Gölge, gölgeli, çok gölgeli, devamlı gölgeli, gölgesi bol olan veya devamlı gölgesi bulunan bir gölge, koyu gölgeli yer, sıkıcı ve boğuk yer, bunaltıcı hava, gölgelikler, olmak, gölge yapmak. (Mahmud Çanga, Kur’an Kelimelerinin Anahtarı, Timaş, s. 309.)
ظِلّ /Gölge: ضِحّ /Ziyanın/Aydınlığın zıddıdır. Bu kelime, فَيْء ’den daha kapsamlıdır.
Çünkü ظِلُّ اللَّيْلِ /Gece gölgesi; ظِلُّ الْجَنَّةِ /Cennet gölgesi, denir.
Ayrıca güneşin ulaşmadığı her yere de ظِلّ denir. فَيْء ise, sadece güneşin sonradan kaybolduğu yerler için kullanılır.
ظِلّ , izzet, güç ve zenginlik anlamlarında da kullanılır. İster iyi, ister kötü olsun her türlü örtüye de ظِلّ denir. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü )
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
وَظَلَّلْنَا | ve gölgelendirdik |
|
|
ظُلَلٍ | gölgeler |
|
|
ظِلًّا | bir gölgeye |
|
|
ظَلِيلًا | (hiç güneş sızmayan) eşsiz |
|
|
وَظَلَّلْنَا | ve gölge yaptık |
|
|
ظُلَّةٌ | bir gölge |
|
|
وَظِلَالُهُمْ | ve gölgeleri de |
|
|
وَظِلُّهَا | ve gölgesi de |
|
|
فَظَلُّوا | olsalardı |
|
|
ظِلَالُهُ | gölgelerinin |
|
|
ظَلَّ | kesilir |
|
|
ظِلَالًا | gölgeler |
|
|
ظَلْتَ | durup ısrarla |
|
|
الظِّلَّ | gölgeyi |
|
|
فَظَلَّتْ | ve oluverir |
|
|
فَنَظَلُّ | duruyoruz |
|
|
الظُّلَّةِ | gölge |
|
|
الظِّلِّ | gölgeye |
|
|
لَظَلُّوا | başlarlar |
|
|
كَالظُّلَلِ | gölgeler gibi |
|
|
الظِّلُّ | gölge (ile) |
|
|
ظِلَالٍ | gölgelerde |
|
|
ظُلَلٌ | gölgeler |
|
|
ظُلَلٌ | (ateşten) gölgeler |
|
|
فَيَظْلَلْنَ | sonra kalırlar |
|
|
ظَلَّ | kesilir |
|
|
وَظِلٍّ | ve gölge(ler) |
|
|
وَظِلٍّ | ve gölgededirler |
|
|
فَظَلْتُمْ | dururdunuz |
|
|
ظِلَالُهَا | onun gölgeleri |
|
|
ظِلٍّ | bir gölgeye |
|
|
ظَلِيلٍ | gölgelendirmez |
|
|
ظِلَالٍ | gölgeler |