Genişlik, en geniş, bol, bol bol, gelip geçici şey, dünyalık, geçici nimet, elde durmayan dünya malı, dünya malı, bulut, hedef, sebep, siper, arz etmek, açığa çıkarmak, göstermek, sunmak, arz etmek, çıtlatmak, üstü kapalı söylemek, yüz çevirmek.
عَرْض: Uzunluğun zıddıdır. Kök anlamı cisimlerle ilgilidir. عَارِض: Ortaya çıkıp beliren. Bu kelime bazen bulut anlamına gelir. Bazen ortaya çıkan hastalık anlamına gelir. بِهِ عَارِضٌ مِنْ سُقْمٍ: Ona bir hastalık bulaştı. Bazen yanak anlamına gelir. أَخَذَ مِنْ عَارِضَيْهِ: İki yanağından tuttu. Bazen de diş anlamına gelir. Bu anlamdan gülme anında ortaya çıkan ön dişlere عَوَارِض denir. عَرَض: Sebatı olmayan şeye denir. Kelâmcılar bu anlamdan عَرَض kelimesini; renk ve tad gibi ancak cevherle var olabilen ve kendi başına boşlukta yer almayan şeyler için istiâre etmişlerdir. تَعْرِيض: Doğru-yalan veya zâhir-bâtın gibi iki yönü bulunan bir sözdür. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
عرض ; muhâtaba, özelliklerini öğrenmesi için bir şeyi göstermek demektir. Hadis-i Şerif’te: “O gün Âdem ‘in zürriyetini zerreler şeklinde arzetti” buyurulmuştur. (Tirmizî, Kıyamet, 47; Müsned, 2, 179). Allah’ın Âdem (a.s)’a eşyanın isimlerini öğreterek meleklere arz etmesinin hikmeti, onu taltif etmek, bilmediği sırları ve gizli ilimleri öğretmektir. (İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l Beyan Kur’an Meali ve Tefsiri, s. 305.)
Sözlükte “ortaya koymak, göstermek, sunmak, bir şeyi gözden geçirip durumuna bakmak, teklif etmek” gibi mânalara gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın göklere, yere, dağlara ve insana “emanet”i taşımayı teklif etmesine (el-Ahzâb 33/72) ve isimlerini sormak üzere varlıklarını meleklere göstermesine (el-Bakara 2/31) arz denilmiştir. Biri arz, diğeri emir tarzında olmak üzere iki türlü teklif vardır. Arz şeklindeki teklifin kabul edilmesi mecburi değildir. Nitekim gökler, yer ve dağlar emaneti taşımayı kabul etmemişlerdir (el-Ahzâb 33/72). Emir şeklindeki teklifin kabulü ise mecburidir. Allah’ın, kullarının işledikleri amelleri âhirette önlerine sermesine, kulların Allah’ın huzuruna çıkarılmasına da arz denilmiştir (Hûd 11/18; el-Kehf 18/48; el-Hâkka 69/18). Cehennemde azapla karşılaşma Kur’ân-ı Kerîm’de arz kelimesiyle ifade edildiği gibi (el-Mü’min 40/46; el-Ahkāf 46/20). Kur’an’da geçen “kolay bir hesap” (حِسَابًا يَسِيرًا) ifadesi de (el-İnşikāk 84/8) hadislerde, “kulun yaptıklarının âhirette kendisine gösterilip bildirilmesi” mânasına aynı kelime ile açıklanmıştır. (Abdullah Aydınlı, “Arz”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 3: 438.)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
عَرَضَهُمْ | onları sunup |
|
|
مُعْرِضُونَ | yüz çeviriyorsunuz |
|
|
عُرْضَةً | engel |
|
|
عَرَّضْتُمْ | üstü kapalı biçimde bildirmenizden |
|
|
مُعْرِضُونَ | yüz çeviriyorlar |
|
|
عَرْضُهَا | genişliği |
|
|
فَأَعْرِضُوا | artık vazgeçin |
|
|
فَأَعْرِضْ | aldırma |
|
|
فَأَعْرِضْ | sen aldırma |
|
|
عَرَضَ | geçici menfaatini |
|
|
إِعْرَاضًا | yüz çevirmesinden |
|
|
تُعْرِضُوا | doğruyu söylemezseniz |
|
|
أَعْرِضْ | yüz çevir |
|
|
تُعْرِضْ | yüz çevirirsen |
|
|
مُعْرِضِينَ | yüz çeviriyor |
|
|
إِعْرَاضُهُمْ | onların yüz çevirmesi |
|
|
فَأَعْرِضْ | yüz çevir |
|
|
وَأَعْرِضْ | ve yüz çevir |
|
|
عَرَضَ | menfaatini |
|
|
عَرَضٌ | bir menfaat daha |
|
|
وَأَعْرِضْ | yüz çevir |
|
|
مُعْرِضُونَ | aldırmayarak |
|
|
عَرَضَ | geçici malını |
|
|
عَرَضًا | bir menfaat |
|
|
مُعْرِضُونَ | yüz çevirerek |
|
|
لِتُعْرِضُوا | vazgeçmeniz için |
|
|
فَأَعْرِضُوا | vazgeçin |
|
|
يُعْرَضُونَ | sunulurlar |
|
|
أَعْرِضْ | vazgeç |
|
|
أَعْرِضْ | sen vazgeç |
|
|
مُعْرِضُونَ | yüzlerini çevirirler |
|
|
مُعْرِضِينَ | yüz çeviriyorlar |
|
|
وَأَعْرِضْ | ve aldırma |
|
|
تُعْرِضَنَّ | yüz çevirecek olursan |
|
|
أَعْرَضْتُمْ | yine yüz çevirirsiniz |
|
|
أَعْرَضَ | yüz çevirip |
|
|
وَعُرِضُوا | ve hepsi sunulmuşlardır |
|
|
فَأَعْرَضَ | fakat yüz çeviren |
|
|
وَعَرَضْنَا | ve göstereceğiz |
|
|
عَرْضًا | açıkça |
|
|
أَعْرَضَ | yüz çevirirse |
|
|
أَعْرَضَ | yüz çevirirse |
|
|
مُعْرِضُونَ | yüz çevirmektedirler |
|
|
مُعْرِضُونَ | (haktan) yüz çevirirler |
|
|
مُعْرِضُونَ | yüz çevirmektedirler |
|
|
مُعْرِضُونَ | yüz çeviriyorlar |
|
|
مُعْرِضُونَ | yüz çevirirler |
|
|
مُعْرِضُونَ | yüz çeviriyorlar |
|
|
عَرَضَ | geçici menfaatini |
|
|
مُعْرِضُونَ | yüz çevirirler |
|
|
مُعْرِضِينَ | yüz çevirici |
|
|
أَعْرَضُوا | yüz çevirirler |
|
|
أَعْرَضَ | yüz çeviren |
|
|
فَأَعْرِضْ | sen yüz çevir |
|
|
عَرَضْنَا | sunduk |
|
|
فَأَعْرَضُوا | ama yüz çevirdiler |
|
|
مُعْرِضِينَ | yüz çevirmiş |
|
|
عُرِضَ | gösterilmişti |
|
|
مُعْرِضُونَ | yüz çeviriyorsunuz |
|
|
يُعْرَضُونَ | sunulurlar |
|
|
فَأَعْرَضَ | fakat yüz çevirmiştir |
|
|
أَعْرَضُوا | yüz çevirirlerse |
|
|
أَعْرَضَ | yüz çevirir |
|
|
عَرِيضٍ | bol bol |
|
|
يُعْرَضُونَ | sunulurlarken |
|
|
أَعْرَضُوا | yüz çevirirlerse |
|
|
مُعْرِضُونَ | yüz çevirmektedirler |
|
|
يُعْرَضُ | sunulacakları |
|
|
عَارِضًا | geniş bir bulut halinde |
|
|
عَارِضٌ | bir buluttur |
|
|
يُعْرَضُ | sunulacakları |
|
|
فَأَعْرِضْ | o halde yüz çevir |
|
|
يُعْرِضُوا | yüz çevirirler |
|
|
عَرْضُهَا | genişliği |
|
|
كَعَرْضِ | genişliği gibi (olan) |
|
|
وَأَعْرَضَ | ve vazgeçmişti |
|
|
تُعْرَضُونَ | arz olunursunuz |
|
|
يُعْرِضْ | yüz çevirirse |
|
|
مُعْرِضِينَ | yüz çeviriyorlar |