16 Ekim 2023
Fetih Sûresi 10-15 (511. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Fetih Sûresi 10. Ayet

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّٰهَۜ يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلٰى نَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَوْفٰى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللّٰهَ فَسَيُؤْت۪يهِ اَجْراً عَظ۪يماً۟  ...


Sana bîat edenler ancak Allah’a bîat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir.

Resulullah sallallahu aleyhi vesellem hudeybiye günü ağaç altında biat edenlerin Cehennem’e girmeyeceklerini bildirmiştir
(Tirmizi,Menakıb 58; Sünnet 9; Ahmed b Hanbel, Müsned,III,350).

Ashab-ı kiramdan Cabir İbni Abbas ve Ma’kıl İbni Yesar Hudeybiye’de  1400 kişi olduklarını ve ölüm üzerine değil, kaçmamak üzere biat ettiklerini söylemişlerdir. 
(Müslim, İmaret 67,68,76; Tirmizi, Siyer 34).Seleme bin Ekva’ ise Hudeybiye günü iki defa biat ettiğini söylemiş, ne üzerine biat ettikleri sorulunca da ölüm üzerine biat ettiklerini  ifade etmiştir. 
(Buhari, Cihad 110, Megazi 35, Ahkam 43; Müslim, İmaret 80).

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّٰهَۜ 

Ayet isti’nafiye olarak gelmiştir. İnne ile tekid edilmiş cümle faidei haber talebi kelamdır. Cemi müzekker has ismi mevsul ellezîne, inne’nin ismi olarak mahallen mansubdur. Yubâyiûne fiili ismi mevsulun sılasıdır. İrabtan mahalli yoktur. İsmi mevsulde tevcih vardır.

Müsnedin ileyhin ismi mevsulle marife olması arkadan gelen habere dikkat çekmek  içindir.

İnnemâ yubâyiûne cümlesi inne’nin haberi olarak mahallen merfudur.

innema, kaffe ve mekfufedir. İnne amelden düşmüştür. Kâffe; meneden, alıkoyan anlamında olup, buradaki ma i kâffeden kasıt ise, inne harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan alıkoyan demektir.

Zuhaylî’nin açıklamalarına göre âyet-i kerîmedeki innellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnellahe ifadesi istiâre-i tasrîhiyye-i tebeiyyedir. Canlarıyla cihat etmek üzere söz vermek, ahitleşmek mal karşılığında ücret vermeye teşbih edilmiştir. Müşebbeh bih, müşebbeh için müsteâr olarak kullanılmıştır. “يبايعون / biat ediyorlar” fiili elbeyu mastarından türemiştir. “Allah yolunda canlarını vermek üzere ahitleşiyorlar, söz veriyorlar” anlamındadır. İki mana arasındaki benzeme yönü ise her ikisinin de mübâdele/değişim manasını kapsamasıdır. Zira elmubâyiatu veya elbeyu aslında “malı mal karşılığında değiştirmek” demektir. Sonra burada kendilerine cennet sözü verilmesi karşılığında kâfirlerle muharebede sebat etmek üzere sözleşmek anlamında kullanılmıştır. Yani Ey Peygamber! Kureyşle savaşmak üzere Hudeybiye’de Rıdvan bîatında seninle ahitleşenler ancak Allah’a bîat etmişler, O’na itaat etmişler ve emirlerine riayet etmek üzerine O’nunla ahitleşmişlerdir. Çünkü onlar canlarını cennet karşılığında Âllah’a satmışlardır ve Rasule itaat gerçekte Allah’a itaattir. 

(Zuhaylî, C. XIII, s. 485-486, 488.)

 

يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ  

Cümle yubâyiûne fiilinin failinden hal olarak mahallen mansubtur. Mübteda ve haberden oluşan cümle faidei haber ibtidai kelamdır. Yedullahi mübtedadır. Fevqa eydihim mahzuf habere müteallıqtır. Veya inne’nin ikinci haberidir.

Yed - eydihim kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddül aczi ales sadri sanatları vardır.

Yedullahi fevqa eydihim cümlesinde de istiâre-i mekniyye vardır. Yüce Allah, mü'minlerin bîatlanndan haberdar olması ve itaatlarından do­layı onları mükafatlandırmasını, elini, komutanın ve halkının elinin üzerine koymuş olan krala benzetti. Müşebbehûn bih’i hazfedip ona, levazımından biri olan el ile, istiâre-i mekniyye yoluyla işaret etti. (Safvetü’t Tefâsir) 

Ayette insanların elleriyle birlikte Allah’ın elinin zikredilmesinde muşâkele vardır. (-Zuḥaylî, Tefsîru’l-Munîr fi’l-‘Aḳîdeti ve’ş-Şerî‘ati ve’l-Menhec, XXVI, 160.)

 

فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلٰى نَفْسِه۪ۚ

Fe isti’nafiyedir. Şart üslubunda gayrı talebi inşa isnadtır. İki fiili cezm eden şart ismi men, mübteda olarak mahallen merfudur. Nekese haber olarak mahallen merfudur ve şart fiilidir.

Müsnedin mazi fiil olarak gelmesi hükmü takviye ve hudus ifade eder. Hükmü takviye etmek; hükmü te'kîd etmek ve hükmün gerçeğe mutâbık olduğunu ifâde etmek demektir.

Fe, rabıta yani şartın cevabının başına gelen harftir. Ayette İcaz-ı hazif vardır. Şartın cevabı innemâ yenkusu’dur. Car mecrur alâ nefsihi, yenkusu fiiline müteallıqtır. 

İnnema kasır edatıdır. Cevap cümlesi kasırla tekit edilmiş faidei haber talebi kelamdır. 

Nekese - yenkusu kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddül aczi ales sadri sanatları vardır. 

 

وَمَنْ اَوْفٰى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللّٰهَ

 Vav atıftır. Şart üslubunda gayrı talebi inşa isnadtır. İki fiili cezm eden şart ismi men, mübteda olarak mahallen merfudur. Şart fiil, evfâ’dır. Müşterek ismi mevsul mâ, cer mahallinde olup başındaki bi harfiyle birlikte evfâ fiiline müteallıqtır. Âhede fiili mevsulün sılasıdır. İrabtan mahalli yoktur. İsmi mevsulde tevcih vardır. Car mecrur aleyhî, âhede fiiline müteallıqtır.

Nekese (ahdini bozdu) - evfâ ( sözünde durdu) kelimeleri arasında tıbak-ı hafiyy sanatı vardır.

 

فَسَيُؤْت۪يهِ اَجْراً عَظ۪يماً۟

 Fe rabıtadır. Cümle faidei haber talebi kelamdır. Seyu’tîhi fiilinin başındaki sin harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. Ecran, yu’tîhi fiilinin mefuludur. Azîmen, ecren’in sıfatı olarak gelmiştir.  Dolayısıyla cümlede itnab vardır.

Fetih Sûresi 11. Ayet

سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَاۚ يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَراًّ اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعاًۜ بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً  ...


Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanları sana, “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah’tan bizim için af dile” diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “Allah, sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, O’na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”

“Savaşa katılmayan Arap kabileleri”, Medine civarında yaşayan Gıfâr, Müzeyne, Cüheyne, Eşca‘, Eslem ve Dîl isimli bedevî gruplarıdır. Bunlar daha önce Hz. Peygamber’le beraber sefere çıkma sözü verdikleri halde, imanları kişiliklerine yansımadığı, henüz şuur ve kararlarına yeterince hâkim olmadığı, müminlerin de bu seferden sağ kalarak dönemeyeceklerini sandıkları için sözlerinde durmadılar. Sonradan kendilerine hesap sorulunca da hayvanları ile çoluk çocuklarının bakımını bahane ettiler. 

Tevbe sûresinde (9/81-85), Tebük Seferi’ne katılmamak için bahaneler uyduran, özellikle havaların aşırı sıcak olduğu gerekçesine sığınan, fakat aynı zamanda müminleri de sefere çıkmaktan caydırmaya çalışan münafıkların âkıbetinin çok acı olacağı belirtilmiş; Hz. Peygamber’in bu kişilerden sağ kalanlarla karşılaşması halinde onların kendi maiyetinde bir sefere çıkmalarına müsaade etmemesi emredilmiş, ölenle­rin ise imansız olarak can verdikleri bildirilip onlara karşı bir dinî vecîbe ifa etme cihetine gitmemesi istenmiştir. Burada geçen “savaşa katılmayanlar” ile orada geçenlerin aynı olduğunu; bunlardan münafıkların kastedildiğini düşünenler olmuşsa da, ileride açıklaması gelecek olan 16. âyet bu anlayışa mânidir. Ayrıca Tebük Harbi Hudeybiye’den üç yıl sonra olmuştur. Hudeybiye seferine katılmadıkları için kınanan, uyarılan, kendilerine öğüt verilen ve ceza olarak da “Hayber Savaşı’na katılmaktan mahrum bırakılan” gruplar, münafıklar değil, yeni iman etmiş fakat yeterince eğitim görmemiş bedevîlerdir.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 71-72

سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْاَعْرَابِ شَغَلَتْنَٓا اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَاۚ 

Ayet isti’nafiye olarak fasılla gelmiştir. Müsbet fiil cümlesi faidei haber talebi kelamdır. Sin harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. Car mecrur leke, yeqûlu fiiline müteallıqtır. Elmuhallefûne, yeqûlu fiilinin faildir. Minel a’râbi, muhallefûne’nin haline müteallıqtır. 

Şağaletnâ cümlesi yeqûlu fiilinin mequlul qavlidir. Faidei haber ibtidai kelamdır.

Festağfir cümlesi mukadder isti’nafa matuftur. Takdiri tenebbeh festağfir (Dikkatli ol ve istiğfar et) şeklindedir. Emir üslubunda talebi inşa isnadtır.   

 

يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ

İtiraziyye olarak fasılla gelen cümle fiil ve mefulünden müteşekkildir. Bi elsinetetihim, yeqûlûne filinin failinin haline müteallıqtır.

Müşterek ismi mevsul mâ, meful olarak mahallen mansubtur. İsmi mevsulun sılası leyse fî qulûbihim’dir. İrabtan mahalli yoktur. İsmi mevsullerde tevcih sanatı vardır.

Leyse naqıs fiildir. Fi qulûbihim, leyse’nin mahzuf haberine müteallıqtır. 

 

قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً

 İsti’naf cümlesi olarak fasılla gelen ayet emir üslubunda talebi inşai kelamdır. 

Men istifham harfi mübteda olarak mahallen merfudur. Yemliku fiili haber olarak mahallen merfudur. Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudus ve teceddüt ifade etmektedir.

Müsnedin muzari tercih edilmesi olayın zihinde daha kolay canlandırılması için de olabilir. Muzâri fiilin geldiği hâllerde çoğunlukla bu gâye mevcuttur. Muzâri fiilin kullanımıyla sahne muhâtabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Kuran Işığında Belagat Dersleri Meani İlmi)

Mequlul qavl cümlesi mukadder şart cümlesinin cevabı olarak gelmiştir. Takdiri in erâdallahu ehlâkekum femen yemliku (Allah sizi helak etmek isterse ….. kimin gücü yeter) şeklindedir.

Lekum ve minallahi, yemliku fiiline müteallıqtır. Şeyen, yemliku fiilinin mefuludur.

 

اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَراًّ اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعاًۜ

 Cümle şart üslubunda gayrı talebi inşa isnadtır. İn iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart fiili erâde’dir. Bikum, erade fiiline müteallıqtır.

Darran ve nefan kelimelerindeki tenvin tazim, nev ve kesret ifade eder.  

İn erade bikum darran - in erâde bikum nefan cümleleri arasında mukabele sanatı vardır.

Darran - nefan kelimeleri arasında tıbak-ı icâb sanatı vardır.

Erâde fiilinin tekrarında cinas ve reddül aczi ales sadri sanatları vardır.

Şartın cevap cümlesi, öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan, serbestçe düşünebilmesini sağlar.

 

بَلْ كَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراً

İsti’naf cümlesidir. Bel idrab harfidir. İntikal ifade eder. Kane’nin dahil olduğu isim cümlesi faidei haber ibtidai kelamdır. Allahu, kâne’nin ismi, habîren haberidir.

Müşterek ismi mevsul, cer mahallinde habîren’e müteallıqtır. Ta’lemûne, mevsulün sılasıdır. İrabtan mahalli yoktur. İsmi mevsullerde tevcih vardır.

Car mecrurun takdimi, önemine binaen, ikaz içindir.

 Allah lafzında tecrit sanatı vardır.

Fetih Sûresi 12. Ayet

بَلْ ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ اِلٰٓى اَهْل۪يهِمْ اَبَداً وَزُيِّنَ ذٰلِكَ ف۪ي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِۚ وَكُنْتُمْ قَوْماً بُوراً  ...


(Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamberin ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak eden bir kavim oldunuz.

  Zanne ظنّ :

  ظَنٌّ bir emareden hareketle ulaşılan bilginin/düşüncenin/ tahminin adıdır. Bu emâre güçlü olduğunda bilgiye götürür. Çok zayıf olduğunda ise vehim وَهْمٌ sınırını aşamaz. Zan çoğu işte ya da meselede yerilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de de buna delil teşkil eden örnek ayetler mevcuttur. (Müfredat) 

  Kuran’ı Kerim’de bir fiil, iki isim formunda 69 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri zan, (su-i )zan, (hüsnü)zan ve maznundur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

  Ehele أهل :

  أهْلٌ bir adamla kendilerini bir nesebin veya bir dinin ya da benzer bir şekilde bir zanaatın, bir evin ve bir şehrin ya da ülkenin bir araya getirdiği kimselerdir. (Müfredat) 

  Kuran’ı Kerim’de isim formunda 127 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri ehil, ehlî, ehliyet ve ahâlidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

بَلْ ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ اِلٰٓى اَهْل۪يهِمْ اَبَداً وَزُيِّنَ ذٰلِكَ ف۪ي قُلُوبِكُمْ 

İsti’naf cümlesidir. Bel idrab harfidir. İntikal ifade eder. Müsbet fiil cümlesi faidei haber ibtidai kelamdır. 

En muhaffefe enne’dir. İsmi olan şan zamiri mahzuftur. Haberi menfi fiil siygasıyla faidei haber talebi kelamdır. Len nefiy, nasb ve istikbal ifade eden bir harftir. Ayrıca tekid de ifade eder.

En ve masdarı müevvel nasb mahallinde, zanentum fiilinin iki mefulü yerindedir. 

Car mecrur ilâ ehlihim, yenqalibe fiiline müteallıqtır. 

Züyyine cümlesi zanentum’e atfedilmiştir. Züyyine fiili, fiile dikkat çekmek kastıyla meçhul bina edilmiştir. Zâlike naibu faildir.

Cümlede müsnedin ileyhin işaret ismiyle gelmesi işaret edilene dikkat çekmenin yanında tahkir ifade eder. 

Fî qulûbikum ibaresindeki ’de istiare vardır. Kalp içi olan bir şeye benzetilmiştir. Bu istiareden maksat, Allah’ın, kalpteki her türlü duygu ve düşünceye vakıf olduğu gerçeğini etkili bir şekilde vurgulamaktır.

 

وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِۚ

Atıf harfi vav ile öncesine atfedilmiştir. Müsbet fiil cümlesi faidei haber talebi kelamdır. Zanne mefulu mutlaktır.

Zanentum - zanne kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddül aczi ales sadri sanatları vardır.

 

وَكُنْتُمْ قَوْماً بُوراً

Cümle atıf harfi ile öncesine atfedilmiştir. Kâne’nin dahil olduğu isim cümlesi faidei haber ibtidai kelamdır. İsim cümlesinde isme isnad, subut ifade eder.

Qavmen, kâne’nin haberidir. Bûran, qavmen’in sıfat olarak gelmiştir. Dolayısıyla cümlede itnab vardır.

Kane, fiillerinin devamlılığına delalet eder. Ayrıca haberinin, isminin mahiyetinden bir cüz olduğuna işaret eder. (Muhammed Ebu Musa, Duhan/31)

 Qavmen’deki tenvin tahkir ifade eder.  


Fetih Sûresi 13. Ayet

وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ فَاِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ سَع۪يراً  ...


Kim Allah’a ve Peygambere inanmazsa bilsin ki, şüphesiz biz, inkârcılar için alevli bir ateş hazırladık.

وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ 

Atıf harfi vav ile isti’nafa matuftur. Cümle şart üslubunda gayri talebi inşa isnadtır. Men iki muzari fiili cezmeden şart harfidir. Mübteda olarak mahallen merfudur. Lem yu’min haber ve şart fiilidir. 

Lem muzariyi cezm eden edatlardandır. Muzarinin manasını olumsuz maziye çevirir.

Nefî harfi müsnedün ileyhden sonra gelir ve müsned fiil olursa böyle terkipler hükmü takviye, teceddüt ve bazı karinelerle  tahsis ifade eder. Muzari fiil olayı göz önünde canlandırmayı sağlar.

Allah - rasul kelimeleri arasında muraatün nazir sanatı vardır.

Rasûluhu izafetinde Allah’a ait zamire muzaf olması Rasul için tazim ve teşrif ifade eder. 

 

فَاِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْكَافِر۪ينَ سَع۪يراً

Fe cevap cümlesinin başına gelmiş rabıta harfidir. Şartın cevabı ise inne ile tekid edilmiş faidei haber talebi kelamdır. İnne’nin ismi zamiridir. Haberi a’tednâ’dır. Cümlede müsnedin mazi fiil olması, hükmü takviye ve hudus ifade eder. 

Car mecrur lil kâfirîne, a’tednâ fiiline müteallıqtır. Saîren, a’tednâ fiilinin mefuludur. 

Âyette yer alan “ateş” lafzının nekre kılınmasının bir hikmete binaen olduğunu düşünen Beydavi şöyle der: “Ateş lafzının nekre (saîr) kılınması, korkunçluğunu gözler önüne sermek (tehvil), yahut özel bir ateş olduğunu belirtmek içindir. (Beyzavi, V, 202.) Yu’min - kâfirîne kelimeleri arasında tıbak-ı icâb sanatı vardır.

Fetih Sûresi 14. Ayet

وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً  ...


Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ 

Vav atıftır. Cümlede icaz-ı hazif ve takdim tehir vardır. Lillâhi, mahzuf mukaddem habere müteallıqtır. Mulkus semâvâti velardi, muahhar mübtedadır.

Müsnedün ileyhin izafetle marife oluşu sözü kısaltmak, veciz hale getirmek amacına matuftur.

Semâvât - ard kelimeleri arasında tıbak-ı icâb ve mutaatün nazir sanatları vardır. 

Yağfiru cümlesi isti’nafi beyaniyye olarak fasılla gelmiştir. Müsbet fiil cümlesi faidei haber ibtidai kelamdır. Müşterek ismi mevsul men, cer mahallinde yağfiru fiiline müteallıqtır. Yeşâu sıla cümlesidir. Mevsullerde tevcih sanatı vardır. 

Yuazzibu men yeşâu, sılaya matuftur. 

Yağfiru limen yeşâu cümlesiyle yuazzibu men yeşâu cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Men yeşâu’nun tekrarı, Allah’ın dilemesinin ilk şart olduğunu vurgulamaktadır. Bu tekrarda cinas ve reddül aczi ales sadri sanatları vardır.

Yağfiru - yuazzebu kelimeleri arasında tıbak-ı hafiy sanatı vardır.

Ta’zib mağfiretin zıddı değildir. Fakat mağfiretin zıddı olan muâhezetun hesaba çekilme’den sonra gelir. (Hâşimî, Cevâhiru’l-Belâġa fi’l-Me‘ânî ve’l-Beyân ve’l-Bedî, s. 368)

 

وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً 

Atıf harfi vav ile lillahi mülküs semâvâti cümlesine atfedilmiştir. 

Kâne’nin dahil olduğu isim cümlesi faidei haber ibtidai kelamdır. Allahu, kane’nin ismi, ğafûren haberidir. Rahîmen ikinci haberdir.

Müsnedin ileyh telezzüz ve teberrük için alem isimle marife gelebilir.

Allah'ın Ğafur ve Rahim sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teala’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğu, bu sıfatların bir benzerinin olmadığı anlamına gelir. Aralarında vav olmaması, Allah Teala’da ikisinin de mevcudiyetini gösterir. Ayrıca bu  sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşabuhel etraf sanatıdır. Bu sıfatların her ikisi de mübalağa kalıplarındandır.

Allah lafzında tecrit sanatı vardır. Çünkü ayetin mütekellimi Allah Teala’dır.

Allah Teala kendi vasıflarını kane ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiç bir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezeli olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden kane bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır. Yani  Allah c.c. ezelde Ğafur ve Rahim olduğu gibi gelecekte de Ğafur ve Rahimdir. Onun bu vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. 

 Ragıb el İsfehani Kane’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığı belirtilmiştir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi sayı 41 Vecih Uzunoğlu)

Fetih Sûresi 15. Ayet

سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ اِذَا انْطَلَقْتُمْ اِلٰى مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْۚ يُر۪يدُونَ اَنْ يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللّٰهِۜ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذٰلِكُمْ قَالَ اللّٰهُ مِنْ قَبْلُۚ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَاۜ بَلْ كَانُوا لَا يَفْقَهُونَ اِلَّا قَل۪يلاً  ...


Savaştan geri bırakılanlar, siz ganimetleri almaya giderken, “Bırakın biz de sizinle gelelim” diyeceklerdir. Onlar Allah’ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: “Siz bizimle asla gelmeyeceksiniz. Allah, önceden böyle buyurmuştur.” Onlar, “Bizi kıskanıyorsunuz” diyeceklerdir. Hayır, onlar pek az anlarlar.

Hz. Peygamber Hudeybiye’den dönünce bir iki ay kadar Medine’de kalmış, hicrî 7. yılın başında, kuzey bölgesinin güvenliğini bozan Hayber yahudilerini egemenliği altına almak üzere buraya bir sefer düzenlemiştir. Üslûptan anlaşıldığı üzere bu âyetler indiğinde henüz Hayber seferine çıkılmamıştı. Allah Teâlâ hem yakında düzenlenecek bir seferi ve bu seferin zaferle sonuçlanacağını, müslümanların ganimet elde edeceklerini bildirmekte hem de Hudeybiye seferine, meşrû mazeretleri bulunmadığı halde katılmamış olan gruplara bu sefere de katılamayacaklarını tebliğ etmektedir. Bu emir ve tâlimat âyette “Allah’ın sözü” olarak ifade edilmiş ve onlar istese de değişmeyeceği bildirilmiş; Hayber Savaşı’na, Habeşistan’dan dönen muhacirler dışında, yalnızca Hudeybiye seferine katılanlar iştirak etmişlerdir. 

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 72

سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ اِذَا انْطَلَقْتُمْ اِلٰى مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْۚ 

İsti’nafiye olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin başındaki se, yakın gelecek ifade eden harftir. Ayrıca, tekid ifade eder. Faidei haber ibtidai kelamdır. 

İza şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Cümle şart üslubunda gayrı talebi inşai isnadtır. Haber manalıdır. Şart fiili muzafun ileyh olan intaleqtum fiilidir. Car mecrur ilâ meğânime, intelaqtum fiiline müteallıqtır.

Li, te’huzû fiilini gizli enle nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. En ve masdarı müevvel, lâm harfiyle birlikte intelaqa filine müteallıqtır.

Yeqûlu fiilinin mequlul qavli olan cümle emir üslubunda talebi inşa isnadtır.

Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manası taşıdığı için mecazı mürsel mürekkeptir.

Nettebi’kum cümlesi mukadder şartın cevabıdır. Takdiri in tezûrunâ nettebî’kum (Bizi uyarırsanız size tabi oluruz) şeklindedir.

 

يُر۪يدُونَ اَنْ يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللّٰهِۜ

 

Müste’nefe cümlesidir. Zerûna fiilinin failinden hal olarak mahallen mansubtur. En ve masdarı müevvel yurîdu fiilinin mefuludur. Kelâmallahi, yubeddilû fiilinin mefuludur. 

Beddele fiili tef’il babındandır. Sülasisi bedele’dir. Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mefulun çokluğu), bir tarafa yönelme, mefulu herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, birşeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذٰلِكُمْ قَالَ اللّٰهُ مِنْ قَبْلُۚ   

İsti’nafi beyaniyye olarak fasılla gelen cümle emir üslubunda talebi inşai isnadtır. 

Cümle fiil ve mef’ulünden müteşekkildir. Fiilin mef’ulü olan mequlül qavl, müsbet fiil cümlesi faidei haber talebi kelamdır.

Len muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çevirmiştir. Ayrıca asla manası katarak tekid etmiştir.

Ke, misli manasında, amiline takdim edilmiş mahzuf masdarın sıfatı olarak nasb mahaldedir. Takdiri qavlen mislu hâzâl qavlu essâdıru annî (Bizden sadır olan bu söz gibi bir söz) şeklindedir. İsmi işaret zâ, muzafun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Ayette icazı hazif vardır. 

Zalike ve zalikum ile müşarun ileyh en kâmil bir şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman müşârun ileyhi bu işaret ismiyle kamil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Duhân Sûresi Belaği Tefsiri, Muhammed Ebu Musa, Duhan/57)

Qalellahu cümlesi isti’nafi beyaniyye veya ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Faidei haber ibtidai kelamdır. Min qablu cer mahallinde muzaftır. Kelimenin merfu oluşu muzafun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzafun ileyhten ivazdır.

 

فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَاۜ  

Fe mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Takdiri semiû zâlike fe seyeqûlûne’dir. Şart cümlesinin hazfı icazı hazif sanatıdır. Cümlenin başındaki se, yakın gelecek ifade eden harftir. Ayrıca, tekid ifade eder. Faidei haber ibtidai kelamdır.

Mequlul qavl cümlesi mahzuftur. Bel idrab harfidir. Tahsudûnenâ cümlesi makabline matuftur. Faidei haber ibtidai kelamdır.

 

بَلْ كَانُوا لَا يَفْقَهُونَ اِلَّا قَل۪يلاً

İsti’nafiye olarak gelen cümle faidei haber talebi kelamdır. Kâne’nin dahil olduğu isim cümlesidir.

Lâ yefqahûne cümlesi kâne’nin haberi olarak mahallen mansubtur. 

La ve illa ile oluşan kasır, fiille mefulü arasındadır. Kasrı mevsuf ales sıfattır.

Nefî harfi müsnedün ileyhden sonra gelir ve müsned fiil olursa böyle terkipler hükmü takviye, teceddüt ve bazı karinelerle  tahsis ifade eder. Muzari fiil olayı göz önünde canlandırmayı sağlar.

Sayfadan Gönüle Düşenler
Derler ki: “Kendi nefsini iyi tanı ve kendine karşı dürüst ol.” Zira, o yapman gerekenleri yapmaman ve yapmaman gerekenleri de yapman için önüne türlü bahaneler çıkartır. Hangisi geçerli, hangisi geçersiz anlamak için de nefsini ve zayıflıklarını tanımak gerekir. 

Nefsin nazarında; Allah’a itaat ederken yol yokuşa çıktığında ve işler zorlaşmaya başladığında ya da heveslerine aykırı bir hal gelince ve sevdiği dünyalıklardan alıkonduğunu hissedince; hemen dünyanın gösterdiği çıkış kapısını arar ve davetine icabet eder.

Özünde geçersiz olan dünyalık bahaneler, kendine karşı dürüst olmayan için tehlikelidir çünkü nefis için oldukça lezzetli ve rahatlatıcıdır. Mücadele etmek yerine, bahanelere sarılmayı seçenlerin kapıldığı bir yanılgı vardır: hakikat ortaya çıkmayacak çünkü bahanem geçerli kabul edilecektir.

Kendi bahanelerinin geçerliliğine güvenen ve etrafındakileri de ikna etmeye çalışanların çoğunun gözünde başkalarının bahaneleri geçersizdir ve hatta belki saçmadır. Aslında başkalarının bahanelerine burun kıvıran nefis bilir ki: herkesin bir sebebi vardır. Ancak kulun görevi, sebeplerin Rabbine sığınarak yardım istemektir.

Ey Allahım! Kalbimi imanın ile kuvvetlendir, nefsimi Sana itaat ettir. Şeksiz ve şüphesiz, her emrinde bir hikmet olduğuna güvenenlerden ve iman edenlerden eyle. Nefsani bahanelere sarılmak yerine, Sana sımsıkı sarılanlardan eyle.

Ey Allahım! Senin rızanı kazanma umudu karşısında dünyalık zorluklar küçülsün ve nefsani zayıflıklar yerini kalbi güzellikler alsın. Duygu ve düşüncelerim hakikati hatırlatan hayırlara dönüşsün. Senin yolunda, Senin rızan için yaşayanlardan; Senin yolunda, Senin rızanı kazanmış bir halde Senin adınla canını teslim edenlerden eyle.

Amin.