بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَل۪يمٌ ٢٢٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَا |
|
|
| 2 | يُؤَاخِذُكُمُ | sizi sorumlu tutmaz |
|
| 3 | اللَّهُ | Allah |
|
| 4 | بِاللَّغْوِ | kasıtsız |
|
| 5 | فِي | dolayı |
|
| 6 | أَيْمَانِكُمْ | yeminlerinizden |
|
| 7 | وَلَٰكِنْ | fakat |
|
| 8 | يُؤَاخِذُكُمْ | sorumlu tutar |
|
| 9 | بِمَا | dolayı |
|
| 10 | كَسَبَتْ | kazandığından |
|
| 11 | قُلُوبُكُمْ | kalblerinizin |
|
| 12 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 13 | غَفُورٌ | bağışlayandır |
|
| 14 | حَلِيمٌ | halimdir |
|
Bu ayetten kalple ve dille olmak üzere iki yemin şekli olduğunu anlıyoruz. Boşboğazlık yüzünden ettiğiniz yeminler sebebiyle Allah size tölerans gösterir. Yalan kastı taşımayan yeminlerin affedilmesi aslında hiç vebal olmadığı için değil, Allahın kullarına karşı cezalandırmada aceleci olmayışından kaynaklanmaktadır.
Riyazus Salihin, 1717 Nolu Hadis
Ebû Ümâme İyâs İbni Sa'lebe el-Hârisî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Yalan yere yemin ederek bir müslümanın hakkını gasbeden kimseye Allah cehennemi vâcip, cenneti de haram kılar." Bunun üzerine bir kişi:
Eğer o hak önemsiz bir şey ise yine böyle midir, yâ Rasûlallah? diye sordu. Peygamberimiz:
"Misvak ağacından bir dal parçası olsa bile böyledir" buyurdu.
Müslim, Îmân 218. Ayrıca bk. Nesâî, Âdâbü'l-kudât 30; İbni Mâce, Ahkâm 9
Hz. Âişe bu ayetin,bir kimsenin yalan söylemeyi kastetmeden “hayır vallahi”,”evet vallahi” gibi önemsiz yeminler etmesi hakkında nâzil olduğunu belirtmiştir (Buhari,Eymân 1 ,Tefsir 5/8;Keffarat 1,6)
Lağv bir şey ifade etmeyen, nazarı itibara alınmayan söz demektir. İlga ve lağvetmek deyimleri buradandır. Ayrıca kopuk kopuk biçimde söylenen söze lugat denir. (lugatte de kelimeler kopuk kopuk sıralanmıştır).
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْۜ
Fiil cümlesidir. لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤَاخِذُ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.
بِاللَّغْوِ car mecruru يُؤَاخِذُكُمُ fiiline mütealliktir. ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ car mecruru اللَّغْوِ ’ in mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لٰكِنْ istidrak harfidir, لٰكِنّ ’ den muhaffefedir. Amel etmemiştir.
يُؤَاخِذُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harfi ceriyle يُؤَاخِذُ fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَسَبَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. قُلُوبُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimmalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لٰكِنَّ ’ nin tahfifi لٰكِنْ şeklinde olur. Tahfif edilince amelden düşer. İsim cümlesinin başına geldiği gibi fiil cümlesinin de başına gelebilir. Kendisinden önce genellikle vav (و) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.
يُؤَاخِذُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi أخذ ’ dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَل۪يمٌ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ٱللَّهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. غَفُورٌ haber olup damme ile merfûdur. حَل۪يمٌ ikinci haber olup damme ile merfûdur.
حَل۪يمٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. Benzeyen sıfat demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ ifadesindeki فِي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası taşır. اَيْمَانِكُمْ , içi olan bir nesneye benzetilmiştir. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
لٰـكِنَّ ’den tahfif edilmiş istidrak harfi لٰـكِنْ ’in dahil olduğu وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil sıygasında gelmesi teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , başındaki harf-i cerle يُؤَاخِذُكُمْ fiiline mütealliktir. Sılası olan كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ , mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebata, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ cümlesiyle يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Müâhaze, أخذ kökünden müfâale babındandır ve burada cezalandırmak anlamına gelir. ‘Kasıtsız olarak’ ifadesi, ‘batıl yere’ anlamındadır. لغى شيء ، يلغو ; düşmek, boşa çıkmak demektir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
اللَّغْوِ , yemin etmek kastıyla değil de düşünmeden ağızdan çıkan yeminler için kullanılır. Lügat kelimesi ve laga luga yapmak tabiri bu kökten gelir. Arkadan boşanma ile ilgili ayetler gelir. Önceki ayetlerde de ‘’yemininizi kötü amellere kalkan yapmayın’’ deniyordu. Burada da ‘’Allah sizi düşünmeden söylediğiniz şeylerden sorumlu tutmaz’’ deniyor. Düşünmeden boşanma sözlerini söyleme meselesine bir işaret olabilir.
لَا يُؤَاخِذُكُمُ - يُؤَاخِذُكُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb ve iştikak cinası sanatları vardır.
كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْۜ [Kalplerin kazanması] ifadesinde alet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Kazanan kalp değil, insandır.
Aynı zamanda كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْۜ ifadesinde istiare vardır. قُلُوبُ [kalpler], تَدَارَكَهُ [kazanmak] fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. kalpler, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Istiare sanatı yoluyla, yapılan işin önemi, muhayyileyi harekete geçirerek mükemmel bir şekilde ifade edilmiştir.
İstidrak, ‘’önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesi” şeklinde tarif edilmiştir. “İstidrâk, istisnaya benzemekle birlikte istisna, bir cüz’ü bir bütünden ayırmak, istidrâk ise, aynı anda farklı iki hükmü ifade etmek demektir.” İstidrâk, geçen sözden doğabilecek bir yanlış anlamayı düzeltmektir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
لٰكِنْ şeddeden muhaffeftir, ibtida harfidir, amel etmez. Sadece istidrak ifade eder. Kendisinden önce atıf edatı geldiğinden, atıf harfi olamaz. Kendisinden sonra müfred kelime geldiğinde, atıf edatı olmakla beraber, istidrak manasını da korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.1 s.475)
وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَل۪يمٌ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması ve ayette tekrarlanması telezzüz ve teberrük ve haşyet duygularını artırmak içindir. Hükmün illetini bildirmek için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında, tecrîd, ıtnâb ve ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Allah'ın غَفُورٌ ve حَل۪يمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.
غَفُورٌ - حَل۪يمٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mesel tarikinde tezyîl olan bu cümle ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Öncesinde konusu geçen meselin vuku bulmasından bağımsız olarak, ara vermeden başka bir ifadeye yer verilmesidir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
Bu son cümle Kur'an’da ufak değişikliklerle tekrarlanmıştır. Böyle cümleler çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
Böyle tekrarlanan kelimeler, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Fussilet Suresi 44, C. 2, s. 189)
غَفُورٌ ismi genellikle Kur’an’da رحيم ile birlikte gelir, burada حَل۪يمٌ ile birlikte gelmiştir.
حَل۪يمٌ duygularına kapılarak hareket etmek demek olan جهل ‘ in zıddıdır. ‘’Teenni ile hareket eden, kızınca hemen tepki göstermeyip düşünen’’ demektir. Allah mühlet veriyor, hemen cezalandırmıyor. Çok affedicidir. Biz de bu isimle vasıflanmaya çalışmalıyız. حَل۪يمٌ kelimesi aynı zamanda ilim kelimesinin zıddıdır.
لِلَّذ۪ينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ تَرَبُّصُ اَرْبَعَةِ اَشْهُرٍۚ فَاِنْ فَٓاؤُ۫ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٢٢٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لِلَّذِينَ | kimseler için |
|
| 2 | يُؤْلُونَ | yaklaşmamağa yemin edenler |
|
| 3 | مِنْ |
|
|
| 4 | نِسَائِهِمْ | kadınlarına |
|
| 5 | تَرَبُّصُ | bekleme (hakkı) vardır |
|
| 6 | أَرْبَعَةِ | dört |
|
| 7 | أَشْهُرٍ | ay |
|
| 8 | فَإِنْ | eğer |
|
| 9 | فَاءُوا | (o süre içinde) dönerlerse |
|
| 10 | فَإِنَّ | şüphesiz |
|
| 11 | اللَّهَ | Allah |
|
| 12 | غَفُورٌ | bağışlayan |
|
| 13 | رَحِيمٌ | merhamet edendir |
|
Eleve ألو :
ألَوَ fiili nihayeti sınırlayan, altı yönün herhangi birinde gösterilen bir uzunluğun sona erdiğini gösteren bir edat olan إلَى harfi cerinden gelmektedir. ألَوْتُ فِي الاَمْرِ deyimi bir meselede veya meseleyle ilgili gerekeni ve uygun olanı yapmada yetersiz kaldım/ihmalkar ya da dikkatsizdim anlamındadır ki bu da إلَى harfi cerinin manasından gelir, sanki o kimsenin işin sonunu görmüş gibi olduğu söylenmek istenir. إيلاء ve ألِيَّةٌ sözcükleri gerçekte yemin edilen işte taksiri gerektiren yemin anlamına gelir. Şeriatte yani İslam hukukunda إيلاء sözcüğü kadınla beraber olmaya engel olan yemin anlamında kullanılmıştır. آلاء'e gelince nimetler anlamındadır. Bunun da tekili ألاً ve إلَىً şekillerinde gelir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda 37 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim'de 10'dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
لِلَّذ۪ينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ تَرَبُّصُ اَرْبَعَةِ اَشْهُرٍۚ
İsim cümlesidir. اَلَّذِينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl, لِ harfi ceriyle mahzuf mukaddem habere mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası يُؤْلُونَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. يُؤْلُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ نِسَٓائِهِمْ car mecruru يُؤْلُونَ ‘ deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; متباعدين من نسائهم (Kadınlarından ayrılanlar) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
تَرَبُّصُ kelimesi, اَلَّذِينَ 'nin muahhar mübtedası olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اَرْبَعَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَشْهُرٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
لِلَّذ۪ينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ [Kadınlarına îlâ yapanlar] ifadesi onlara yaklaşmamaya yemin edenler anlamına gelmektedir. اَلْاَلِيَّةُ yemin etmek anlamına gelir. Çoğulu, اَلأَلِايَّا ’dır. آلَى - يُؤْلِي - إِيلاءَ kelimesi, eşleriyle münasebette bulunmamak üzere yemin eden erkekler için kullanılan bir fiildir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
3 ile 10 arası sayıların temyizinde, önce sayı, sonra temyiz gelir. Sayı muzaf, temyiz muzafun ileyh olur. Muzafun harekesi cümledeki konumuna göre değişir. Muzafun ileyh daima mecrurdur. Bu yüzden sayı muzaf olduğu için cümledeki konumuna göre irabını alır, temyiz muzafun ileyh olduğu için daima mecrurdur. Temyiz çoğul ve belirsiz olur. Sayı ile temyiz cinsiyet yönünden birbirinin zıttı olur. (Temyiz çoğul olduğu için eril veya dişil olduğunu anlamak için tekiline bakılır.) (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُؤْلُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi ألو ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَاِنْ فَٓاؤُ۫ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Fiil cümlesidir. فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَٓاؤُ۫ şart fiili olup, damme üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
ف şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.
ٱللَّهَ lafza-i celâl إِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. غَفُورٌ kelimesi إِنَّ ’ nin haberi olup damme ile merfûdur. رَح۪يمٌ ikinci haberi olup, damme ile merfûdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لِلَّذ۪ينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ تَرَبُّصُ اَرْبَعَةِ اَشْهُرٍۚ
Fasılla gelen ayet istînâfiyedir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu,Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , harf-i cerle mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Sılası olan يُؤْلُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تَرَبُّصُ اَرْبَعَةِ اَشْهُرٍۚ izafeti, bu isim cümlesinin muahhar mübtedasıdır. Müsnedün ileyh izafet formunda gelerek az sözle çok anlam ifade etmiştir.
يُؤْلُونَ fiilinin على yerine مِنْ harfiyle geçişli kılınması tazmin sanatıdır.
Tazmin iki anlamı en kısa uslupla bir araya getirme yoludur. Bir fiil ve başka bir fiille kullanılan bir cer harfi, birlikte kullanılarak aynı anda iki fiilin anlamı elde edilmektedir. Tazmin, bir fiilin belagat gayesiyle başka bir fiilin anlamına delalet ettiğinin kabul edilmesidir. Böylelikle birinci fiil, ikinci fiilin geçişlilik, geçizsizlik ve cümlede kulllanım özelliklerini alır. (Arapçada Cer Harflerinin (Edatların) Birbirinin Yerine Kullanımı Olgusu Yusuf Karataş Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili Ve Belagatı Anabilim Dalı Yıl: 13, Sayı: 36, 2013/I)
لِلَّذ۪ينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ [Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler için] yani onlarla cima etmemeye yemin edenler için demektir. الو kelimesi yemin etmek demektir, على edatı ile geçişli kılınır, ancak bu yemine uzaklaşma manası yüklendiği için مِنْ ile geçişli kılınmıştır. تَرَبُّصُ اَرْبَعَةِ اَشْهُرٍ [Dört ay bekleme vardır]. Mübtedadır, haberi kendinden öncesidir ya da zarfın failidir, تَرَبُّصُ beklemek ve duraklamaktır, zarfa izafe edilmesi mecâzîdir, yani îlâ eden için bu süre kadar bekleme hakkı vardır; ondan ne dönme ne de boşama istenmez. Bunun içindir ki, İmâm-ı Şâfî, îlâ ancak dört aydan fazlasında olur, buyurmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
4 farklı iddet vardır: Adet gören kadın 3 adet dönemi bekler. Adet görmeyen üç ay bekler. Hamile olan, doğuruncaya kadar, kocası ölen de 4 ay bekler.
فَاِنْ فَٓاؤُ۫ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
فَ istînâfiye, اِنْ şartiyyedir. Şart üslubunda gelen terkipte şart cümlesi olan فَٓاؤُ۫ müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
اِنْ , şart fiilinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.
Şart edatı اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُؤْلُونَ - فَٓاؤُ۫ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
فَٓاؤُ۫ , geri dönmek demektir. Müşriklerin malından alınıp Müslümanlara geri döndürülen mala “fey” denir.
اِنْ nadir olan şeyler için kullanılır ama اِنْ ‘ den sonra mazi fiil gelmiş, böylece geri dönmeye rağbet ettirilmiştir. (Mazi fiil vuku bulmuş gibi kabul edildiği için.)
فَ karinesiyle gelen فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ şeklindeki cevap cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve muhabbet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Allah’ın غَفُورٌ ve رَح۪يمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi, bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber inkârî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Lafz-ı celalin zahir olarak zikredildiği cevap cümlesi, konudan bağımsız olarak mesel tarikindedir. Atasözü gibi insanlar arasında kullanılır.
Bu son cümle Kur'an’da ufak değişikliklerle tekrarlanmıştır. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Böyle tekrarlanan kelimeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Fussilet Suresi 44, C. 2, s. 189)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ile, haberdeki mübalağa sigalarıyla, celâl ve kemal ifade eden lafza-i celâlin zikredilmesi ile tekid edilmiştir. Bu lafza-i celâl, dinleyen kişinin kalbine korku saçar. Bu nedenle birçok fasılada bulunur. Bu mevki, bulunduğu siyaka bağlı olarak başka ayetlerde bulunmayan manalar da kazandırır. Bu gerçekten mühimdir. Yani aynı kelimeler ve aynı terkipten oluşmuş bir fasıla, her zaman aynı şeye delalet etmez. Çünkü siyak, o ibareye başka delaletler de kazandırır. Lafız ve terkiplerin bir olması, onları asıl manada birleştirir, ancak siyak onları ayırır, çeşitlendirir ve aynı olan ibareleri birbirinden uzaklaştırır ya da yaklaştırır. Siyak, manaları dolayısıyla bu farklılığa sebep olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.166)
فَاِنْ فَٓاؤُ۫ [Eğer erkekler (yeminlerinden) dönerlerse], Yani erkekler cinsel ilişkide bulunmama konusunda yaptıkları yemini bırakıp da hanımlarına dönerlerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. İyla yapan kimsenin dönmesi sebebiyle onu bağışlar. Çünkü bu, onun tevbe etmesi anlamınadır. Yeminini bozması sebebiyle günahını bağışlar. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l - Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
Kadına yaklaşmamaya yemin edip bunu senelerce sürdürüyorlardı. Bu kişilerin kadına zülmetmemesi için 4 ay süre verilmiştir.
وَاِنْ عَزَمُوا الطَّـلَاقَ فَاِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ٢٢٧
Ve iz azemû : Azm kelimesinden kesin karar vermeyi anlıyoruz. Ayetin bitişi ”Allah herşeyi hakkıyla işiten ve bilendir.” Yani eğip bükmeyin, Allah kesin karar verdiğinizi biliyor. Hala belki şöyle olursa düzelebilir gibi bahaneler uydurmayın. Sizin diliniz söylemeden Allah kalbinizdekini bilir.
وَاِنْ عَزَمُوا الطَّـلَاقَ فَاِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَزَمُوا şart fiili olup, damme üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. الطَّلَاقَ takdir edilmiş harf-i cerle mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Takdiri; على الطلاق şeklindedir.
ف şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.
ٱللَّهَ lafza-i celâl إِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. سَم۪يعٌ kelimesi إِنَّ ’ nin haberi olup damme ile merfûdur. عَل۪يمٌ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَم۪يعٌ - عَل۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ عَزَمُوا الطَّـلَاقَ فَاِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki فَاِنْ فَٓاؤُ۫ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubunda gelen terkipte şart cümlesi olan عَزَمُوا الطَّلَاقَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
اِنْ , şart fiilinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.
Şart edatı اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَاِنْ عَزَمُوا الطَّلَاقَ [Şayet boşamaya karar verir] de müddetin bitmesine kadar beklerlerse, [Allah gerçekten işitir; mutlak ilim sahibidir.] Bu ifade erkeklerin [dönmeme] ısrarlarına ve dönmeyi terketmelerine yönelik bir tehdittir. Şâfi‘î Rahimehullāh’ın [v.204/820] görüşüne göre ayetin mânası; “Eğer müddetin bitiminden sonra döner ve boşamaya karar verirlerse” şeklindedir. Şayet “Dönme, bekleme iddet müddetinin son bulmasından önce olduğuna göre bu فَاِنْ فَٓاؤُ۫ ’ daki فَ ’nin konumunun keyfiyeti nedir?” dersen, şöyle derim: Bu sağlıklı bir konumdur. Çünkü [Eğer dönerlerse] ve “[boşamaya karar verirlerse] ifadeleri, “Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenlerin...” ifadesi için bir detaylandırmadır. Detaylandırma da detaylananın akabinde gelir. Bu tıpkı senin; “Bu ay sizin misafirinizim; şayet hoşnut kalır, sizi övgüye namzet bulursam ay sonuna kadar kalırım, aksi takdirde -fikrimi değiştirip belirteceğim süre dışında- burada kalmam” demene benzer. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- e’vîl)
فَ karinesiyle gelen فَاِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ şeklindeki cevap cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması hükmün illetini bildirmek, ikazı artırmak ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Allah'ın عَل۪يمٌ ve سَم۪يعٌ sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğu, bu sıfatların bir benzerinin olmadığı anlamına gelir. Aralarında وَ olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin de birlikte mevcudiyetini gösterir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)
Ayrıca bu sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Aralarında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Mesel tarikinde olan bu cümle, müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
Bu son cümle 224. ayetin fasılasının tekrarıdır. Kur'an’da ufak değişikliklerle veya aynen başka surelerde de tekrarlanmıştır. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Böyle tekrarlanan kelimeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Fussilet Suresi 44, C. 2, s. 189)
اِنَّ ile, haberdeki mübalağa sigalarıyla, celâl ve kemal ifade eden lafza-i celâlin zikredilmesi ile tekid edilmiştir. Bu lafza-i celâl, dinleyen kişinin kalbine korku saçar. Bu nedenle birçok fasılada bulunur. Bu mevki, bulunduğu siyaka bağlı olarak başka ayetlerde bulunmayan manalar da kazandırır. Bu gerçekten mühimdir. Yani aynı kelimeler ve aynı terkipten oluşmuş bir fasıla, her zaman aynı şeye delalet etmez. Çünkü siyak, o ibareye başka delaletler de kazandırır. Lafız ve terkiplerin bir olması, onları asıl manada birleştirir, ancak siyak onları ayırır, çeşitlendirir ve aynı olan ibareleri birbirinden uzaklaştırır ya da yaklaştırır. Siyak, manaları dolayısıyla bu farklılığa sebep olur.(Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.166)
Kuranda işitme duyusu, çoğunlukla alîm (bilir) kelimesiyle fiiliyle bazen de basar (görme) ile birlikte gelmiştir.
ٱلسَّمْعَ kelimesinin kökü olan سمع duymak-işitmek anlamındadır. Ayetlerde isim olarak kullanılmıştır.
ٱلْأَبْصَٰرَ kelimesinin kökü olan بصر görme yetisi anlamındadır. Ayetlerde çoğul olarak kullanılmıştır.
ٱلْأَفْـِٔدَةَ kelimesinin kökü فاد (kalp, gönül) anlamındadır. Kuran’da bu kelime gerçek kalp olarak geçmez. İdrak etme yetisi, düşünme yetisi, bilinçlenme anlamındadır. Ayetlerde çoğul olarak kullanılmıştır.
Çok ilginç şekilde tüm Kuran’da ‘ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ’ tamlaması 4 yerde geçer ve hep aynı sıra ile buyurulur: İşitme-Görme-İdrak etme.
Ayetlerde insanın yaratılışına ayrıca işaret vardır.
Modern bilimin son yıllarda yapmış olduğu çalışmalar göstermiştir ki; İnsanın yaratılış esnasında işitme, görme ve idrak etme yetilerinin gelişim sırası Yüce Allah’ın ayetlerde belirttiği sıraya uygundur.
İnsanın ilk olarak işitme yetisi gelişir, daha sonra görme yetisi ve en sonunda idrak etme-düşünme yetisi gelişir.
(https://kuranmucizeler.com/insanin-yaratilisindaki-mucizevi-sira-isitme-gorme-ve-idrak-etme-gonuller)
وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ ثَلٰثَةَ قُرُٓوءٍۜ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ اَنْ يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ف۪ٓي اَرْحَامِهِنَّ اِنْ كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ وَبُعُولَتُهُنَّ اَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ اِنْ اَرَادُٓوا اِصْلَاحاًۜ وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذ۪ي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِۖ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ۟ ٢٢٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَالْمُطَلَّقَاتُ | boşanmış kadınlar |
|
| 2 | يَتَرَبَّصْنَ | gözetlerler |
|
| 3 | بِأَنْفُسِهِنَّ | kendilerini |
|
| 4 | ثَلَاثَةَ | üç |
|
| 5 | قُرُوءٍ | kur’ (üç adet veya üç temizlik süresi) |
|
| 6 | وَلَا |
|
|
| 7 | يَحِلُّ | helal olmaz |
|
| 8 | لَهُنَّ | kendilerine |
|
| 9 | أَنْ |
|
|
| 10 | يَكْتُمْنَ | gizlemeleri |
|
| 11 | مَا |
|
|
| 12 | خَلَقَ | yarattığını |
|
| 13 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 14 | فِي | -nde |
|
| 15 | أَرْحَامِهِنَّ | kendi rahimleri- |
|
| 16 | إِنْ | eğer |
|
| 17 | كُنَّ | idiyseler |
|
| 18 | يُؤْمِنَّ | inanıyor |
|
| 19 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 20 | وَالْيَوْمِ | ve gününe |
|
| 21 | الْاخِرِ | ahiret |
|
| 22 | وَبُعُولَتُهُنَّ | kocaları |
|
| 23 | أَحَقُّ | hak sahibidirler |
|
| 24 | بِرَدِّهِنَّ | onları geri almağa |
|
| 25 | فِي |
|
|
| 26 | ذَٰلِكَ | bu arada |
|
| 27 | إِنْ | eğer |
|
| 28 | أَرَادُوا | isterlerse |
|
| 29 | إِصْلَاحًا | barışmak |
|
| 30 | وَلَهُنَّ | (kadınların) vardır |
|
| 31 | مِثْلُ | gibi |
|
| 32 | الَّذِي |
|
|
| 33 | عَلَيْهِنَّ | (erkeklerin) kendileri üzerindeki |
|
| 34 | بِالْمَعْرُوفِ | (örfe uygun) hakları |
|
| 35 | وَلِلرِّجَالِ | erkeklerin (hakları) |
|
| 36 | عَلَيْهِنَّ | onlar (kadınlar) üzerinde |
|
| 37 | دَرَجَةٌ | bir derece fazladır |
|
| 38 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 39 | عَزِيزٌ | azizdir |
|
| 40 | حَكِيمٌ | hakimdir |
|
Bu cümle emir manası taşıyan bir haber cümlesidir. Haber siğasıyla emretmek emri vurgular ve hemen yapılması gerektiğini anlatır.
Bu cümlede boşanan kadınlar sanki hemen bekleme emrine uymuşlar da Allah teala onların bu durumunu haber veriyormuş gibi bir mana vardır. Cümlenin isim cümlesi olması da manayı kuvvetlendirir. (Sabuni)
Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde, Allah’ın emrettiği (iyi geçim, zarar vermeme ve benzeri davranışlara dayalı) hakları vardır. Ancak erkeklerin kadınlar üzerine bir üstünlüğü vardır. Bu üstünlük, Allah’ın emrettiği gibi çoluk çocuğunun işlerini görüp nafakalarını temin etmek, aile reisliğini yapmak ve verdiği emirlere uyulmak gibi üstünlüklerdir. Dikkat edilirse bunlar, sorumluluk yükleyen üstünlükler olup, şereflendirme üstünlü değildir. Zira ‘Muhakkak ki allah yanında en değerli ve en üstün olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır.’ (Hucurat/13) (üstelik bu ayette üstünlük için ‘ekreme’ kelimesi kullanılmıştır) mealindeki ayet gereğince üstünlük takvaya bağlıdır.
Be'ale بعل :
Esasen efendi, sahip demektir. Koca karısının işlerini yerine getirdiği için böyle isimlendirilmiştir. Kelimenin aslı bir işi icra etme manasındadır. Bu anlamdan hareketle büyüyüp, kendi kökleriyle suyunu alabilen ağaca da bu isim verilmiştir.
Eşlerin erkek olanıdır. Çoğulu بعولة dir. Erkeğin kadına karşı üstünlüğü düşünüldüğünden, kadının yöneticisi ve başında görevli kılınmıştır. Bu açıdan, başkasına herhangi bir açıdan üstün olan her şeye de bu isim verilmiştir. Yine bu nedenle Araplar, Allah'a yaklaştırsınlar diye ibadet ettikleri mabudlarının böyle bir üstünlüğe sahip olduklarına inandıkları için onları بعل diye adlandırmışlardır. Etrafındakilere göre daha yüksek olan yere de ba'l adı verilir.
Kuran ı Kerim de 1 kez put anlamında geçmiştir. Diğer geçişlerde eş anlamında kullanılmıştır.
'Bu kökün hayret ve sıkıntı anlamına gelince; bu, mefhumun asıl anlamının kişi üzerindeki tesirlerindendir Çünkü efendi çoğunlukla üzerindeki mesuliyet ve kendine yönelinmesinden oluşan ve sadece ona ait vazifeler vardır. Bu yüzden bu vazifeleri ve mesuliyetle karşılaştığında hayrete düşer, sıkılır ve üzülür.
Kuran ı Kerimde ba'l kelimesinin geçtiği yerleri incelediğimizde eşler arası cinsel ilişkinin kastedildiği anlaşılmaktadır. Ancak zevc her iki durumda da kullanılır. Çünkü بِعال nikah ve oynaşma anlamına gelir. Hz. Peygamberin أيام أكل و شرب و بعال sözü bu anlamdadır. Kelimenin aslı bir işi icra etme manasındadır. İbnul Cevzi, ba'l kelimesinin asıl anlamının yükseklik (العلوّ) olduğunu ifade edip dolayısıyla kocaya ba'l denilmesi kadın üzerinde idareci olmasındandır demiştir. (Müfredat - Bursevi - Furuq - Tahkik - Sabri Türkmen)
El-qur’ kelimesinin iki manası vardır. Hayız müddeti veya iki hayız arasındaki süre demektir. Çoğulu quru' şeklindedir. Toplamak manasındaki qarae fiilinden türemiştir. Bu dönemde kadının vücudunda kan toplanır.
Qara’et (قرأت) kadının kan görmesi, özel günlerine girmesi için kullanılan bir fiildir. قرأتِ المرأةُ şeklinde fail olarak geldiğinde ‘kadın kan gördü, kur' sahibi oldu’ manası olur. قرأتُ المرأةَ şeklinde meful olarak gelirse ‘kadının hamile olmadığını anladım’ manasını taşır. Dilciler kur kelimesinin topladı manasını taşıdığını söylerler.
Kıraat da okurken harf ve kelimeleri bir arada toplamaktır. Tek bir harfin telaffuz edilmesi kıraat değildir. Kur’ân kelimesi de قرأ den gelmektedir. Eklemek, toplamak, okumak gibi manaları vardır.
Arapça’da doğuran deveye de قرأ (“karae”) denmektedir. İlk emir olan إقرأ (“iqra”) oku olarak ifade edilse de asıl manasında rahatlama anlamı vardır. Doğurunca içindeki sıkıntıdan kurtulduğu için “şimdiye kadar düşündüklerini tebliğ et ve rahatla” manası vardır. إقرأ (“ikra”) daki okuma bizim bildiğimiz manadaki okuma değildir. Peygamber Efendimiz (sav) ilk vahyin indiği dönemde çok sıkılıyor, daralıyor ama ne yapacağını bilemiyor. O sıkıntılardan kurtulması için ona “oku” emri geliyor. Bazı alimlere göre bu kitap Allah’ın kitaplarının semeresini kendinde topladığı için, hatta bütün ilimlerin semeresini kendinde topladığı için bu şekilde adlandırılmıştır.
وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ ثَلٰثَةَ قُرُٓوءٍۜ
İsim cümlesidir. Ayet, atıf harfi وَ ile önceki ayete matuftur. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُطَلَّقَاتُ mübteda olup damme ile merfûdur. يَتَرَبَّصْنَ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
يَتَرَبَّصْنَ fiili (نَ) نَ ‘ un nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. بِاَنْفُسِهِنَّ car mecruru يَتَرَبَّصْنَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Zaman zarfı ثَلٰثَةَ , fetha ile mansub olup يَتَرَبَّصْنَ fiiline mütealliktir. قُرُٓوءٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
يَتَرَبَّصْنَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ربص ’dır.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
الْمُطَلَّقَاتُ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mefûlüdür.
وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ اَنْ يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ف۪ٓي اَرْحَامِهِنَّ اِنْ كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ
Cümle atıf harfi و ile الْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ cümlesine matuftur.
Fiil cümlesidir. لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَحِلُّ damme ile merfû muzari fiildir. لَهُنَّ car mecruru يَحِلُّ fiiline mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, fail olarak mahallen merfûdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَكْتُمْنَ fiili نَ ‘ un nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Mahallen mansubdur. Faili nûnu’n - nisve olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası خَلَقَ اللّٰهُ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
خَلَقَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. ف۪ٓي اَرْحَامِ car mecruru خَلَقَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنَّ ‘nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
كُنَّ fiili نَ ‘ un nisvenin bitişmesiyle nakıs, mebni mazi fiildir. كُنَّ ’ nin ismi نَ ‘un nisve olarak, mahallen merfûdur. يُؤْمِنَّ cümlesi, كُنَّ ’ nin haberi olarak mahallen mansubdur. Cevabı mahzuftur.
يُؤْمِنَّ fiili نَ ‘ un nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n - nisve olarak, mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ car mecruru يُؤْمِنَّ fiiline mütealliktir. الْيَوْمِ الْاٰخِرِ atıf harfi وَ ’ la lafza-i celâle matuftur. الْاٰخِرِ kelimesi الْيَوْمِ ’ nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri إن كن يؤمن فلا يفعلن (Eğer müminlerse yapmasınlar) şeklindedir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُؤْمِنَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَبُعُولَتُهُنَّ اَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ اِنْ اَرَادُٓوا اِصْلَاحاًۜ
Cümle, atıf harfi وَ ile الْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ cümlesine matuftur.
İsim cümlesidir. بُعُولَتُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَحَقُّ haber olup damme ile merfûdur.
بِرَدِّ car mecruru اَحَقُّ ’ ya mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ف۪ي ذٰلِكَ car mecruru اَحَقُّ ‘ ya müteallik olup, mahallen mecrurdur. ل harfi buud, yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرَادُٓوا şart fiili olup, damme üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اِصْلَاحًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur.Takdiri; إن أراد بعولتهنّ إصلاحا فهم أحقّ بردّهنّ (Eğer kocaları ıslah isterse geri dönülmeye daha çok hak sahibidir.) şeklindedir.
اَرَادُٓوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
اَحَقُّ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذ۪ي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِۖ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌۜ
Cümle, atıf harfi وَ ile الْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ cümlesine matuftur.
İsim cümlesidir. لَهُنَّ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِثْلُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
عَلَيْهِنَّ car mecruru ism-i mevsûlun mahzuf sılasına mütealliktir. Takdiri; الذي يوجد عليهن (O ki onların üzerinde...) şeklindedir. بِالْمَعْرُوفِ car mecruru مِثْلُ ’ nun mahzuf sıfatına mütealliktir.
وَ atıf harfidir. لِلرِّجَالِ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. عَلَيْهِنَّ car mecruru دَرَجَةٌ ‘nün mahzuf haline mütealliktir. دَرَجَةٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
مِثْلُ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ۟
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. عَز۪يزٌ haber olup damme ile merfûdur. حَك۪يمٌ۟ ikinci haber olup damme ile merfûdur.
عَز۪يزٌ - حَك۪يمٌ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ ثَلٰثَةَ قُرُٓوءٍۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘ la 226. ayetteki … لِلَّذ۪ينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Ism-i mef’ûl vezninde gelen الْمُطَلَّقَاتُ , mübtedadır.
Müsned olan يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ ثَلٰثَةَ قُرُٓوءٍۜ cümlesinin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt , istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla, sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Haberi formda gelen cümle emir manasında olduğu için muktezayi zahirin hilafına durum oluşmuştur. Bu nedenle cümle mecaz-ı mürsel mürekkeptir.
قُرُٓوءٍ kelimesinin الحيض ve الطهر anlamlarına gelmesi müfessirler tarafından istihdam olarak değerlendirilmiştir. İstihdam iki anlamı olan bir kelimeyi söz içinde iki anlama da gelecek şekilde kullanmaktır. (Hasan Uçar,Kur’ân-I Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)
وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ [Boşanmış kadınlar] derken, cinsel ilişkide bulunulmuş adet gören kadınları kastediyor. Şayet lafız geneli gerektiriyorken boşanmış kadınlarla özelin kastedilmesi nasıl caiz olmuştur? dersen, şöyle derim: Aksine, söz konusu lafız “cins” anlamını içermede mutlak / kayıtsız olup, bu cinsin bütününü de bir kısmını da ifade etmeye uygundur. Dolayısıyla bu lafız -müşterek isimlerde olduğu gibi- kendisi için elverişli olanlardan sadece biri hakkında gelmiş olmaktadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
Burada boşanmış kadınlar hakkındaki hüküm emir şeklinde değil, muzâri fiille haber cümlesi şeklinde gelmiştir.
وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ [Boşanan kadınlar beklerler] Bu, emir manası ifade eden bir haber cümlesidir. Aslı; (boşanan hanımlar beklesin) ليتربصن المطلقات takdirindedir. Zemahşerî şöyle der: "Haber sıygasıyle emretmek, emri vurgular ve emredilen şeyin hemen yapılması gerektiğini anlatır. Bu cümlede, boşanan kadınlar, sanki hemen bekleme emrine uymuşlarda Yüce Allah onların bu durumunu haber veriyormuş gibi bir mânâ vardır. Cümlenin isim cümlesi olması da mânâyı daha fazla kuvvetlendirmektedir.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
ثَلٰثَةَ قُرُٓوءٍۜ [Üç ay hâli ( hayız veya temizlik müddeti)…] ifadesinde قُرُٓوءٍۜ kelimesi قُرء kelimesinin çoğuludur. Bize göre hayız, Şâfiî’ye göre temizlik yani hayızlı olmama hâlidir. Dilciler bu lafzın her ikisi için de kullanıldığında icma etmişlerdir. Dinde her iki kullanım da bulunmaktadır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Şayet: “Neden temyiz اقرء ْşeklinde azlık bildiren çoğul değil de, çokluk bildiren çoğul sıygası üzere geldi?” dersen, şöyle derim: Araplar bu konuda geniş davranıp, bu iki çoğul çeşidinden her birini, çoğullukta ortak olmaları sebebiyle diğerinin yerine kullanmaktadır. بِاَنْفُسِهِنَّ kelimesine dikkat edersen, o pek çok nefislerden başka bir şey değildir. Muhtemelen قُرُٓوءٍۜ sıygası اقرء ’ sıygasından daha çok kullanılmakta olup, kullanımı az olanı mühmel [terkedilmiş] konumuna indirmek için ona tercih edilmiştir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ اَنْ يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ف۪ٓي اَرْحَامِهِنَّ
Cümle, وَ ‘ la وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ف۪ٓي اَرْحَامِهِنَّ cümlesi, masdar teviliyle لَا يَحِلُّ fiilinin fail konumundadır.
Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ‘nın sılası olan خَلَقَ اللّٰهُ ف۪ٓي اَرْحَامِهِنَّ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
اَرْحَامِ kelimesi رحَمِ kelimesinin çoğuludur. Müfessirler bunun hayız ve hamilelik olduğunu söylemişlerdir.
اِنْ كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ
Fasılla gelen cümle şart üslubunda haberî isnaddır.
كَان ’nin dahil olduğu اِنْ كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ cümlesi şarttır. sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَان ’nin haberi olan يُؤْمِنَّ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَان ’nin haberi muzari fiil olduğunda, genellikle devam edegelen maziye, âdet haline gelmiş davranışlara delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette lafza-i celâlin ikinci kez zikri kalplerde haşyet uyandırmak amacına matuftur.
Zamir makamında ism-i celâlin, hükmün illetini bildirmek, kalplerde haşyet uyandırmak için zahir olarak tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Şartın cevabının öncesinin delaletiyle hazf edilmesi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mezkur şart ve mahzuf cevabından müteşekkil terkip, şart üslubunda, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Kur'an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.
Ayette cevabın hazfi, farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
Allah’a imandan sonra ahirete imanın zikri hususun umuma atfı kabilinden ıtnâbtır.
اِنْ كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللّٰهِ [Allah'a inanıyorlarsa] sözünden maksat, konunun sadece Allah'a imanla mukayyed olduğunu ifade etmek değildir. Nefislerine korku, heyecan ve dehşet salmak içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
Allah’a ve kıyamete inanmak insanı Allah’ın emirlerine uymaya sevk eder. Allah onlara bu işi gizlemelerini haram kılmıştır. Bu durumda açıklamak farz hâline gelmiştir. Açıklamaları farz olunca da kocaların onların sözlerini kabul etmeleri vacip olur. Kadına bu konuda güvenilir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
[Allah’a ve ‘Son Gün’e iman ediyorlarsa.] Bu ifade kadınların bu ‘rahimdekini gizleme’ fiilinin büyük bir vebal addedilmesi ve Allah’a ve O’nun cezalandırmasına iman eden kimsenin bu tür büyük günahlara cüret edemeyeceği anlamına gelmektedir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَبُعُولَتُهُنَّ اَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ اِنْ اَرَادُٓوا اِصْلَاحاًۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘ la وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ cümlesine atfedilmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i tafdil vezninde gelen müsned اَحَقُّ , mübalağa ifade etmiştir.
بِرَدِّهِنَّ ve ف۪ي ذٰلِكَ car-mecrurları, اَحَقُّ ‘ye mütealliktir.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ nikahlanmaya işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
اِنْ اَرَادُٓوا اِصْلَاحًا cümlesi, itiraziyyedir. Şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Şartın cevabı önceki şart cümlesinin cevabının delaletiyle hazf edilmiştir. Takdiri; إن أراد بعولتهنّ إصلاحا فهم أحقّ بردّهنّ (Eğer kocaları ıslah isterse geri dönülmeye daha çok hak sahibidir.) şeklindedir.
Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkur şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır.
بِرَدِّهِنَّ - اَرَادُٓوا kelimeleri arasında tıbâk-ı icâb sanatı vardır.
Şayet: “Kadınların da bir dönüş hakları varmış gibi kocalar dönmeye ‘daha’ layık kılınmışlardır?” dersen, şöyle derim: Adam kadının dönmesini istediği halde kadın bundan kaçınırsa, adamın sözünün kadının sözüne tercih edilmesi gerekir. Böylece adam [bu konuda] kadından daha çok hak sahibi olmuştur; yoksa bu kadının dönme hakkı bulunduğu anlamına gelmez. Dönme sayesinde kendileriyle o kadınların arasını “bulup, barışmak” ve o kadınlara iyilik etmek “ister” ve onlara zarar vermek istemez- lerse…” (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذ۪ي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِۖ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘ la وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ ثَلٰثَةَ قُرُٓوءٍ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur لَهُنَّ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِثْلُ , muahhar mübtedadır.
مِثْلُ için muzâfun ileyh konumundaki has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ‘nin sılası mahzuftur. عَلَيْهِنَّ car mecruru bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Müsnedin, izafetle gelerek az sözle çok anlam ifade etmesi îcaz yollarından biridir.
بِالْمَعْرُوفِۖ car-mecruru, مِثْلُ ’nun mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
بِالْمَعْرُوفِ ifadesi Kur’an-ı Kerîm’de 19 yerde geçmiştir. Hepsi Allah’ın koyduğu hüküm ile alakalıdır. BAKARA/240. ayette (Kocası ölmüş kadının evde bir yıl kalması ile ilgili bir ayet) من معروف şeklinde geçmiştir. Bu şekildeki bir kullanım da sadece o ayette vardır.
Aynı üslupta gelen وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ cümlesi hükümde ortaklık nedeniyle atıf harfi وَ ’la mâkabline atfedilmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. لِلرِّجَالِ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muahhar mübteda olan دَرَجَةٌ ‘ ün tenvinli gelişi nev ifade eder.
عَلَيْهِنَّ car-mecruru, دَرَجَةٌ ’un mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
لَهُنَّ - عَلَيْهِنَّ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذ۪ي عَلَيْهِنَّ Bu cümlede, beyan ilmini bilenlere kapalı kalmayacak derecede eşsiz bir i'caz sanatı vardır. Zira مِثْلُ lafzından sonra gelen karine ile öncekinden, önce gelen karineyle de sonrakinden hazifler yapılmıştır. Takdiri şöyledir: (Erkeklerin onlar üzerindeki hakları gibi, onların da erkekler üzerinde hakları vardır.) (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
[Erkeklerin kadınlar üzerinde] gözetilmesi gereken [hakları olduğu gibi, kadınların da onlar üzerinde] gözetilmesi gereken [meşru] yani şer ‘an ve insanların genel adetleri itibariyle [yani örfen] yadırganmayacak [hakları vardır.] Dolayısıyla, sakın kadınlar kendi hakları olmayan şeyi kocalarına; kocalar da kendi hakları olmayan şeyi o kadınlara yüklemesinler ve eşlerden hiçbiri hayat arkadaşına sert davranmasın! Buradaki karşılıklı denklikten maksat, yapılacak işin cinsi itibariyle değil, işin güzel olmasını gerektirecek türden bir denkliğin gerekliliğidir. Şu halde kadın adamın elbisesini yıkadığı veya ona ekmek pişirdiği vakit, adamın da bunun gibi yapması gerekmez; ama örneğin, odun hazırlamak gibi erkeklere yaraşır şekilde o fiile mukabil bir şeyler yapar. [Ancak erkeklerin onların üzerinde] hak ve fazilet noktasında [bir dereceleri] yani fazlalıkları [vardır.] Denilmiştir ki, erkeğin nail olduğu ne tür lezzet varsa kadın da o lezzete nail olur. Erkeğin üstünlüğü kadını görüp gözetmesi ve onun görülecek iş ve ihtiyaçları için harcama yapmasıdır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ۟
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması hükmün illetini bildirmek, ikazı artırmak ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. Zamir makamında zahir isim zikredilerek tekrarlanmış, hükmün illeti konunun önemi vurgulanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
عَز۪يزٌ - حَك۪يمٌ۟ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır.
Haber olan iki vasfın arasında و olmaması Allah Teâlâda ikisinin birden mevcudiyetini gösterir. Allah’ın عَز۪يزٌ ve حَك۪يمٌ۟ sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)
عَز۪يزٌ ve حَك۪يمٌ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekit için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
عَز۪يزٌ [Aziz] çok ihtiyaç duyulur, zor ulaşılır, alternatifi yok demektir. (İmam Gazali).
Önce gelen عَز۪يزُ ismini حَك۪يمُ isminin takip etmesi; O'nun aziz oluşunun, mazlumun ve hakka çağıranın zafer kazanması gibi, hikmet sahipleri tarafından övgüye lâyık bir konumda sapasağlam olduğunu belirtmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Ankebût/26)
اَلطَّـلَاقُ مَرَّتَانِۖ فَاِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ اَوْ تَسْر۪يحٌ بِاِحْسَانٍۜ وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَأْخُذُوا مِمَّٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـٔاً اِلَّٓا اَنْ يَخَافَٓا اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۙ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا ف۪يمَا افْتَدَتْ بِه۪ۜ تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَعْتَدُوهَاۚ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ٢٢٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | الطَّلَاقُ | boşama |
|
| 2 | مَرَّتَانِ | iki defadır |
|
| 3 | فَإِمْسَاكٌ | ya tutmak (lazım)dır |
|
| 4 | بِمَعْرُوفٍ | iyilikle |
|
| 5 | أَوْ | ya da |
|
| 6 | تَسْرِيحٌ | salıvermek |
|
| 7 | بِإِحْسَانٍ | güzelce |
|
| 8 | وَلَا |
|
|
| 9 | يَحِلُّ | helal değildir |
|
| 10 | لَكُمْ | size |
|
| 11 | أَنْ |
|
|
| 12 | تَأْخُذُوا | geri almanız |
|
| 13 | مِمَّا | şeylerden |
|
| 14 | اتَيْتُمُوهُنَّ | onlara verdiğiniz |
|
| 15 | شَيْئًا | bir şey |
|
| 16 | إِلَّا | başka |
|
| 17 | أَنْ | eğer |
|
| 18 | يَخَافَا | korkarlarsa |
|
| 19 | أَلَّا |
|
|
| 20 | يُقِيمَا | koruyamamaktan |
|
| 21 | حُدُودَ | sınırlarını |
|
| 22 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 23 | فَإِنْ | eğer |
|
| 24 | خِفْتُمْ | korkarsanız |
|
| 25 | أَلَّا |
|
|
| 26 | يُقِيمَا | koruyamamaktan |
|
| 27 | حُدُودَ | sınırlarını |
|
| 28 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 29 | فَلَا | yoktur |
|
| 30 | جُنَاحَ | bir günah |
|
| 31 | عَلَيْهِمَا | ikisine de |
|
| 32 | فِيمَا | (kadının ayrılmak için verdiği) |
|
| 33 | افْتَدَتْ | fidye |
|
| 34 | بِهِ | hakkında |
|
| 35 | تِلْكَ | işte bunlar |
|
| 36 | حُدُودُ | sınırlarıdır |
|
| 37 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 38 | فَلَا |
|
|
| 39 | تَعْتَدُوهَا | sakın bunları aşmayın |
|
| 40 | وَمَنْ | ve kim(ler) |
|
| 41 | يَتَعَدَّ | aşarsa |
|
| 42 | حُدُودَ | sınırlarını |
|
| 43 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 44 | فَأُولَٰئِكَ | işte |
|
| 45 | هُمُ | onlar |
|
| 46 | الظَّالِمُونَ | zalimlerdir |
|
İmsâkun tutma, yapışmadır. Oruç tutarken de muhtemelen kişi kendisini o an itibariyle tuttuğu için vaktin adı imsaktır. Misk, mis ve misket kelimeleri bu köktendir. Ayette eşleri güzellikle elinin altında tutmaktan bahsedilmektedir.
اَلطَّـلَاقُ مَرَّتَانِۖ فَاِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ اَوْ تَسْر۪يحٌ بِاِحْسَانٍۜ
İsim cümlesidir. اَلطَّلَاقُ mübteda olup damme ile merfûdur. مَرَّتَانِ haber olup, müsenna olduğu için elif ile merfûdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِمْسَاكٌ mübteda olup damme ile merfûdur. Haberi mahzuftur.Takdiri ; واجب عليكم (Size gereklidir.) şeklindedir. بِمَعْرُوفٍ car mecruru اِمْسَاكٌ 'nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. تَسْر۪يحٌ kelimesi اِمْسَاكٌ ‘e matuftur. بِاِحْسَانٍ car mecruru تَسْر۪يحٌ ‘ nun mahzuf sıfatına mütealliktir.
اَوْ : Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَعْرُوفٍ , sülâsi mücerredi عرف olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.
وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَأْخُذُوا مِمَّٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـٔاً اِلَّٓا اَنْ يَخَافَٓا اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَحِلُّ damme ile merfû muzari fiildir. لَكُمْ car mecruru يَحِلُّ fiiline mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, يَحِلُّ fiilinin faili olarak mahallen merfûdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَأْخُذُوا fiili نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl, مِنْ harfi ceriyle شَيْـًٔا ‘ in mahzuf haline veya تَأْخُذُوا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اٰتَيْتُمُوهُنَّ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اٰتَيْتُمُو sükun ile mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُنَّ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. شَيْـًٔا kelimesi تَأْخُذُوا fiilinin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. اٰتَيْتُمُو fiilinin ikinci mef’ûlün bihi mahzuftur. Takdiri; آتيتموهنّ إيّاه şeklindedir.
اِلَّٓا istisna harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mef’ûlun bih شَيْـًٔا ‘den müstesna veya hal olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَخَافَٓا fiili نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar. اَنْ ve masdar-ı müevvel, يَخَافَٓا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُق۪يمَا fiili نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar. حُدُودَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Cemi müzekker muhatab mazi fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir و harfi getirilir. اٰتَيْتُمُوهُنَّ fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı - işbâ edatı denilir.
Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰتَيْتُمُو fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتى ‘ dir.
يُق۪يمَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi قوم ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۙ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا ف۪يمَا افْتَدَتْ بِه۪ۜ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خِفْتُمْ şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, خِفْتُمْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُق۪يمَا fiili نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar. حُدُودَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَا cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb, haberini ref eder.
جُنَاحَ kelimesi لَا ’ nın ismi olup fetha üzere mebnidir. عَلَيْهِمَا car mecruru لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. مَا müşterek ism-i mevsûl, لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası افْتَدَتْ بِه۪ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
افْتَدَتْ fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzerine mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘ dir. بِه۪ car mecruru افْتَدَتْ fiiline mütealliktir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُق۪يمَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi قوم ‘ dir.
افْتَدَتْ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi فدي ’ dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَعْتَدُوهَاۚ
İsim cümlesidir. İşaret ismi تِلْكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud, yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. حُدُودُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl, muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن وعيتموها فلا تعتدوها. (Eğer bunun farkına varırsanız, onu aşmayın.) şeklindedir.
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَعْتَدُو fiili نَ ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
تَعْتَدُو fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi عدو ’ dir.
وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ
İsim cümlesidir وَ istînâfiyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَتَعَدَّ şart fiili olup, illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. حُدُودَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
يَتَعَدَّ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi عدو ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İşaret ismi أُو۟لَـٰۤىِٕكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. هُمُ الظَّالِمُونَ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
Veya munfasıl zamir هُمُ fasıl zamirdir. الظَّالِمُونَ haber olup ref alameti وَ ’ dır. Cemi müzekker kelimeler harfle îrablanırlar.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الظَّالِمُونَ , sülâsi mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلطَّـلَاقُ مَرَّتَانِۖ فَاِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ اَوْ تَسْر۪يحٌ بِاِحْسَانٍۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
اَلطَّلَاقُ مَرَّتَانِۖ cümlesi, mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümle haber üslubunda geldiği halde emir manası taşıdığından, muktezâyı zahirin hilafına durum arzetmesi sebebiyle mecâz-ı mürsel mürekkeptir.
Kim karısını iki kere boşarsa bundan sonra onu ya iyilikle yanında tutsun veya güzellikle evlilik bağını koparsın demektir. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu Ve Haberin Muktezâ-Yı Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)
فَاِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ اَوْ تَسْر۪يحٌ بِاِحْسَانٍۜ cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan اِمْسَاكٌ ’un takdiri فعليكم إمساكهن [Size onları tutmak gerekir.] olan haberi mahzuftur. Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَسْر۪يحٌ , atıf harfi اَوْ ile, فَاِمْسَاكٌ ‘a matuftur. Atıf sebebi tezattır. Her iki kelime de bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
بِاِحْسَانٍۜ car-mecruru تَسْر۪يحٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
اِمْسَاكٌ ve تَسْر۪يحٌ kelimeleri arasında tıbâk-ı icâb sanatı vardır.
مَعْرُوفٍ - اِحْسَانٍۜ kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.
Sanki إذا علمتم كيفية التطليق فعليكم أحد الأمرين [Boşanmanın nasıl olacağını bildiyseniz size bu iki şıktan birini yapmak gerekir.] denmiş gibidir.
Bu ayet Habibe binti Sehl hakkında nazil olmuş. Kocasını çirkin buluyormuş. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ e boşanmak istediğini söylemiş. Herşeyi iyi, malı mülkü var ama onu çirkin buluyorum, demiş. Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Boşanmak için birşey vermek ister misin” diye sormuş. O da “veririm” demiş. Mehrinden aldığını geri vermiş ve boşanmış. Kocasını çirkin görünce görevini yerine getirememekten korkmuştur. İltifat sanatı vardır, zamirler değişmiştir.
وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَأْخُذُوا مِمَّٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـٔاً اِلَّٓا اَنْ يَخَافَٓا اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ
وَ atıf veya istînâfiyedir. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَأْخُذُوا مِمَّٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـًٔا اِلَّٓا اَنْ يَخَافَٓا cümlesi, masdar teviliyle لَا يَحِلُّ fiilinin fail konumundadır. Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
تَأْخُذُوا fiiline müteallik mecrur mahaldeki ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası olan اٰتَيْتُمُوهُنَّ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelmiş, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَأْخُذُوا fiilinin mef’ûlü olan شَيْـًٔا ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَا يَحِلُّ fiiline müteallik car mecrur لَكُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için fail olan masdar-ı müevvele takdim edilmiştir.
اِلَّٓا istisna harfidir. Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَخَافَٓا cümlesi, masdar teviliyle خائفين manasında شَيْـًٔا ‘den istisna edilen müstesna veya hal konumundadır. Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَأْخُذُوا - اٰتَيْتُمُوهُنَّ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
اَلَّا edatı, masdar harfi أَنْ ve nefy harfi لاَ ’dan müteşekkildir. Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ cümlesi, masdar teviliyle يَخَافَٓا fiilinin mef’ûlü bihidir.
Masdar-ı müevvel, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Az lafızla çok anlam ifade eden حُدُودَ اللّٰهِۜ izafetinde, lafza-i celâle muzaf olması حُدُودَ ’ye şan ve şeref kazandırmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
حُدُودَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَأْخُذُوا مِمَّٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـًٔا [Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helâl olmaz.] Bu ayet kocalara kadınlara verdikleri mehri geri almalarının haram olduğunu bildiren bir hitaptır. اِلَّٓا اَنْ يَخَافَٓا [Korkmanız müstesna] ifadesi erkek ve kadının bilmesi müstesna anlamındadır. Burada bilmek korku olarak nitelenmiştir. Çünkü kişi korkacağı şeyi bildiğinde korkar. يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ [Allah’ın sınırlarında kalmakta…] Yani koca karısının kendisini sevmediğini, görevini yerine getirmediğini biliyor bu da onu aynısıyla karşılık vermeye sevk ediyorsa Allah’ın sınırlarını terk etmiş olacaklardır. Bu durumda kadının muhâlea (boşanma) talep etmesi, erkeğin de bunun karşılığında kadından boşanma bedelini alması helâl olur. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۙ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا ف۪يمَا افْتَدَتْ بِه۪ۜ
فَ istînâfiyye, اِنْ şartiyyedir. Şart üslubundaki terkipte خِفْتُمْ اَلَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۙ cümlesi şarttır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi أن ’i takip eden menfi muzari fiil cümlesi لَّا يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِ , masdar teviliyle mef’ûl konumundadır. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَ karinesiyle gelen فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا ف۪يمَا افْتَدَتْ بِه۪ۜ şeklindeki cevap cümlesi, cinsini nefyeden nefy harfi لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. جُنَاحَ kelimesi لَا ’nın ismidir. Sübut ve istimrar ifade eden cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. عَلَيْهِمَا’ nin müteallakı olan لَا ’nın haberi mahzuftur.
لَا ’ nın mahzuf haberine müteallik mecrur mahaldeki ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası olan افْتَدَتْ بِه۪ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
خِفْتُمْ - يَخَافَٓا kelimeleri arasında iştikak cinâsı ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ cümlesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
جُنَاحَ - يَحِلُّ kelimeleri arasında tıbâk-ı icab sanatı vardır.
تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. تِلْكَ mübteda, حُدُودُ اللّٰهِ izafeti haberdir.
Müsnedün ileyhin uzağı işaret etmekte kullanılan işaret ismi ile marife olması, dikkatleri işaret edilene yoğunlaştırmak ve onu yüceltmek içindir.
تِلْكَ ‘de istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden تِلْكَ ile hükümlere işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret isimleri mahsus şeyler için kullanılır. Burada olduğu gibi aklî bir şeye işaret ismiyle işaret edilirse aklî olan hissî olana benzetilmiş olduğundan, istiare oluşur. Câmi’ her ikisindeki vücudun tahakkukudur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190)
Müsnedin izafet şeklinde gelmesi, az sözle çok anlam ifadesinin yanında tazim ifade eder. Çünkü müsned lafza-i celâle muzâf olmak suretiyle şeref kazanmış ve müsnedün ileyhin de tazimine işaret etmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Veciz ifade kastına matuf حُدُودُ اللّٰهِ izafetinde Allah ismine muzâf olan حُدُودُ , tazim edilmiştir.
حُدُودُ kelimesi ile ilgili bilgi: Leys şöyle demiştir: "Bir şeyin sınırı, o şeyin kesiştiği ve bittiği yerdir." Ezherî ise şöyle demiştir: "Bu (حُدُودُ) kelimesinden olmak üzere, mahrum bırakılan kimseye محدود denilir. Çünkü o kimse rızıktan men edilmiştir. Kapıcıya da, bu kökten olarak حَدَّادٌ denilir. Çünkü o, insanları içeri girmekten meneder. Evin haddi (sınırı) ise, ev halkı dışındakileri kendisine girmekten alıkoyan sınırdır. Buna göre Allah'ın hududu, kendilerine muhalefet edilmesini yasakladığı hükümleridir. Yine kuvvet ve sertliğinden dolayı demire de حديد denilmiştir. Allah'ın hududundan maksad, onun kesin sınırlarla belirttiği, yani belli ölçü ve sıfatlarla takdir etmiş olduğu hükümlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb,Bakara/187)
فَلَا تَعْتَدُوهَاۚ
Müstenefe olan cümlede rabıta harfi فَ , mahzuf bir şartın cevabına dahil olmuştur.
فَلَا تَعْتَدُوهَا cümlesi, takdiri, إن وعيتموها [Eğer bunun farkına varırsanız, ...] olan şart cümlesinin cevabıdır. Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Şartın cevabı nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Cümle, وَ ’la تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vasılda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada şart cümlesi, isim cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberi manada olması bu atfı mümkün kılmıştır.
Şart üslubunda gelen terkipte مَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ cümlesi şarttır. Şart ismi مَنْ , mübteda,müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ cümlesi, haberdir.
Müsnedin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Konudaki önemine binaen, حُدُودَ اللّٰهِ izafetinin tekrarlanmasında, tenbih ve ikazı artırmak için zamir makamında lafza-ı celâlin zikredilmesinde ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu ayette dört kere zamir yerine Allah isminin zikredilmesi ilahi mehabeti, yani korkuyu daha fazla izhar etmek, kalplere Allah korkusu salmak içindir. Nehiyden sonra ceza, vaîdi tehdidi ağırlaştırır.
يَتَعَدَّ - لَا تَعْتَدُوهَاۚ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelerek onlara tekrar dikkat çekilmesi işaret edilenleri tahkir ve korkutmak ifade eder.
Fasıl zamiri, müsnedin الْ takısı ile gelmesi sebebiyle oluşan kasrı tekid içindir. Haberin الْ takısıyla marife olması, kasr ifadesinin yanında bu vasfın onlarda kemâl derecede olduğunu belirtir.
Kasr-ı mevsûf ale’s sıfat: Zikredilen mevsûfta, bu sıfattan başka bir sıfat olmadığını ifade etmektir. Ama bu sıfat başka mevsûflarda bulunabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
هم zamiri, mübteda ile haberin arasına girdiği için “Îrabdan mahalli olmayan fasıl zamiri” olarak isimlendirilmiştir. Bu zamir tekid ifade eder. Pekiştirme dışındaki bir faydası da ihtisas ifade etmesidir. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber inkâri kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Bu kişilerin durumu üç şekilde tekid edilmiştir: Sübuta delalet eden isim cümlesi ile gelmiştir. Fasıl zamiri olan هم ile tekid edilmiştir. Müsned ve müsnedün ileyhin marife olmasıyla tekid edilmiştir. Bu da kasr ifade eder. Hüsran onlara kasredilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Garîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, Soru: 352)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Haber olan الظَّالِمُونَ ‘nin, ism-i fail kalıbıyla gelmesi durumun sübut ve devamlılığına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ Burada sıfat mevsufa tahsis edilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) Kasr-ı sıfat ale’l mevsuftur.
Tekrar eden هُمْ zamirlerinde ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا [Bu söylenenler Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın.] Yani bunlar Allah’ın hükümleri ve farzlarıdır. Onları aşmayın. [Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.] Yani kim Allah’ın emirlerini çiğneyerek yasakladığı şeyleri yaparsa kendisine zarar verir ve her şeyi yanlış yere koymuş olur. Buradaki مَنْ ismi çoğul anlamı taşır. Bu sebeple “onlar” buyurmuştur. Bir rivayete göre de [Bunlar Allah’ın hükümleridir] denirken bu ayetten önce zikredilen şarap, kumar ve burada zikredilen bütün konular kastedilmiştir. Yine bunun öncesine hamledilmesi de mümkündür. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Şart ve cevap cümleleri tezyil hükmündedir. فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ cümlesi hakiki kasır ifade eder. Sadece Allah'ın hududunu aşan kimse zalimdir. Allah'ın sınırlarını aşan kimsenin durumunun zalimliğe hasredildiği açıktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتّٰى تَنْكِحَ زَوْجاً غَيْرَهُۜ فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يَتَرَاجَعَٓا اِنْ ظَـنَّٓا اَنْ يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ٢٣٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَإِنْ | eğer |
|
| 2 | طَلَّقَهَا | (erkek) yine boşarsa |
|
| 3 | فَلَا |
|
|
| 4 | تَحِلُّ | helal olmaz |
|
| 5 | لَهُ | ona |
|
| 6 | مِنْ |
|
|
| 7 | بَعْدُ | artık bundan sonra |
|
| 8 | حَتَّىٰ | kadar |
|
| 9 | تَنْكِحَ | (kadın) nikahlanıncaya |
|
| 10 | زَوْجًا | kocaya |
|
| 11 | غَيْرَهُ | başka bir |
|
| 12 | فَإِنْ | eğer |
|
| 13 | طَلَّقَهَا | O (vardığı adam) da boşarsa |
|
| 14 | فَلَا | yoktur |
|
| 15 | جُنَاحَ | bir günah |
|
| 16 | عَلَيْهِمَا | kendilerine |
|
| 17 | أَنْ |
|
|
| 18 | يَتَرَاجَعَا | tekrar birbirlerine dönmelerinde |
|
| 19 | إِنْ | eğer |
|
| 20 | ظَنَّا | inanırlarsa |
|
| 21 | أَنْ |
|
|
| 22 | يُقِيمَا | koruyacaklarına |
|
| 23 | حُدُودَ | sınırlarını |
|
| 24 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 25 | وَتِلْكَ | işte bunlar |
|
| 26 | حُدُودُ | sınırlarıdır |
|
| 27 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 28 | يُبَيِّنُهَا | açıklamaktadır |
|
| 29 | لِقَوْمٍ | bir toplum için |
|
| 30 | يَعْلَمُونَ | bilen |
|
Ahsen Talak (en güzel boşama) adı verilen boşamayı Talak Suresi 1. ayet beyan eder. Bu ayetse dönüşü mümkün olan boşanmanın sınırını açıklar. Bu izin ikisi veya üçü bir arada değil, iki ayrı zamanda kullanılabilir. Zira “merra” nın bir anlamı da “zamanda bir bölüm” dür. Bu boşama türü, boşanma hakkını geri dönülemez biçimde sonuna kadar tüketen kişiyi ele almaktadır. Verilen iki fırsat da tüketilerek üçüncüsü ve sonuncusu da kullanılmışsa eşlerin beraberliği deneme süresi bitmiş ve nikahın saygınlığı tükenmiş demektir.
Allah kulunun izzetini korur!
Maalesef günümüz müslümanları özellikle Pakistan ve Hindistan’da çokça olmak üzere böyle bir durum olduğunda boşadığı eşini para karşılığı bir günlüğüne nikahlayacak bir adam buluyor ve ertesi gün boşatıp hanımı tekrar nikahına alıyor ve böylece ayetin gereğini yerine getirdiğini düşünüyor. Oysa Allah herşeyi hakkıyla bilen ve görendir.
Sebt günündeki avlanma yasağını, bir gün önce denize ağ atarak ertesi gün avlanmayan ve ayete uygun davrandığını düşünen Yahudileri hatırlamamak elde değil...
فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتّٰى تَنْكِحَ زَوْجاً غَيْرَهُۜ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
طَلَّقَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَا تَحِلُّ لَهُ cümlesi, mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri, فهي لا تحلّ له. şeklindedir.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَحِلُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ’ dir. لَهُ car mecruru تَحِلُّ fiiline mütealliktir. مِنْ بَعْدُ car mecruru تَحِلُّ fiiline mütealliktir. بَعْدُ kelimesinin sonundaki ötre, mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. تَنْكِحَ muzari fiilini gizli اَنْ ’ le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, حَتّٰى harf-i ceriyle تَحِلُّ fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur.
تَنْكِحَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ’ dir. زَوْجًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. غَيْرَ kelimesi زَوْجًا ’ in sıfatı olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَعْدُ zaman zarfının muzâfun ileyhi hazfedilince damme üzere mebni olur: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
غَيْرَ edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
طَلَّقَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi طلق ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يَتَرَاجَعَٓا اِنْ ظَـنَّٓا اَنْ يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
طَلَّقَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَا cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb, haberini ref eder.
جُنَاحَ kelimesi لَا ’ nın ismi olup, fetha üzere mebni mahallen mansubdur. عَلَيْهِمَا car mecruru لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, takdir edilmiş في harfi ceriyle لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَتَرَاجَعَٓا fiili نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. ظَنَّٓا şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar.
اَنْ ve masdar-ı müevvel, ظَنَّٓا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. İkinci mef’ûl mukadderdir. Takdiri; إن ظنّا إقامة حدود الله حاصلة (Allah'ın sınırlarını yerine getireceklerini zannediyorlarsa) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُق۪يمَا fiili نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar. حُدُودَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَرَاجَعَٓا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. Sülâsîsi رجع ‘dır.
Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile meful arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُق۪يمَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi قوم ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İşaret ismi تِلْكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud, yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. حُدُودُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. يُبَيِّنُ cümlesi, حُدُودُ اللّٰهِ ‘ın hali olarak mahallen mansubdur.
يُبَيِّنُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. لِقَوْمٍ car mecruru يُبَيِّنُ fiiline mütealliktir. يَعْلَمُونَ cümlesi, قَوْمٍ ‘ nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
يَعْلَمُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُبَيِّنُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بين ’ dir.
فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتّٰى تَنْكِحَ زَوْجاً غَيْرَهُۜ
فَ istînâfiyye, اِنْ şartiyyedir. Şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi olan طَلَّقَهَا müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.(Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s.106)
اِنْ , şart fiilinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.
Şart edatı اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَ karinesiyle gelen فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتّٰى تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُۜ şeklindeki cevap cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. لَا تَحِلُّ cümlesi, takdiri فهي لا تحلّ له olan mahzuf mübtedanın haberidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ‘nın, gizli أنْ ‘le masdar yaptığı تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup, حَتّٰى ile birlikte تَحِلُّ fiiline mütealliktir. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Henüz evlenmediği kişi için زَوْجًا kelimesinin kullanılması kevniyyet alakasıyla mecâz-ı mürseldir.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
زَوْجًا ‘deki nekrelik muayyen olmayan cinse işaret eder.
طَلَّقَهَا - تَنْكِحَ - زَوْجًا kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.
[Ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onu alması kendisine helâl olmaz.] Yani kendisini üç talâk ile boşayan kocasına haram olur. Başka bir adamla evleninceye kadar eski kocasının onu nikâhlaması / onunla evlenmesi helâl değildir. Buradaki nikahın karı koca olmak anlamına geldiği söylenmiştir. Allah Teâlâ “eş” ifadesi ile yabancı bir adamı kastetmiştir. Nikâh akdi ile koca olacağından “eş” diye isimlendirmiştir. Dolayısıyla اَعْصِرُ خَمْرًاۚ [Şarap sıkıyorum.] (Yûsuf 12/36) ayetinde de olduğu üzere adamı sonunda olacak olan şeyle isimlendirmiştir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
فَاِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يَتَرَاجَعَٓا
فَ istînâfiyye, اِنْ şartiyyedir. Şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi طَلَّقَهَا müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَ karinesiyle gelen فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَٓا اَنْ يَتَرَاجَعَٓا اِنْ ظَنَّٓا اَنْ يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ şeklindeki cevap cümlesi, cinsini nefyeden nefy harfi لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. جُنَاحَ kelimesi لَا ’nın ismidir. Sübut ve istimrar ifade eden cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. عَلَيْهِمَا’ nin müteallakı olan لَا ’nın haberi mahzuftur.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَتَرَاجَعَٓا cümlesi, masdar tevili ile takdir edilen في harf-i ceriyle birlikte لَا ’ nın mahzuf haberine mütealliktir.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
طَلَّقَهَا - تَنْكِحَ ve تَحِلُّ - جُنَاحَ kelime grupları arasında tıbâk-ı icâb sanatı vardır.
طَلَّقَهَا kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اِنْ ظَـنَّٓا اَنْ يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِۜ
İtiraziyye olarak fasılla gelmiştir. İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır.
Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Birbirini takip eden iki cümle arasına gelen ara cümle, beliğ kelâmın güzelliğini daha da artırır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi olan ظَنَّٓا müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُق۪يمَا حُدُودَ اللّٰهِ cümlesi, masdar teviliyle ظَنَّٓا fiilinin mef’ûlüdür. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Takdiri حاصلة olan ikinci mef’ûlü mahzuftur. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Şartın, takdiri فلا جناح عليهما أن يتراجعا [ dönmeleri sebebiyle o ikisinde günah yoktur.] olan cevabının hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. تِلْكَ mübteda, حُدُودُ اللّٰهِ izafeti haberdir.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelmesi işaret edilenin önemini ve şerefini ifade eder. İşaret edilen
تِلْكَ ‘de istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden تِلْكَ ile hükümlere işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret isimleri mahsus şeyler için kullanılır. Burada olduğu gibi aklî bir şeye işaret ismiyle işaret edilirse aklî olan hissî olana benzetilmiş olduğundan, istiare oluşur. Câmi’ her ikisindeki vücudun tahakkukudur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190)
Müsnedin izafet şeklinde gelmesi, az sözle çok anlam ifadesinin yanında tazim ifade eder. Çünkü müsned lafza-i celâle muzâf olmak suretiyle şeref kazanmış ve müsnedün ileyhin de tazimine işaret etmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Veciz ifade kastına matuf حُدُودُ اللّٰهِ izafetinde Allah ismine muzâf olan حُدُودُ , tazim edilmiştir.
حُدُودُ اللّٰهِ izafeti tekrarlanmıştır. Tekrarlanan ibarelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir. Kuran’da bazı ifadeler çok tekrarlanır ki îmân ve yakîn sabitleşsin. Siyaktaki önemine binaen yapılan bu tekrarlarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
حُدُودَ اللّٰهِ heybeti artırmak ve ruhlara korku salmak için, zamir yerine Allah ismi getirilmiştir. Yasağın ardından tehdidin getirilmesi, onun şiddetini vurgulamak içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
Ayetin sonundaki يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ cümlesi, حُدُودُ اللّٰهِ için hal-i müekkededir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَعْلَمُونَ cümlesi, لِقَوْمٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. لِقَوْمٍ ‘in nekreliği tazim içindir.
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِ [Bunlar Allah’ın sınırlarıdır.] Yani Allah’ın hükümleri ve dininin kurallarıdır. [Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için açıklar.] Yani bunu bilen bundan faydalanır. Yani Allah Teâlâ’nın beyanı ile onların dünya ve âhirette iyi halde olmalarını bilmek için tefekkür eder. [Allah’ın sınırları] ifadesi bu ayetlerde nikah ile ilgili geçen bütün hükümlere dönmektedir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Müekkid hal ise, cümleye yeni bir mana yüklemeyip sadece kendinden önceki failin, mef’ûlün ya da cümlenin manasını tekid eder. Müekkid hal ile medh, tazim, tahkir veya tehdit amaçlanır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3 yıl: 8 cilt: VIII sayı: 18 s.174)
Tekit edici halin başına vav gelmez. Müekked ve tekid arasında kemâl-i ittisâl olduğundan arada vav olmaz. (Sekkâkî, Miftâhu’l-ulûm, s.273)
Allah Teala’nın koyduğu her sınırda - hikmetini idrak etsek de, etmesek de - bizim için bir hayır olduğuna iman ettik. Hem kendimizin, hem de etrafımızdakilerin hakkına girmekten korunuyoruz.
Şeriat dünya hayatını kolaylaştırmakta. Yükü hem kendimize, hem de başkalarına hafifletmekte. Aşırıya meyil eden ve kafasına estiğine göre hareket etmek isteyen nefse ‘dur bakalım’ diyerek, bizlere kim olduğumuzu hatırlatmakta. Nereden geldiğimiz, ne için yaşadığımız ve nereye gittiğimiz üzerinde düşünmemizi istemekte. ‘Sen müslümansın ve öyle yaşa ki müslümanlığın halinden, tavrından, sözünden belli olsun.’ demekte.
Bir müslüman başıboş hareket etmez. Hayatının her alanında, Allah’ın yardımını dileyerek kendinden emin ve adımlarını sağlam atarak ilerlemeye çalışır.
Müslümanın hali ve değeri başka. Boş yaşayamayacak kadar değerli. Müslümanın yaptığı her işte bir güzellik gizli. Baktığı her yerde bir muhabbet saklı. Çabaladığı her iş müjdelere gebe. Bu yüzden, “Allah’a teslim oldum” diyenin hayatı bilinçsizce harcanamayacak ve kararları bilinçsizce alınamayacak kadar kıymetli.
Rabbim! Verdiğim her kararda, attığım her adımda, söylediğim her sözde ve aldığım her nefeste Sana emanetim. Kararlarım, adımlarım ve sözlerim daima rızana uygun olsun ve kalbimde nice hayır kapıları açsın. Aceleci, zalim ve cahil olmaktan Sana sığınırım. Hayatımı hayırlı, bereketli ve verimli yaşamamda, dünyadaki her anımda sınırlarına uymamda yar ve yardımcım ol.
***
Doğum ve ölüm gibi evlilik ve boşanmak da hayatın mühim bir parçasıdır. Allah-u Teâlâ, insanın hayatının her dönemini, İslam dini ile müthiş bir düzene sokmuştur. Böylece, cahiliye insanını nefsani hırslarından ya da benimsediği faydasız toplumsal gelenek ve inançlarından sıyırarak; her hareketi ve sözüyle aklını kullanan bilinçli bir varlığa dönüştürmüştür.
İslam dininde, aileye verilen önem büyüktür. En başta, kadın ve erkeğin, helal sınırlar içinde ve net ifadelerle yuva kurması emredilmiştir. Haram ilişkilerin önü kesilmiş; böylece hem yetiştirilen çocuklar, hem de toplumun geneli belirsizliklerden ve ahlaksızlıklardan, mümkün olduğunca uzak tutulmaya yani kişilerin ve aile içindeki tarafların hakları korunmaya çalışılmıştır.
Aile, evlilik ve boşanma bahisleri uzundur ve hocalar tarafından anlatılması daha uygundur. Kısaca bir konuya değinirsek eğer; Kur’an-ı Kerim’deki kimi ayetler, insanın bencilliğinden ve kibrinden dolayı sebep olduğu önemli ve güncel hususlara parmak basmıştır. Boşanmayla ilgili olan ayetlerden birinde şöyle bir ifade vardır: “Boşama iki keredir. Her ikisinden sonra ya iyilikle evlilikte tutmak ya da güzellikle serbest bırakmak gerekir.”
İslam’dan önce ve sonra, Batı’da ve Doğu’da; birçok erkek, zamanında sevdikleri hanımlarından vazgeçmekte zorlanırlar. Mesela cahiliye döneminde bir erkek, eşini istediği kadar boşar ve sonra geri alırdı. Günümüzde de boşanmaların uzatıldığı ya da boşanan kimi erkeğin yeniden evlense dahi, eski eşinin yeniden yuva kurma ihtimaline tepki verdiği ve hatta bazen engel olmaya çalıştığı görülür.
Bu tür haksız zorluklardan dolayı ayrılamayan ya da ayrılmasına rağmen hayatına devam edemeyen kadınların çokluğu üzücüdür. Günümüz psikolojisinde de kimi yazılar bu tezi yani erkeklerin eşlerinden vazgeçememe tezini desteklemektedir ve hatta kadınların gerektiğinde daha kolay ayrılığı kabullendiklerini yani hayatlarına devam ettiklerini belirtir.
Sebeplere, günümüz tabirleriyle biraz romantik, biraz da merhametli ifadelerle yaklaşılmaya çalışılır. Dizi, film ve kitaplarda sevdiği kadından vazgeçemeyen kaba erkekler çekici gösterilir. Gerçek hayatta ise bu hal romantiklikten uzak ve yıpratıcıdır. Kimi zaman, ne yazık ki tehlikeyle ya da zulümle sonuçlanmaktadır. Zira aslında zulme varan hareketlerin temelinde; bencillik, hırs, kibir ya da belki kin yatmaktadır.
Nefsinin şiddetli duygularına göre hareket eden bir insanın sınırları yoktur. Allah, kullarını, İslam dini ile bu sınırsızlığın doğuracağı tehlikelerden korur ve hayatın her alanında olduğu gibi eşlerin ayrılma durumunda da; nefsani duygularla değil, İslam’ın sınırlarına riayet ederek adaletle hareket etmeye davet eder.
Ey Allahım! Hayatımızın her dönemini; gönüllerimize ferahlık getirecek hayırlarla ve insanlarla bereketlendir. Bilmeden istediklerimizle imtihan olunmaktan muhafaza buyur. Nefsani duygulardan dolayı zulmetmekten ya da zulme uğramaktan muhafaza buyur. Yaşamın her evresinde makul ve adil olanlardan; nefsinin hırslarına değil, İslam’ın sınırlarına riayet edenlerden eyle ve karşımıza hakiki manada iyi olan insanları çıkar ve bizi de iyilerden eyle. Her hareketimizle ve sözümüzle; rızanı gözeterek aklını kullanan ve bilinçli adım atan salih kullarından eyle.
Amin.
Zeynep Poyraz @zeynokoloji