Sabretmek, beklemek, sabır, örüç, cür’et, beka, ihtiyaç, bekleyiş, çok sabırlı, çok sabreden. (Mahmud Çanga, Kur’an Kelimelerinin Anahtarı, Timaş, s. 276.)
صَبْر: Darda tutmaktır.
صَبْر: Nefsi, akıl ve şer’in gerektirdiği hususlar üzerinde veya onların onu hapsetmeyi gerektirdikleri hususlara karşı hapsetmektir.
صَبْر: Genel anlamlı bir lafızdır; geldiği farklı yerlere göre aynı kökten gelen isimlerde farklılık olabilmektedir.
صَبُور: Sabretmeye güç yetirendir. Eğer onda bir çeşit zorlama ve gayret varsa صَبَّار formu kullanılır. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
Sözlükte “engellemek, hapsetmek; güçlü ve dirençli olmak” anlamlarındaki sabr kelimesinin ahlâk terimi olarak “üzüntü, başa gelen sıkıntı ve belâlar karşısında direnç gösterme; olumsuzlukları olumlu kılmak için gösterilen metanet” gibi mânalara geldiği, karşıtının ceza‘ (telâş, kaygı, yakınma) olduğu belirtilmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelimeler karşıt kavramlar şeklinde geçmektedir (İbrâhîm 14/21). Sabır akıl ve zekânın, ceza‘ âcizliğin bir ifadesi sayılmıştır. Buna göre, düşünen bir kimse haramlardan sakınma konusunda gösterilen sabrın Allah’ın azabına sabretmekten daha kolay olduğunu bilir. Sabır “nefsi telâştan, dili şikâyetten, organları çirkin davranışlardan koruma, nimet haliyle mihnet hali arasında fark gözetmeyip her iki durumda sükûnetini muhafaza etme, Allah’tan başkasına şikâyette bulunmama” şeklinde de tarif edilmiştir. Sabır kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de on beş âyette geçer, ayrıca 100’e yakın âyette aynı kökten çeşitli isim ve fiiller yer alır. Bu âyetlerde genellikle sabrın önemi üzerinde durulmakta, sabırlı davrananlar yüceltilmekte ve onlara verilecek mükâfatlar anlatılmaktadır. Kur’an’da bildirildiğine göre Allah insanları korku, açlık, yoksulluk, yakınların ölümü, ürün kaybı gibi musibetlerle imtihan eder. Bu musibetleri sabırla karşılayanların ve Allah’a teslimiyet gösterenlerin rablerinin lutfuna, rahmetine ve ebedî kurtuluşa erecekleri müjdelenir (el-Bakara 2/155-157; Âl-i İmrân 3/142; Muhammed 47/31). (Mustafa Çağırıcı, “Sabır”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 35 :337.)
‘Sabır’ genel bir kavramdır. Yalnızca acılara ve felaketlere dayanma, katlanma değildir. Sözgelimi, musibet ve felaket zamanında dayanmak, tahammül göstermek sabırdır. Bunun zıddı; acelecilik ve dayanıksızlıktır. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 555.)
Sabır aynı zamanda bir direniştir. Zorluğa, güçlüklere, imkansızlıklara, darlıklara, felaketlere, sınamalara, Allah yolunda çekilen çile ve sıkıntılara, amellerin getirdiği yüklere, nefsinin arzularına karşı bir direniştir. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 556.)
Sabır, pasif bir direniş, pasif bir şekilde beklemek, hele hele her şeye katlanma, zillete boyun eğip razı olma hiç değildir. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 556.)
Sabır aktıf bir direnmedir. Mümin, mesela, felaket karşısında eli kolu bağlı bir vaziyete beklemez ve bu beklemenin adını da ‘sabır’ koymaz. Aksine o, felaketi en az zararsız bir şekilde atlatmaya, felaketin getirdiği mahrumiyeti yenmeye çalışır. Nefsinin kötü isteklerini yerine getirmemek tek başına sabır değildir. Günah işlemenin çok uygun olduğu bir ortamda nefsinin kötü isteklerine direnip, ona hayırlı amelleri işletmek, onun kötü isteklerinin yerine ona ma’ruf (iyi) olan şeyleri yaptırmaktır. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 556.)
Sözlükte “tahammül etmek, kendini tutmak, sızlanmamak” anlamındaki sabr kökünden mübalağa ifade eden bir sıfat olan sabûr “çok sabırlı” demektir. Allah’a nisbet edildiğinde ise “günahkârları cezalandırma konusunda acele etmeyip lütfuyla muamele eden” manasına gelir. Allah Teala’nın “Sabûr” oluşu kullarının binbir çeşit edep ve saygı dışı hallerini görüp durduğu ve onları bir anda cezalandırmaya kudreti bulunduğu halde bunu ertelediğini göstermektedir. (Fatma Bayram, En Güzel İsimler 99 Esma Sonsuz Mana, s. 341.)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
بِالصَّبْرِ | sabırla |
|
|
نَصْبِرَ | biz dayanamayız |
|
|
بِالصَّبْرِ | sabır ile |
|
|
الصَّابِرِينَ | sabredenlerle |
|
|
الصَّابِرِينَ | sabredenleri |
|
|
أَصْبَرَهُمْ | cesaretlidirler |
|
|
وَالصَّابِرِينَ | ve sabrederler |
|
|
الصَّابِرِينَ | sabredenlerle |
|
|
صَبْرًا | sabır |
|
|
الصَّابِرِينَ | sabredenler |
|
|
تَصْبِرُوا | sabreder |
|
|
تَصْبِرُوا | sabrederseniz |
|
|
الصَّابِرِينَ | sabredenleri |
|
|
الصَّابِرِينَ | sabredenleri |
|
|
تَصْبِرُوا | sabreder |
|
|
اصْبِرُوا | sabredin |
|
|
وَصَابِرُوا | ve sabırda direnin |
|
|
تَصْبِرُوا | sabretmeniz |
|
|
فَصَبَرُوا | sabrettiler |
|
|
فَاصْبِرُوا | sabredin |
|
|
صَبْرًا | sabır |
|
|
وَاصْبِرُوا | ve sabredin |
|
|
صَبَرُوا | sabretmeleri |
|
|
وَاصْبِرُوا | ve sabredin |
|
|
الصَّابِرِينَ | sabredenlerle |
|
|
صَابِرُونَ | sabreden |
|
|
صَابِرَةٌ | sabreden |
|
|
الصَّابِرِينَ | sabredenlerle |
|
|
وَاصْبِرْ | ve sabret |
|
|
صَبَرُوا | sabreden(ler) |
|
|
فَاصْبِرْ | sabret |
|
|
وَاصْبِرْ | ve sabret |
|
|
فَصَبْرٌ | artık (tek çarem) sabretmektir |
|
|
فَصَبْرٌ | artık sabretmek gerek |
|
|
وَيَصْبِرْ | ve sabrederse |
|
|
صَبَرُوا | sabrederler |
|
|
صَبَرْتُمْ | sabretmenize |
|
|
صَبَّارٍ | sabreden |
|
|
وَلَنَصْبِرَنَّ | ve katlanırız |
|
|
صَبَرْنَا | sabretsek de |
|
|
صَبَرُوا | sabrettiler |
|
|
صَبَرُوا | sabreden(lerin) |
|
|
وَصَبَرُوا | ve sabredenlerin |
|
|
صَبَرْتُمْ | sabdederseniz |
|
|
لِلصَّابِرِينَ | sabredenler için |
|
|
وَاصْبِرْ | ve sabret |
|
|
صَبْرُكَ | senin sabrın |
|
|
وَاصْبِرْ | tut (sabret) |
|
|
صَبْرًا | sabırla |
|
|
تَصْبِرُ | dayanabilirsin |
|
|
صَابِرًا | sabredici |
|
|
صَبْرًا | sabırla |
|
|
صَبْرًا | sabırla |
|
|
صَبْرًا | sabırla |
|
|
صَبْرًا | sabırla |
|
|
وَاصْطَبِرْ | ve sabret |
|
|
فَاصْبِرْ | o halde sabret |
|
|
وَاصْطَبِرْ | ve dayan |
|
|
الصَّابِرِينَ | sabredenlerdendi |
|
|
وَالصَّابِرِينَ | ve sabrederler |
|
|
صَبَرُوا | sabretmelerinin |
|
|
أَتَصْبِرُونَ | sabrediyor musunuz? |
|
|
صَبَرْنَا | biz kararlılık |
|
|
صَبَرُوا | sabretmelerine |
|
|
صَبَرُوا | sabretmelerinden |
|
|
الصَّابِرُونَ | sabredenlerden |
|
|
صَبَرُوا | sabrettiler |
|
|
فَاصْبِرْ | sabret |
|
|
وَاصْبِرْ | ve sabret |
|
|
صَبَّارٍ | sabreden |
|
|
صَبَرُوا | sabrettikleri |
|
|
وَالصَّابِرِينَ | sabreden erkekler |
|
|
وَالصَّابِرَاتِ | ve sabreden kadınlar |
|
|
صَبَّارٍ | sabreden |
|
|
الصَّابِرِينَ | sabredenler- |
|
|
وَاصْبِرُوا | ve bağlı kalın |
|
|
اصْبِرْ | sabret |
|
|
صَابِرًا | sabreden (bir kul) |
|
|
الصَّابِرُونَ | sabredenlere |
|
|
فَاصْبِرْ | o halde sabret |
|
|
فَاصْبِرْ | artık sabret |
|
|
يَصْبِرُوا | dayanabilirlerse |
|
|
صَبَرُوا | sabreden(lerden) |
|
|
صَبَّارٍ | sabreden |
|
|
صَبَرَ | sabrederse |
|
|
فَاصْبِرْ | o halde sabret |
|
|
صَبَرَ | sabrettikleri |
|
|
وَالصَّابِرِينَ | ve sabredenleri |
|
|
صَبَرُوا | bekleselerdi |
|
|
فَاصْبِرْ | o halde sabret |
|
|
فَاصْبِرُوا | ve sabredin |
|
|
تَصْبِرُوا | sabretmeyin |
|
|
وَاصْبِرْ | o halde sabret |
|
|
وَاصْطَبِرْ | ve sabret |
|
|
فَاصْبِرْ | sen sabret |
|
|
فَاصْبِرْ | şimdi sen sabret |
|
|
صَبْرًا | bir sabırla |
|
|
وَاصْبِرْ | sabret |
|
|
فَاصْبِرْ | sabret |
|
|
صَبَرُوا | sabrettiklerinden |
|
|
فَاصْبِرْ | o halde sabret |
|
|
بِالصَّبْرِ | sabır |
|
|
بِالصَّبْرِ | sabrı |