الاستواء sözlükte “doğru ve düzgün olmak” anlamındaki svy (siven سِوًى) kökünden türeyen istivâ “mutedil, düzgün ve eşit olmak; karar kılmak, oturup yerleşmek; yönelmek, yukarı çıkmak; hâkim olmak, tahta oturmak” gibi mânalara gelir. (Yusuf Şevki Yavuz, “İstiva”,Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 23: 403.)
Miktar ve keyfiyet/nitelik açısından ifrat ve tefritten korunan şeye سَوِيّ denir.
مُسَاوَاة: Metre, tartı ve ölçekle yapılan geçerli denkliktir. الدِّرْهَمُ مُسَاوٍ لِذَلِكَ الدِّرْهَمِ: Bu dirhem şu dirheme denktir. Kimi zaman bu kelimeyle, keyfiyet/nitelik ifâde edilir: هَذَا السَّوَادُ مُسَاوٍ لِذَلِكَ السَّوَادِ: Bu topluluk şu topluluğa denktir. Aslında söz konusu olan denklik, siyahlığın zatı itibarıyla değil, onun mekânı itibarıyladır. Ayrıca bu kelime, geldiği denklik anlamından dolayı adâlet anlamında da kullanılır. Bu fiil ( إِلَى ) edatıyla muteaddî olduğu zaman da, ya bizzat veya tedbir/plânlama yoluyla mef’ûle ulaşma anlamına gelir.
ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِيَ دُخَانٌ
Sonra duman (gaz) hâlinde bulunan göğe şekil verdi (41/Fussilet 11). Bir şeyin tesviyesi, o şeyi, ya yükseklikte veya alçaklıkta düzeltmektir. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
Kur’anî bir kavram olarak ‘seviyy’; dosdoğru, isteklerin en yücesine kavuşturan, insanı alçaltan sapıklıklardan uzaklaştıran yol demektir. Bir başka deyişle ‘seviyy’, üzerinde eğrilik bulunmayan, cahillikten uzak, dümdüz yoldur. Kur’an’da olumlu bir manada kullanılır ve mükemmelliği, kusursuzluğu ifade eder.
Bu yol şüphesiz ki Allah’ın yoludur. Allah’ın yolu her türlü ‘ıvec’ten uzaktır. Ivec, eğri büğrü, çukur, tümsek, virajlı, gidilmesi zor yollara verilen addır. Allah’ın doğru yolu böyle değildir. O’nun yolu seviyy’dir. Yani dümdüzdür, eğriliği yoktur, çakır-çukur değildir, üzerinde yürümek kolaydır ve aynı zamanda emniyetlidir.
‘Seviyy’ kelimesi hadislerde, organların sağlamlığı, mal yönünden kuvvetli olmak, eşitlik hakkında da kullanılmıştır. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 592.)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
سَوَاءٌ | eşittir |
|
|
اسْتَوَىٰ | yöneldi |
|
|
فَسَوَّاهُنَّ | onları düzenledi |
|
|
سَوَاءَ | dümdüz |
|
|
سَوَاءٍ | eşit olan |
|
|
سَوَاءً | aynı |
|
|
تُسَوَّىٰ | bir olmayı |
|
|
سَوَاءً | eşit |
|
|
يَسْتَوِي | eşit |
|
|
سَوَاءَ | düz |
|
|
سَوَاءِ | düz |
|
|
سَوَاءِ | doğrusu- |
|
|
يَسْتَوِي | eşit |
|
|
يَسْتَوِي | eşit |
|
|
اسْتَوَىٰ | istiva etti |
|
|
سَوَاءٌ | birdir |
|
|
سَوَاءٍ | aynı şekilde |
|
|
يَسْتَوُونَ | eşit |
|
|
اسْتَوَىٰ | kuşattı |
|
|
يَسْتَوِيَانِ | ikisi eşit |
|
|
وَاسْتَوَتْ | ve oturdu |
|
|
اسْتَوَىٰ | istiva etti |
|
|
سَوَاءٌ | birdir |
|
|
يَسْتَوِي | bir olur mu? |
|
|
تَسْتَوِي | bir olur mu? |
|
|
سَوَاءٌ | artık birdir |
|
|
سَوَّيْتُهُ | onu düzenlediğim |
|
|
سَوَاءٌ | eşit olacak şekilde |
|
|
يَسْتَوُونَ | bunlar eşit |
|
|
يَسْتَوِي | gibi olur mu? |
|
|
سَوَّاكَ | seni biçimlendireni |
|
|
سَاوَىٰ | aynı seviyeye getirince |
|
|
سَوِيًّا | sapasağlam olduğun halde |
|
|
سَوِيًّا | düzgün |
|
|
سَوِيًّا | düzgün |
|
|
اسْتَوَىٰ | istiva etmiş(kurulmuş)tur |
|
|
سُوًى | uygun |
|
|
السَّوِيِّ | düzgün |
|
|
سَوَاءٍ | eşit biçimde |
|
|
سَوَاءً | eşit (ibadet yeri) |
|
|
اسْتَوَيْتَ | yerleştiğiniz |
|
|
اسْتَوَىٰ | kuruldu |
|
|
نُسَوِّيكُمْ | sizi eşit tutuyorduk |
|
|
سَوَاءٌ | aynıdır |
|
|
وَاسْتَوَىٰ | ve olgunlaşınca |
|
|
سَوَاءَ | doğru |
|
|
سَوَاءٌ | eşit olan |
|
|
اسْتَوَىٰ | istiva etti |
|
|
سَوَّاهُ | ona biçim verdi |
|
|
يَسْتَوُونَ | bir olmazlar |
|
|
يَسْتَوِي | eşit |
|
|
يَسْتَوِي | eşit |
|
|
يَسْتَوِي | eşit |
|
|
وَسَوَاءٌ | birdir |
|
|
سَوَاءِ | ortasında |
|
|
سَوَاءِ | ortasına (adalete) |
|
|
سَوَّيْتُهُ | onu biçimlendirdiğim |
|
|
يَسْتَوِي | eşit- |
|
|
يَسْتَوِيَانِ | eşit |
|
|
يَسْتَوِي | eşit |
|
|
سَوَاءً | eşit olarak |
|
|
اسْتَوَىٰ | yöneldi |
|
|
تَسْتَوِي | eşit |
|
|
لِتَسْتَوُوا | binmeniz için |
|
|
اسْتَوَيْتُمْ | bindiğiniz |
|
|
سَوَاءِ | ortasına |
|
|
سَوَاءً | bir olacak (öyle mi?) |
|
|
فَاسْتَوَىٰ | derken dikilen |
|
|
سَوَاءٌ | birdir |
|
|
فَاسْتَوَىٰ | ve doğruldu |
|
|
اسْتَوَىٰ | oturan |
|
|
يَسْتَوِي | bir olmaz |
|
|
يَسْتَوِي | eşit |
|
|
سَوَاءَ | doğru |
|
|
سَوَاءٌ | eşittir |
|
|
سَوِيًّا | düzgün |
|
|
نُسَوِّيَ | düzenlemeğe |
|
|
فَسَوَّىٰ | ve düzenledi |
|
|
فَسَوَّاهَا | onu düzenledi |
|
|
فَسَوَّاكَ | seni düzenledi |
|
|
فَسَوَّىٰ | düzenledi |
|
|
سَوَّاهَا | onu biçimlendirene |
|
|
فَسَوَّاهَا | ve orayı dümdüz etti |