وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ
وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ
وَ atıf harfidir. الْجَٓانَّ mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur.
خَلَقْنَاهُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur.
Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْ قَبْلُ car mecruru خَلَقْنَا fiiline müteallıktır.
قَبْلَ ve بَعْدَ muzâfun ileyhleri hazf edilince zamme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ نَارِ car mecruru خَلَقْنَا fiiline müteallıktır. السَّمُومِ muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur.
وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ
Ayet وَ ‘la خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ cümlesine atfedilmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. الْجَٓانَّ , iştigal olmak üzere mansubdur. Takdiri خلقنا [Yarattık.] olan mahzuf fiilin mef’ûlüdür. Cümle mahzufla birlikte, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mef’ûl fiilden önce gelir ve fiilin sonunda da bu mef’ûle ait bir zamir bulunursa bu duruma iştigal denir. (M. Meral Çörtü Nahiv s.282) İştigal mahzuf fiilin mef’ûlündedir.
وَالْجَٓانَّ ‘yi nasb eden خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ fiilinin tefsir ettiği gizli fiildir. Cini, insandan önce yarattık demektir. (Beyzâvî)
الْجَٓانَّ ’ı da daha önceden “yani, Âdem’in yaratılıştan önce yarattık.” Hasen der ki: Bununla İblis kastedilmektedir. Yüce Allah İblisi, Âdem (as)’dan önce yaratmıştır. Ona, الْجَٓانَّ adının verilmesi, gözle görülmeyip gözden saklı olmasındandır. (Kurtubî)
والجانَّ خَلَقْناهُ cümlesi Âdem (as) ve şeytanın askerleri arasındaki düşmanlığı daha iyi açıklamak için idmâc (bir araya getirip birbirine girdirmek) ve açıklama yolu ile gelmiştir. (Âşûr)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ cümlesi, tefsiriyye olarak fasılla gelmiştir.
Ayette fiil, mazi fiil sıygasında gelerek hudûs, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. (Vakafat, S.107)
مِنْ قَبْلُ kelimesinin muzâfun ileyhi mahzuftur. Kelimedeki ötre mahzuftan ivazdır.
İzafette mevsufun, bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri Ahkaf/20)
Ayetteki ilk مِنْ ibtidaiyye, ikincisi مِنْ ise ba’ziyye’dir. Bu kelimelerde tam cinas ve reddü'l-acüz ale's-sadr vardır.
السَّمُومِ - نَارِ - جَٓانَّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr vardır.
Müfessirler, Adem’in (as), insanın atası olması gibi, cinlerin atasının da can olduğu açıklamasını yapmışlardır.
Takdim ve tehir, bazen varlıkların dünyadaki kıdem ve öncelik sırasına göre gerçekleşir. Ayet ve suredeki söz diziminin bu esasa göre düzenlendiğini görürüz. Daha eski (kadîm) olanla başladıktan sonra diğerlerini getirir. Bu hususu Yüce Allah’ın وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ [Ben cinleri ve insanları, yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım!] (Zariyat/56) sözünde görmekteyiz. Allah Teâlâ, cinleri insanlardan daha önce yaratmıştır. Bunun delili de وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ [Ondan önce de cinni (n babası olan İblis‟i) öldürücü/zehirleyici ateşten/alevden yaratmıştık] (Hicr/27) şeklindeki ayettir. Dolayısıyla önce cinleri sonra insanları zikretmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, et-Ta‘bîru’l-Kur’ânî, s. 51-53)