevhid, nübüvvet, haşir ve adalet gibi ana ilkeleriyle neshedilmemiş birçok hükmünü içermesi demektir. Ancak Allah’ın gönderdiği bir peygamberin Tevrat’ta yapılmış olan tahrif ve katmaları tasdik etmesi söz konusu değildir. Bu sebeple “Tevrat’ı tasdik edici olarak” diye tercüme edilen kısmı “Tevrat’ın bir kısmını tasdik edici olarak” şeklinde tercüme edenler de olmuştur.

 Bize göre tasdik edilen, Allah’ın vahyettiği kitaplar, Tevrat ve İncil’in asıllarıdır. İncil’in hidayet kaynağı olmasından maksat, “onun Allah’ın birliğini, noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu, –hıristiyanların iddiasının aksine– çocuğu, eşi ve benzeri bulunmadığını gösteren delilleri içermesi, peygamberlik ve âhiretle ilgili bilgileri kapsaması”dır. İncil, Hz. Muhammed’in geleceği müjdesini de içerdiği için âyette hidayete erdiricilik vasfı iki defa zikredilmiştir. Şeriatın hüküm ve mükellefiyetlerini açıkladığından dolayı “Onda nur bulunduğu”, içinde insanlar için çokça öğüt ve nasihat yer aldığından dolayı da “Onda takvâ sahipleri için öğüt bulunduğu” belirtilmiştir (Râzî, XII, 9).

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 284-285

 
Sözlükte قفو kelimesi boynun arka tarafı, ense demektir, dolayısıyla iyi bilinmek manasına gelir. Ona yakın anlamda kullanılan إقْتَفَى ve قَفَوْتُ أثَرَهُ ifadeleri bir kimsenin ensesinde olup onun izini adım adım takip etmek demektir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 5 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri kafa ve kafiyedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

وَقَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِۖ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  قَفَّيْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ  car mecruru  قَفَّيْنَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

بِع۪يسَى  car mecruru  قَفَّيْنَا  fiiline mütealliktir.  ابْنِ  kelimesi  ع۪يسَى ’nın sıfatı veya ondan bedel olup kesra ile mecrurdur. مَرْيَمَ  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.

مُصَدِّقًا  kelimesi  ع۪يسَى ‘nın hali olup fetha ile mansubdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harfi ceriyle مُصَدِّقًا ’a mütealliktir. Veya  لِ  harf-i ceri zaiddir. İsm-i fail  مُصَدِّقًا ‘nın mef’ûulü bihi olarak mahallen mansubdur.

Mekân zarfı  بَيْنَ  ism-i mevsûlun mahzuf sılasına mütealliktir. يَدَيْهِ  muzâfun ileyh olup müsenna olduğu için cer alameti ي  ‘dir. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مِنَ التَّوْرٰيةِ  car mecruru  مَا ’nın mahzuf haline mütealliktir. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَفَّيْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi قفو ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

مُصَدِّقًا  kelimesi sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan tefil babının ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ ف۪يهِ هُدًى وَنُورٌۙ وَمُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰتَيْنَاهُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْاِنْج۪يلَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

ف۪يهِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. هُدًى  muahhar mübteda olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. هُدًى  maksur isimdir.

نُورٌ  atıf harfi  وَ ’la هُدًى ‘e matuftur. مُصَدِّقًا  atıf harfi  وَ ’la  ف۪يهِ هُدًى  şeklindeki hal cümlesine matuf olup fetha ile mansubdur.

 مَا  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harfi ceriyle  مُصَدِّقًا ’a mütealliktir. Veya  لِ  harf-i ceri zaiddir. İsm-i fail  مُصَدِّقًا ‘nın mef’ûlü bihi olarak mahallen mansubdur.

Mekân zarfı  بَيْنَ  ism-i mevsûlun mahzuf sılasına mütealliktir. يَدَيْهِ  muzâfun ileyh olup müsenna olduğu için cer alameti  ي ‘dir. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مِنَ التَّوْرٰيةِ  car mecruru  مَا ’nın mahzuf haline mütealliktir. هُدًى  atıf harfi  وَ ’la  مُصَدِّقًا ’a matuftur. مَوْعِظَةً  atıf harfi  وَ ’la  مُصَدِّقًا ’a matuftur. لِلْمُتَّق۪ينَ  car mecruru  هُدًى  veya  مَوْعِظَةٌ  kelimesine müteallik olup, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 

1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır.  2. Haber olmalıdır.  3. Sıfat olmalıdır.  4. Hal olmalıdır. 

5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 

6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır.

Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya meful bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰتَيْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اَلْمُتَّق۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftial babının ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَقَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِۖ 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye  وَ ’ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَفَّيْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

 مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِۖ  ibaresi mansub mahalde haldir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Mecrur mahaldeki  مَا  müşterek ism-i mevsûlü, başındaki  لِ  harf-i ceriyle birlikte  مُصَدِّقًا  ’e  mütealliktir. Sılası mahzuftur. Mekan zarfı  بَيْنَ يَدَيْهِ  , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

مِنَ التَّوْرٰيةِۖ , ism-i mevsulun mahzuf haline mütealliktir.

مُصَدِّقًا , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

İsa peygamberin annesinin adıyla anılması, annesine ve İsa’ya atılan iftirayı aklayan ve Hz Meryem’i yücelten bir idmâcdır. Kur’an’da geçen tek kadın ismidir.

قَفَّيْ  [destekledi] demektir. Mana olarak “kafanın arka kısmı” demektir. Sırt kelimesi gibi destekleme manasında kullanılır.

لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ  zarftır. “Önü” anlamında bir kinayedir. Kişi nereye dönerse orası önü olur.

Bir kimseyi izlediğim zaman söylemiş olduğum  عقبته  ifadesi gibi, denir. Sonra bu kelimeler  عقبته بفلان وقفيته به (Onu, falancanın peşine getirdim, peşinden gönderdim.) şeklinde de kullanılır. Binaenaleyh bu fiiller,  ب  harf-i ceri ile ikinci mef'ûlü de alırlar. Buna göre eğer, “Öyle ise ayette, birinci mef'ûl nerede?” denir ise biz deriz ki: O mahzûftur. Ayetteki “izlerince” ifadesi, sanki hazfedilen mef’ûlün yerine geçmiştir. Çünkü birisi, birisini birisinin peşinden gönderdiğinde denilir.  اٰثَارِهِمْ ifadesindeki  هِمْ  zamiri, “Kendisini (Allah’a) teslim etmiş olan (İsrail) peygamberleri” (Maide Suresi, 44) ifadesindeki “peygamberleri” ismine râcidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ  ifadesi, Kur'an-ı Kerim 'den önce gelen semâvi kitaplardan kinayedir. Önce gelen kitaplar çok açık ve meşhur oldukları için, bunlar, Kur'an'ın önünde manasına gelen  بَيْنَ يَدَيْهِ  sözüyle ifade edilmişlerdir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, Al-i İmran/3) 

آثارِهِمْ ‘ deki zamir rahipler, hahamlar ve peygamberlere aittir. İsa, annesi Meryem’e kefil olan ve Yahya’nın babası olan Zekeriya’nın ardından gönderildi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ ف۪يهِ هُدًى وَنُورٌۙ وَمُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ

 

Cümle atıf harfi  وَ ‘la … قَفَّيْنَا عَلٰٓى  cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اٰتَيْنَاهُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

ف۪يهِ هُدًى وَنُورٌ  cümlesi  الْاِنْج۪يلَ ‘in müekked hali olarak ıtnâbtır. Hal, cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.

Tekit edici halin başına  و  gelmez. Müekked ve tekid arasında kemâl-i ittisâl olduğundan arada  و  olmaz. (Sekkâkî, Miftâhu’l-ulûm, s. 273)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidâî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  ف۪يهَا, mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  هُدًى , muahhar mübtedadır. 

نُورٌ  muahhar mübteda olan  هُدًى ‘e matuftur. Atıf sebebi tezâyüftür. 

هُدًى - نُورٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

مُصَدِّقًا  kelimesi hal cümlesine matuftur. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. 

Mecrur mahaldeki  مَا  müşterek ism-i mevsûlü, başındaki  لِ  harf-i ceriyle birlikte  مُصَدِّقًا  ’e  mütealliktir. Sılası mahzuftur. Mekan zarfı  بَيْنَ يَدَيْهِ  , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

İncil, hidayet ve nura benzetilmiştir. Teşbih-i beliğdir 

هُدًى - نُورٌۙ- الْاِنْج۪يلَ - التَّوْرٰيةِۖ - مَوْعِظَةً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ  ibaresi ve  هُدًى  tekrar edilmiştir. Itnâb, tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cenab-ı Hakk bu ayette, [kendinden önceki Tevrat’ın bir tasdik edici olarak] ifadesini niçin tekrar etmiştir? Cevap: Aslında bunda bir tekrar yoktur. Çünkü birincisinde “Hazreti İsa Tevrat’ı tasdik edici olarak”, ikincisinde ise “İncil, Tevrat’ı tasdik edici olarak” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)