9 Şubat 2024
Leyl Sûresi 1-21 / Duhâ Sûresi 1-3 (595. Sayfa)
Leyl Sûresi
Mekke döneminde inmiştir. 21 âyettir. Leyl, gece demektir
Mushaftaki sıralamada doksan ikinci, iniş sırasına göre dokuzuncu sûredir. A‘lâ sûresinden sonra, Fecr sûresinden önce Mekke’de inmiştir.
Sûrede insanoğlunun iki zıt huyundan, cömertlik ve cimrilikten bahsedilir; imanla cömertlik ve imansızlıkla cimrilik arasındaki ilişkiye dikkat çekilir.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Leyl Sûresi 1. Ayet

وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰىۙ  ...


(Ortalığı) bürüdüğü zaman geceye andolsun,

Bu yeminler de üzerine yemin edilen varlıkların değerini, onları yaratan gücün büyüklüğünü göstermekte; ayrıca gelecek konunun önemine dikkat çekmektedir. Allah Teâlâ, 3. âyetteki yeminle ilim ve kudretinin sonsuzluğuna ve sanatının üstünlüğüne işaret etmiştir. Zira aynı maddeden yaratılmış olan erkek ve dişi arasındaki cinsiyet farkının şuursuz tabiat tarafından bir tesadüf eseri olarak meydana getirilmesi imkân ve ihtimal dışıdır. 4. âyette, insanların çabalarının, yaptıkları işlerin türleri, nitelikleri ve amaçları bakımından başka başka olduğu belirtilerek -anlaşıldığı kadarıyla- bir insanı değerli veya değersiz yapan unsurun cinsiyet değil, davranışların dinî, ahlâkî ve insanî yönlerden mahiyeti ve değeri olduğu ima edilmiş; böylece konu, -müteakip âyetlerde üzerinde durulacak olan- Kur’an’ın geliş ortamı ve çağının en temel sorunu sayılabilecek yoksulluk meselesine, bunun çözümüyle yakından ilgili cömertlik ve cimrilik huylarına getirilmiştir. 

 


Kaynak :  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:633

وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰىۙ


وَ  harf-i cer olup, kasem harfidir. وَالَّيْلِ  car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, أقسم (Yemin ederim) şeklindedir. 

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir.  اِذَا  zaman zarfı  أقسم  fiiline mütealliktir.

يَغْشٰى  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

إِذَا  şart manası taşıyan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir.

إِذَا : Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

إِذَا ‘dan sonraki şart cümlesinin fiili, mazi veya muzari manalı olur. Cevabı ise umumiyetle muzari olur, mazi de olsa muzari manası verilir: 

a)  إِذَا  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  إِذَا ‘nın cevap cümlesi, iki muzari fiili cezm edenlerin cevap cümleleri gibi mazi, muzari, emir, istikbal, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına  ف ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzari fiili cezm edenlerle aynıdır.

c)  Sükun üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَغْشٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. 

وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰىۙ


Sure, beraat-i istihlâl sanatına uygun olarak, surenin konusuyla alakalı bir cümleyle başlamıştır. Böylece kelamın maksadına işaret edilmiştir. Ayrıca cümle, hüsn-i ibtidâ sanatının güzel bir örneğidir.

Kelama en güzel giriş şekillerinden biri de kelamın konusuyla alakalı bir şeyle başlamaktır. Böylece kelamın maksadına işaret edilmiş olur. Surenin bu ilk ayeti berâat-i istihlâl sanatının güzel bir örneğidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi) 

Surenin ilk ayeti ibtidaiyye olarak gelmiştir.  وَ , kasem harfidir. Ayette, îcâz-ı hazif sanatı vardır. Muksemun bih olan  الَّيْلِ  car mecruru, takdiri  اقسم (Yemin ederim) olan mahzuf fiile mütealliktir.

Şarttan mücerret zaman zarfı  اِذَا  kasem fiili  اُقْسِمُ ‘ya  mütealliktir.  اِذَا ‘nın muzâfun ileyhi olan  يَغْشٰى  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Muksemun aleyh olan kasemin cevabı 4. ayette gelmiştir.

يَغْشٰىۙ  fiilinin  الَّيْلِ ‘ye nispet edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan fiil, geceye isnad edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır.

الَّيْلِ  kelimesinin başındaki tarif cins ya da ahd içindir. الَّيْلِ  kelimesi kayıtlı olarak gelmiştir. 

الَّيْلِ  kelimesindeki tarif cins olursa gece cinsinin böyle bir lahzasına, ahd için olursa hakiki ve mecazî bütün manalarıyla en müthiş gecelerin hücumuna işaret olabilir. (Elmalılı) 

اِذَا ; tahakkuk, muzari hal ve istikbale muhtemil olmak üzere bu olayın hal ve istikbalde gerçekleşeceğini ifade eder. Semûd’un helakı esnasında olduğu gibi bir durumu ihtar ve umumi olarak bi'set-i seniyye esnasında dünyayı sarmış bulunan cehalet haline ve istikbalde sekerati mevt veya kıyamet ahvaline işaret vardır. (Elmalılı) 

يَغْشٰى  fiili mef’ûlsüz gelerek lâzım menziline konulmuştur. Her şeyi zulmetiyle örtmesinden ibret alınması istendiği için. (Âşûr) 

Önce gecenin zikrinde kâinat nizamı kurulmadan önce zulmetin olduğuna işaret vardır. 

Gecenin karanlığını gündüzün ışığına baskın olduğuna ve gündüzün ışığının gecenin karanlığını takip ettiğine işaret vardır. Arz ehli için ve bütün güneş sistemi asıl olan karanlıktır. Allah güneşi yarattıktan sonra aydınlık olmuştur. (Âşûr)

 
Leyl Sûresi 2. Ayet

وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّٰىۙ  ...


Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun,

وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّٰىۙ


Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayete  الَّيْلِ ‘ye matuftur. Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ve matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar.

Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir.  اِذَا  zaman zarfı  أقسم  fiiline mütealliktir.

تَجَلّٰى  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

إِذَا  şart manası taşıyan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir.

إِذَا : Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

إِذَا ‘dan sonraki şart cümlesinin fiili, mazi veya muzari manalı olur. Cevabı ise umumiyetle muzari olur, mazi de olsa muzari manası verilir: 

a)  إِذَا  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  إِذَا ‘nın cevap cümlesi, iki muzari fiili cezm edenlerin cevap cümleleri gibi mazi, muzari, emir, istikbal, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına  ف ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzari fiili cezm edenlerle aynıdır.

c)  Sükun üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَجَلّٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. 

تَجَلّٰى  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.  تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  جلو ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.

وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّٰىۙ


النَّهَارِ , atıf harfi  وَ ‘la birinci ayetteki muksemun bih olan  الَّيْلِ ‘ye atfedilmiştir. Cihet-i camiâ tezattır.

Şarttan mücerret zaman zarfı  اِذَا  kasem fiili  اُقْسِمُ ‘ya mütealliktir.  اِذَا ‘nın muzâfun ileyhi olan  تَجَلّٰى  cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

تَجَلّٰىۙ  fiilinin  النَّهَارِ ‘ye nispet edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan fiil, gündüze isnad edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır.

وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰىۙ  ayetiyle  وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّٰى  ayeti arasında mukabele sanatı vardır.

النَّهَارِ - الَّيْلِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Gündüze, açıldığı zaman; gece karanlığının ortadan kalkması ile açığa çıktığı zaman yahut güneşin doğması ile kendini gösterdiği zaman demektir. (Beyzâvî)  

[Açıldığı zaman gündüze], yani ortaya çıktığı vakit gündüze yemin olsun. Önceki surede gündüzün, güneşi ortaya çıkardığı vakte yemin edilmişti. Bunda ise gündüzün kendi ortaya çıkışına yemin edilmiştir. Bunda hak güneşinin vahdetle aydınlanıp İslam'ın ortaya çıkışına işaret vardır.  يَغْشٰىۙ (bürür) ve  تَجَلّٰىۙ (ortaya çıkar) fiillerindeki zamirler görünüşte biri gecenin biri gündüzün yerini tutmakla beraber gerçekte ikisi de yüce Allah'ın yerini tutan zamirlerdir. Örtmek de ortaya çıkmak da ona aittir. (Elmalılı) 

Her iki ayetteki fiil aslında Allah Teâlâ’ya aittir. Dolayısıyla hükmî mecaz vardır.

Muksemun bih ve muksemun aleyh arasındaki münasebet çift kutupluluktur. Dişi-erkek, nur-zulmet ve hayır-şer. Amellerin neticesi de fayda ve zarar olabilir. Tıpkı zürriyetin salih ve gayrı salih oluşu gibi. (Âşûr) Dolayısıyla berâat-i istihlâl vardır..

Maksat mümin ve kâfirlerin dünyadaki ve ahiretteki hallerini beyandır. Bi’setin başında insanların çoğu küfürde olduğu için önce  الَّيْلِ  gelmiştir. (Âşûr)

Kur’âa-ı Kerim'in  يَغْشٰى  ve  تَجَلّٰى  fiillerinin mef’ûllerini zikretmemesinden, bir mahzuftan veya takdirî ifade yorumundan bizi alıkoyduğunu anlıyoruz. Bir mef‘ûl veya müteallak zikretmeye ihtiyaç duyulmaması sebebiyle, gecenin bürümesinden ve gündüzün tecelli etmesinden maksadın, tenbih ve dikkat çekmek olduğuna yöneltmek için böyle yapılmıştır.

Leyl Sûresi 3. Ayet

وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ  ...


Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki,

وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ


مَا  ve masdar-ı müevvel atıf harfi وَ ‘la  الَّيْلِ ‘ye matuftur. Fiil cümlesidir.  خَلَقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. الذَّكَرَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  الْاُنْثٰى  atıf harfi وَ  ‘la makabline matuf olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. 

الْاُنْثٰى  maksur isimdir. Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat nadiren  (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksur isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ


Masdar harfi  مَا  ve sılası olan  خَلَقَ , masdar tevilinde olup  الَّيْلِ ‘ye atfedilmiştir. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

الذَّكَرَ  kelimesi  خَلَقَ  fiilinin mef’ûlüdür.  الْاُنْثٰى , tezat nedeniyle mef’ûle atfedilmiştir. 

الذَّكَرَ  ve  الْاُنْثٰى  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

[Ve erkeği, dişiyi yaratan o büyük kudret sahibi yaratıcıya], yahut  مَا ‘nın masdar  مَا ‘sı olmasına göre, onun erkeği ve dişiyi yaratmasına yemin olsun demektir. (Elmalılı)

Fail artık hakiki faile isnad edilmiştir. Tecellinin vahdetten kesrete seyrine, nefsin erkek ve dişi şeklinde tenevvüüne, hayatta failiyyet ve kabiliyetle izdivaç ve içtima nizamının ehemmiyetine tenbih vardır. (Elmalılı)

Dişi ve erkeğin zikri neslin devamına işarettir. Bunlar tek bir şeyden yaratıldığı halde dişi ve erkek şeklinde farklıdırlar. Evlenmeleriyle nesil devam eder.

Erkek ve dişi ile neyin kastedildiği hususunda iki görüş vardır.

Birincisine göre; kastedilen Âdem ile Havva'dır. Bu açıklamayı İbn Abbâs, el-Hasen ve el-Kelbî yapmıştır.

İkinci görüşe göre Ademoğullarından olsun, hayvanlardan olsun, bütün erkekler ve dişileri kastetmiştir. Çünkü yüce Allah, onların türünden olan bütün erkek ve dişilerin yaratıcısıdır. Yüce Allah'ın dostu ve O'na itaat etmek gibi özellikleri dolayısıyla Ademoğullarının bütün erkek ve dişilerinin kastedildiği, hayvanların kastedilmediği de söylenmiştir. (Kurtubî)

 
Leyl Sûresi 4. Ayet

اِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتّٰىۜ  ...


Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir.

اِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتّٰىۜ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  سَعْيَكُمْ  izafeti  اِنَّ ‘nin ismi olup lafzen mansubdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Kasemin cevabıdır. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. شَتّٰى  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. 

شَتّٰى  maksur isimdir. Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak ( ا ) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتّٰىۜ


Kasemin cevabı olan ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Arkadan gelecek açıklamalar için icmali olarak gelmiştir. Merak uyandırır ve cem vardır.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

سَعْيَكُمْ  izafeti  اِنَّ ’nin ismi,  شَتّٰى  haberidir.

İşleriniz başka başkadır. Bu ifade, yukarıdaki yeminin cevabıdır. Ayet metninde yer alan شَتّٰى  kelimesi,  شتيت  kelimesinin çoğulu olup dağınık, başka başka anlamlarına gelir. Buna göre ayetin manası; sizin çalışmanız, ameliniz, çabalarınız değişik değişiktir. Bazıları güzeldir, yararlıdır. Bazıları çirkindir, zararlıdır demek olur. (Fahreddin er-Râzî)  

Surenin yeminle başlayıp, cevabının Sizin  سَعْيَكُمْ لَشَتّٰىۜ  [işleriniz dağınıktır] şeklinde verilmesi, daha sonra gelen ayetlerde bir taksim yapılması ki aksi takdirde bu cevap doğru olmazdı, tekide delalet eden  أمَّا  edatları,  مَنْ ‘deki umum ifadesi, kolaylaştıracağız sözündeki adalet arzusu; bu ayetlerde bulunan bedî sanatlarındandır. Dikkatle incelenirse surenin bütününde benzer sanatların olduğu görülür. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)

سَعْيَ ; hakikatte kuvvetli ve hızlı yürümek demektir. Burada amel ve ağır iş manasında müsteardır.  شَتّٰىۜ  kelimesinde istiare vardır ya da farklı ameller kastedilmiştir. (Âşûr)  

كُمْ  ile hitap mümin kâfir bütün insanlaradır. (Âşûr) 

Muzaf olan masdarlar umum ifade eder. Bunun için  شَتّٰىۜ  da çoğul geldi. Ya da  شَتّٰى  çoğul manasındaki masdarın müennes şeklindeki haberidir. (Âlûsî)

Bu ayet, geçen ayetlerdeki yeminlerin cevabıdır, böylece Allah Teâlâ, ceza (karşılık) bakımından kullarının amellerinin farklı farklı oluşları hususunda, o şeylere yemin etmiş demektir. (Fahreddin er-Râzî)

شَتّٰى  kelimesi,  مرضى ومريض (Hasta-hastalar) kelimesinde olduğu gibi,  شتيت  kelimesinin çoğuludur. Aralarındaki farklılıktan ve mesafeden ötürü, çeşit-çeşit olan şeylere  شتى  denilir. Çünkü  الشتات  masdarı, birbirinden "uzaklaşma ve ayrılma" manasınadır. Buna göre sanki, "Şüphesiz sizin amellerinizin bir kısmı, değer kısmından uzak ve farklıdır" denilmek istemiştir. Çünkü bu amellerin bir kısmı dalalet, bir kısmı hidayettir; bir kısmı cenneti, bir kısmı da cehennemi icap ettirmektedir. Dolayısıyla bu iki çeşit arasında çok fark vardır. (Fahreddin er-Râzî)

 
Leyl Sûresi 5. Ayet

فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَاتَّقٰىۙ  ...


5-7. Ayetler Meal  :   
Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.

Bu ve benzeri sûrelerin indiği Mekke’de insanlar arasında büyük bir gelir farkı bulunuyor; tüccar ve zengin bazı putperest Araplar yoksullar karşısında son derece bencil, duyarsız, umursamaz davranıyor; hatta dönemin canlı şahidi olan Kur’ân-ı Kerîm’in bildirdiğine göre bunlar, “Dilese Allah’ın doyuracağı kimseleri biz mi besleyeceğiz!” diyecek kadar küstahlaşıyor (bk. Yâsîn 36/47), birbirlerine cimriliği öğütleyecek kadar acımasız davranıyorlardı (bk. Nisâ 4/37; Hadîd 57/24). Bu sebeple Mekke döneminde inen âyetlerin Allah’ın birliği inancının yerleştirilmesinin yanında en büyük hedefi yoksulluk sorununa el atmak, bunun âcil yollarından biri olarak insanların kalplerini yoksul ve himayesizlere karşı bencillik, sevgisizlik ve cimrilikten arındırmak; dertlerin de nimetlerin de paylaşılabildiği bir toplumsal ruh ve zihniyet geliştirmek olmuştur. Konumuz olan sûre bu zihniyeti hazırlayan anlamlı tesbitler, öğütler, uyarılar ve müjdeler içermektedir. Sonuç olarak sûrede iki farklı karakter tipi ortaya konmakta; açıkça belirtilmemekle birlikte ifadenin genelinden kolayca anlaşıldığı üzere bunlardan ilki olan cömert ve özverili tip müslüman insanı, cimri ve bencil tip de inkârcıyı temsil etmektedir.

Güzel karşılık” diye çevirdiğimiz 6. âyetteki hüsnâ kelimesini müfessirler “iman, kelime-i tevhid, en güzel din olan İslâm, namaz, oruç ve zekât, ibadetlerin güzel karşılığı” gibi anlamlarla açıklamışlardır (bk. Şevkânî, V, 530; Elmalılı, VIII, 5876). Bize göre hüsnâ kelimesi bu bağlamda inanç, ibadet, muâmelât ve ahlâk ilkeleriyle İslâm inanç ve uygulamaları bütününü ifade eder. 7. âyette geçen ve Allah’ın cömert kulu için kolaylaştıracağı bildirilen rahatlık ve mutluluk yolunu ifade etmek üzere “en kolay” anlamına gelen yüsrâ kelimesi kullanılmıştır. Bu kelime “daha fazla iyilik yapma özelliği, erdemi” olarak da açıklanmıştır. Buna göre insan iyilik yapmaya çalıştıkça Allah da onda iyilik iradesini güçlendirir, iyilik yollarını kolaylaştırır ve sonunda cömertlik denilen güzel haslet onun kişiliğinin ayrılmaz bir özelliği, karakteri haline gelir. 

 


Kaynak :  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:633-634

فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَاتَّقٰىۙ


فَ  istînâfiyyedir.  اَمَّا  şart harfi veya tafsil harfidir. Şart anlamında, cezmetmeyen edatlardandır. Daha önce geçen bir cümleyi genişleterek anlatmak için kullanılır. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar) 

Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَعْطٰى ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur.  اَعْطٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  اتَّقٰى  atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. 

اَعْطٰى  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi عطو ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

اتَّقٰى  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  وقي ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَاتَّقٰىۙ


فَ , istînâfiyyedir. اَمَّا  harf-i şart, tafsil ve tekid için kullanılır. Şart harfi olması için kendisinden sonra  فَ  harfinin gelmesi zorunludur. Zemahşerî: ‘’ اَمَّا  cümleye tekid anlamı kazandırır’’ demiştir. (İtkan, c. 1, s. 421)

Şart, tafsil ve tekid bildiren  اَمَّا  edatı, cevabının başındaki  ف  harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında  ف  harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)

Şart cümlesinde müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  mübtedadır. Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi sonraki habere dikkat çekme kastına matuftur. Sılası olan  اَعْطٰى  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Şartın cevabı 7. ayette gelmiştir.

Aynı üsluptaki  وَاتَّقٰى  cümlesi atıf harfi  وَ ’la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اَمَّا , cezmetmeyen şart harfi manasındadır.  لولا، إذاَ ، لَمَّا ، كُلَّماَ  gibi şart ve cevap olmak üzere iki cümleyi gerektirir. Çoğu kez cümlede tekrarlanır. Sîbeveyhi’ye göre ne olursa olsun manasını taşır. Cevabı daima isim cümlesidir. Cevabının başında  فَ  harfi zorunlu olarak gelir. Bu  فَ  rabıta değildir, bağlaç görevi yapar. (nüzül sırası tefsir notlarından)

Bundan murad, Hazret-i Ebû Bekir (ra) 'ın de yaptığı gibi, ister farz (zekat), ister nafile (sadaka) türünden olsun, köle azad etmek, esirlerin fidyesine destek sağlamak, müslümanları düşmanlarına karşı takviye etmek gibi bütün hayırlı hususlarda mal infakı kastedilmiştir. Bunun mutlak olarak sadece "verir" şeklinde getirilişi, tıpkı [Kendisine rızık olarak verdiklerinizden infak eder] (Bakara, 2/3) ayetindeki mutlak zikrediliş gibidir. Çünkü bununla ister farz, ister nafile olsun, Allah yolunda verilen herşey kastedilmiştir. (Fahreddin er-Râzî)

فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَاتَّقٰى  [Veren ve sakınana gelince…] ayetinde, muhatabın zihni verilebilecek ve sakınabilecek her şeyi düşünsün diye, umum ifade etmesi için mef’ûl (tümleç) zikredilmemiştir. (Safvetü’t Tefâsir)

اتَّقٰىۙ - اسْتَغْنٰىۙ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır. Takva sahibi olmak ile müstağnî olmak arasındaki tekabül, kelimenin lazımı yoluyladır. Yani; müstağni olmaktan murad, Allah’ın indinde olanlardan mahrum olduğu için sanki alacağı ecirden yüz çevirmiş cimri insandır. Böylece masiyetten sakınmamıştır ve müttakinin tekabülü olmuştur. Ya da dünya şehvetlerine dalarak masiyetten sakınmamış insandır. Her iki düşünce şekline göre de müstağni olmak, ademi ittikânın lâzımı olan bir manadır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)

Leyl Sûresi 6. Ayet

وَصَدَّقَ بِالْحُسْنٰىۙ  ...


وَصَدَّقَ بِالْحُسْنٰىۙ


Ayet, atıf harfi وَ ‘la sıla cümlesi  اتَّقٰى ‘ya matuftur. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil cümlesidir.  صَدَّقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.   بِالْحُسْنٰى  car mecruru  صَدَّقَ  fiiline mütealliktir. 

صَدَّقَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  صدق ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

وَصَدَّقَ بِالْحُسْنٰىۙ


Ayet, önceki ayetteki sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

صَدَّقَ  fiiline müteallik car mecrur  بِالْحُسْنٰى , ism-i tafdil vezninde gelerek, mübalağa ifade etmiştir.

O kimsenin özelliklerinin veren, sakınan ve güzel olanı doğrulayan şeklinde sayılması taksim sanatıdır.

[Ve en güzel olanı doğrularsa, ve en güzeli tasdik etmiş ise.] Hakikatte bir güzellik ve güzellerin en güzeli bulunduğuna inanmış, iyiyi kötüyü, fazileti rezilliği fark etmiş, iyilik güzellik yaptıkça güzelliklerin en güzele doğru gittikçe artacağına, iyilik yapanlara ilerisinin daha iyi olacağına inanmış, inanarak ihsanda bulunanlar hakkında iyimser olarak çalışmış. (Elmalılı)

صدقَ ; sözün gerçeğe veya kalbindekine uygun olmasıdır. Fiil, niyet ve akidenin doğruluğu hakkında kullanılır. Kur’an’daki tasdik kelimesi Allah’ı, ayetlerini, resullerini, kelimelerini ve ona kavuşmayı tasdik hakkında geçer. 

Burada da, o başka başka çalışmalar açıklanmakta ve hükümleri beyan edilmektedir.

Yani kim, malının haklarını verir, Allah'ın yasakladığı haramlardan sakınırsa ve en güzel haslet olan iman konusunu tasdik ederse, yahut en güzel kelime olan tevhid kelimesini, yahut en güzel din olan islam dinini, yahut en güzel mükâfat olan cenneti de tasdik ederse biz de onu, cennete girmek ve onun ön hazırlıkları gibi kolaylığa ve rahata hazırlarız. (Ebüssuûd)

Bu ayet-i kerime’nin Hazret-i Ebubekir (ra) hakkında nazil olduğu rivayet edilmektedir. (Taberî)

 
Leyl Sûresi 7. Ayet

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰىۜ  ...


فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰىۜ


Ayet, 5. ayetteki mübteda  مَنْ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

فَ  harfi  اَمَّا ‘nın cevabının başına gelen rabıta harfidir. نُيَسِّرُ  fiilinin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. 

نُيَسِّرُهُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  لِلْيُسْرٰىۜ  car mecruru  نُيَسِّرُهُ  fiiline mütealliktir. يُسْرٰى  maksur isim olup elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.

Maksur isim; Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak ( ا ) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksur isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

نُيَسِّرُهُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi يسر ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰىۜ


5. ayetteki mübtedanın haberi olan  فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰى  cümlesi, aynı zamanda  اَمَّا  cevabıdır.

فَ  karinesiyle gelen cümledeki  سَ , istikbal harfidir. Cümleyi tekid eder.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

سَنُيَسِّرُ - يُسْرٰى  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

لِلْيُسْرٰى  ’daki marifelik ahd veya cins içindir. (Âşûr) 

Cümle azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

Kolay anlamındaki  لِلْيُسْرٰىۜ ‘da istiare vardır. Kolay işler manasında müstear olmuştur.

[Biz de onu en kolaya hazırlarız.] Ayet metninde yer alan  ىۜيُسْرٰى  kelimesi الأيسر  kelimesinin müennesidir. Buna göre ayetin manası, Biz de onu en kolaya hazırlarız, cennete girmek ve cehennemden kurtulmak gibi rahata ve kolaya götüren hasletleri kendinde bulundurmasına muvaffak kılarız. (Rûhu’l Beyân) 

Mükafatın ekserisinin ahirette tahakkuk edeceğine, ahiret de henüz vakti gelmemiş şeylerden olduğuna ve Allah'dan başka hiç kimse onun vaktini bilmediğine göre, ayetteki "kolaylaştırma" fiillerinin başına, gelecek zamanı ifade eden bu  سَ  harfi getirilmiştir. Çünkü bu harf ile, bu vaadin, şu anda değil, daha sonra tahakkuk edeceğine işaret edilmiştir. Allah en iyi bilendir. (Fahreddin er-Râzî) 

5-7. ayetler arasındaki  عُسْرٰى  ve  يُسْرٰى  arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. Bu kelimeler cennet ve cehennem manalarında kullanılmıştır. (Sabuni, Ebdeu’l Beyan)

Ala/8 deki ayetin aynısıdır. Burada  فَ  ile gelmiştir. Aralarında tekrir ve reddü'l-acüz ale's-sadr vardır. 

Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakin sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Bu tekrarlarda ıtnâb, tekrir ve ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf Suresi 28, c. 7, s. 314)

يُسْرٰى  kelimesi, الأيسر  kelimesinin müennesidir. كبرى - أكبر  gibi. Vasfın kuvvetine delalet eder. Vasfın müennes olması dolayısıyla mevsuf şeriat olarak takdir edilir. (Âşûr)  

Mevsuf mahzuftur. Îcazı hazif vardır. (Âşûr)

Teysir fiili müsteardır.  للأمُورِ الْيُسْري  نُهَيِّئُكَ (Kolay işler içi hazırlayacağız) demektir. Kur’an’ı ezberlemek, şeriatı kolaylaştırmak, din ve dünya işlerini kolaylaştırmak manalarını taşır.  (Âşûr) 

Zıt anlamlı  العُسْرى  ve  اليُسْرى  kelimelerindeki harf-i tarif  ألْ , cins veya ahd içindir. (Âşûr)

 
Leyl Sûresi 8. Ayet

وَاَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنٰىۙ  ...


8-10. Ayetler Meal  :   
Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah’a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.

Cimrilik edip kendisiyle yetinen, yani kendi gücüne ve elindekilere güvenip Allah karşısında bile kendisini ihtiyaçsız görecek kadar kibirde ileri giden kişinin zora sokulmasından söz edilirken “en zor” anlamına gelen usrâ kelimesi kullanılmıştır. Bu sebeple cümle genellikle “Biz onu en zora hazırlarız” şeklinde anlaşılmıştır. Allah’ın kulunu zor olana hazırlamasından maksat da kulun, Allah ve resulünün gösterdiği yolu kabul etmeyerek yanlışlarda ısrar etmesi, bu sûre bağlamında ise cimriliğini sürdürmesi neticesinde Allah’ın ondan hidayet ve yardımını çekmesi, onu kendi haline bırakmasıdır. Bu ise insan için en büyük mahrumiyettir. Çünkü bu şekilde kendi başına kalan kul helâl haram demeden nefsânî arzularını tatmine çalışır; kötülük yapmak, günah işlemek ona kolay gelir, bunlardan zevk alır. Sonunda da cehennemi boylar; dünyada cimrilik edip biriktirmiş olduğu servetini orada fidye olarak verip cehennem azabından kurtulmak ister ama bu da mümkün olmaz (bk. Mâide 5/36; Meâric 70/11-16).

 


Kaynak :  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:634

وَاَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنٰىۙ


وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَمَّا  şart harfi veya tafsil harfidir. Şart anlamında, cezmetmeyen edatlardandır. Daha önce geçen bir cümleyi genişleterek anlatmak için kullanılır. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar) 

Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  بَخِلَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.  بَخِلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  اسْتَغْنٰىۙ  atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. 

اسْتَغْنٰى  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İstif’âl babındandır. Sülâsisi  غني ‘dir. 

Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.

وَاَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنٰىۙ


Ayet tezat nedeniyle 5. ayete atfedilmiştir. 

اَمَّا  harf-i şart, tafsil ve tekid için kullanılır. Şart harfi olması için kendisinden sonra  فَ  harfinin gelmesi zorunludur. Zemahşerî: ‘’ اَمَّا  cümleye tekid anlamı kazandırır’’ demiştir. (İtkan, c. 1, s. 421)

Şart, tafsil ve tekid bildiren  اَمَّا  edatı, cevabının başındaki  ف  harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında  ف  harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)

Şart cümlesinde müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  mübtedadır. Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi sonraki habere dikkat çekme kastına matuftur. Sılası olan  بَخِلَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Aynı üsluptaki  وَاسْتَغْنٰى  cümlesi atıf harfi  وَ ’la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Fakat cimrilik etmiş malını kıskanıp da vergi vermekten kaçınmış ve kendisini artık ihtiyacı yok sanmış, yani kendini doyuma ermiş, en güzel sonucu bulmuş, ilerisi için hiçbir ihtiyacı kalmamış, artık korunmayla ilişiği yok ve zengin sayarak haline, tekliğine saplanmış, geleceğini hesaba almayıp malıyla, dünya lezzetleriyle ahiret nimetlerine ihtiyacı kalmadığını zannetmiş. (Elmalılı)

اتَّقٰىۙ - اسْتَغْنٰىۙ  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı hafî sanatı vardır. Takva sahibi olmak ile müstağnî olmak arasındaki tekabül, kelimenin lâzımı yoluyladır. Yani; müstağnî olmaktan murad, Allah’ın indinde olanlardan mahrum olduğu için sanki alacağı ecirden yüz çevirmiş cimri insandır. Böylece masiyetten sakınmamıştır ve müttakinin tekabülü olmuştur. Ya da dünya şehvetlerine dalarak masiyetten sakınmamış insandır. Her iki düşünce şekline göre de müstağnî olmak, ademi ittikânın lâzımı olan bir manadır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)

 
Leyl Sûresi 9. Ayet

وَكَذَّبَ بِالْحُسْنٰىۙ  ...


وَكَذَّبَ بِالْحُسْنٰىۙ


Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki  بَخِلَ fiiline matuftur. Fiil cümlesidir.  كَذَّبَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  بِالْحُسْنٰىۙ   car mecruru  كَذَّبَ  fiiline mütealliktir.

كَذَّب  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كذب ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

وَكَذَّبَ بِالْحُسْنٰىۙ


Ayet, hükümde ortaklık nedeniyle önceki ayetteki sıla cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Son dört ayette cem mea takdim sanatı vardır. Dördüncü ayetteki  سَعْيَكُمْ  ibaresindeki cem’, en güzeli tasdik etmek, vermek, sakınmak ve en güzeli yalanlamak, cimrilik etmek, müstağni olmak şeklinde taksim edilmiştir.

كَذَّبَ  fiiline müteallik car mecrur  بِالْحُسْنٰى , ism-i tafdil vezninde gelerek, mübalağa ifade etmiştir.

Ve en güzeli de yalanlarsa, ve en güzeli yalanlamış, daha güzele veya en güzele inanmamış, cennet nimetleriyle ihsan sahibi kişileri bekleyen akıbetin daha güzel olacağı hakikatine yalan demiş, kısacası gün günden daha kötüdür ihsanın, korunmanın faydası yoktur diyerek sonuç hakkında kötümser olmuş ise. (Elmalılı)

 
Leyl Sûresi 10. Ayet

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰىۜ  ...


Riyazus Salihin, 947 Nolu Hadis
Ali radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Bakîü’l-ğarkad Kabristanı’nda bir cenazenin defni için bulunuyorduk. Derken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem elinde baston olduğu halde yanımıza geldi, oturdu. Biz de çevresine oturduk. Başını eğdi ve bastonuyla yere birşeyler çizmeye başladı. Sonra da şöyle buyurdu:
- “İçinizde, cennet veya cehennemdeki yeri önceden bilinmeyen kimse yoktur.”  Orada bulunanlar:
- Ey Allahın Resûlü! Biz akıbetimizi ezeldeki o yazıya  havale edip ameli bırakalım mı? dediler. Hz. Peygamber:
“- (Hayır) siz görevinizi yapmaya bakın. Herkes niçin yaratıldı ise onu kolayca elde eder” buyurdu.
Râvi hadisin bundan sonraki kısmını da rivayet etti.
(Buhârî, Cenâiz 83, Tefsîru sûre( 92 )3,4,5,7, Kader 4, Tevhîd 54; Müslim, Kader 6-8. Ayrıca bk. Tirmizî, Kader 3; İbni Mâce, Mukaddime 10)

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰىۜ


Ayet, 8. ayetteki mübteda  مَنْ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

فَ  harfi  اَمَّا ‘nın cevabının başına gelen rabıta harfidir. نُيَسِّرُ fiilinin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. 

نُيَسِّرُهُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  لِلْعُسْرٰىۜ  car mecruru  نُيَسِّرُهُ  fiiline mütealliktir.   عُسْرٰىۜ  maksur isim olup elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.

Maksur isim; Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak ( ا ) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfû halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksur isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

نُيَسِّرُهُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi يسر ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰىۜ


Mübtedanın haberi olan  فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰى  cümlesi, aynı zamanda 8. ayetteki  اَمَّا  cevabıdır.

Cümleye dahil olan  سَ , istikbal harfidir. Cümleyi tekid eder. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Fiil, azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

فَسَنُيَسِّرُهُ  fiiline müteallik olan  لِلْعُسْرٰى  ifadesindeki mecrur ism-i tafdil vezninde gelerek, mübalağa ifade etmiştir.

‘Zorluk’ anlamındaki   لِلْعُسْرٰىۜ ‘da istiare vardır. Zor işler manasında müstear olmuştur.

Zıt anlamlı  العُسْرى  ve  اليُسْرى  kelimelerindeki harf-i tarif  ألْ , cins veya ahd içindir.(Âşûr) 

اَعْطٰى -  بَخِلَ  ve  صَدَّقَ - كَذَّبَ  ve  يُسْرٰىۜ  - عُسْرٰىۜ  gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab vardır.  اتَّقٰىۙ - اسْتَغْنٰىۙ  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

فَأَمَّا مَنۡ أَعۡطَىٰ وَٱتَّقَىٰ وَصَدَّقَ بِٱلۡحُسۡنَىٰ فَسَنُیَسِّرُهُۥ لِلۡیُسۡرَىٰ  cümlesi ile, وَأَمَّا مَنۢ بَخِلَ وَٱسۡتَغۡنَىٰ وَكَذَّبَ بِٱلۡحُسۡنَىٰ فَسَنُیَسِّرُهُۥ لِلۡعُسۡرَىٰ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır. Ayetlerdeki tıbâk, mukabele, seci gibi bir çok sanatın mevcudiyeti ibda sanatıdır.

لِ  harfi ta’lil içindir.  لِأجْلِ قَبُولِهاَ (Kabul edilmeleri için) demektir. (Âşûr) Aslı,  فَسَنُيَسِّرُلك الشَّريعت اليُسرى  olmalıydı. Ama böyle gelmemiştir. (Âşûr)  

Burada kalp sanatı da vardır. Kolaylaştırılmış şey; onun için kolaylaştırılmış şey menziline konulmuştur. Kalp yoluyla mübalağa için fiil mef’ûl için kolaylaştırılmış gibi ifade edilmiştir. Yani mana ‘’kolaylık için kolaylaştırdık’’ şeklindedir. Ama maksat bu değildir. (Âşûr) 

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰى [Biz de onu en zora hazırlarız.] Kendisi tercih ettiği için cehenneme girmek ve onun öncesindeki azaplar gibi zora ve şiddete götürecek hasletleri ona hazırlarız. Zahiren bakılacak olursa ayet metnindeki  سَ  harfleri, itaat ve günah karşısında vaadedilen karşılığa işaret etmektedir. Bu da ancak beklenen ve daha sonra olacak olan âhiret hayatında gerçekleşecektir. Böylece vaat ve tehdit kelimelerinin başına  سَ  harfi getirilmiştir ki, burada yapılan vaadin şu anda değil daha sonra olacak olduğuna delâlet etsin. (Rûhu’l Beyan)

نُيَسِّرُ  fiilinin hakiki manada geldiği düşünülürse kelam kalp uslubunda olup muktezâ-i zâhirin hilafınadır. Çünkü muktezâ-i zâhire göre kelamın şöyle gelmesi gerekirdi: فَسَنُيَسِّرُ اليُسْرى لَهُ وسَنُيَسِّرُ العُسْرى لَهُ (Kolayı da, zoru da ona kolaylaştıracağız). Ama bu kolaylaştırmanın mübalağalı olarak ifade edilmesi istendiğinde kalp sanatı kullanılır. Bunun için ayette olduğu gibi kolaylaştırılmış şeyin onun için kolaylaştırıldığı ifade edilmiştir. Bu kullanım Arapların ‘’havuza deveyi gösterdim’’ sözüne benzer. 

نُيَسِّرُ  fiilinin; bir şeyi bir şey için hazırlamakla bir şeyi birine kolaylaştırmak arasındaki lüzum alakasıyla hazırlamak manasında mecaz-ı mürsel olduğu düşünülebilir. Bu durumda  لِلْيُسْرى ولِلْعُسْرى  ifadelerindeki lam harfi ta’lil manasında olur. Yani kolaylık olması için ve zorluk olması için kolaylaştırıyoruz demektir. Kolaylıktan kastedilen Cennet, zorluktan kastedilen ise Cehennemdir. Bu vasıflar çoğunlukla Cennet ve Cehennem için alem olarak kullanılır. Hazırlık cennetin ve cehennemin zatı için olmaz. Bunun için lam harfinden sonra kolaylaştırma fiiline uygun bir muzâfın takdir edilmesi gerekir. Yani لِدُخُولِ اليُسْرى ولِدُخُولِ العُسْرى (Cennete ve cehennneme girmek için) demektir. Bu kolaylaştırma çabuklaştırma manasındadır. Zorluk uzun zaman gerektirdiği gibi kolaylık da kısa zaman gerektirir. Bu durumda kelamda kalp yoktur. (Âşûr)

 
Leyl Sûresi 11. Ayet

وَمَا يُغْن۪ي عَنْهُ مَالُـهُٓ اِذَا تَرَدّٰىۜ  ...


Cehenneme yuvarlandığı zaman, malı ona fayda vermez.

وَمَا يُغْن۪ي عَنْهُ مَالُـهُٓ اِذَا تَرَدّٰىۜ


Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  

يُغْن۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir.  عَنْهُ  car mecruru  يُغْن۪ي  fiiline mütealliktir.  مَالُـهُٓ  fail olup lafzen merfûdur. Muttasıl zamir  هُٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir.  اِذَا  zaman zarfı mukadder cevaba mütealliktir. Takdiri, ما يغني عنه ماله  (Ona malı fayda vermez.) şeklindedir.

تَرَدّٰى  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

إِذَا  şart manası taşıyan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir.

إِذَا : Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

إِذَا ‘dan sonraki şart cümlesinin fiili, mazi veya muzari manalı olur. Cevabı ise umumiyetle muzari olur, mazi de olsa muzari manası verilir: 

a)  إِذَا  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  إِذَا ‘nın cevap cümlesi, iki muzari fiili cezm edenlerin cevap cümleleri gibi mazi, muzari, emir, istikbal, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına  ف ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzari fiili cezm edenlerle aynıdır.

c)  Sükun üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَرَدّٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. 

يُغْن۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  غني ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

تَرَدّٰى  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir  تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  ردي ‘dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.

وَمَا يُغْن۪ي عَنْهُ مَالُـهُٓ 


Ayet,  وَ ’la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfi sıygaya iltifat sanatı vardır.

Cümle menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَنْهُ , durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.

يُغْن۪ي  fiili  مَالُـهُٓ ‘ya isnad edilmiştir. Bu ifadede istiare sanatı vardır. Canlılara mahsus olan kurtarmak fiili onun malına nispet edilerek, cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Bil ki ayetin başındaki  مَا , inkârî manada bir istifham olabileceği gibi, nefy (olumsuzluk) ifade etmek için de olabilir. (Fahreddin er-Râzî) 


 اِذَا تَرَدّٰىۜ

 

Ayetin şart üslubundaki ikinci cümlesi fasılla gelmiştir. Şart manalı zaman zarfı  اِذَا  mukadder cevaba mütealliktir.  اِذَا ‘nın muzâfun ileyhi olan  تَرَدّٰى  şart cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında gelerek istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Şartın cevap cümlesi, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Takdiri   ما يغني عنه ماله (Malı ona fayda vermez) şeklindedir.

Bu takdire göre mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubâlağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

Çukura yuvarlandığı yahut helak olduğu vakit onu malı kurtaramayacaktır. Kıyıp vermeyerek biriktirdiği ve onunla zengin olmak, hiçbir şeye ihtiyaç hissetmemek istediği mal, onu kabre yuvarlanmaktan, helak olarak aşağıların aşağısına gitmekten kurtaracak değil, aksine azap ve zararını artıracaktır.  تَرَدّٰى , yok olmak manasına  ردي  kökünden, yahut yuvarlanmak manasına tereddüttendir. (Elmalılı)

تَرَدّٰى  kelimesi, helak olma anlamına gelen  الردى  kelimesinden türemedir.  تَرَدّٰى ; helaka maruz kalmak demektir. İnsanın ahirette ihtiyaç anında faydalanacak olduğu mal, haklarını verdiği ve takdim ettiği maldır. Yoksa cimrilik edip de varislerine bıraktığı malı değildir. (Rûhu’l Beyan)


Leyl Sûresi 12. Ayet

اِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدٰىۘ  ...


Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.

Kitap indirmek ve peygamber göndermek suretiyle hidayet ve dalâlet yollarını, hayrı ve şerri açıklamak Allah’a aittir. Bir önceki sûrede açıkça belirtildiği üzere Allah insana duyu ve bilgi vasıtaları, akıl ve irade vermiş; hayrı şerden, hakkı bâtıldan ayırma imkânını bahşetmiştir. 13. âyette Allah Teâlâ hem dünya hem de âhiret hayatının kendisine ait olduğunu ifade buyurarak, her iki dünyanın kendi yönetiminde olduğunu belirtmekte, dolayısıyla her iki dünyanın iyilik ve güzelliklerini O’ndan istememiz gerektiğini ima etmektedir. 

 


Kaynak :  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:634

اِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدٰىۘ


İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  عَلَيْنَا  car mecruru  اِنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. 

هُدٰىۘ  kelimesi  اِنَّ ‘nin muahhar ismi olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.

هُدٰىۘ  maksur isimdir. Maksur isim; Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak ( ا ) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfû halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksur isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدٰىۘ


Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَلَيْنَا , tekid harfi  اِنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  لَلْهُدٰىۘ  kelimesi  اِنَّ nin muahhar ismidir.

لَلْهُدٰىۘ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail (etkin sıfat) ve ism-i mef’ûlu (edilgen sıfat) de ifade eder. 

[Gerçekten elbette doğru yolu göstermek yalnız bizim üzerimizedir] kaza ve kaderimiz gereği yahut hikmetimizin icabı hakka irşat etmek bizim üzerimizedir veya hidayet yolu bizim üzerimize demektir, Mesela subhan Allah’ın; وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ [Doğru yol Allah’ın üzerinedir] (Nahl/9) ayeti gibi. (Beyzâvî, Ruhu’l Beyan)

 
Leyl Sûresi 13. Ayet

وَاِنَّ لَنَا لَلْاٰخِرَةَ وَالْاُو۫لٰى  ...


Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir.

وَاِنَّ لَنَا لَلْاٰخِرَةَ وَالْاُو۫لٰى


Ayet, atıf harfi وَ ‘la istînâfiyeye matuftur. İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  لَنَا  car mecruru  اِنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. لْاٰخِرَةَ  kelimesi  اِنَّ ‘nin muahhar ismi olup lafzen mansubdur. الْاُو۫لٰى  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuf olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. 

الْاُو۫لٰى  maksur isimdir. Maksur isim; Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak ( ا ) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfû halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksur isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاِنَّ لَنَا لَلْاٰخِرَةَ وَالْاُو۫لٰى


Ayet önceki ayete  وَ  ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Cümle azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَنَا , tekid harfi  اِنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  لَلْاٰخِرَةَ  kelimesi  اِنَّ nin muahhar ismidir.

الْاُو۫لٰى , muahhar mübteda olan  لْاٰخِرَةَ ye atfedilmiştir. Cihet-i camiâ tezattır.

لْاٰخِرَةَ - الْاُو۫لٰى  ve  عَلَيْنَا - لَنَا  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. Bu kelimelerdeki  tarif, ahdi ilmidir.

Her iki yurtta dilediğimiz şeyi dilediğimiz kimseye veririz yahut doğru yolu bulanlara hidayetin sevabını veririz ya da size hidayet etmemek bize zarar vermez, demektir. (Beyzâvî)

 
Leyl Sûresi 14. Ayet

فَاَنْذَرْتُكُمْ نَاراً تَلَظّٰىۚ  ...


Sizi alevler saçan ateşe karşı uyardım.

Yüce Allah kullarına doğru yolu göstermekle yetinmemiş, aynı zamanda yanlış yolda gitmenin sonucu olan cehenneme karşı da onları vahiy ve peygamberleri aracılığıyla uyarmıştır. 

 


Kaynak :  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:635
Riyazus Salihin, 399 Nolu Hadis
Nu’mân İbni Beşîr radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim demiştir:
“Şüphesiz kıyamet gününde cehennemliklerin azâbı en hafif olanı, ayaklarının altına iki kor konulup da bu sebeple beyni kaynayan kişidir. Oysa o, hiç kimsenin kendisinden daha şiddetli azâb gördüğünü zannetmez. Halbuki kendisi, cehennemliklerin azâbı en hafif olanıdır.”
(Buhârî, Enbiyâ 1, Rikak 51; Müslim, Îmân 362-364. Ayrıca bk. Tirmizî, Cehennem 12)

فَاَنْذَرْتُكُمْ نَاراً تَلَظّٰىۚ


Ayet, atıf harfi  فَ  ile istînâfiyeye matuftur. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil cümlesidir.  اَنْذَرْتُكُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

نَاراً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  تَلَظّٰى  fiili  نَاراً ‘ın sıfatı olarak mahallen mansubdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere sıfat denir. Arapça’da sıfatın asıl adı na’t ( النَّعَتُ )dır. Sıfatın nitelediği isme de men’ut ( المَنْعُوتُ ) denir. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata hakiki sıfat, dolaylı olarak niteleyen sıfata da sebebi sıfat denir.

Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya sıfat tamlaması denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir. Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsûfuna: cinsiyet, adet, marifelik - nekrelik ve îrab bakımından uyar.

Sıfat iki kısma ayrılır: 1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat

Hakiki sıfat: 1- Müfred olan sıfatlar  2- Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1. Müfred olan sıfatlar: Müfred olan sıfatlar genellikle ism-i fail, ism-i mef’ûl, mübalağalı ism-i fail, sıfat-ı müşebbehe, ism-i tafdil, masdar, ism-i mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.

Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsûf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2. Cümle olan sıfatlar: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibh-i cümle olan sıfatlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَلَظّٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Aslı  تتَلَظّٰى ‘dir.  تَ ‘nin biri hazf edilmiştir. Faili müstetir olup takdiri  هي ‘dir.

اَنْذَرْتُكُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نذر ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

تَلَظّٰى  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir  تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  لظي ’dir. Aslı  تتَلَظّٰىۚ  şeklindedir.  تَ  harflerinden biri hazf edilmiştir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.

فَاَنْذَرْتُكُمْ نَاراً تَلَظّٰىۚ


Ayet  فَ  ile 12. ayete atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. 

Azamet zamirinden, bu ayetteki müfret mütekellim zamire iltifat vardır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

اَنْذَرْتُكُمْ  fiilinin ikinci mef’ûlü olan  نَاراً  ‘deki nekrelik tarifi mümkün olmayan nev, tazim ve kesret ifade eder. Âşûr korkutmak için olduğunu söylemiştir. (Âşûr)

 تَلَظّٰىۚ  cümlesiyle tavsif edilmesi ateşin korkunç olduğu manasını kuvvetlendirmiştir.

تَلَظّٰى  cümlesi  نَاراً  için sıfattır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

تَلَظّٰى  fiilinin aslı تتَلَظّٰى dır.  تَ ’lerden biri hafiflik için hazf edilmiştir. Ayrıca fiilin sonundaki elif ye’ye kalb edilmiştir. 

تَلَظّٰىۚ نَاراً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayetteki, تَلَظّٰى  [tutuşan, alevlenen, cayır cayır yanan] manasınadır. Cehenneme  لَظّٰىۚ  ismi verilişi de bundandır. Hak Teâlâ böyle olan ateşin kim için hazırlandığını, [Ona en şâkî, en bedbaht olandan başkası girmez ifadesiyle beyan etmiştir.] (Fahreddin er-Râzî) 

Alev alev yanan bir ateşle sizi uyardım. Sizi Kur’an’la korkuttum. Alev alev yanan ateş anlamına gelen  تَلَظّٰى  fiili, yanmanın devamlı olduğunun vurgulanması için süreklilik ifade eden fiili muzari (şimdiki, geniş zaman) ile ifade olunmuştur. (Rûhu’l Beyan)

تَرَدّٰى , muzari (geniş zamanlı) müennes bir fiil olup aslı  تَرَدّٰدَ ‘dır. Mazi (geçmiş zaman) olsa idi, ateş manasına gelen nâr kelimesi müennes olduğu için denilmesi gerekirdi. (Elmalılı)

 
Leyl Sûresi 15. Ayet

لَا يَصْلٰيهَٓا اِلَّا الْاَشْقٰىۙ  ...


15-16. Ayetler Meal  :   
O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimse girer.

لَا يَصْلٰيهَٓا اِلَّا الْاَشْقٰىۙ


Ayet, نَاراً ‘in ikinci sıfatı olarak mahallen mansubdur. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil cümlesidir. لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَصْلٰيهَٓا  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir  هَٓا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اِلَّا  hasr edatıdır. الْاَشْقٰى  fail olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. 

الْاَشْقٰى  maksur isimdir. Maksur isim; Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak ( ا ) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfû halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksur isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا يَصْلٰيهَٓا اِلَّا الْاَشْقٰىۙ


Ayet önceki ayetteki  نَاراً  için ikinci sıfattır. Fasılla gelen ayetin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasr üslubuyla tekid edilmiştir. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Nefy harfi  مَا  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşan kasr, fiille fail arasındadır.  يَصْلٰيهَٓا  maksur/sıfat,  الْاَشْقٰى  maksurun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. Yani müsned, müsnedün ileyhe hasredilmiştir. 

الْاَشْقٰىۙ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. 

[Ona ancak en bedbaht girer.] Ona girmez, şiddetini çekerek ondan ayrılmaz ancak en bedbaht girer ancak kâfir girer; çünkü fasık ona girse de orada devamlı kalmaz. Bunun içindir ki, ona  الْاَشْقٰىۙ (en bedbaht) adını vermiştir. (Beyzâvî) 

Bunlar da kâfirlerden başkaları değildir. Ayet metninde yer alan  الْاَشْقٰى , kötülükte ileriye gitmiş kimseler demektir ki, bunlar, kâfirlerdir. Çünkü kâfir, fasıktan daha kötüdür, daha bedbahttır. Fasık, cehenneme ebediyen kalmak üzere girmez. Nitekim bundan maksadın fasık değil de, kâfir olduğunu ”yalanlayıp yüz çeviren" ifadesi açıkça belirtmektedir. Ayet metninde yer alan  لَا يَصْلٰيهَٓا  ifadesi, cehennemin ateşini sinesine ancak kötüler çekerler, demektir. (Rûhu’l Beyan)

 
Leyl Sûresi 16. Ayet

اَلَّذ۪ي كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ  ...


Riyazus Salihin, 160 Nolu Hadis
Ebû Hureyre  radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah  sallallahu aleyhi ve sellem:
“İstemeyenler dışında, ümmetimin tamamı cennete girer” buyurdu. Bunun üzerine:
- Ey Allah’ın elçisi, cennete girmeyi kim istemez ki? denildi. Peygamber Efendimiz:
– “Bana itaat edenler cennete girer, bana karşı gelenler cenneti istememiş demektir” buyurdu.
(Buhârî, İ’tisâm 2)

اَلَّذ۪ي كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ


الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl,  الْاَشْقٰى ‘nın sıfatı olarak mahallen merfûdur.   İsm-i mevsûlun sılası  كَذَّبَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

كَذَّبَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  تَوَلّٰى  atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. 

كَذَّبَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كذب ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

تَوَلّٰى  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.  تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  ولي ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.

اَلَّذ۪ي كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ


اَلَّذ۪ي , önceki ayetteki  الْاَشْقٰى  için sıfattır. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ‘nin sılası olan  كَذَّبَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sıfatın ism-i mevsûlle gelmesi sonraki habere dikkat çekme kastına matuftur.

Aynı üsluptaki  وَتَوَلّٰى  cümlesi atıf harfi  وَ ’la sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَذَّبَ  تَوَلّٰىۜ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Leyl Sûresi 17. Ayet

وَسَيُجَنَّبُهَا الْاَتْقٰىۙ  ...


17-18. Ayetler Meal  :   
Temizlenmek için malını hayra veren en muttekî (Allah’a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır.

Bazı müfessirler 19-21. âyetlerin (bk.Taberî, XXX, 146), bazıları ise 5-19. âyetlerin (bk. Elmalılı, VIII, 5881), müşriklerin işkence ettiği köleleri satın alıp âzat ederek hürriyetlerine kavuşturan Hz. Ebû Bekir hakkında indiğini söylemişlerdir. Âyetler böyle bir özel olay üzerine gelmiş olsa da, hükümleri ve mesajları geneldir. MüşriklerHz. Ebû Bekir’in bu yaptıklarını, mukabil bir iyilik veya bir menfaat karşılığında yaptığını iddia etmişlerdi. Burada, böyle bir iddia vesilesiyle şöyle bir temel ilke ortaya konmuş bulunuyor: İman ve amelde takvâ düzeyine ulaşmış bir mümin, birine iyilik yapmak için mutlaka ondan bir iyilik görmek, bir karşılık ve menfaat elde etmek gerektiğini düşünmez; mümin, her türlü nimetin yalnızca Allah’ın bir lutfu olduğuna, iyiliklerin de ilke olarak bir çıkar hesabıyla değil, sadece Allah rızâsı için yapılması gerektiğine inanır. Böylece bu âyetlerde müşriklerin bencil ve çıkarcı zihniyet ve ahlâk yapılarının yansımasından ibaret olan yukarıdaki iddiaları reddedilmiş, Hz. Ebû Bekir örneğinde gönüllerini insan sevgisi ve cömertlikle bezeyen müminler Allah tarafından takdirle anılmıştır.

Takvâ ehli” diye çevirdiğimiz etkā kelimesinin kök anlamı, “büyük bir tehlikeye karşı kendine bir şeyi siper edinerek korunmak”tır. Bu kökten gelen takvâ kavramı Kur’an’da ağırlıklı olarak, “kötülüklerden uzak durup iyilikler yapmak ve bu amelleri sayesinde kendini cehennem azabına karşı korumak” anlamında geçmektedir. Nitekim burada da 14. âyette muhataplar “alev alev yanan ateş”e karşı uyarıldıktan sonra 17-20. âyetlerde, birine borçlu olmadıkları, kimsenin kendilerinde bir hakkı bulunmadığı halde bile, sırf Allah rızâsı için insanlara mal yardımı yapıp manen arındıkları ve bu sayede ateşten uzak tutulacakları bildirilmiştir. Nihayet son âyette, Allah rızâsına böylesine değer veren, kendisini bu rızâdan mahrum bırakacak günahlardan sakınan, tamamen karşılıksız olarak seve seve insanlara yardım edenlerin, Allah tarafından razı edilecekleri; yani korktuklarından emin ve umduklarına nâil olacakları müjdelenmiştir ki, inanan bir kimse için bundan daha büyük bir müjde olamaz. 


Kaynak :  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:635

وَسَيُجَنَّبُهَا الْاَتْقٰىۙ


Ayet, atıf harfi وَ ‘la 15. ayete  لَا يَصْلٰيهَٓا ‘ya matuftur. Fiil cümlesidir. Fiilinin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. 

يُجَنَّبُهَا  damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Muttasıl zamir  هَٓا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْاَتْقٰى  naib-i fail olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. 

الْاَتْقٰى  maksur isimdir. Maksur isim; Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak ( ا ) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksur isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُجَنَّبُهَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  جنب ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

وَسَيُجَنَّبُهَا الْاَتْقٰىۙ


Ayet, atıf harfi  وَ ‘la 15. ayetteki …  لَا يَصْلٰيهَٓا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. 

Cümleye dahil olan  سَ , istikbal harfidir. Cümleyi tekid eder. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

سَيُجَنَّبُهَا  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Naib-i fail olan  الْاَتْقٰىۙ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. 

الْاَشْقٰىۙ - الْاَتْقٰى  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî, muvazene, cinas-ı muzari, secî, reddü’l-acüz ale’s-sadr ve lüzum ma la yelzem sanatları vardır. 

لَا يَصْلٰيهَٓا اِلَّا الْاَشْقٰىۙ  cümlesiyle  وَسَيُجَنَّبُهَا الْاَتْقٰىۙ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

[Ondan en çok sakınan uzaklaştırılacak.] Şirkten ve masiyetlerden kaçındı; çünkü ona girmez, kaldı ki, girip yangısını çeksin!  سَيُجَنَّبُهَا  ifadesinin manası, “Allah, onu oradan uzaklaştıracak ve onu, onun uzak bir yerinde tutacaktır.” şeklindedir. Çünkü Arapça'da, "onu oradan uzaklaştırdım" manasında,  جَنَّبْتُهُ الشيئ  ifadesi kullanılır. (Fahreddin er-Râzî)

Leyl Sûresi 18. Ayet

اَلَّذ۪ي يُؤْت۪ي مَالَهُ يَتَزَكّٰىۚ  ...


اَلَّذ۪ي يُؤْت۪ي مَالَهُ يَتَزَكّٰىۚ

 

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl,  الْاَتْقٰى ‘nın sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يُؤْت۪ي ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

يُؤْت۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  مَالَهُ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İkinci mef’ûlün bih mukadderdir. Takdiri, والآخر  şeklindedir. 

يَتَزَكّٰى  fiili  يُؤْت۪ي ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur. 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَتَزَكّٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. 

يَتَزَكّٰى  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.  تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi زكو ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.

يُؤْت۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اَلَّذ۪ي يُؤْت۪ي مَالَهُ يَتَزَكّٰىۚ


اَلَّذ۪ي , önceki ayetteki  الْاَتْقٰى  için sıfattır. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ‘nin sılası olan  يُؤْت۪ي مَالَهُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Sıfatın ism-i mevsûlle gelmesi sonraki habere dikkat çekme kastına matuftur.

يَتَزَكّٰى  fiili  يُؤْت۪ي ‘deki failin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

[O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir.] O en takvalı kişi ki malını verir, temizlenir, feyiz alır, kurtuluşa erer. Yahut hal cümlesi olduğuna göre, temizlenmek üzere, yani Allah katında temizlenip artmak üzere malını verir. (Elmalılı)

 
Leyl Sûresi 19. Ayet

وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزٰىۙ  ...


19-20. Ayetler Meal  :   
O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz. (Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar).

وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزٰىۙ


وَ  istînâfiyyedir. Haliyye olması da caizdir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. لِاَحَدٍ  car mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  عِنْدَهُ  mekân zarfı  نِعْمَةٍ ‘in mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  نِعْمَةٍ  lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur.  تُجْزٰى  fiili  نِعْمَةٍ ‘in sıfatı olarak mahallen merfûdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere sıfat denir. Arapça’da sıfatın asıl adı na’t ( النَّعَتُ )dır. Sıfatın nitelediği isme de men’ut ( المَنْعُوتُ ) denir. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata hakiki sıfat, dolaylı olarak niteleyen sıfata da sebebi sıfat denir.

Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya sıfat tamlaması denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir. Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsûfuna: cinsiyet, adet, marifelik - nekrelik ve îrab bakımından uyar.

Sıfat iki kısma ayrılır: 1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat

Hakiki sıfat: 1- Müfred olan sıfatlar  2- Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1. Müfred olan sıfatlar: Müfred olan sıfatlar genellikle ism-i fail, ism-i mef’ûl, mübalağalı ism-i fail, sıfat-ı müşebbehe, ism-i tafdil, masdar, ism-i mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.

Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsûf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2. Cümle olan sıfatlar: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibh-i cümle olan sıfatlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُجْزٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri  هو ’dir.

وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزٰىۙ


وَ , istînâfiyyedir. Haliyye olması da caizdir. Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim tehir ve îcâzı hazif sanatları vardır.  مَا  nefy harfidir. لِاَحَدٍ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muahhar mübteda olan  مِنْ  نِعْمَةٍ ‘deki  مِنْ  tekid ifade eden zait harftir.  

Mekân zarfı  عِنْدَ , Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması sebebiyle şeref kazanmıştır. Mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

تُجْزٰى  cümlesi  نِعْمَةٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تُجْزٰى  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Mef’ûl olan  اَجْرٍ ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir. Tekid ifade eden zaid  مِنْ  harfi de kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır. 

لِاَحَدٍ ‘in nekreliği muayyen olmayan cins, kıllet ve umum ifade eder.

[Onun yanında, başka bir kimse için karşılığı verilecek hiçbir nimet yoktur.] Ve onda başka bir kimsenin bir nimeti yoktur ki karşılığı, mükafatı verilecek olsun, yani hiç kimseye borçlu ve minnet altında kalmış değildir ki verirken ona karşılık olarak versin. Yahut herhangi bir kimseye verdiği vergiyi ondan bir karşılık, bir mükafat bekleyerek vermez. (Elmalılı)

 
Leyl Sûresi 20. Ayet

اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلٰىۚ  ...


اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلٰىۚ

 

اِلَّا  istisna edatı olup, munkatı’adır.  ابْتِغَٓاءَ  müstesna olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  وَجْهِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

رَبِّهِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

Müstesna minh;a) Ya birden fazla olmalı, b) Ya umumi manalı bir kelime olmalı,

(Bir ismin umumi manalı olması için nefy, nehy veya istifhamdan sonra nekre olarak gelmesi gerekir.) c) Ya kısımları bulunan müfred bir lafız olmalı.

(Kısımları bulunan müfred: Mesela sahifeleri olan kitap, saatleri olan gün, günleri olan hafta, ay, mevsim, mevsimleri olan sene, seneleri olan ömür… gibi isimlerdir.)

Müstesna istisna edatından hemen sonra gelen kelimedir. Ancak müstesna minh hemen önce gelen kelime olmayabilir. Müstesna mansubtur. Bununla birlikte istisna edatlarının türlerine göre farklı şekillerde îrablanabilir. Türkçeye “ama, ancak, -den başka, -sız, fakat, hariç, müstesna, yalnız, sadece” gibi kelimelerle tercüme edilir.İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الْاَعْلٰى  kelimesi  وَجْهِ ‘nin sıfatı olarak elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere sıfat denir. Arapça’da sıfatın asıl adı na’t ( النَّعَتُ )dır. Sıfatın nitelediği isme de men’ut ( المَنْعُوتُ ) denir. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata hakiki sıfat, dolaylı olarak niteleyen sıfata da sebebi sıfat denir.

Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya sıfat tamlaması denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir. Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsûfuna: cinsiyet, adet, marifelik - nekrelik ve îrab bakımından uyar.

Sıfat iki kısma ayrılır: 1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat

Hakiki sıfat: 1- Müfred olan sıfatlar  2- Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1. Müfred olan sıfatlar: Müfred olan sıfatlar genellikle ism-i fail, ism-i mef’ûl, mübalağalı ism-i fail, sıfat-ı müşebbehe, ism-i tafdil, masdar, ism-i mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.

Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsûf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2. Cümle olan sıfatlar: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibh-i cümle olan sıfatlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلٰىۚ


Ayet önceki ayetten munkatı istisnadır.

اِلَّا  istisna harfidir. Lakin manasında olduğu da söylenmiştir. 

ابْتِغَٓاءَ  fiili müstesna munkatı’ veya mef’ûlun lieclihtir.  وَجْهِ رَبِّهِ  muzâfun ileyhtir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için Rabb isminde tecrîd sanatı vardır. 

الْاَعْلٰى ‘da istiare vardır. Bu kelimenin aslı ألعلْوٌ  yani irtifadır. Yeryüzünde görünür şekilde açıkça yükselmektir. Allah’ın yüceliğinin görünür şekilde olduğu hakkında  ألعلْوٌ  istiare olmuştur. (Ruveyni, Teemülât fî Sûreti Meryem, s. 212)  

رَبِّكَ  için sıfat olan  الْاَعْلٰى  ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. 

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müstesna olan  ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِ  izafetinde temizlenen kişiye ait zamirin Rabb ismine muzâfun ileyh olmasıyla o kişi, yine Rabb ismine muzâf olan  ابْتِغَٓاءَ  ve  وَجْهِ , şan ve şeref kazanmıştır.

وَجْهِ رَبِّهِ  [Rabbinin yüzü] ifadesi cüz-kül alakasıyla, zatı, rızası anlamında mecaz-ı mürseldir.

Ancak en yüce Rabbinin rızasını araması hariç cümlesi istisna-i munkatıadır. Ya da mahzuftan istisna-i muttasıldır. Mesela ancak Rabbinin rızası için verir, bir nimeti karşılamak için değil, gibi. (Beyzâvî) 

ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِ  ifadesi, cinsinden olmayandan yapılmış bir istisna olup, "müstesna minh" نِعْمَةٍ  kelimesidir. Buna göre kelamın takdiri, "Onun nezdinde, Allah'ın rızasını takip etmenin dışında, hiç kimseye ait bir nimet yoktur" şeklinde olur ve ayetin bu ifadesi (nahiv açısından), senin tıpkı  ما في الدار احد الا حمارا (Evde, eşekten başka bir kimse yoktur) demen gibidir. Ferrâ bu hususta şöyle izahta bulunur: Burada, bir "infak" kelimesi takdir edilebilir. Bu durumda da ayetin takdiri, "O, Yüce olan Rabbinin rızasını talep etme niyeti dışında, herhangi bir niyetle infakta bulunmaz" şeklinde olur ki bu durumda da bu ifade, [Sizler, ancak Allah'ın rızasını arzulayarak infak edersiniz…] (Bakara, 2/272) ayeti gibi olmuş olur. (Fahreddin er-Râzî)

Leyl Sûresi 21. Ayet

وَلَسَوْفَ يَرْضٰى  ...


Elbette kendisi de hoşnut olacaktır.

وَلَسَوْفَ يَرْضٰى


وَ  istînâfiyyedir.  لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  سَوْفَ   gelecek zamana işaret eder. Alimler bu edatı tesvif -erteleme diye isimlendirmişlerdir. Vaat veya tehdit bulunan yani istenen veya hoşlanılmayan bir fiile delalet eden bir muzari fiilin  başına geldiklerinde tekid-vurgu olurlar. 

يَرْضٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir.Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.

وَلَسَوْفَ يَرْضٰى


وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Takdiri  والله  (Allah'a yemin olsun) olan kasem cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Kasem ve istikbal harfi  سَوْفَ  ile tekid edilmiş  وَلَسَوْفَ يَرْضٰى  cümlesi kasemin cevabıdır. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkarî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mahzuf kasem ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, gayri talebî inşâî isnaddır.

‘’Elbette yakında kendisi de hoşnut olacaktır’’ ifadesinin başındaki  لَ , yemin veya başlangıç için; olayın gelecekte gerçekleşeceğini bildirmek içindir. Hoşnut olacak fiilinin fail zamiri, takvalı kişiyi de, Rabbi de gösterebilir. Çokları bu zamirin takvalı kişinin yerini tuttuğunu daha açık görmüşler, o takvalı kişi Rabbinden hoşnut olacak demişlerdir ki, Rabbinin aradığı rızasını bulup razı oluncaya kadar nimet ve ihsanına erecektir demek olur. (Elmalılı)

Bu ayetler, Hazret-i Ebû Bekir el-Sıddık (ra) hakkında nazil olmuştur. O sırada Hazret-i Ebû Bekir, Mekke müşriklerinin, işkence ettikleri Bilal ile bir grup köleyi efendilerinden satın almış ve derhal onları azâd etmişti. (Ebüssuûd)

Surenin son ayeti de ilk ayeti gibi kasemle gelmiştir. 

Surenin sonunda konuyu en güzel şekilde bağlayarak mükemmel bir sonuç teşkil eden bu ayet, sözün makama ve girişe uygun güzel bir şekilde tamamlanması olan hüsn-i inteha sanatının güzel bir örneğidir.

Kur’an surelerinin bitişi de girişi gibi belîğdir. Sureler o kadar güzel bir şekilde sona ermiştir ki muhatab artık başka bir şey duymak istemez. Sureler; dua-vasiyet, farzlar, tahmîd ve tehlîl, öğüt, vaat ve vaîd gibi sûrede işlenen konuya uygun bir sözle sona erer.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Bedî İlmi)

Surenin, kısa seci örnekleri olan ayetlerindeki fasıla harflerinin meydana getirdiği secî ve lüzum ma la yelzem sanatları, okuyanın dikkatinden kaçmayacak son derece latif, bedî’ sanatlardır.

 
Duhâ Sûresi
Mekke döneminde inmiştir. 11 âyettir. Duhâ, kuşluk vakti demektir

Mushaftaki sıralamada doksan üçüncü, iniş sırasına göre on birinci sûredir. Fecr sûresinden sonra, İnşirâh sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Rivayete göre Fecr sûresinin inişinden sonra öncekine nisbetle daha kısa bir süre vahiy kesilmiş, müşrikler bu olayı kullanarak Hz. Peygamber’e, “Herhalde rabbin sana darıldı ve seni terketti” demişlerdi. Bu sözlerden dolayı Hz. Peygamber’in duyduğu üzüntü üzerine bu sûre inmiştir (Taberî, XXX, 148).

Bizim iniş sıralamasında esas aldığımız bu rivayet dışında, Duhâ sûresinin iniş tarihine dair başka rivayetler de vardır: 1. İlk vahiyden (Alâk ve Müddessir sûrelerinin ilk âyetlerinden) sonra uzunca bir süre vahiy kesilmiş, tekrar başladığında ilk olarak Duhâ sûresi gelmiştir. 2. Necm sûresinde geçen “Cebrâil”i bütün azametiyle görme ve ona iyice yaklaşma” sonucu Hz. Peygamber’de oluşan heyecan ve sarsıntı yatışsın diye bir süre vahiy kesilmiş, sonra Duhâ sûresi gelmiştir (İbn Kesîr, VIII, 287-288, 445-446; Şevkânî, V, 378). Vahyin mâkul sebeplerle kesilip araya fâsılaların girmesi her seferinde muhaliflerin dedikodu yapmalarına vesile olmuş, Allah da bu sûreyi göndererek resulünü teselli etmiştir.

Müşriklerin üzücü söz ve davranışlarına karşı bir teselli olmak üzere Hz. Peygamber’e, yüce Allah’ın himayesi sayesinde çocukluğundan itibaren nice güçlükleri aşarak bugünlere geldiği hatırlatılmakta ve kendisinin de yetime, yoksula iyi davranması emredilmektedir.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Duhâ Sûresi 1. Ayet

وَالضُّحٰىۙ  ...


Kuşluk vaktine andolsun,

Duhâ kelimesi “kuşluk” anlamına gelmekle birlikte çoğu müfessirler, 2. âyetteki “gece”nin alternatifi olarak burada bütünüyle gündüz vakti için kullanıldığı kanaatindedirler. İbn Âşûr’a göre ise kelime burada da kuşluk vaktini ifade etmekte olup, bununla, tıpkı kuşluk vakti güneş ışığının yeryüzünü bütünüyle kaplaması gibi vahiy ışığının da dünyaya inip aydınlatmaya başladığına imada bulunulmuştur. 2. âyetteki gece karanlığı da Hz. Peygamber’in bu vakitte evinde veya Kâbe çevresinde sesli olarak Kur’an’ı okuduğu, müşriklerin ise onu gizlice dinledikleri vakit olup bundan dolayı bu iki vakit üzerine yemin edilmiştir. Yeminin amacı putperestlerin artık Hz. Peygamber’e vahyin gelmez olduğu, Allah’ın onu terkettiği iddialarının gerçekle ilgisinin bulunmadığını kesin bir dille belirtmektir (XXX, 394-395) 

 


Kaynak :  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:638

وَالضُّحٰىۙ

 

وَ  harf-i cer olup, kasem harfidir. وَالضُّحٰى  car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, أقسم (Yemin ederim) şeklindedir.

وَالضُّحٰىۙ


Sure, berâat-i istihlâl sanatına uygun olarak, surenin konusuyla alakalı bir cümleyle başlamıştır. Böylece kelamın maksadına işaret edilmiştir. Ayrıca cümle, hüsn-i ibtidâ sanatının güzel bir örneğidir.

Kelama en güzel giriş şekillerinden biri de kelamın konusuyla alakalı bir şeyle başlamaktır. Böylece kelamın maksadına işaret edilmiş olur. Surenin bu ilk ayeti berâat-i istihlâl sanatının güzel bir örneğidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi) 

Surenin ilk ayeti ibtidaiyyedir.  وَ , kasem harfidir. Ayette, îcâz-ı hazif sanatı vardır. Muksemun bih olan  وَالضُّحٰىۙ  car mecruru, takdiri  اقسم (Yemin ederim) olan mahzuf fiile mütealliktir.

Kasemin cevabı olan muksemun aleyh 3. ayette gelmiştir.

Yüce Allah bu sûreye, duhâya yemin ederek başlamaktadır. Yemin, Arap edebiyatının önemli unsurlarından birisidir. Kur’an da Arap diliyle nazil olduğu için, Yüce Allah birçok surede onun en önemli ve etkileyici üsluplarından birisi olan kasem ifadelerini kullanmıştır. Belağatçılar وَالضُّحٰىۙ  ve benzerlerinde izmar (Arapça’da izmar, cümle öğelerinden birinin gizlenmesidir. Yani burada mana olarak “Rab” kelimesinin bulunduğu ve bunun gizli olduğu söylenmiştir) bulunduğunu, buna göre ayetin mecazi anlamının      وَ رَبُّ الضحى (Kuşluğun Rabbine yemin olsun) olduğunu söylemişlerdir.  وَالضُّحٰى  ifadesinin feth ile kıraat edilmesinde kuşluk vaktine itina ve tazim gösterildiğine işaret vardır.

وَالضُّحٰى  ifadesinin taklîl ile kıraat edilmesinde ise; yine kuşluk vaktine itina ve tazim gösterildiğine işaret edilmekle birlikte, bu vaktin, içinde ünsiyet kurulan bir vakit olduğuna atıf vardır. وَالضُّحٰى  ifadesinin imâle ile kıraat edilmesinde de kuşluk vaktinin, içinde ünsiyet kurulan ve varlıkların içerisinde huzur bulduğu bir vakit olduğuna işaret edilmekle birlikte, ondaki aydınlığın her şeyi kapladığına atıf vardır. (Zeynep Yılmaz Öztürk, Duha Suresinin Tahlili Tefsiri)

Cenab-ı Hak burada niçin özellikle  ضُّحٰى (kuşluk) vaktini zikretmiştir? 

Cevap: Bu hususta şu cevaplar verilebilir:

1) Kuşluk vakti, insanların bir araya geldikleri ve geceleyin, üzerinde meydana gelen ürkeklik ve yalnızlıktan sonra, kendilerine geldikleri bir zamandır. Bundan dolayı, Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber (sav)'e, "Vahyin kesilmesi sebebiyle, ürkekliğinden sonra artık vahyin nüzulünün kuşluğu doğmaya başlıyor" diye müjde vermiştir.

2) Bu vakit, Cenab-ı Hakk'ın, Hz. Musa (as) ile konuştuğu; Hz. Musa (as)'nın karşısına dikilen sihirbazların, imana gelip secdeye kapandıkları bir vakittir. Binaenaleyh sadece bir zarf olduğu için zaman, böylesine bir fazilet vasfını kazanmış ve bu vasfa bürünmüştür. Ya, bilfiil taatta bulunan insanın durumu nasıl olur. Bu, şu şekilde de ifade edilebilir: "Musa (as)'a ikram eden o yüce Zat, sana ikram etmemezlik eder mi, (Ey Muhammed) Secdeye kapanacakları bir biçimde, o sihirbazların kalpleri evirip-çeviren o yüce Allah, senin düşmanlarının kalplerini de çevirecektir" denilmek istenmiştir. (Fahreddin er-Râzî)

 
Duhâ Sûresi 2. Ayet

وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰىۙ  ...


Karanlığı çöktüğü vakit geceye andolsun ki,

وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰىۙ


Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayete  الضُّحٰى ‘ya matuftur. Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ve matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar.

Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir.  اِذَا  zaman zarfı mahzuf fiile mütealliktir. 

سَجٰى  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

إِذَا  şart manası taşıyan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir.

إِذَا : Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

إِذَا ‘dan sonraki şart cümlesinin fiili, mazi veya muzari manalı olur. Cevabı ise umumiyetle muzari olur, mazi de olsa muzari manası verilir: 

a)  إِذَا  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  إِذَا ‘nın cevap cümlesi, iki muzari fiili cezm edenlerin cevap cümleleri gibi mazi, muzari, emir, istikbal, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına  ف ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzari fiili cezm edenlerle aynıdır.

c)  Sükun üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

سَجٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.

وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰىۙ


الَّيْلِ  atıf harfi  وَ ‘la birinci ayetteki muksemun bih olan  الضُّحٰى ‘ya atfedilmiştir. Cihet-i camiâ tezâyüftür.

Şarttan mücerret zaman zarfı  اِذَا  kasem fiili  اُقْسِمُ ‘ya mütealliktir. اِذَا ‘nın muzâfun ileyhi olan  سَجٰى  cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

سَجٰىۙ  fiilinin  الَّيْلِ ‘ye nisbet edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan örtme fiili, geceye isnad edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır.

الضُّحٰىۙ - الَّيْلِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

İbn Hişâm,  وَالَّيْلِ ninَ başındaki  وَ ’ın atıf için de kasem (yemin) için de olabileceğini; ancak doğrusunun, birincisi, yani atıf  وَ ‘ı olması olduğunu, yoksa cevaba ihtiyacı olacağını söylemiştir. (https://tafsir.app/iraab-aldarweesh/92/21, Dervîş, İ’râbu’l-Kur’âni’l- Kerîm)

Gecenin özellikle zikredilmesinin nedeni; karanlığın fazla olduğu, sevenin sevdiğinden uzak olduğu, her türlü gözetleme ve laf taşımadan da güvende olunduğu bir vakit olmasına bağlanmıştır. (Âlûsî)

سَجٰى  kelimesinin sonundaki elifin aslı  وَ  olmasına rağmen bu kelime, Duhâ Suresindeki ayet sonlarının çoğunun elifle biten, ama  ى ’dan elife çevrilen kelimelerden oluşması nedeniyle Kur’an’da da  ى  şeklindeki elif ile yazılmıştır. (Âşûr) 

وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰىۙ [Sakinleştiği zaman geceye ki,] halk sakinleştiği zaman demektir ya da karanlığı koyulaştığı zaman demektir. Bu da  البحر سجوا  deyiminden gelir ki, denizin dalgaları sakinleşmektir. Geçen sûrede gecenin başa alınması, aslın böyle olmasındandır. Burada ise gündüzün başa alınması, şerefli olması bakımındandır. (Beyzâvî) 

“Sükûna erdi” , demektir. Kastolunan; onda insanların ve seslerin sükûna erişidir. Yeminin cevabı: مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰى [Rabbin seni terk etmedi, darılmadı da.] cümlesidir. (Nesefî, Medâriku’t Tenzîl Ve Hakâîku’t Te’vîl)

 
Duhâ Sûresi 3. Ayet

مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰىۜ  ...


Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.

Cebrâil aleyhisselâm Resûl-i Ekrem’e iki üç gün gelmeyince, müşrikler, “ Onun şeytanı gecikti” demişlerdi. Veya Resûlullah Efendimiz rahatsızlığı dolayısıyla iki üç gün gece teheccüd namazına kalkamadı. Bunu öğrenen müşriklerden bir kadın, Peygamber Efendimize “ Muhammed! İki üç gecedir şeytanın gelmediğine göre, umarım o seni terk etmiştir “ dedi. İşte bu olay üzerine Duhâ sûresi nâzil oldu. 
(Buhari, Teheccüd 4, Tefsir 93/1,2, Fezâilü’l-Kur’ân 1; Müslim, Cihad 114,115).

Riyazus Salihin, 487 Nolu Hadis
Abdullah İbni Mes’ûd radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hasır üzerinde yatıp uyumuştu. Uykudan uyandığında, hasır vücudunun yan tarafında iz bırakmıştı. Biz:
–Yâ Resûlallah! Sizin için bir döşek edinsek, dedik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:
“Benim dünya ile ilgim ne kadar ki? Ben bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonra da oradan kalkıp giden binitli bir yolcu gibiyim” buyurdular.
(Tirmizî, Zühd 44)

مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰىۜ


Fiil cümlesidir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. وَدَّعَكَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  رَبُّكَ  fail olup lafzen merfûdur. Kasemin cevabıdır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مَا  harfi atıf harfi وَ ‘la ilk  مَا ‘ya matuftur.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. 

قَلٰىۜ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  

وَدَّعَكَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  ودع ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰىۜ


Kasemin cevabı olan ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Menfî mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

Mazi fiil sebat, temekkün ve istikrar ifade eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

Bu cümlede fiil  لم  ile değil,  ما  ile olumsuzlanmıştır. Çünkü bu harf daha kuvvetlidir. ما فعل sözü  لقد فعل  cümlesini,  لم يفعل  sözü  فعل cümlesini olumsuzlar.  ما  harfi, mazi fiili olumsuzladığı zaman kasemin cevabı menzilindedir. (Sîbeveyhi, Kitap ve Samerrâî, BeyânÎ Tefsîr Yolu, c. 2, s. 262, Yasin/69)

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّكَ  izafetinde, Hz. Peygamber’e ait zamirin Rabb ismine muzâfun ileyh olması Peygamberimize tazim teşrif ve destek içindir.

Mütekellim Allah Teâlâ olduğu için Rabb isminde tecrîd sanatı vardır.

مَا قَلٰى  cümlesi kasemin cevabına matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

وَمَا قَلٰىۜ - مَا وَدَّعَكَ  ifadeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Hz.Peygambere aid  كَ  zamiri ihtimam için tekrarlanmıştır.

Kasemin cevabında mef’ûl hazf edilmiştir. (Darılmadı fiilinin mef’ûlu olan sana zamiri zikredilmemiştir). Böylece surenin başından sonuna kadar seci bozulmadan devam etmiştir. Bu belâgî sanatlar siyakın ifade ettiği manayı destekler. Bu mana da Rasulullah’ı (sav) övmek, makamını beyan etmektir. Bu hazif; surenin musikisinin devam etmesini, aklın bundan etkilenmesini, insanın içi içine sığmaz bir hâle gelmesini ve zikredilen diğer sanatlarla birlikte Peygamber Efendimiz’in (sav) mekanının tamamen ortaya çıkmasını ve vicdanlarda yer etmesini sağlamıştır.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Bedî İlmi)

Kasemin cevabı buradaki gibi menfi bir cümle ise, yine buradaki gibi lâmla birleşmez. (Âşûr) 

Tevcih, kıraat farklılıklarının anlamda meydana getirmiş olduğu değişikliktir.

قَلٰى  lafzındaki ى ’nın feth ile okunmasında; Allah tarafından Hz. Peygambere karşı bir darılmanın asla söz konusu olmadığına, böyle bir şeyin Allah ve Hz. Peygamber arasındaki muhabbetle bağdaşmayacağına işaret vardır.

قَلٰى  lafzındaki  ى ’nın taklîl ile okunmasında ise; Allah tarafından Hz. Peygambere karşı bir darılmanın az da olsa söz konusu olmadığına, zira böyle bir şeyin haşa Allah’ın, habibini hafife alması sayılacağına işaret vardır.

قَلٰى  lafzındaki  ى ’nın imâle ile okunmasında da; Allah tarafından Hz. Peygambere karşı bir darılmanın zerre kadar bile olmadığına, böyle bir şeyin haşa Allah’ın, habibini ziyadesiyle hafife alması sayılacağına işaret vardır. 

وَمَا قَلٰىۜ  cümlesi,  مَا وَدَّعَكَ  ifadesine matuftur. Hükmü de onun hükmü gibidir. 

مَا  harfi nefydir.  قَلٰى  ise mazi fiildir. Burada  كَ ‘in hazf edilmesi hususunda da şu izahlar yapılmıştır: 

1- مَا وَدَّعَكَ  ifadesindeki  كَ  ile yetinilerek, hazf edilmiştir. Bir de ayetlerin sonları yâ ile bitmektedir. Dolayısıyla, fasılaların birbirine uygun düşme hadisesi, كَ  in hazfedilmesini gerektirmiştir. 

2- Ayetin sonuna  كَ  getirilmeyerek ifadenin mutlak bırakılmasının faydası, "Rabbin sana gazab etmediği gibi, ashabından ve seni sevenlerden hiç kimseye de, kıyamete kadar buğz etmeyecektir..." şeklinde bir manayı vurgulamak içindir. Ve bu, Hz. Peygamberin, Kişi, sevdiğiyle beraberdir ifadesini gerçekleştirmek içindir.

Alûsî de Efendimize Allah’ın lütfu ve şefkatinin bir göstergesi olarak olarak menfi bile olsa kızma, darılma ifade eden bir fiilin nisbet edilmemesi için  كَ  zamirinin hazfedildiğini söylemiştir. Ya da Ferrâ’nın dediği gibi, fasılaların, yani ayet sonlarının uygunluğuna riayet etmek için, yine Ferrâ’nın ve Şihâb’ın naklettiklerine göre ise,  وَمَا قَلٰى  fiilinin mef’ûlü önce zikredilen  مَا وَدَّعَكَ  ile bilindiği için, kelamı kısaltmak amacıyladır. (Zeynep Yılmaz Öztürk, Duhâ Suresinin Tahlili Tefsiri)

Ayette Rab ile kastedilen de Allah’tır (cc). Allah’ı bu şekilde rubûbiyet unvanıyla zikretmek ve buna [Rabb’in] şeklinde peygamberi zamir olarak eklemek ise, hiç şüphesiz lütuftandır. Bununla bir nevi şu mana kastedilmiştir: Senin maslahatına kefil olan ve layık olduğun kemali sana tedrîcî yolla tebliğ eden Rabbin seni terk etmedi. (Âlûsî, Rûhu’l Me’ânî)

مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰى  [Sana darılmadı da” buğz etmedi de] ifadesinde mef’ûlün hazf edilmesi daha önce zikredilmesinden dolayı ihtiyaç kalmamasından ve ayet sonlarının tutması içindir. (Beyzâvî)

Burada, Resulullah (sav)'ın daha evla olanı (inşallah demeyi) terk ettiğine işaret vardır. Bu sebeple Resulullah'a kızılmamış ve gazaba uğramamıştır. Kendisine vahyin bir müddet gelmemesi, sırf onu eğitmek ve uygun olan yolu kendisine göstermek içindir. (Ruhu’l Beyan)

التوديع , aslında misafirin veda etmesi yani giderken kalanlara, hoşça kalın, Allah'a ısmarladık gibi vaat, bolluk, hoşluk, akıbet duasıyla bırakıp gitmesi ve böyle veda ile uğurlanması demek olup sonra mutlak şekilde terk edip bırakmak manasına da kullanılmıştır. Yüce Allah hakkında bu bildiğimiz mana ile veda ve uğurlama tasavvur edilemeyeceğinden burada da terk manasıyla tefsir edilmiştir. Surenin iniş sebebi de buna diğer bir karinedir. Yani, Rabbin seni bırakmadı, ve darılmadı. Bırakmaması dargınlıktan, öfkeden bırakmamak değil, rahmet ve yardımından dolayı bırakmamaktır. Çünkü bırakmamak iki şekilde olur: Birisi lütuf, birisi helak etme, kahretme ifade eder. (Elmalılı)

 
Günün Mesajı
Allah Teala İnşirah Sûresinde Allah Rasülü'ne sav manevi nimetlerini zikrederken, Duhân sûresinde Ahiret'e de yönelik olmak üzere dünyevi nimetlerini anmaktadır. Bu sebeple, 7. ayette, O'na hayatının bir safhası veya ânında yolunu buldurmuş olma kastedilmiş olabilir. Bununla birlikte, Allah Rasülü'nün sav hem risaletier önceki hayatına, hem de 4'üncü ayette buyrulduğu üzere, bir sonraki ânıyla karşılaştırıldığında bir önceki ânına atıfta bulunulduğunu da söyleyebiliriz. Bu âyet, Şûra Sûresi, 42/52—53 ayetleriyle birlikte ele alınabilir: İşte Biz sana (bütünüyle pak ve manevi) emirler âlemimizden (kalpleri ve zihinleri diriltici) bir ruh vahyettik. Yoksa sen, (içindeki bütün hükümleriyle) Kitap nedir, (tafsilatıyla) iman nedir bilecek değildin. Fakat Biz, o (Kitap ve imanı) bir nur kıldık ki, onunla kullarımızdan dilediğimizi hidayete erdiriyoruz. Ve şüphesiz sen, her bakımdan doğru bir yola kılavuzluk yapıyorsun, -Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O'na ait bulunan Allah'ın yoluna. Allah Rasülü sav, akide olarak hayatının hiçbir ânında yanlış yolda olmadı; hiçbir zaman günah işlemedi. Fakat risaletinden önce elbette risaletin, Allah'ın elçiliğinin yönlendiriciliği altında değildi. 
Sayfadan Gönüle Düşenler

 


Nefsi için yaşayana cömertlik ağır gelir. Elindekilerin tek ve hep sahibi olmak ister. Halbuki, bu mümkün değildir. Zira; ölümlü kişi sahip olduklarına ya da olmayı umduklarına bakarken, onların geçici olarak elinde kalacaklarını bilmelidir.

Kavgaların büyük bir kısmı, geçici dünyalık menfaatlerden dolayı çıkar. Kişi, elindekinin alınacağı korkusuyla aşırı öfkeyle ya da tepkiyle savunmaya geçer. Hayat son bulduğunda ise aslında bu tür kavgaların ne kadar boş olduğu anlaşılır.

Rivayet edilir ki;

[“Bir arife ya da alime sakinliğinin sebebini sorduklarında, hayatını beş esasa göre yaşadığını söyler: 

1)Benim rızkımı kimsenin yiyemeyeceğini anladım ve sakinleştim.
2)Allah’ın beni daima gördüğünü anladım ve haya ettim.
3)Benim işimi kimsenin yapamayacağını anladım ve çalışmaya koyuldum.
4)Anladım ki, işimin sonu ölümdür ve ona hazırlandım.
5)Anladım ki, iyilik ve kötülük kalıcıdır, dolayısıyla iyiliklerimi çoğalttım ve kötülüklerimi terketmeye çalıştım.”]

Allahım! Zamanımızı ve nefesimizi, nefsani heveslerden dolayı çıkan, faydasız dünyalık kavgalara harcamaktan muhafaza buyur. Mahşer günü, faydası dokunmayacak dünyalıklar için yaşamaktan ve onları aşırıya kaçarak sevmekten muhafaza buyur. Gönüllerimize cömertliği sevdir ve kolaylaştır. Gözü ve gönlü tok cömertlerden eyle.

Amin.

***

Gece karanlığının eşyaların üzerini örttüğü gibi işlediğimiz günahların, hatalı davranışlarımızın, kötü alışkanlıklarımızın, faydasız hallerimizin ve müslüman kimliğimize uymayan düşünce ve hislerimizin üzerini ört ve katından gelen şifa ile benliklerimizi iyileştir. Bize, Senin rızana ulaştıracak ve Sana kavuşturacak amelleri, halleri, alışkanlıkları, düşünceleri ve duyguları sevdir. 

Gündüz aydınlığının detayları ve hakikatleri gözler önüne serdiği gibi kalbimizin ve aklımızın üzerindeki karanlık zerrelerini nûr’un ile yok et. Sana itaat ve ibadete olan bağlılığımızı kuvvetlendirecek ayetlerin ardındaki hikmetleri göster ve bizi şeksiz şüphesiz sağlam bir iman ile Sana sarılanlardan eyle. Senin yolunda yavaşlatan, hatta alıkoyan ve iki cihandaki halimize zarar veren işler ve insanlar hakkındaki gerçekleri açığa çıkar. Bizi bu hakiki bilgilere göre gereken tedbirleri alanlardan ve adımları atanlardan eyle. Senin rızanı aramak ve kazanmakla aramıza giren, kalbimizin ve gözümüzün üzerine inen karanlığın perdelerini İman ve İslam nûr’un ile kaldır. 

Senin yolunda, Senin rızanı umarak yaptığımız işlerin boşa gittiği hakkında vesveseler veren nefsani hallerden muhafaza buyur. Senin yolunda koşanlara bilerek ya da bilmeyerek engel olmak cehaletinden ve bize engel olacak cahillerle karşılaşmaktan muhafaza buyur. Bizi Senin adın ile yaşayanlardan ve Senin adın ile çalışanlardan eyle. Senin adın ile ölenlerden ve Senin adın ile dirilenlerden eyle.

Amin.

Zeynep Poyraz: @zeynokoloji