ف۪ي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ ٢٢
ف۪ي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ
ف۪ي لَوْحٍ car mecruru قُرْاٰنٌ ‘un mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir. مَحْفُوظٍ kelimesi لَوْحٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَحْفُوظٍ ; sülâsi mücerredi حفظ olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.
ف۪ي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ
ف۪ي لَوْحٍ car mecruru, önceki ayetteki قُرْاٰنٌ ‘un mahzuf ikinci sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
مَحْفُوظٍ kelimesi لَوْحٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Hak Teâlâ burada, "O, Levh-i Mahfuz'dadır" buyurmuş, bir başka ayette ise, اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَرٖيمٌۙ * فٖي كِتَابٍ مَكْنُونٍۙ [O meknûn (korunan) bir kitap, şerefli bir Kur'an'dır.] (Vakıa, 56/77-78) buyurmuştur. Binaenaleyh فٖي كِتَابٍ مَكْنُونٍ /meknûn kitap ile "levh-i mahfuz"un aynı şey olması muhtemeldir. Hem sonra Kur'an'ın mahfuz (korunmuş) oluşu ile, Hak Teâlâ'nın da, لَا يَمَسُّهُٓ اِلَّا الْمُطَهَّرُونَؕ [Ona ancak tertemiz olanlar dokunabilir.] (Vakıa, 56/79) ayetinde buyurduğu gibi, kendisine tertemiz olanların dışındakilerin dokunmasından mahfuz (korunmuş) olduğu manası kastedilebileceği gibi, mukarreb meleklerin dışında, herhangi bir mahlukatın kendisine muttali olmaktan korunmuş olduğu manası da kastedilmiş olabilir. Yine bu ifadeyle, onda hiçbir tağyir ve tebdilin olamayacağı manası da kastedilmiş olabilir. (Fahreddin er-Râzî)
Mücahid, ayette zikredilen levh-i mahfuzdan maksadın, Ümmül kitap olduğunu, Katade, Allah katında bulunan bir levha olduğunu, Enes b. Malik ise İsrâfîl'in alnı olduğunu söylemiştir. (Taberî)
Surenin son iki ayetinin, diğer ayetlerle son derece sıkı anlam bağlantısı olan ve dinleyiciye sözün sona erdiğini bildiren, onda sözün devamına dair hiçbir merak bırakmayan ayetler olduğu aşikardır. Benzeri hüsn-i hatime örnekleri, Kur’an-ı Kerim’in bütün surelerinde görülebilir.
Kur’an surelerinin bitişi de girişi gibi belîğdir. Sureler o kadar güzel bir şekilde sona ermiştir ki muhatap artık başka bir şey duymak istemez. Sureler; dua-vasiyet, farzlar, tahmîd ve tehlîl, öğüt, vaad ve vaîd gibi sûrede işlenen konuya uygun bir sözle sona erer. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)