Zuhur etmek, ortaya çıkmak, kıra çıkmak, kırda oturmak, aklına yeni bir fikir gelmek, kıra çıkanlar, ilk etapta akla gelen, düşünmeksizin varılan görüş, basıt görüş, izhar etmek, açığa çıkarmak, ortaya koymak, izhar edici, badiye, kır, çöl.
بَدَا الشَّيْءُ بُدُوًّا وَبَدَاءً Bir şeyin apaçık ortaya çıkışını ifâde eden bir fiildir. Allah buyurur ki:
وَبَدَا لَهُمْ مِنَ اللَّهِ مَا لَمْ يَكُونُوا يَحْتَسِبُونَ
Hiç hesap etmedikleri şeyler, Allah tarafından karşılarına çıkarılmıştır. (39/Zümer 47)
بُدُو bedevilik, حَضَر medenilik’in zıddıdır. Allah buyurur ki:
وَجَاء بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ
ve sizleri çöl ortasından kaldırıp yanıma getirdi (12/Yûsuf 100) sözünde geçen بَدْو kelimesi بَادِيَة demektir ki, o da, içinde bulunan şeyi apaçık gösteren yer anlamına gelir.
بَادِيَة içinde oturana da بَادٍ denir; şu âyetlerde olduğu gibi:
سَوَاءً الْعَاكِفُ فِيهِ وَالْبَادِ
Orada oturan da dışarıdan gelen de orada birdir (22/Hac 25)
;لَوْ أَنَّهُم بَادُونَ فِي اْلاَعْرَ.
çölde bedevilerin yanında olsalardı (33/Ahzâb 20). (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
Başlamak, ortaya çıkmak, önce gelmek” mânaları yanında “çölde yaşamak, sahrada oturmak” anlamında da kullanılan Arapça bedâvet (bidâvet) kelimesi, “yerleşik hayat, medeniyet” anlamına gelen hadâretin karşıtıdır. “Kır, sahra, çöl” anlamına gelen bâdiyede yaşayan kimselere bedevî veya ehlü’l-bâdiye, ebnâü’l-bâdiye denir. İlk defa Kur’ân-ı Kerîm’de, yerleşik hayat yaşayan Araplar’la bedevî Araplar açık bir şekilde birbirinden ayrılmış ve bedevîler a‘râb (أعراب) olarak adlandırılmıştır. Böylece bir ırkın adı olmakla birlikte yarımadanın köy ve şehirlerinde yaşayanlarına arab, çölde göçebe olarak yaşayanlarına ise a‘râb (bedevî) denilmiştir. (el-Ahzâb 33/20). (Mustafa Fayda, “Bedevi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 5 :311 / 317.)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
تُبْدُونَ | sizin açıkladıklarınız |
|
|
تُبْدُوا | açıktan verirseniz |
|
|
تُبْدُوا | açıklasanız da |
|
|
تُبْدُوهُ | açığa vursanız onu |
|
|
بَدَتِ | taşmaktadır |
|
|
يُبْدُونَ | açıklayamadıkları |
|
|
تُبْدُوا | açığa vurursanız |
|
|
تُبْدُونَ | açığa vurduğunuz |
|
|
تُبْدَ | açıklandığında |
|
|
تُبْدَ | açıklanır |
|
|
بَدَا | göründü |
|
|
تُبْدُونَهَا | gösteriyorsunuz |
|
|
لِيُبْدِيَ | göstermek için |
|
|
بَدَتْ | göründü |
|
|
بَادِيَ | sığ (görüşlü) |
|
|
بَدَا | uygun geldi |
|
|
يُبْدِهَا | açmadı |
|
|
الْبَدْوِ | çöl- |
|
|
فَبَدَتْ | böylece göründü |
|
|
وَالْبَادِ | ve dışarıdan gelen |
|
|
تُبْدُونَ | açığa vurduğunuz |
|
|
يُبْدِينَ | göstermesinler |
|
|
يُبْدِينَ | göstermesinler |
|
|
لَتُبْدِي | açığa vuracaktı |
|
|
بَادُونَ | çölde bulunmayı |
|
|
مُبْدِيهِ | açığa vuracağı |
|
|
تُبْدُوا | açığa vursanız |
|
|
وَبَدَا | ve karşılarına çıkmıştır |
|
|
وَبَدَا | ve görünmüştür |
|
|
وَبَدَا | ve göründü |
|
|
وَبَدَا | ve belirmiştir |